Bizler Tarihin Üvey Evlatlarıyız.
İnternet bizi popüler olma sevdasına mahkum etti; ihtiyacımız olmayan sitelere üye oluyor, sağda solda resim ve ileti yayınlıyoruz. Klavye bizim için artık üzerinde tuşları olan basit bir alet olmaktan çıkıp en büyük silahımız oldu.
Tıpkı SBS, ÖSS ve KPSS gibi aptal sınavların bizi esir aldığı gibi…
Başkalarının gözünde başarılı olma sevdasına; ihtiyacımız olmayan formülleri ezberliyor, nefret ettiğimiz dershanelere tıkışıyor, test kitaplarıyla sınanıyoruz. Okul hayatı bizim için artık yeni şeyler öğrenme ve dostluklar kurma hevesinden çıkıp, koyun olmayı öğrendiğimiz veya cv’de yazacağımız diploma sevdasına döndü.
Bizler tarihin üvey evlatlarıyız, hayatın sokak yerine internette veya kurslarda döndüğüne inandırıldık. Bizler ne büyük bir savaş yaşıyoruz, ne de büyük buhran. Bizim savaşımız ruh dünyamızda; bizim en büyük buhranımız kendi hayatlarımız.
Başkalarının bize uygun gördüğü hayat için büyütüldük ve bir gün hepimiz onların koyun güdülen dünyalarında önemli kahramanlar olacağına inandırıldık. Ama olmayacağız ve bu gerçeği yavaş yavaş öğreniyoruz ve feci şekilde asabımız bozulmuş durumda.
TayLan DurLen!
İsyan Kulübü, Çaycı.
Güncelleme (16 Haziran 2009, 19:45):
» Yazının devamı
Ne Mutlu Böyle Deli Olmaya!
27 Şubat’ta “hadi bir oyun oynayalım” diye başlayan Faili Meçhul Kıyak Hareketi’miz bugün üçüncü ayını bitirmiş. Bu hareket bugün büyüyerek devam ediyorsa bunun tek sorumlusu sizsiniz!
Fikir Atölyesi‘nde FMK ile ilgili bundan önce yazılan dört yazıya, toplamda 950′den fazla yorumla fikir beyan ettiğiniz için,
Kendi site veya bloglarınızda hareketi içtenlikle desteklediğiniz için,
Facebook benzeri sosyal ağlarda, ekşi sözlük tadında ortak içerik üretilen sitelerde, friendfeed ve twitter gibi paylaşım sitelerinde, msn iletilerinde, forumlarda ve mail’lerde paylaştığınız için,
Oyunun özünün “karşılık beklemeksizin, tanımadığımız kişilerin yüzünü gülümsetmek” olduğunu bilip, devamını sağlamak için de oyun kartlarını basıp cüzdanda taşıdığınız için,
Verdiğiniz FMK fikirleri ile kişileri yaratıcılığa teşvik edip, yaptıklarınızla cesaretlendirdiğiniz için,
Diğer tarafta, gündelik hayatta her gün yapabileceğimiz sayısız basit fmk’lar olduğunu gösterdiğiniz için,
Bu gelişmeler paralelinde önce radyoların, ardından basının ve en son da televizyonların dikkatini çekip, daha büyük kitlelere ulaşmasını sağladığınız için,
Yakında daha da büyük kitlelere ulaşmasına yardımcı olacak, kendi alanında en büyük kurumlardan biriyle ortak, 1.5 aydır FMK odaklı bir proje hazırlamamıza vesile olduğunuz için,
Evet, birilerinin yüzünü gülümsettiğiniz için, sorumlu sizsiniz!
Hey Sen! Bana Hiç Umut Olmadığını Söyleme…
- Tek kişilik yatakta sevişmek artık aklına dahi gelmiyor.
- Buzdolabında bira ve koladan çok, yiyecek var.
- Yazın sabah saat 6:00 yattığın değil, uyandığın saat.
- Arkadaşların için “çıkıyor” veya “ayrılıyorlar” yerine; “evleniyorlar” veya “boşanıyorlar” demeye başladın.
- Kot pantalon ve kazak artık “ciddi giyimden” sayılmıyor.
- Evde yüksek sesle müzik dinlerken “komşular acaba ne der” demeye başladın.
- Evdeki kedi veya köpeğe “kalan artık” yemek yerine, veterinerden alınmış diet mamaları vermeye başladın.
- Kanepede uyumak artık sırtını ağrıtıyor. En son yerde uyuduğun zamanı hatırlamıyorsun bile.
- Ucuz şarap artık güzel gelmiyor.
- Akşam yemeği ve sinema, sevgilinle çıktığında yaptığın en önemli etkinlik. » Yazının devamı
Sen Terfi Beklerken, Onlar Facebook Profiline Bakıyor!
Çok farklı yaş gruplarından arkadaşlarım var, ancak en çok da 18-24 arasından… Bu gruba bayılıyorum, bana hayat enerjisi veriyorlar. 25-35 arasındakilerin çoğu ise iş hayatının acımasız rekabetinde sıkışıp, bunalanlar genelde. Özellikle profesyonel olarak kurumsal bir şirkette çalışanlar.
