Sabahları Yanınıza Gelebilir miyim?
“Hangi Yönünü Çok Seviyorum Biliyor musun?” ile duyurup, “İlk Cinsel Deneyim” ile başladığımız yazı dizimize devam ediyoruz. Hatırlarsınız; konumuz bir anne.
Anne ilk eşinden boşandığında erkek çocuk henüz bir yaşında. 6 yıl sonra gelen ikinci eş bir yabancı ve Türkçe bilmiyor. Evlendiğinde çocuk 7 yaşında. (Bu sıralarda o geceleri halen annesi ile uyumaktan büyük keyif alıyor.)
Anne, evlilik kararına vardığını çocuğa açıklamadan önce, onların tanışmasını ve doğal ortamlarda birlikte vakit geçirmelerini sağlıyor. Böylelikle birbirlerine karşı ilişkilerini gözlemlemiş oluyor. Bu arada yeni eşine de duruşunu baştan net olarak ifade ediyor: “Ya onunla geçinirsin ya da bu iş yatar, başka bir alternatif yoktur.”
Ve çocuğa evlilik kararının açıklanma süreci, biraz da zamana yayılarak aşağıdaki diyaloglar çerçevesinde gelişiyor:
İlk Cinsel Deneyim.
Ben “süper bir anne değilim” demesiyle başladığımız sohbet, zaman yetmediğinden yarım kaldı. Geçenlerde “Hangi Yönünü Çok Seviyorum Biliyor musun?” yazısı ile duyurduğumuz bu konuya şimdi başlıyor ve ilerleyen günlerde de devamını getiriyoruz!
“Kimse benim kendimi mükemmel bir anne olarak gördüğüm fikrine kapılmasın. Böyle bir mükemmellik yok. Bir şeylere ciddi emek vererek yapmaya çalışan ve sonuçlarını alan bir annenin deneyimleri bunlar sadece. Bugün hatalarıyla dehalarıyla, başarılarıyla başarısızlıklarıyla hayata sımsıkı yapışmış ve ne istediğini bilen, pes etmek nedir bilmeyen, mücadeleci bir genç var karşımda ve ben ona bayılıyorum. Bu ilişkiyi, tek bir kişinin bile bakış açısını zenginleştirmesi adına ufak bir katkımız olabilmesi inancıyla paylaşıyorum” diyor.
Kendisini ise şanslı adlediyor, çünkü büyürken annesinden öğrendiği çok şey olmuş. Ancak yetinmemiş, hep üzerine bir şeyler koyma çabasında olmuş. Okumuş, gözlemlemiş, araştırmış, konuşmuş, tartışmış…
O, çocuk yetiştirmenin çocuk üzerinde deneyler yapılarak öğrenilmeyecek kadar ciddi bir konu olduğunun farkında. [Bu anne'nin beni bu denli etkilemesinin nedeni de bu olsa gerek.]
Hangi Yönünü Çok Seviyorum Biliyor musun?
Bir anneyi dinledim bu gece. Saatlerce hem de. İlk kocasından bir erkek, ikinci kocasından bir kız çocuğu sahibi. İş kadını, halen üst seviyelerde lider bir yönetici. Hem iş kadını, hem bir anne…
Canım kadar sevip bu sevgimi yeterince gösteremeden kaybettiğim annem geldi sık sık gözümün önüne. Babam geldi; şu an evinde emekli hayatı geçirip, hayatının geri kalanını dinlenerek geçirmeyi tercih eden babam.
Sonra bu gece konuştuğum o anne. Bir yerlerde okuyup, kulaktan duyma bildiğim sağlıklı anne-çocuk ilişkisinin nasıl hayata geçebildiğine şahit oldum. Etkilendim, gurur duydum…
Demek ki oluyormuş dedim kendi kendime… Sevginin her şeyin başı olduğunu ama tek başına neden yetmediğini anladım bu gece.
Bir Gün Hepimiz Metallica Olacağız!
“Led Zeppelin, Pink Floyd, Metallica. Bunlardan birinin konserinde ve kulisinde olmak.”
“Nefesimi Kesecek Anlar…”da yazmışım zamanında. Listeden biri gerçek oldu. Kulis kısmı olmasa da, Metallica İstanbul konserini önlerden izleme fırsatı buldum.
Konseri özetliyorum: muh-te-şem! Anlatmaya kelimelerin yetmediği, yaşanılması gereken… Bittiğinde pek bir şey hatırlamadığınız ama yaşadıklarınızın esasında beyninizin derinliklerine kazıldığını bildiğiniz anlar.
Bu adamlar yaşlanmıyor mu? Veya bu adamlar sahne performansından zaman içinde bir şey kaybetmiyor mu? Hayır; kaybetmiyorlar.
Çünkü aşıklar yaptıkları işe…
Okşayan Eli İtip, Tekmeleyen Ayağı Neden Öper İnsanoğlu?
