Abdülmelik Yalçın – Anarşist!

Yer: İstanbul Bayrampaşa’daki İsmail Erez Endüstri Meslek Lisesi.

Konu: Okula dışarıdan yiyecek getirmek yasak. Getiren olursa yiyeceklere el konuyor. Tekel konumundaki kantin ise pahalı. Parası olmayan öğrenciler aç kalıyor. Ayrıca yemekler bayat ve lezzetsiz. Hatta öyle ki, öğretmenler bile kantinden yemiyor ve öğrencilere para verip dışarıdan yemek aldırıyor.

Baş Aktör: Abdülmelik Yalçın. On yedi yaşında, lise 3 öğrencisi. Kendini ‘hakkını arayan bir anarşist‘ olarak tanımlıyor. Kantinde fiyatlar düşsün ve yemekler düzelsin istiyor ve ‘Paylaşma Masası’ kuruyor: “Evden getirdiğimiz yiyecekleri tenefüste sofralarımıza kurup yiyelim; paylaşma ve dayanışmayı çoğaltalım” diyor.


» Yazının devamı

Harvard’ta alakasız bir bölümde okuyacağıma, çaycı olurum!

Dijital Video Teknikleri dersi final projesini bitirmek için dört hafta süresi olmasına rağmen, son üç güne kadar kılını bile kıpırdartmıyor! Sıkışınca da, evinin mutfak masasını film stüdyosu haline getiriyor. On liralık bir bütçeyle gazete baskıları, set fotoğrafları, buz, ip, cam fanus ve su kullanarak, henüz vizyona girmemiş bir film için konsept açılış jenereği hazırlıyor. İki günde çekiyor, bir günde montaj yapıyor ve son dakikada ödevi bitirip, hocasına teslim ediyor.

Adı Doğan Can Gündoğdu. Bahçeşehir Üniversitesi, İletişim Tasarımı Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi. Yaşı 20.

Projesi için, küçüklüğünden beri çizgi romanlarda okuduğu Batman karakteriyle kendini özdeşleştirdiği bir film seçiyor. 27 Temmuz 2012′de gösterime girecek, Christopher Nolan’nın yönettiği, Batman serisinin üçüncü filmi: The Dark Knight Rises (Kara Şövalye Yükseliyor). Henüz vizyona girmemiş ve merakla beklenen bir filmi seçmesi onun kişisel hedeflerine de çok uygun. Çünkü o en başından beri yapacağı işin internette yayılmasını hayal edip, bu hayalle de kendini motive ediyor.

Doğan Can hazırladığı jeneriği Vimeo‘ya koyup, Twitter üzerinden paylaşıyor ve ayrıca da MovieWeb sitesine mail atıyor. Jenerik ertesi gün sitede konu edilince, çok sayıda yabancı kaynaklı sinema ve tasarım sitesi de haber yapmakta gecikmiyor. Ve video ilk iki günde 100 bin kişi tarafından izleniyor.

Çok geçmeden, Hollywood’un Oscar ödüllü yapımcısı ve aynı zamanda ‘The Dark Knight Rises’ filminin de görsel efekt süpervizörü Paul Franklin, gördüğü iş için “Etkileyici ve harikulade” yazarak Twitter üzerinden paylaşıyor. Bunun üzerine Doğan Can, Paul’e “İleride şirketinizde çalışmak en büyük hayalim” diye yazınca, ondan gelen cevap şu oluyor: “Biz her zaman yetenekli insanlara açığız. Bu çok hoş bir haber, zaman kaybetmeden başvur.”

» Yazının devamı

Günaydın, Sizi Seviyorum, Harika Bir Gün Geçirin!

Yer; Bermuda Adası. Başkent Hamilton’da yoğun bir kavşak… 25 yılı aşkın bir zamandır, aralıksız, haftanın beş günü her sabah saat 04 – 10 arası… Yanında ufak çantası, kafasında şapkası ve yüzünde kocaman gülümsemesiyle bir adam, yoldan geçenlere el sallayarak sesleniyor: “Günaydın, sizi seviyorum, harika bir gün geçirin!”

Yaşı 88. Adası’nın delisi. Yerel halkın ve turistlerin sevgilisi… Adı Johnny Barnes.

Çoğumuzun yanı başındaki sevdiklerine söylemeye çekindiği lafları, bu adam, 25 yıldır her gün yoldan geçen tanımadığı insanlara haykırıyor. Kimseden de bir şey beklemeden… Mutlu ederek mutlu oluyor, bu da ona yetiyor.

