Robin Sharma: En Büyük Risk, Risk Almamaktır.
- Tanıdığın en olumlu insan kendin ol.
- İçten ve samimi ol, her zaman (sesin titrese bile) gerçekleri söyle.
- Zamanında olman gereken yerde ol, geç kalma.
- Lütfen demeyi ve teşekkür etmeyi ihmal etme.
- Yapabileceklerinin altında söz ver, fazlasını yap.
- İnsanları onları ilk gördüğünden daha iyi bir durumda bırak.
- Arkadaş canlısı ve şevkatli ol.
- Birinci sınıf bir dinleyici ol.
- Diğer insanlara karşı tutkulu bir şekilde ilgili ol.
- Yüzünde gülümse eksik olmasın.
Katılmamak elde değil ancak bunlar (bu sıralama ile yazıldığı haliyle) benim değil, o meşhur Ferrari’sini Satan Bilge’nin, Robin Sharma‘nın lafları.
7 Eylül’de Borusan İstinye tesislerinde Robin Sharma’nın “Kendinizi Uyandırmak” Konferansına katıldım. D&R’ın sahiplendiği bu seminerden aklımda kalanları ve ayrıca Robin Sharma’nın bende iz bırakan bazı eski (kitapları ve röportajlarından) söylemlerini ve doğrularını şimdi sizlerle paylaşacağım.
Bir sonraki yazımda ise Robin Sharma hakkında kişisel izlenim ve düşüncelerimi yazacağım. Kendisini planlı bir strateji ile nasıl zekice konumlandırdığından, pazarladığından ve nasıl bu kadar ünlü (ve zengin) olduğundan. Kısaca, yarattığı kişisel başarı hikayesinden.
Şimdi dönelim verdiği mesajlara.
Ayın Blogu Olmak.
Güzel bir duygu.
Bu hoşluğu yaşattıkları için Bloglar Alemi‘ne ve değerlendirmelerinden dolayı Manhem‘dan Fatih Taşkıran’a teşekkür ediyor, sözü Bloglar Alemi’ne bırakıyorum:
“Pazarlama bloglarının içinde ayrı bir yeri vardır. Mesleğimle ilintili olması bir yana, sürekli güzel işleri linkleyenleri saymazsak, genel itibariyle bir şeyler üreten ve bu ürettiklerini anlaşılabilir ve eğlenceli bir üslupla okurlarına aktaran ender bloglar çoğunlukla bu türden çıkar.
Atölye de ilk karşılaştığımda beni heyecanlandıran bloglardan biriydi. Tunç Kılınç adında biri, sadece pazarlamadan değil, hayata dair bir çok şeyden bahsediyor, uzadıkça -bilinenin aksine- daha da keyif alarak okunan yazılar yazıyordu.
Zaman geçtikçe Atölye hakkındaki düşüncelerim de doğrulandı. Atölye’de yayınlanan yazılar çoğaldıkça, siteye yeni bölümler eklenmeye devam etti. Bu durum, giderek daha da genişleyen, keyifli bir ortamın oluşmasını netice verdi.
‘Başarı Hikayeleri’, ‘20 Soruluk Şöyleşiler’, ‘Yaratıcılık/Fikirler’, ‘Hayatın İçinden’, ‘Dikkatimi Çekenler’ gibi zevkle okunan, olgun fikir ürünü ve bilgilendirici yazılarla dolu bölümler, Fikir Atölyesi’ni tercih etmeniz için önemli nedenler arasında.
Atölye hakkındaki son gelişmelere gelince…
Her başarılı ve gelişen blog gibi Atölye de sonunda kabına sığamadı ve Blogger sistemini bırakıp kendi domainine geçti ve adını da ‘Fikir Atölyesi’ olarak değiştirdi. Sitede artık WordPress altyapısı kullanılıyor.
Yazarıyla hiç tanışmadığım halde neden hakkında bu kadar güzel şeyler yazdığımı merak ediyorsanız Fikir Atölyesi’ni görmelisiniz. Okurken bilgilenmek, bilgilenirken de eğlenip sıkılmamak ve güzel yazılar okumak istiyorsanız Fikir Atölyesi’ni sizlere de tavsiye ederim.”
