28

Hayallerin Peşinde, Umutsuz Bir Boşluk!

Revolutionary RoadGeçen sene “Hayallerin Peşinde” ismiyle vizyona giren, 2008 yapımı bir film vardı: “Revolutionary Road.” Hani şu Richard Yates’in aynı isimdeki romanından uyarlanan, Sam Mendes’in yönetip, Leonardo DiCaprio ve Kate Winslet’in başrollerini oynadığı, 1950’lerde geçen film.

Fikir Atölyesi’nde sizlerle bir şey yapmak geçiyor içimden. Ufak bir oyun gibi.

Ancak öncesinde, “Revolutionary Road” filminin bende bıraktıkları var:

İstenmeden yaşanan, sıradan bir hayat… Umutsuz bir boşluk! Sonrasında ömür boyu bu yalanı sürdürmemek için denemeye değer bir çıkış yolu bulmak… Ancak bu sefer de gerekli o cesareti bulamamak.

Atalım suçu vazgeçemediğimiz o konforlu uyuşukluğa. Veya zorunlu sorumluluklara… [Hele bir de evlenip çoluk çoçuğa karışmışsak!]

‘Mutluymuş gibi görünme’ tuzağından kurtulmanın yolu; elimdekinin değerini bildiğimi sanıp hayattan emekliye ayrılmak mı, yoksa cesaret ve tutkuyla hayallerimin peşinden gitmek mi?

Başından kalkar kalkmaz işte bunları düşündürttü film bana. Henüz izlemeyenler için daha fazla detay vermesem iyi olur, ancak yine de Frank ve April arasında geçen şu konuşmayı yazmam gerek!

April: Görmüyor musun? İşte bütün fikir bu! Yedi yıl önce yapman gereken şeyi artık yapabileceksin. Hayatında ilk kez, gerçekten yapmak istediğin şeyi bulmak için zamanın olacak. Ve bulduğunda da, yapmaya başlamak için zamanın ve özgürlüğün…

Frank: Bu çok gerçekçi görünmüyor.

April: Hayır, Frank. Gerçekçi olmayan bugün. Zihni özgür bir adamın her sene katlanamadığı bir işte çalışması asıl gerçekçi olmayan. Veya her gün katlanamadığı bir yerdeki eve ve eşit şartlarda aynı şeylere katlanamayan karısına gelmek. Ve en kötü şey de ne biliyor musun? Bizim buradaki bütün varlığımızın asıl nedeni, özel olduğumuz önermesi, herkesten daha üstün bir konumda olduğumuzu sanmamız. Ama değiliz. Biz herkes gibiyiz! Biz de aynı gülünç yanılsama içine düştük; çoçuk sahibi olduğumuz andan itibaren de durulmak ve hayattan istifa etmek zorunda kaldık. Ve bunun için şimdi birbirlerimizi cezalandırıyoruz.

Şimdi dilerseniz oyunumuza dönelim.

Öncelikli isteğim, henüz fırsatınız olmadıysa, filmi edinip izlemeniz. Oyuna katılmasanız da sorun yok, inanın izleyerek zaman kaybetmiş olmayacaksınız.

>> Filmden kendinize bir karakter seçmenizi rica ediyorum.

Kate Winslet’in canlandırdığı April veya Leonardo’nun oynadığı Frank Wheeler’siniz. Esasında fark etmez. Komşuları Shep veya karısı Milly Campbell, Frank’in iş arkadaşlarından biri veya emlakçı bayan Givings da olabilirsiniz. Kimi kendinize en yakın bulduysanız, o’sunuz.

>> Şimdi isteğim, kendinizi gerçekten o karakterin yerine koyup; önce ne hissettiğinizi, sonra da benzer bir hayatta nasıl davranacağınızı yazmanız. Hikayenin neresinden tutmak isterseniz de orası sizin.

Bir de Givings’in oğlu John var. Hani şu deli olan, içinden geldiği gibi korkusuzca konuşan adam!

>> Bazı okurlarımız da John olsun; gelen yorumlara cesaretle yazsın en yalın düşüncesini. [Sanırım ben de dayanamayıp ‘John’ olurum arada!]