Adada yaşayanların ilk yıllarda ‘delirmiş bu adam’ gözüyle baktıkları Johnny, sonradan tüm yargıları alt üst edip herkesin sevgilisi oluyor. Hatta öyle ki, bir gün ölecek diye tedirgin olanlar, kendi aralarında topladıkları parayla bronzdan bir heykelini yaptırıp, her sabah onu görmeye alıştıkları yere dikiyorlar. Bazı kesimlerden gelen ‘yaşayan birinin heykeli mi yapılırmış’ tepkilerine onun verdiği cevap ise şu: “Asıl yaşarken buna tanıklık etmek çok hoş. Öldükten sonra görüp, mutlu olma şansım mı var?”

Güne bezgin, gergin veya kızgın mı başlayacaksın, yoksa mutlu mu? O işte her sabah bunu hatırlatıyor insanlara. Yaşadıklarımızın hep kendi seçimlerimiz olduğunu… Ve, birbirini sevmeyi öğrenen insanların çoğaldığı toplumlarda savaşın, kavganın, tecavüzün olamayacağını.

Böylesi delilerin çoğaldığı bir dünyaya…
Günaydın, sizi seviyorum, harika bir gün geçirin :)

[27 Şubat Dünya FMK Günü anısına.]

27 Şubat Dünya FMK Günü!

27 Şubat - Dünya FMK Günü!Geçen sene bugünlerde; “Çok şeyin bir günü var; hadi gelin biz de ‘Faili Meçhul Kıyak‘ oyunumuzun başlangıç tarihi olan 27 Şubat’ı “Dünya FMK Günü” ilan edelim” demiş ve sonrasında heyecanımı dile getirmeye çalışmışım:

İleriki yıllarda tüm kıtalara yayılmış bir 27 Şubat… İnsanların kendini belli etmeden, tanımadıkları kişilerin yüzünü gülümsettiği bir dünya oyun günü! Müthiş bir şey olmaz mı?

Ufak şeylerle, tanımadığımız insanları mutlu ederek, mutlu oluyoruz. FMK kısaca bu.

Çıkar düşünmeksizin, birilerine ufak bir güzellik yapıyoruz ve o kişi bunu kimin yaptığını bilmiyor. Arkanızda bıraktığınız ise sadece bir FMK kartı.


» Yazının devamı

Mutlu Olmak mı?

Yaşadığım unutulmaz anlara dönüp baktığımda,
Gördüklerim neredeyse hiç değişmiyor…
Yanımdaki mutlu insanlar.

Kendisiyle dalga geçtiği kadar hayatı ciddiye alan,
Samimi olduğu kadar karmaşık,
Sevdiği kadar yalnız…

Her sabah sanki silah zoruyla uyandırılmış gibi olan o sersem halleriniz beni benden alıyor…
Ne güzel insanlarsınız.

Sıkça duyduğum “abi sen nasıl bu kadar mutlusun” sorusunun cevabı sizde saklı!
Sabahları uyanma nedeni olan hayallerinize ortak oluyorum,
Daha ne isterim?

[Öyle işte!]

Gelsin 2012, Bildiği Gibi Gelsin!

2006 yılından beri oynadığımız oyuna geldi yine sıra. Ne çabuk geçiyor değil mi yıllar?

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Daha önce yorumlarınızla katıldıysanız harika, dönün bakın şimdi neler demişsiniz 2011 için, veya önceki seneler için… Olmadı, şimdi katılın. Bir sene sonra kendi yazdıklarınızı okumak epey şaşırtıcı oluyor.

Üç soruyu birlikte cevaplandırıyoruz.

1.) 2011 denince ne hatırlıyorsun?

Geçen sene bugünlerde, 2011′de kendimden beklentim için şöyle yazmışım:

“Yürekten gelen sevgimi verirken canımın daha az yandığı, doğru kişilere daha fazla dokunduğum, yeni delilerle tanıştığım, dünyayı gezmeye devam ettiğim, bir iki keyifli işten yaramazlıklarıma yetecek kadar para kazandığım ve en önemlisi sağlıkta kimseye muhtaç olmadığım bir yıl…”

Dünyayı gezmeye devam şeysi hariç, iyi bir yıldı 2011. Güzel insanlar tanıdım, ‘geleceğini bildiklerim‘le daha çok şey paylaştım, hoşgörü ve sabır katsayım arttı, bolca kendimle yüzleştim ve üzerinde titrediğim o ‘şey’ çoğu günler için uyanma nedenimdi.

» Yazının devamı

Size bir söz yazdım bugün, yolladım rüzgarla!

Dün yazmam gerekiyordu bu yazıyı, gitmedi elim.

Bugün İstanbul’daki yağışlı havaya uyanmam, rüzgara çıkıp üşümem, ıslanmam ve dönüp sıcak kahvemi yudumlamam gerekiyormuş. ‘Sana bir söz yazdım bugün, yolladım rüzgarla’ diyor Halil Sezai arkada.

