Gelsin 2007 Bildiği Gibi Gelsin

Koca bir yıl geride kaldı… 12 ay, dile kolay.

Bir yıl daha mı yaşlandık yoksa, bu zaman bize çocukluğumuza dönmemize yardım etti ve bir yıl daha mı gençleştik?

Herkesin ayrı bir hikayesi var. Hepimizin…

2006′da hikayemiz biraz daha şekillendi. Belki tümden değişti ve yenisini yazmaya başladık.

Şimdi sırada 2007 var…

Ne mutlu kendi hikayesinin farkında olanlara. Ne mutlu sevdiklerinin yanında olup onların hikayesini anlamaya çalışanlara…

2006′nın bu son yazısında farklı bir şey yapalım. Burada paylaşalım hikayemizin dilediğimiz kısmını. Diğer okurların da duygularını alalım sonrasında.

1.) 2006 deyince ne hatırlıyorsun?

2.) Aynı soruyu, mutlu bir insan olarak, bir yıl sonra bugün nasıl cevaplamayı isterdin?

3.) Yüz yüze olsaydın, bir üstteki yorumu yazan kişinin verdiği cevaplara dayanarak ona ne derdin?

İşte benim cevaplarım: (Bu yazıya ilk yorumu yazacak kişi için de ben “bir üstteki kişi” olmuş oluyorum!)

» Yazının devamı

Ne Kadar Çok Yeni Arkadaşım Oldu.

Hatta bir çoğu ile dost bile olduk. Herşey bu blog ile başladı. O kadar samimi ve içten arkadaşlıklar ki… En çok işte bu yüzden bağlandım zaten blog olayına.

Tam bir sene önce bugün; 22 Aralık 2005′te doğdu Fikir Atölyesi.

Bugüne kadar 85 ayrı yazıyla merhaba demişiz birbirimize. Gelen 300′ün üzerinde mail ve 515 farklı yorumla da keyif almış, düşünmüş, karşılıklı etkileşmişiz. Ne güzel!

İlk aylarda günlük ziyaretçi sayısı 100′ü bulduğunda arkadaşlar toplaşıp party verirken, son aylarda günde ortalama 1.250, ayda 35.000 sevgili okurumu ağırlıyorum.

Mutlu oluyorum.

20 Soruluk Söyleşiler, Başarı Hikayeleri, Yeni Fikirler, AAAH!, Yorum Paylaşım gibi farklı mekanlarda konuşuyorum sizlerle. Konuk Yazarlarıma da ayrı bir bölmem var.

Oda sayımızın artması kaçınılmaz gözüküyor!

Yaratıcılık ve fark yaratma konularında ödün vermeden, her uğrak yerinde kendimden, hayatımdan da bir şeylerle lezzet katabiliyorsam ikramlara, ne mutlu bana.

Kucaklıyorum hepinizi teker teker. Sevgiyle kalın.

Ben Nasıl Yükseleceğim?

Geçenlerde büyük bir şirkette 6 yıldır orta kademe yöneticisi olarak çalışan bir arkadaşımla sohbetliyoruz. Artık bunaldığını, sürekli değişen yöneticilerine iş öğretmekten sıkıldığını, hak ettiğini düşündüğü bir üst basamak için kendisinin değerlendirilmemesinin ağrına gittiğini anlattı bana.

Hoş bir sohbetti, onun öğle arasıydı ve saat 14:00′deki toplantısına koşarak yetişmesi gerekiyordu. Sonra saat 15:00′de başka, 16:30′da başka ve 17:30′da başka bir toplantı onu bekliyordu. Yarınki ajandasının bugünden de beter olduğunu söylüyordu.

Şikayet eder gibi gözükse de, gözlerinde bu kadar yoğun bir ajandaya sahip olmanın verdiği ilginç bir mutluluk da vardı; öyle ya, bu kadar çok toplantıya davet edilen bir kişi önemli olmalıydı. Ağzından dökülenler sitem kelimeleri olsa da, gerçekte o kadar da şikayetçi değildi bence bu durumdan. Kendi yöneticine iş öğretiyor olmak esasında ona ayrı bir kıvanç veriyor olmalıydı, 6 yıldır aynı prestijli şirkette çalışıyor olmak da.

» Yazının devamı

Geride Nasıl Bir Miras Bırakmak İstersin?

Fikir Atölyesi’nde, 20 Soruluk Söyleşiler bölümünde hergün karşılaşmadığımız türde soruları, tanıdığım ve yaşamında fark yarattığına inandığım kişilerle yapıyorum. Bu aralar ise aklıma çok takılan bir soruya kendim cevap vermeye çalışıyorum (Sanırım sonunda ekleyeceğim bu soruyu oraya!):

Geride nasıl bir miras bırakmak istersin?

Zor bir soru. Düşünün biraz.

Hatta yazıyı okumaya bir-iki dakika ara verin.

» Yazının devamı

Red Light District, Marijuhana, Scooter Taxi ve GS

İlkini “Amsterdam’dan Canlı Kucak” yazısı ile yaptıktan sonra şimdi de son Hollanda gezimden aklımda kalan ve ilginizi çekebilecek bazı gözlemleri paylaşmak istiyorum.