Siz de, “başkalarının bende görmek istediği değil, kendi hayal ettiğim hayatı yaşamak” adına birbirimizden öğreneceğimiz çok şey var diyorsanız, o zaman buyrun, oyun alanı sizin!

Güncelleme [25.05.2010]

“Hayallerin Peşinde” filmini izledikten sonra, size bir önerim daha var: “Billy Elliot.”

Stephen Daldry’nin yönettiği 2000 yılı filmde, Billy Elliot’u Jamie Bell oynuyor. Ancak ne oynama! Esasında filmde yer alan herkesin oyunculuğu müthiş, senaryo güzel, çekim ve görseller harika. Kızgınlık, hüzün ve mutluluk duygularını uç noktalarda yaşatıyor!

Fakat beni asıl vuran, Billy’nin adeta “Revolutionary Road” filmindeki Frank ve April’e nispet yapması! Henüz 11 yaşında ‘tutku’nun peşinden nasıl gidilir? Çok etkileyici!

Yorumlar 28

  1. çağla hodor

    merhaba, ben frenk :))) para ve statü hırsı olan, eşi yanında kölesi gibi olsun isteyen, kibirli ama gerçekte güçsüz bir insancıkım. april kadının, cesaretin ve asıl gücün sahibiydi. görünende ve gerçekte asıl güç aprildeydi. çocuklarına bile katlanamaması bazen, yapmacık oldugu zamanları bilip sinirlenmesi ve sigara yakması:) kendini nasıl da güzel tanıyan bir insandı o. ne kendini ne de başkasını kandırdı. olması gerekeni yaptı. gerçekten ölmese psikolojik ölümü gerçekleşecekti ve o şekilde yaşayamayacagını da gayet tabi biliyordu. april olmayı çok isterdim, güçlü bir kadın.

  2. esra

    izlediğim güzel filmler arasında yer aldı..
    gerçekten etkileyiciydi..
    hayaller ve umutsuzluklar..

  3. Pingback: Hayatın Bekleme Odasında Uyurken, Yaşadığını Düşünmek! » Arşiv Takımı

  4. Pingback: En iyi 250 Film ! « RTV ll Radyo TV Teknolojileri

  5. ilayda

    Siz bunu paylaşalı çok olmuş aslında, ben biraz önce yakaladım..
    İzleyelim bakalım :)

  6. alptug

    filmin senaryosu ana fikri kadar kuvvetli olmamış öncelikle. frank için paris ne demek nasıl bir hayal belli değil gibi geldi ya da kaçırdım. yani frank en başta belirttiği hayalleri için ne kadar bi fizibilite yapmış o da belli değil.ama doğal olarak kendimi frank in yerine koyabilirim.

    frankin yaşadıklarını düşününce ortalama mantığın kararını veriyor. ama şu da var ki daha önce de dediğim gibi frank in hayallerinin fizibilitesi eksik. yani tam terfi alıp garanti yükselmek seçeneği oluşuyor ve diğer seçenek ise o kadar da net değil hatta hiç değil. net olan sadece maddi sıkıntı çekmeyecek olmaları. bu sadece onlara seçim yapabilme olanağını sağlıyor ama pariste frank ne yapmak istiyor belli değil.

    esaretin bedeli filmini de düşününce bir şey daha çıkıyor; kaybedecek bir şeyi olmayan insan daha cesur ve özgür olacaktır. ama frank öyle değil onun sorumlulukları ve kimsenin sahip olamayacağı bir kariyer olanağı var. ve en zor olan süreklilik arz eden bir evlilikte aynı enerjiye sahip olmak aynı kapasitede olmak ve aynı konsantrasyonda olup april in istediği gibi bir anda manevra yapmak, dile kolay geliyor ama çok iyi düşünce yapısı olan bir çift olmak gerekir.

    sanırım april ve frank çiftinin de kendilerinde bu çeşit bir mükemmellik var sandılar ama çok kötü duvara toslayarak bunun böyle olmadığını anladılar.

  7. Seval Gür

    Film de Aprıl’ın Frank’e söylediği bir söz vardı. Aklımda kaldığı kadarıyla yazıyorum. Gerçeği söylersin bir kerede biter onu anlaman ve alışman zordur ve acıtır. Ama yalan söylemeye devam edersek zamanla arkasına sığınıp onu büyüterek devam ederiz.