Hayatın (bence) en güzel yaşlarında ÖSS kabusuyla boğuş. Dershane, okul, ev üçgeninde kaybettirilen harika yıllar… Sonra atabiliyorsan kapağı, başladın bir üniversiteye. “Ne iş yaparsam bana hobi gibi olur, müthiş keyif alarak çalışırım, iş bana ‘iş’ gibi gelmez” karar verme şansı olmadan kazanılan bir bölüm. [ÖSS sisteminin rezaleti.]
Ve mezuniyet sonrası cv hazırlama, iş başvuruları, mülakatlar… Ve kurumsal bir şirkete atılan ilk adım ve devamında yükselme hayalleri…
Bu kurumsal şirketlerin çoğunda olan bir “performans değerlendirme” sistemi var. Bağlı olduğunuz yöneticinin bir form eşliğinde sizinle bire bir yaptığı görüşmeler… Genelde senede bir yapılan, not pazarlığı şeklinde geçen, gelişime açık alanların atlandığı, atlanmasa bile “şu yönlerini geliştir” demenin ötesine geçmeyen konuşmalar bunlar…
İyi de ben bu yönlerimi nasıl geliştireceğim? Sen ey yöneticim, bana nasıl destek vereceksin, nasıl imkan veya fırsatlar sunacaksın? Onlar yok, sadece “geliştir, seneye öyle gel karşıma!”
Kendimle Yüzleşmek.
Farkettim ki eli yüzü düzgün insanların “çekicilikleri” bende ne büyük bir “hayranlık” uyandırıyormuş.
Meğer ben hiç “güzelliği” doyasıya yaşamamışım ki.
Farkettim ki “başarı hikayeleri” bende ne abartılı heyecanlar yaratıyormuş.
Meğer ben hiç büyük bir “zafer” elde etmemişim ki.
Farkettim ki “umut” kelimesinin anlamı bende ne sığmış.
Meğer ben hiç “umutsuzluğa” düşmemişim ki.
Farkettim ki ben kendi küçük dünyamda ne mutluymuşum.
Meğer ne ufakmışım ben.
Andy Warhol: Hakkınızda yazılanları önemsemeyin. Sadece uzunluklarını ölçün!
“Andy Warhol hakkında her şeyi bilmek isterseniz; resimlerimin, filmlerimin ve benim dış görünüşüme bakmanız yeterli. İşte ben oradayım. Arkasında hiçbir şey yok.”
Var var… Bak ikidir geliyorsun, bir dünyalı ile konuşmayı özlemişsin besbelli :) Neyse, sen bu işlere önce grafiker olarak başlamıştın, değil mi?
“Grafiker olarak çalışmaya bayılıyordum. Ne yapmam gerektiğini, nasıl yapmam gerektiğini söylüyorlardı. Ben ise sadece düzeltme yapıyor, onlar da evet veya hayır diyorlardı. Zor olan şey ise, yavan şeyler için hayal kurmak zorunda kalıp bunları tek başına yapmak.”
Nefes Alan Soluk
Jonathan Keller isimli bir tasarımcıya denk geldim bugün. Ekim 1998 tarihinden beri, inatla her gün kendi portre resmini çekiyor. Aynı açıdan. On yılı aşkın bir süredir, her gün!
JK Keller‘in bu azmi ona birçok ödül kazandırmış olsa da, asıl dikkat çeken tabii ki “zaman”ın bizi nasıl değiştirdiği. Fiziksel değişim bildiğimiz ve (hatta birçoğumuzun kabullendiği!) bir gerçek, ancak yine de bunu bir buçuk dakikalık bir video’da izlemek etkileyici.
Önce izleyelim, sonra bir şeyler söyleyeceğim! (video’da ilk 8 yılı var.)
Andy Warhol: Hayatta başımıza gelenleri televizyon seyreder gibi izliyoruz.
Lara Fabian’ı izledikten sonra içimden şunu demiştim: “Her sanatçı bu duyguyu en az bir kere yaşamalı.”
Her gün defalarca aynı performansı izlemekten bıkmıyor, Lara’nın yaşadığını yaşamayanların “sanatçılığını” bile sorgular olmuştum.
İleri gitmiştim. Boyumu aşan işlerdi bunlar.
Tam o esnada Andy Warhol uğradı! [Kafayı yeme belirtileri, mazur görün!]
Tunç dedi, “bir şeye çok uzun bakarsın, onun bütün anlamı kaybolur.”
Hafif ürperdiğimi hatırlıyorum!
Ben de hazır yakalamışken, bırakmadım‘ [Sonuçta o, Gore Vidal'ın "60 I.Q.'ya sahip tanıdığım en büyük dahi" dediği adamdı. 'Pop art'ın öncüsüydü.]
Çırılçıplak Ruhuma Teslim Olasım Geldi.
orada olasım,
fransızca öğrenesim,
çocuk olasım,
sarılasım,
savaşanlara lanet edesim,
avazı çıkana kadar bağırasım,
ağlayasım geldi doya doya…
o sahnede,
o şaşkınlıkta,
o duygu selinde,
boğulasım…
Hayat, siz bir şeyler becermek için planlar yaparken, kaçırdıklarınızdır.
A: Tunnçç :)
T: (:
A: hayatımda ilk kez düzgün bir dergide yazıyorum.
al görürsen bir yerde. adı: ___
T: tamam alırım tabii ki
bu arada neden telefonlarını açmıyorsun
sonradan aramıyorsun da…
A: yılbaşını ucu ucuna görebildim.
kafam odun gibiydi.
T: ne biçim adam oldun sen istanbul’a gelince?
» Yazının devamı