İnsanız ve insan olmanın da sanırım gedikleri var. Onlar bizim açık noktalarımız. Programlama dilinde geçen ‘bug’lar gibi…
“Kaçanın kovalanması, kovalananın kaçtıkça değere binmesi” çoğumuzun defalarca yaşadığı, yaşarken pek anlamasak da, sonradan hep onay verdiğimiz bir önerme.
Doğru. Gönül kaçanı kovalıyor gerçekten.
Birini seviyorsunuz (çokca sevgili anlamında olsa da, bir arkadaş için bile olabilir) o da bunu anlayınca kaçmaya başlıyor sizden.
Taparsan tepilirsin, tepersen tapılırsın (sanırım bu arkadaşlar arasında “4s” olarak geçen kuralın en düzgün yazım şekli!)
Kötü davranmanın prim yaptığını bilen bir kaçan, kötü davranılmaktan keyif alan bir kovalayan!
» Yazının devamı
Theo’nun Hatırlattıkları.
Geçen hafta kısa bir kaçamak yaptım. Bugüne kadar çok duyup hiç görme şansım olmayan Barselona’ya. Yalnızdım. Tercihim bu yöndeydi. Bol bol yürüyüp yeni şeyler keşfetmek için sonsuz özgürlüğü ve kimseye bağlanmamayı seviyorum arada. İyi de oluyor…
Neyse, gelelim Barça’ya…
İstanbul’la çok benzer bir iklime sahip ve deniz kenarında. Neredeyse tek benzerlikler de bunlar.
İnsanları mutlu genelde. Taksi şöförü siz arabaya binince, radyonun sesini kısmayıp şarkısını söylemeye devam ediyor. Dinlediğimiz ise eğlenceli flamenko şarkıları…
Katalan milliyetçiliği, müzeyi andıran sokakları, insanların birbirlerine saygısı, trafiğin aksaksız akması, ucuz sayılabilecek balık ve her türlü deniz mahsülü, uzun ve tertemiz Akdeniz kumsalları, yüzbinlerce turist, renkli eğlence hayatı, güzel kızları… Size bunlardan bahsetmeyeceğim!
Üç şey çok etkiledi beni.
Tören!
Hani geceler vardır ya,
İyi ki yaşandı dediğimiz..
Sanki cenaze törenimizi öne almış gibi hissettiğimiz.
Ancak canlısı..
Sağlam bir tokat gibi.
Sevdiklerin arkadan değil de,
Önden konuştuğu…
Üstelik herkesin kahkahalar attığı,
Eğlendiği bir anda gelirse bu tokat size…
Sadece Para Kazanmak İçin Çalışan Bir Eşek Misiniz?
Bir arkadaşım gönderdi bu eğlenceli denklemleri:
insan = (yemek) + (uyumak) + (para kazanmak için çalışmak) + (eğlenmek) + (seks)
eşek = (yemek) + (uyumak) + (seks)
İlk denklemdeki (yemek + uyumak + seks) yerine (eşek) koyarsak yeni bir “insan” denklemi buluyoruz:
insan = (eşek) + (para kazanmak için çalışmak) + (eğlenmek)
Şimdi her iki taraftan (eğlenmek) çıkartılırsa:
(insan) - (eğlenmek) = (eşek) + (para kazanmak için çalışmak)
Sonuç: “Eğlenmesini bilmeyen bir insanın, sadece para kazanmak için çalışan eşekten bir farkı yoktur” diyebilir miyiz?
Deriz =)
Peki “eğlenmek” ne?
Basit Yaşamak Gerek Hayatı
Can Yücel’in eski ama güzel bir fantezisi var. Hayatı tersten yaşasaydık ya diyor.
Dirilmek doğum, doğum da ölüm olsaydı…
Kendim için hayal ettim nasıl olurdu bu… Hayal etmek zorladı zorlamasına da, düşündürttü bir o kadar da.
Başkasının yaşamı değil, kendi hayatımdı oysa fantezisini kurmaya çalıştığım.
Neyse, önce dilerseniz Can Yücel’in o yazısını bir hatırlayalım, sonrasında da devam edelim:
“Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir. Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mı?
Hiç Bitmeyen Söyleşi!
Pazarlama Dünyası’ndan sevgili Mustafa Duran, Şubat ayının konuğu yapmış beni.
Söyleştik biraz. Keyifli de oldu.
Pazarlamadan inovasyona, Shubuo’dan reklamcılığa farklı konulara değindik kısa kısa. Az biraz da Tunç Kılınç var içinde.
Bu söyleşiye denk gelen okurlar mail atıp bunu blogumuzda da yayınlamamı istediler. Kırmayalım onları…
Ancak ek olarak farklı bir uygulama da yapalım. Bu söyleşiyi devam ettirelim!
Varsa sizin de sorularınız, ekleyin yorum olarak… Cevap vereceğim aklım bastığı ölçüde (sıkıştırmayın çok!).
Bu da böylece kendi içinde “hiç bitmeyen bir söyleşi olsun,” bakalım nasıl olacak!