    Ben de buradan yola çıkarak John olmak isterdim. Ama deli desinler ama hasta.Frank’le yaşadığı son sahnedeki konuşmayı benimde hayatımda yapmak istediğim birkaç kişi var. Kısa, öz, dolandırmadan, dosdoğru ama tabiki kırmadan incitmeden. Amaç bence insanların bir yüzü o da kendi yüzü olduğunu gösterebilmek. Zaten bu eleştirileri kendimiz kendimize yapabiliyorsak böyle diyolaglara da gerek kalmaz.

    Teşekkürler Tunç. Hayata karşı bizi bir kere daha dürttüğün için:)

  8. zarpandit

    film bu akşam atv de gösterimde
    bugün ben buraya göz attım akşamı da film tvde.
    tesadüflere inanmıyorum ben, işaretlere inanıyorum.
    ve bunu iyiye işaret saydım.
    sağlıcakla…>’:'<

  9. eddie

    Filmi izledim ve bir boşluğa düştüm.
    Sonrasında elimden geldiğince yorumları okumaya çalıştım.

    April kendi mutluluğunu şöyle söyleyeyim şıkışmışlığını eşini kullanarak atmak istiyordu.

    Frank Paris te kendini bulmaya çalışıcağını düşünürken bir anda sallama bir fikirle istediği şeyi buldu,
    April kocasının hayatını yaşayamazdı…

    John onu öyle bir kendine getirdi ki on numaraydı:
    Replik : …o çocuğun yerinde olmayacağım…

    kendimi emlakçının eşi yerine koyuyorum,
    kadının iki yüzlülüğünü ortaya koyan sözlerini işitme cihazını kapatarak geçiştirmesi ve gönlündeki en imrenilecek ailenin April Frank ailesi olduğunu göstermesi.

  10. sz

    tarihte kendi kendini eğitmiş, para için çalıştığı işden eve yorgun dönüp, sevdiği uğraş, konu ne ise bu konuda daha çok öğrenmeyi, gönüllü çalışmayı dört gözle bekleyen; ( ~ yeterki çok çalışmanın değerine inanalım~) bir de severek yapılan uğraşlara akan kalp, enerji ve yetenek sayesinde yeni kapılar açmış insanlar vardır.

    evet sistem yalnış, dünya zor durumda, ama kendimizle ilgili konularda doğruyu yapmak elimizde!!

    en azından esas ilgi duyduğumuz konuda gözlerimiz parlayarak konuşmak veya kalbimiz çarparak dans etmek güzel bir his!!

  11. burak

    billy eliot filmini dans kursuna giderken bir dans hocam vermişti, filmdeki çocuğun, hareketleri ne kadar güzel yaptığını falan izlememiz için. hayallerinin peşinde filmini de senin tavsiyen üzerine alıp, izledim.

    aslında hepimiz istemediğimiz halde mecbur olduğumuz için sevmediğimiz işlerde çalışıyoruz, sevmediğimiz okullarda iyi bir gelecek umuduyla okuyoruz, istemediğimiz bölümler seçiyoruz. ama çoğumuz sesimizi çıkartamıyoruz. çünkü kimsenin 6 ay çalışmasalar da kendilerine yetecek kadar parası yok veya istedikleri alanda para kazanamamışlar, hatta zarara uğramışlar.

    kimse istediği alana geçmek için çalıştığı yere istifasını veremiyor çünkü zaten ülkemizde iş bulmak çok zor. ve işin en kötüsü devlet kimseyi bu konuda umursamıyor. halbuki herkes başarılı olacağı alanlara yerleşebilse, o konularda eğitim görebilse, o alanlarda daha verimli ve daha başarılı olunur.

    oyunun sonucu olarak da ben oyunun bir kısmında kendime seçtiğim karakter olarak bu hayattan kurtulmak için herhangi birşey yapmıyorum. yapamam da zaten. sistem kelepçemizi takmış bir kere…

  12. semra sezer

    Bir arkadaşımın tavsiyesiyle sizinle yeni tanıştım. ilk işim yarın filmi temin edeceğim ve sizin, yorumlarınızın, yazılarınızın takipcisi olacağım. Teşekkürler.