Daha önceki seyahatlerimden ve Türkiye’de tanıdığım bazı Hollandalılardan dolayı evet onlar hakkında bir fikrim vardı. Ancak bu sefer (belki de Fikir Atölyesi’nde yazarım düşüncesiyle!) bazı davranışsal özellikleri daha çok dikkatimi çekti.

Bunlar kısaca;

- Yaptıkları işi sadece iş olarak görüp gözlerinde çok da büyütmemeleri,
- Ufak sorunları dert etmeyen düşünce şekillerindeki rahatlık,
- Abartsız doğallıkları.

Devamında da biraz Amsterdam’ın renklerinden ve PSV maçı için geçtiğim Eindoven’dan bazı gözlemlerimi aktaracağım.

» Yazının devamı

Amsterdam’dan Canli Kucak!

Su siralar 2006 yilinin ilk tatilini yapiyorum. PSV – Galatasaray macini bahane ederek Amsterdam’a geldim. Meger ne guzelmis tekrar uzaklara kacabilmek, bir haftaligina bile olsa…

Tatildeyken internet cafe’de bir bilgisayar karsisina gecmemi saglayan ise “Free Hug” [Bedava Kucak] olayi. Hani ilk kez sevgili Mehmet Dogan’in blogunda okuyup da gecenlerde Fikir Atolyesi’nde “Yorum Paylasim” ile altini cizdigim konu…

Okumaya devam etmeden once ‘yazinin devami’ndaki muhtesem videoyu bir izleyin. Biliyorsaniz da sorun degil, bir kez daha izleyin, inanin deger.

» Yazının devamı

Robin Sharma: En Büyük Risk, Risk Almamaktır.

- Tanıdığın en olumlu insan kendin ol.
- İçten ve samimi ol, her zaman (sesin titrese bile) gerçekleri söyle.
- Zamanında olman gereken yerde ol, geç kalma.
- Lütfen demeyi ve teşekkür etmeyi ihmal etme.
- Yapabileceklerinin altında söz ver, fazlasını yap.
- İnsanları onları ilk gördüğünden daha iyi bir durumda bırak.
- Arkadaş canlısı ve şevkatli ol.
- Birinci sınıf bir dinleyici ol.
- Diğer insanlara karşı tutkulu bir şekilde ilgili ol.
- Yüzünde gülümse eksik olmasın.

Katılmamak elde değil ancak bunlar (bu sıralama ile yazıldığı haliyle) benim değil, o meşhur Ferrari’sini Satan Bilge’nin, Robin Sharma‘nın lafları.

7 Eylül’de Borusan İstinye tesislerinde Robin Sharma’nın “Kendinizi Uyandırmak” Konferansına katıldım. D&R’ın sahiplendiği bu seminerden aklımda kalanları ve ayrıca Robin Sharma’nın bende iz bırakan bazı eski (kitapları ve röportajlarından) söylemlerini ve doğrularını şimdi sizlerle paylaşacağım.

Bir sonraki yazımda ise Robin Sharma hakkında kişisel izlenim ve düşüncelerimi yazacağım. Kendisini planlı bir strateji ile nasıl zekice konumlandırdığından, pazarladığından ve nasıl bu kadar ünlü (ve zengin) olduğundan. Kısaca, yarattığı kişisel başarı hikayesinden.

Şimdi dönelim verdiği mesajlara.

» Yazının devamı

Ayın Blogu Olmak.

Güzel bir duygu.

Bu hoşluğu yaşattıkları için Bloglar Alemi‘ne ve değerlendirmelerinden dolayı Manhem‘dan Fatih Taşkıran’a teşekkür ediyor, sözü Bloglar Alemi’ne bırakıyorum:

“Pazarlama bloglarının içinde ayrı bir yeri vardır. Mesleğimle ilintili olması bir yana, sürekli güzel işleri linkleyenleri saymazsak, genel itibariyle bir şeyler üreten ve bu ürettiklerini anlaşılabilir ve eğlenceli bir üslupla okurlarına aktaran ender bloglar çoğunlukla bu türden çıkar.

Atölye de ilk karşılaştığımda beni heyecanlandıran bloglardan biriydi. Tunç Kılınç adında biri, sadece pazarlamadan değil, hayata dair bir çok şeyden bahsediyor, uzadıkça -bilinenin aksine- daha da keyif alarak okunan yazılar yazıyordu.

Zaman geçtikçe Atölye hakkındaki düşüncelerim de doğrulandı. Atölye’de yayınlanan yazılar çoğaldıkça, siteye yeni bölümler eklenmeye devam etti. Bu durum, giderek daha da genişleyen, keyifli bir ortamın oluşmasını netice verdi.

‘Başarı Hikayeleri’, ’20 Soruluk Şöyleşiler’, ‘Yaratıcılık/Fikirler’, ‘Hayatın İçinden’, ‘Dikkatimi Çekenler’ gibi zevkle okunan, olgun fikir ürünü ve bilgilendirici yazılarla dolu bölümler, Fikir Atölyesi’ni tercih etmeniz için önemli nedenler arasında.