Bilgisayar Bağımlısı Olmak İçin Kaç Megabayt Gerekiyor?
- Gecenin bir saati uyanıp su içmeye kalktığınızda mail’lere de bakmak aklınızdan geçiyor mu?
- Nerdeyse tüm hobileriniz artık bilgisayar ile mi ilintili?
- Birisi adresinizi sorduğunda aklınıza ilk gelen e-mail adresiniz olmaya başladı mı?
- İnternet’te aralıksız 3 saat geçirmeyi normal bir davranış olarak mı algılıyorsunuz?
- Saatlerce hiç yüz yüze karşılaşmadığınız kişilerle ‘chat’ yapıyor, bunlardan bazılarının gerçek cinsiyetini bile bilmeyip, sadece ‘nickname’leri ile yetinebiliyor musunuz?
- Flickr, YouTube, Digg veya del.icio.us olmadan bir günün geçmediği oluyor mu?
- RSS okuyucunuz da ‘bookmark’larınız kadar dolu ve içinden çıkılmaz bir hal almaya başladı mı?
- MSN sayesinde eskiden sık gördüğünüz arkadaşlarınızla yüz yüze temasınız azalmaya başladı mı?
- Toplantılarda gözünüzü önünüzdeki bilgisayarınızdan alamadığınız oluyor mu?
- Tatillerde bile aklınıza internet geliyor mu?
- Elde, kolda uyuşmalar, göz yorgunluğu ve bel ağrıları gündeme gelmeye başladı mı?
- Kendinize alabileceğiniz en güzel hediyenin 19-inch bir LCD monitör veya rahat bir bilgisayar sandalyesi olduğunu mu düşünüyorsunuz?
- Bir arkadaşınız size harika bir programdan bahsettiğinde, ve siz onun esasında bir televizyon programı olduğunu anlayınca hayal kırıklığı yaşıyor musunuz?
Deneyimler.Net
Yeni bir blog açtık: Deneyimler.net

“Nedir?” bölümü altında aynen şöyle tanımlıyoruz hedefimizi:
“Bu blogun ortak yazarları, yani bizler; sizler gibi birer müşteriyiz.
Bir müşteri olarak ciddi sayıda ürün ve servisin gözlemcisi ve kullanıcısıyız hepimiz. Deneyimlerini paylaşacak bilgi, cesaret ve özgüvene sahip, “müşteri olma”nın ve “hizmet”in ne anlama geldiğini iyi bilen, pazarlama odaklı düşünen kişileriz.
Gördüğümüz, satın aldığımız ve tükettiğimiz farklı markaların, bize yaşattıkları deneyimleri sadece kendi aramızda ya da arkadaşlarımıza anlatmakla yetinmek istemedik. İstedik ki deneyimlerimiz bir “anı”dan daha öteye gitsin.
Okuyarak ya da duyarak değil; bizzat deneyimlediğimiz, bizde olumlu veya olumsuz iz bırakan her şeyi paylaşmak istiyoruz. Bir lokantada öğle yemeği, bir havayolu şirketi ile seyahat, bir banka şubesindeki işlem de konu olabilir burada, bir web sitesi de, köpek maması da, içecek, giyim veya kozmetik markası da?
Fark yaratan deneyimlerde neden memnun kaldığımızı paylaşacağız ki herkes bilsin; örnek olsunlar.
Memnun kalmadıklarımız için de, yine nedenleriyle ortaya çıkacak;
öneriler sunacak, seviyeli ancak samimi bir diyalog kurmaya çalışacağız. Çünkü amacımız şikayet etmek değil, yapıcı olmak?
Sadece sizler, bizler; yani müşteriler için ciddi ve samimi bir paylaşım noktası değil, aynı zamanda marka sahibi firmaların da yakından takip ettikleri, hatta katıldıkları bir blog olmak adına çıktık yola bir kere?
Çünkü “Deneyimler.Net” olsun istiyoruz!“
Bu da “Ne Değildir?“, yani ne olmadığımız.
Sizi de deneyimlerinizi paylaşmaya bekleriz.
Fikir Atölyesi olduk!
[Atölye] Tunç Kılınç olarak yedi ay boyunca kullandığımız www.atolye.blogspot.com adresimizi www.fikiratolyesi.com olarak değiştirdik.