  13. ayşegül

    hayal kurmak güzel, gerçekleşmesi daha güzel de gerçekleşmeyince mutsuz olma riskini göze alabilenler mi mutlu oluyorlar acaba? bu zor bir soru evet, bazılarımz rutinin içinde elindekilerle kendini şanslı ve mutlu hissediyor. bu şimdi gerçek mutluluk değil mi?

    şu an içinde bulunduğum şartların da etkisindeyim ve elindekilerle yetinerek mutlu olmak bana daha yakın gibi. hayaller bir süre sonra nasıl büyük bir tutkuyla başlıyorsa, öyle büyük bir hezeyanla da son bulabiliyor; bu riski göze almak gerekir mi, tartışılır.

  14. ozan sümer

    film gerçekten güzelmiş, görsellik açısından pek hosuma gitmese de anlatmak istedikleri, düşünce tarzları harikaydı.Kendimi bazen deli karakterinde buldum bazen çiftin hanımında ( isimlerine bakmadım ) bazense eşinde buldum.

    Bu güzel filmi bana izletme fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim tunç bey.

  15. lacrosiere

    Açıkçası filmi izlemedim.. bugün bloglar arasında gezinirken karşıma çıktı Fikir Atölyesi ve birden kendimi bütün yazıları okumaya çalışırken buldum..

    Evet filmi izlemedim ama izleyeceğim bu nedenle karakter seçemeyeceğim ama içinde bulunduğum durumla ilgili birkaç satır yazmak istedim..

    Bazen istediğiniz hayatı yaşamadığınızı, işinizin sizi tatmin etmediğini farkettiğinizde hayatınızı değiltirme cesaretine sahip oluyorsunuz ancak hayalleriniz o kadar çok perdelenmiş, bastırılmış ve hiçe sayılmış ki artık hayaliniz ne olduğunu bilemeden, önünüze çıkan bir bloga y ada bir şarkıya, belki yeni bir mekana ya da bir arkadaşa tutunmaya çalışıyorsunuz size hayalinizi göstersin diye..

    Bu arada kendinizi de merak ettiğiniz bütün su birikintilerine balıklama dalarken buluyorsunuz deniz olmasını umut ederek..

    Hayallerinin peşinden gitmeyi başarabilmiş insanlara gerçekten çok imreniyorum çünkü ait olmadığım bir yerde tercih etmeyeceğim bir hayatı yaşıyorum ancak hayallerim o kadar karışmış ki hangisinin peşinden koşacağımı bilemiyorum..

    Bu konuda aklımda ampül yakabilecek bir film var mı?
    Oyunun kurallarını ihlal ettim sanırım, üzgünüm..

  16. Burak

    Yazılarınızı beğenerek takip ediyorum. Ancak keşke filmi internetten izlemek için yapılmış bir aramanın linkini değil de, filmin sitesine yada, cd/dvd’sinin alınabileceği bir siteye link verseydiniz. Pek hoş olmamış gibi geldi bana..

  17. sz

    maddi ve manevi çok şeylere sahip olup hayallerinin peşinde koşan güncel insanlar var etrafımizda e.g. steve jobs.. evet evet bu örnek çok adil değil ama demek istediğim az şeye sahip olan kişinin hayallerinin peşinden gitmesinin motivasyonları farklı olabilir.

    maddiatla gelen olgunluk ve doyum insanları daha büyük manevi amaçlara itebilir. bu güzel birşey ! bence engeller ve yeni hayaller insanların büyümesinde faydalı.

    billy elliot’ın parçalarına baktım. çok güzele benziyor-ilham verici. buna benzer bir flim seyretmiştim- 1993 yapımı “rudy”.

  18. Hikmet Anıl

    hayata alışamamak.. belki de bu tanımlıyor büyük hayaller kuranları.. ne kadar çok şeye sahipse insan o kadar alışır hayata ve oyunun merkezine doğru gider. ne kadar az şeyi varsa o kadar yükseliyor ihtimali harekete geçmeyi hayal etmenin. bu geçişi sağladıktan sonra yani farkındalığıyla birlikte olması gereken konumu görebilen birinin karşısına 2. engel çıkıyor.