22 Aralık Fikir Atölyesi’nin yedinci doğum günüydü. Gün mutlu, şarkı hüzünlü. Bilmem… Bu geldi işte bu sefer de içimden. Hüzünlü anlarımda bile tuhaf bir mutluluk duymaya başladım ben!

Çaresiz bütün kelimeler,
Bir yalan gibi hep suçlu…
Senin hala gözlerin soğuk.
Ve yağmurlu…
İçimde her gün büyüyen çığlıklar var.
Olsun zaten ‘yazmak’ hep böyle…



» Yazının devamı

Fikir Atölyesi’nin doğum günü yazısını siz yazın!

Fikir AtölyesiFikir Atölyesi basit bir blog olsa da, burası benim için hep girmeyeceğim sokaklara girdiğim, bilmeyeceğim yüzlerce insanla tanıştığım, belki de en önemlisi; değişen Tunç’la yüzleştiğim bir yer oldu. Olmaya da devam ediyor.

Uzunca bir süredir üzerinde heyecanla çalıştığım ‘bir şey’ var. Ve bunu size anlatmamak için zor sabrediyorum. Ancak o’nun gün yüzüne çıkması için biraz daha zamana ihtiyacım var. Emin olun, o zaman dolunca bunu ilk bilen yine sizler olacaksınız.

Ancak şimdi, sizden ufak bir ricam var. Çünkü görüşleriniz benim için değerli.

22 Aralık 2005 tarihinde doğan bu blog sizin için ne ifade ediyorsa, size ne hissettiriyorsa işte onu istiyorum sizden. İster bu yazıya, ister Facebook sayfamızdaki şu yazıya yorum olarak… İsterseniz de Twitter’a. (Twitter mesajınızın sonuna @tunckilinc eklerseniz bulmam kolaylaşır).

Dilerseniz; “Benim için Fikir Atölyesi ______ .” cümlesindeki boşluğu doldurun, dilerseniz de baştan kendi cümlenizi kurun. İçinizden ne gelirse o…

Ben de yazdıklarınızı, virgilüne dokunmadan yine sizin isminizle, 22 Aralık’daki yedinci doğum günü yazıma aynen aktaracağım.

Hepiniz…
İyi ki var oldunuz hayatımda.

Hıyar heriflerin işi değildir aşk!

“Bilge dediğin hem fırlama olur, hem de puşt!” diye başlayıp, “Yemeğin tıkınmaya, sevişmenin düzüşmeye döndüğü bir çağda yaşıyoruz” ile devam eden Ahmet İnam yazı dizimizi üçüncü ve son bölümüyle tamamlayalım.

- Hesabi insan.

Hesabi insan, kendini aşma olanağının farkında olmayan insandır. Hesaplayamadığı hazinelerin farkında değildir. İnsan olmasını gerçekleştiremeyen bir varlıktır. Bir anlamda hesabi insan, insanın yüz karasıdır. Ama hesap, yaşamaktan korkan insanlar için çok büyük bir güvence. Çünkü kendinizi aşabilmeniz, ‘hayat bu kadar değil’ demekle olanaklı. ‘Peki ne kadar’ dediğiniz zaman serüvene girmeniz gerekir. Yani artık keşfedilmemiş ülkelere, yelken açılmamış denizlere gideceksiniz. Ama orada büyük fırtınalar, büyük canavarlar karşınıza çıkabilir ve yok olabilirsiniz.

İşte insan kendini güvence altına almaya çalıştığı anda hesap yapıp, kendi kendini tüketmeye başlıyor. Bunu ikili insan ilişkilerinde de görüyorsunuz. Dostlukların ve aşkın yaşanamamasının ardında da böyle küçük hesaplar yatıyor.

‘Yoldan çıkmışlar, çıktıkları için çoktan varmışlar’ diyorsunuz. Yola çıkmak için günlerce hazırlanamayanlara, ya yoldan çıkarsam korkusuyla yolculuk yapamayanlara ne diyeceksiniz?

- İçimizdeki hayvanlığı bastıracağız diye, içimizdeki insanlığı da bastırmışız.

Yalnız kaldığım zaman, genellikle gece ikiyle dört arasında mutlu olurum. Televizyonu açarım ama seyretmem. Sesini dinlerim, duvarlara bakıp öyle düşünürüm, belki yazasım gelir bir şeyler karalarım. Uykum gelince, ‘bu dünya düzelmez arkadaş’ deyip yatarım. ‘Bugün de kurtaramadık dünyayı ne yapalım’ derim!

» Yazının devamı

1 / 28123451020... Son »