Burası; Fikir Atölyesi.
Yeni tasarım her ne kadar bir ‘template’ olsa da, üzerinde yaptığımız değişiklikler ve eklediğimiz modüllerle neredeyse herşeyi yeni baştan yazdık. Tek bir amacımız vardı; daha kullanışlı ve sade bir tasarım oluşturmak.
Büyük katkısı ve sabrı için Selim Yörük‘e burdan içten teşekkürlerim gidiyor.
Görüşleriniz değerli.
Gösterdim. Gördü mü?
Söyledim… duydu,
Duydu… doğru anladı,
Anladı… hak verdi,
Hak verdi… inandı,
İnandı… uyguladı,
Uyguladı… sürdürecek…
anlamına gelir mi herzaman?
Başarmış Olmak Ne Demek?
“Başarmış olmak” geride bırakılabilecek en anlamlı ve en değerli miras olabilir mi?
Hırs dolu bugünkü dünyamızda yatların boy uzunluğu, katların sayısı, arabaların markası, şirketteki odaların büyüklüğü gibi duygudan tamamen uzak kriterler midir başarı?
Marketing Post‘tan sevgili Cengizhan bloguna konuk yazar olarak bir yazı göndermemi rica edince, bu aralar beni sıkça meşgul eden “başarı” ve “başarmış olmak” hakkında bir şeyler karalamak geldi içimden.
Hayat Bir Nehirmiş !
10 Ağustos 2005′de hayallerinin peşinden koşmak için çıktığı yolculuğu 25 Mayıs 2006′da bitirdi Barış Akkiriş. Yalnız başına 9.5 ay dolaştı dünyayı, bir uçtan diğer uca; 75 bin km yol demekti bu.
“Şimdi yapmazsam ne zaman yapacağım” diyen iç sesi ve hayalleri daha baskın çıktı. Yoksa büyük bir şirkette keyif aldığı bir işi vardı.

Onlarca ülke, yüzlerce insan tanıdı; kendi dışında da bir hayat olduğunu yaşayarak gördü. “Dünya ve kendim hakkında yeni fikirlerim – duygularım var. Yani belki oradalardı zaten de, ben yeniden keşfetim… Hayat bir nehirmiş! Bazen ellerini bırakmak gerekiyormuş.” diyor.
Yolculuğunun yedinci ayında “20 Soruluk Söyleşiler“de konuğumuz olmuştu. Şimdi de o nehirde gördüklerini anlatsın istedik.
Sorduk; Barış da cevapladı:
Eşinle Gel; Birbirinizi Oyalarsanız!
İliklerimize kadar işlemiş klişeler var günlük yaşantımızda. Farkında bile değiliz ki sorgulayalım.
Bir davetiye alıyorsunuz; düğün, açılış, party, her neyse. Üzerinde ’sayın falanca falanca ve eşi.’ Davet eden sizin evli olmadığınızı biliyorsa (ve bu durumda sizi hala davet ediyorsa) bu durumda zarfta sadece sizin isminiz yazıyor.
Herneye davet ediliyorsanız ve beni yalnız değil, eşimle çağırıyorsanız; bunun tercümesi şunlar olabilir mi?:
Sende Ne Değişmiyorsa, Sen O’sun…
Yaşadığımız toplumun bizden istedikleriyle ve hatta acımasız yaptırımlarıyla, beklentilerimiz hep yukarı çekilmeye, olmayan sorunlar da sorun olmaya başlamıyor mu?
Meğer bilinmeyen, açığa çıkmayı bekleyen ne çok arzularımız varmış bizim. Karmaşıklaşmaya başladıkça herşey, başlıyoruz ödünler de vermeye; en çok da basit olmaktan, basit yaşamaktan oluyor bu fedakarlıklar. Boğuluyoruz kendi yarattığımız sorunların içinde.
Sonra da düşüyoruz çözümün peşine, adına da “değişim” diyerek. O ilk halimizi, saf halimizi arıyoruz bilmeden. Yaşlandıkça öğreniyoruz tekrardan küçülmeyi. Mutlu oluyoruz becerebildiğimiz, özümüze dönebildiğimiz ölçüde.