    Kendine rağmen harekete geçmek. bu düşünebilmek kadar yapılabilitesi düşük bir şey. buğulu bir camdan içeride birinin olduğunu görüyorsun ama hiçbir zaman emin olamıyorsun. harekete geçmek kapıyı açıp düşünle yüzleşmek kendini yenmek anlamına gelir, yada gelebilir.

    bu 2 adım için de kesinlikle hayattan yabancılaşmak – aslında asıla dönmek, olması gerektiği gibi yaşamak demek istiyorum, bize öğrettikleri gibi değil – gerekiyor. alışamaman lazım hayata yapabilmek için. ve kölelik halinin farkına varmanla birlikte artık kurduğun hayalleri yaşayan birine dönüşürsün. kendim dahil yapabilmiş biriyle tanışmam dileğiyle diyip biliyorum ama yap(a)mıyorum (kısmen) diyenlerin arasında olduğumu belirteyim

  19. sz

    az önemli detaylar ile sohbetin akışını etkilemek istemiyorum, ama sadece bir noktayı hatırlatmak istedim:

    april teyzemiz daha kadın hakları hareketini görmemiş ve bu kitapçıgı okumamıştir- feminine mystique by betty friedan (1963)

    evlilik 3 özden oluşur; biz, ben ve sen.

    eğer “bizim” hayallerde bir problem varsa ve bu “beni” çok mutsuz ediyorsa ve “sen” ile “bizim” hakkımızda artık konuşamıyorsam ve bunun başka bir çözümü yoksa, her yolu denediysem, belki de çocukları alıp ilk air -france seferi ile paris’e gitmem doğru bir karar olabilir!

    sanırım bugünün modern kadını bunu düşünür ve inanırsa da yapar.

  20. sorunsuz adam ve tiy düşünceleri

    filmi sizin yorumunuz sonrası izledim. aslına bakarsanız yorumunuzu da çok ince okumadım şöyle bir göz atıp, hmm buradan gürültü çıkmış izlemeye değer demiştim.

    evet söylediğim gibi izledim ve yorumumu yazmak istiyorum. bu oyuna katılmayı uygun bulmuyorum. pembe bir eldiven olsun bu oyun. içimden onu giymek gelmedi. ama satın alıp birine hediye edebilirim. her neyse..

    april her ne kadar frank i gazlasa da.. frank bildiğini okudu ve sonuçlarına katlanmak mecburiyetinde. april çocuksuz kalmış ruhunu, hayatına çıkış yolunu biten macerayı tekrar startup a almak istedi. ve bu oynadığı kumarda kaybetti. frank sadece april’a biraz nefes aldırabilseydi kimse ölmezdi. hayatta nefes alamadığımız sebeplerin arkasına saklandığımız zamanlar sıkça olur.

    duygusal boşluklara düşüşümüz kendimizi değersiz hissedişimizi. alışkanlıklarımızı bozacak en ufak bir değişiklik bile bizi bir anda üst üste eyvallah diyip canımıza ot tıkıyan kaderci zihniyet için yeterli. oluruna bırakmalı. bazen boş verebilmeli. bu kadar ciddiye almamalı.. bir sözü hatırlamak istiyorum. frank ve april için.. ve bu tadda yaşamayı hakedenlere.. istenmeyen tavsiye eleştiri niteliğindedir..

    frank bu paris işini bir hayal olarak yaşama tutunmak için kullanıyor ve arkasına saklanıyordu. april ondan cesur çıktı ve neden olmasın dedi. frank istemedi. istemeye istemeye hayatına gelen dik duruşu kabul etti.. ve olaylar gelişirken de zirveye çıktığı an, aslında her şeyin bir sebebi vardı diyerek hayalini batırdı. mutfak tezgahında seviştikleri an bu hayalin bir bebek engeline takılacağını her ne kadar düşünsem de.. ne üzüldüm, ne sevindim.

    mesajlar da çok güzeldi. john kesinlikle delikanlı adammış. herkesten akıllı çıktı.

    filmin sonunda emlakçının eşi harika bir çiftin hazin durumuna öldü mü kaldı mı anlamadım. ne diyelim. eh artık o kadar yorum eksik olsun. teşekkürler.