Atölye hakkındaki son gelişmelere gelince…

Her başarılı ve gelişen blog gibi Atölye de sonunda kabına sığamadı ve Blogger sistemini bırakıp kendi domainine geçti ve adını da ‘Fikir Atölyesi’ olarak değiştirdi. Sitede artık WordPress altyapısı kullanılıyor.

Yazarıyla hiç tanışmadığım halde neden hakkında bu kadar güzel şeyler yazdığımı merak ediyorsanız Fikir Atölyesi’ni görmelisiniz. Okurken bilgilenmek, bilgilenirken de eğlenip sıkılmamak ve güzel yazılar okumak istiyorsanız Fikir Atölyesi’ni sizlere de tavsiye ederim.”

Bilgisayar Bağımlısı Olmak İçin Kaç Megabayt Gerekiyor?

- Gecenin bir saati uyanıp su içmeye kalktığınızda mail’lere de bakmak aklınızdan geçiyor mu?

- Nerdeyse tüm hobileriniz artık bilgisayar ile mi ilintili?

- Birisi adresinizi sorduğunda aklınıza ilk gelen e-mail adresiniz olmaya başladı mı?

- İnternet’te aralıksız 3 saat geçirmeyi normal bir davranış olarak mı algılıyorsunuz?

- Saatlerce hiç yüz yüze karşılaşmadığınız kişilerle ‘chat’ yapıyor, bunlardan bazılarının gerçek cinsiyetini bile bilmeyip, sadece ‘nickname’leri ile yetinebiliyor musunuz?

- Flickr, YouTube, Digg veya del.icio.us olmadan bir günün geçmediği oluyor mu?

- RSS okuyucunuz da ‘bookmark’larınız kadar dolu ve içinden çıkılmaz bir hal almaya başladı mı?

- MSN sayesinde eskiden sık gördüğünüz arkadaşlarınızla yüz yüze temasınız azalmaya başladı mı?

- Toplantılarda gözünüzü önünüzdeki bilgisayarınızdan alamadığınız oluyor mu?

- Tatillerde bile aklınıza internet geliyor mu?

- Elde, kolda uyuşmalar, göz yorgunluğu ve bel ağrıları gündeme gelmeye başladı mı?

- Kendinize alabileceğiniz en güzel hediyenin 19-inch bir LCD monitör veya rahat bir bilgisayar sandalyesi olduğunu mu düşünüyorsunuz?

- Bir arkadaşınız size harika bir programdan bahsettiğinde, ve siz onun esasında bir televizyon programı olduğunu anlayınca hayal kırıklığı yaşıyor musunuz?

» Yazının devamı

Deneyimler.Net

Yeni bir blog açtık: Deneyimler.net

deneyimler.jpg

Nedir?” bölümü altında aynen şöyle tanımlıyoruz hedefimizi:

Bu blogun ortak yazarları, yani bizler; sizler gibi birer müşteriyiz.

Bir müşteri olarak ciddi sayıda ürün ve servisin gözlemcisi ve kullanıcısıyız hepimiz. Deneyimlerini paylaşacak bilgi, cesaret ve özgüvene sahip, “müşteri olma”nın ve “hizmet”in ne anlama geldiğini iyi bilen, pazarlama odaklı düşünen kişileriz.

Gördüğümüz, satın aldığımız ve tükettiğimiz farklı markaların, bize yaşattıkları deneyimleri sadece kendi aramızda ya da arkadaşlarımıza anlatmakla yetinmek istemedik. İstedik ki deneyimlerimiz bir “anı”dan daha öteye gitsin.

Okuyarak ya da duyarak değil; bizzat deneyimlediğimiz, bizde olumlu veya olumsuz iz bırakan her şeyi paylaşmak istiyoruz. Bir lokantada öğle yemeği, bir havayolu şirketi ile seyahat, bir banka şubesindeki işlem de konu olabilir burada, bir web sitesi de, köpek maması da, içecek, giyim veya kozmetik markası da?

Fark yaratan deneyimlerde neden memnun kaldığımızı paylaşacağız ki herkes bilsin; örnek olsunlar.

Memnun kalmadıklarımız için de, yine nedenleriyle ortaya çıkacak;
öneriler sunacak, seviyeli ancak samimi bir diyalog kurmaya çalışacağız. Çünkü amacımız şikayet etmek değil, yapıcı olmak?

Sadece sizler, bizler; yani müşteriler için ciddi ve samimi bir paylaşım noktası değil, aynı zamanda marka sahibi firmaların da yakından takip ettikleri, hatta katıldıkları bir blog olmak adına çıktık yola bir kere?

Çünkü “Deneyimler.Net” olsun istiyoruz!

Bu da “Ne Değildir?“, yani ne olmadığımız.

Sizi de deneyimlerinizi paylaşmaya bekleriz.

7 / 9« İlk...56789