  21. alptug

    sorun mutlu olmak ise eğer, benim fikrim şu yönde gelişiyor:

    1. düşündüğün hayalleri yaşayınca mutlu olmak,
    2. düşündüğün hayallere ulaşmak için çaba sarfederken mutlu olmak,
    3. kendi benliğimizin bizde sagıladığı “bu hayaller seni mutlu edecek” salgılarının kandırmaca olduğunu düşünüp, hayattan hiçbir beklentisi olmayan bir varlık noktasına gelince, gözlerini açıp etrafa bakmaktır mutluluk.

  22. sz

    filimi dün seyrettim. klasik “American Beauty” yi yapan Sam Mendes yapmış bu flimi. iki flim de ayni konuları, sadece devre ve sosyal ortamların farkı ile incelemiş: biri 1950!lerde, öteki ise 1999’ların ortamlarında amerikan suburb hayatının monotonlugunu, bu ortamdaki anlamsız varolusları ve “american dream” in ne derece gerçek olup olmadığını ve “conformity” yani benzerliğin baskısını incelemiş.

    ama devre ve yer ne olursa olsun, bu film gözümüzün içine bakarak bizi hayatımıza dikkat etmeye, detaylara özen göstermeye, olayları önemsemeye ve hayata hakkını vererek yaşamaya davet ediyor. bu durumda risk almak gerekiyorsa, alınmadıği takdirde kaybetmenin, alındiğı takdire göre çok daha kesin kötü sonuçlar yaratabileceğini göstermiş. risk durumunda kendimize yeni bir kapı açabiliyoruz- sonuç ne olursa olsun bir adım daha ilerdeyiz.

    april ve frank in gözlerinin içinde bu çelişkili hayatdan çıkmak için çok büyük inanç, arzu ve enerji görmedim. bence gerçekden inandığınız hayalleri gerçekleştirmek, kendimizi çelişkili ortamlardan çekmek, yapabileceğimize kuvvetli anlamda inanmaya bakayor. her şey kafada ve bizim elimizde.

    ama öteki yandan tunc’un dediği gibi, rahata sırtını dayamak ve hayattan emekli olmak bazılarımız için geçerli bir alternatif mi?

    bu arada bence her eve bir john lazım :-) bazen ben de john gibi sıkıcı olabiliyorum!

  23. Yedinci Oda

    ben de sinemada izlemiştim geçen yıl bu Kuyunun Dibi‘ni.
    ve hatta ben 2009 yılında izlediğim en iyi film olarak seçmiştim.. sinemadan çıktığımda kendimi dayak yemiş gibi hissetmiştim. ardarda tokatlar savurmuştu film..

    ben April ile tamamen bütünleşimiştim izlerken..

    yaşamadan anlamak çok zor.. ama çok benzer bir geçmişim vardı April ile.. bu yüzden film izlediğim en sert en gerçekçi ve en toz pembe hayallere sahip olmayan filmdi.. hayat gibi.. kadının sıkışmışlığını, çaresizliğini ve çıkışsızlığını çok iyi anlatıyordu.. bazen cesur olmak yetmiyordu..

    benim sonum April kadar kötü olmadı, malum hayattayım.. ama olabilirdi! ben April kadar cesur olsaydım ben de ölümü seçebilirdim..

    dediğim gibi yaşamayana çok saçma gelebilir.. ancak ve ancak o ÇIKIŞSIZLIK duygusunu yaşayan bir insan anlar karakterin ne kadar gerçek olduğunu..

    ben bütün hayatımı değiştirip, boşanıp, kendime ve kızıma bambaşka bir hayat kurdum. 34 yaşındayım.. ve bugün geriye dönüp de yaşadıklarıma baktığımda aldığım en doğru kararın boşanmak olduğunu görüyorum.. oysa o zamanlar bu ne kadar zor ve yanlış görünüyordu gözüme..

    annelik başka bir duygu.. filmde verilmesi eksik kalan tek yön kadının annelik rolüydü.. bunu seyirciye bırakmışlar.. oysa bir kadını en çok sıkıştıran şey anneliğidir..

    hep çocuğumu mutsuz edeceğimi düşünmüştüm boşanırsam.. oysa bir çocuğa en güzel armağan “mutlu bir anne”ymiş.. boşandıktan sonra gördüm.. ancak ben gerçekten mutlu olduğumda çocuğuma da mutluluk verebiliyormuşum.. diğer her şey sahteymiş.. ve çocuklar “mutluymuş gibi yapan” annelerle gerçekten mutlu olan anneleri ayırdedebiliyorlarmış :)

    herkes güzel hayaller ile evlenir.. kimse boşanacağım ya da mutsuz bir hayat süreceğim diyerek evlenmez.. ama erkek ve kadın bir gün evliliğin ortasında farklı uyanabilirler.. bunun pek çok sebebi var ve çok uzun bir konu..

    sonra biri hayatından memnunken veya çok şikayetçi değilken, hayatın böyle geçip gideceğini kabullenmişken ve buna bir şekilde adapte olmuşken.. bir diğeri isyan eder.. isyan ettikçe daha çok sıkışır.. boğulur.. değişim ister .. yapamaz.. çıkış yok der.. çünkü diğer eş öyle ya da böyle mutludur ve değişimi gerçekten istemiyordur..

    bizim de tam olarak böyle olmuştu evlilik sürecimiz.. 6. yılda ben isyanlara başlarken, o gayet memnundu hayatından.. ikimiz de aynı pencereden aynı isteklerle bakabilseydik hayata belki başka olurdu gidişat.. ama o mutlu ben mutsuz (kimilerine göre nankör) iken devam eden 4 yıl.. tam bir felaketti yıkımdı benim için.. dışarıdan muhteşem bir çift, çok mutlu bir aile gibi görünürken biz.. içeride bomboştuk.. bomboş..

    ben şanslı olanlardanım.. hayatımı değiştirebilen.. sonrasında da hem kızıma hem de kendime mutlu bir hayat kurabilen..

    ama herkes şanslı değil ne yazık ki..

  24. Hacı_35

    Böyle bi oyun oynayalım oynamasına gerekirse film de cekelim… ama hayallerimizin peşinden gittikten bir süre sonra mutluluk halini yine sürdürebilecek miyiz gerçekten mutlu mu olcaz?

    Bence bu mutluluk arayışında (eger bu bir arayışsa) bizden daha tecrübelilerin ne dediklerine de bakmak lazım… örnek vermek gerekirse tolstoy’dan “Hayatın tek gerçek mutluluğu, başkaları için yaşamaktır.”

    Şu an daha yaşım genc ömrümü bi başkası (çocuğum, eşim olmadığından ya da bir idealim davam) için yasayacak konumda değilim ama hayatıma baktığım zaman ailemin benim için çalıştığını, beni okutmak için babamın buyuk fedakarlıklar yaptığını görmekteyim… eğer babam kendini düşünüp çocukluk hayali olan her fırsatta anlatıp yaz tatilleri biraz da yapmaya calıştığı türkiyenin her köşesine gitmek unutumayacağı anları fotoğraflamak… neyse şuan çalışmasa, elde ettiği birikimler de bu hayalini gerçekleştirmek için yeter…

    Ama ya biz diğer üniversitede okuyan kardeşim kim maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılayacak, eğer böyle bişey yaparsa bizim mutluluğumuz nolacak? diyelim ki peder bey hayallerinin peşinden gitti, bizim halimizi görüp sonrasında gerçekten mutlu olabilecek mi?

    Mümkün olduğu kadar babamın senin yazılarını okumamasını sağlayacağım tunç abi:)

  25. Taner

    1 yıl kadar önce izlemiştim. Bittikten sonra, çok gereksiz bir film olduğunu düşünmüştüm. Ancak bazı filmler gibi, değeri sonradan anlaşılacak bir yapım olacağını tahmin edemedim o zamanda. Nitekim, 2 gün önce aniden aklıma bu film geldi ve kendi kendime, Acaba Frank gibi mi olacağım? diye sordum…

    Benzer bir hayatta nasıl yaşardım?

    Hayallerimi değiştirmezdim kesinlikle. Hedeflerim yine benzer olurdu. Kendimi, kendi gözümden değil de, başkalarının gözünden seyrederdim bir süre. Ancak hayallerimden asla vazgeçmezdim. İnsanın hiçbir zaman ulaşamayacağını bildiği bir hayali bile olsa, bu büyük bir yaşama gücü verir insana. Bu yüzden önce hayal edip, sonra onu gerçekleştirmeye çalışırdım…

Düşünceni Paylaş!

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir