Tüm Zamanların En İyi Şarkıları

Siz de sabah gözünüzü açar açmaz eli ‘başlat’ tuşuna gidenlerden misiniz? İlla ki çalacak bir şeyler!

Ruh halimizi bu denli içtenlikle teslim ettiğimiz başka bir şey yok sanırım. Yanımızdaki sevgili bile bir başka gözüküyor o parça çaldığında. Veya yalnız kaldığımızda… Ne müthiş bir gücü var o tınıların.

Hepimizin hayatında onlarcası var, duyduğumuz anda bizi başka yerlere götüren. Dans ettiren, mutlu eden, hüzünlendiren, geçmişe götüren… Yıllar geçse de bizdeki yeri hiç değişmeyen, binlerce kez dinlesek de doyamadığımız şarkılar.

Daha önce ‘Tüm Zamanların En İyi Filmleri‘ni birlikte seçmiş ve sonrasında da bunların içinden bir “En İyi 250 Film Listesi” ortaya çıkarmıştık.

Gelin şimdi de tüm zamanların en iyi şarkılarını seçelim. Kime göre; tabi ki bize göre!

Tıpkı filmleri seçerken olduğu gibi, burada da sizden gelecek öneriler değerli. Türkçe veya yabancı şarkılar olabilir. Hem bu sayede Fikir Atölyesi okurlarının müzik tercihlerini de çıkartmış olur, hatta belki de bazı şarkıları ilk kez birlikte dinlemiş oluruz.

Daha sonra da Fikir Atölyesi’nde yeni bir sayfa açıp, burada sizden gelen önerilerle bir ‘playlist’ oluşturmaya çalışırım.

[Güncelleme: Bahsettiğim sayfa oluşmaya başladı, şarkıları oradan dinlemek mümkün >> "Tüm Zamanların En İyi Şarkıları]

İşte – alfabetik sırayla – benimkiler.
» Yazının devamı

Dragons’ Den Türkiye. Yaratıcı iş fikirleri için bir fırsat mı?

“İş fikrim var, param yok! Biri bana destek olsa, bak gör neler yapardım.”

“Yaratıcı fikrim var, ne yapacağımı bilmiyorum.” Veya;

“Çalıştığım şirkette fikirlerimi dinleyen yok. Kurumsal hayatta yaratıcılık gerçekten zor işmiş. Ben de fikirlerimi kendim hayata geçiririm.” diyorsanız…

Bloomberg HT kanalında yayınlanacak olan “Dragons’ Den Türkiye” isimli girişimcilik programı sizin için olabilir!

Reyting uğruna yapılan göz yaşı, ayılma bayılma, aşağılama veya yakın çekim gibi saçmalıklardan uzak; net ve direkt iletişim tarzı ile Dragons’ Den, İngiltere’de BBC Kanalı’nın sekiz sezondur en çok izlenen programlarından biri.

Dragons’ Den‘deki adıyla ‘ejderler‘, kendi girişimci ruhlarıyla sıfırdan zengin olmuş yatırımcılar. Beş kişiler; biri kadın. Karşılarına hisse karşılığı para koparmak için gelen girişimcilerin iş fikirlerini dinledikten sonra yatırım kararlarını açıklıyorlar:

Varım” veya “yokum!”
» Yazının devamı

Alphan Manas. Yatırımcı, Girişimci, Ejderha!

Beş zengin ejder karşısında, girişimcilerin fikirlerine yatırımcı aradığı Dragons’ Den isimli bir televizyon programı var. Japon kökenli program 18 ülkede yayınlanıyor. Türkçede ‘Ejderhaların İni’ veya ‘Ejderlerin Mağarası’ anlamına gelen Dragons’ Den Türkiye de, Eylül’de, Bloomberg HT kanalında yayına başlayacakmış.

Bu beş ejderhadan biri de, uzun yıllardır tanıdığım Alphan Manas. Ben de kaptım video kameramı, çaldım Alphan’ın kapısını. Hem uzun zamandır Fikir Atölyesi’nde ‘20 Soruluk Söyleşiler‘ yapmaya fırsatım olmuyordu, bu da bahanesi oldu!

Üç saatlik görüşmeden iki ayrı video çıktı. Biri Alphan Manas’ın ağzından bugüne kadar yaptıkları; diğeri ise, bundan sonraki yazıda yer alacak olan Dragons’ Den Türkiye hakkındaki görüşleri.

Alphan Manas ilginç bir adam. 48 yıllık yaşamına çok şey sığdırmış bir girişimci ve fütürist.

Manas adını son günlerde Bursa’da üreteceği elektrikli araba (Tilter) ile sıkça duysak da, bundan önce Emin Hitay‘la ortak olduğu Teknoloji Holding ile duyuyorduk. Hani şu barkod teknolojisi, OGS, otomatik sayaç okuma, Spor Toto ve At Yarışları bahis sistemi ve 1997 Nüfüs Sayım Projelerini hayata geçiren şirket. Teknoloji Holding’in gündeme en fazla geldiği zaman ise İnteltek (İddaa ve Bilyoner) şirketindeki %20 hisselerini 80 milyon dolara Yunanlılara sattıkları dönemdi.
» Yazının devamı

Paylaşmak İçin Yaşamak!

Konserin en güzel anı… Biz parmak uçlarında, önümüzdeki kafalardan sıyrılıp cep telefonu ile çekim yapma telaşındayız.

Hep tanışmak istediğimiz o kişinin yanındayız… Merak ettiğimiz bir şeyi sorup sohbet etmek yerine, biz resim çektirme derdindeyiz.

Muhabbetin en güzel yeri. Biz gelen sms’lere cevap yazıyoruz.

Yemeğin en lezzetli lokması. Biz cep telefonundaki bilmem ne uygulaması ile lokasyon bilgisi girme peşindeyiz.

Resim çekmekten gezdikleri yerin tadını çıkaramayan Japon turistlere benzemeye başladık!

Yahu beyin zaten en büyük kayıt aleti değil mi? Gördüklerini, duyduklarını alıyor o hafızaya. Sana bir anlam ifade edenleri de, zamanla daraltsa bile kayıt ettiği alanı, silmiyor.

O halde bir şeyi yaşarken neden bırakmıyorsun kendini o an’a. Kalması gereken kalır zaten! Kaçırdığın belki de nefesini kesecek bir an, farkında değilsin.

Çocuğumuzun doğumunu bile – dostlardan önce – internette paylaşma heyecanındayız. Bunun için öncesinden ‘teaser’ yapan anne ve babalar var: “ilk resimler, az sonra!” Gelen yorumları da tahmin ediyorsunuz: “ay ne şekerrr!”

Gelecek ‘yorum’ ve ‘beğendi’ sayıları, bir şeyin kendisini yaşamaktan daha değerli olabilir mi?
» Yazının devamı

Bir el atsanız!

Sunum ne kadar hoş olsa da, çok lezzetli bir şey yerken;
konser performansı ne kadar etkileyici olsa da, o müthiş şarkıyı dinlediğimizde…

Veya;

öperken,
koklarken,
hatta sevişmenin en güzel anında…

Neden kapanır ki gözlerimiz?

——

Sonradan ekonomik refaha kavuşan,
torunlarına bile yetecek kadar parası olan zenginler

Nasıl bir düşünceyle ‘sonradan’ cimrileşiyorsunuz?
Eskiden çok daha cömert değil miydiniz?

——

Şerefe derken, karşındakinin ‘gözüne içine bakarak’ yudumlamak içkini…

Sahi, neden bu kadar zor?


» Yazının devamı

Duyuyorsunuz, değil mi?

Hep bir şeyler anlatıyor bana.
Her defasında farklı.
Hep bir öncekinden daha derin.
Her defasında yeniden.

İfade tek, dediği çok.
Gözümü alamıyorum!

Size de şu an dedikleri var.
Duyuyorsunuz, değil mi?

Afgan Kızı

1985 Haziran’ında National Geographic Dergisi’ne kapak olan, Afgan Kızı Şarbat Gula.
Steve McCurry‘nin deklanşöründen.17 sene sonra tekrar bulunmasının hikayesi ise:
Afghan Girl Revealed.

Kendini bir şey sanmazsan, kaybedecek şeyin de olmuyor!

Dokuz yıl önce Kaş’a yerleşen bir Hollandalı amca, ‘neden Kaş‘ soruma şu cevabı verdi: “Tembellik ve kolay hayat.”

Gerçekten de insanın kalp atışlarının azaldığı, zaman kavramının anlamsızlaştığı, büyük şehir hayatından kaçıp yerleşenlerin bolca bulunduğu bir Akdeniz kasabası burası. Dolayısıyla herkesin en büyük meşgalesi konuşmak. Tanı tanıma, yanındaki kişilerle biranın köpüğü nasıl oluşuyordan başlayıp, dünyayı kurtarmaya giden bir muhabbet diyarı.

Meydan’da geç saatlere kadar dolu kalan mekan Mavi Bar, işte bu sohbetlerin bolca yaşandığı, Kaş’ın sembol yerlerinden biri. Hemen karşısında ise insanların sıra sıra oturduğu, epey uzun, beton duvardan oluşma bir kaldırım var. Gelip geçen seyrediliyor bu Beton Bar’dan!

Emre Tanrıverdi ile Beton Bar’da oturuyoruz geçen gece. Ben etrafı gözlemlerken, o elinde ufak deftere bir şeyler çiziyor. Birden içimdeki velet muzurluk yapmalısın deyince, alıp Emre’nin kafasındaki şapkayı, ters çevirip koyuyorum önüme.

Evet, bir dilenci oluyorum aniden!

» Yazının devamı

Kimseden bir şey beklememek!

- Anlatacak ne çok şey var, dinleyense ne az. [Konuşan hep ben olsam!]

- Sözümü kesme sakın! [Benim anlattıklarım daha değerli.]

- Vallahi cin fikirleri olan, hayata farklı pencereden bakan biriyim. [Kimse anlamıyor, o ayrı!]

- Nasıl oluyor da ben herkese destek olurken, ihtiyacım olduğunda herkes sırt çeviriyor? [Sıra bana da gelecek!]

- Sendeki imkanlar şimdi bende olsa! [Nasıl biri olurdum acaba?]

- Sen kısa şortla gezerken, ben… [Neler gördüm, neler yaşadım!]]

- Adamı gözünden tanırım. [Önyargı değil, 'deneyim' bunun adı!]

- Bitti. [Kaybeden o!]

Neden bu kadar zor insanın kendini aynada görebilmesi; savunmasız ve çırıl çıplak. Neyse onu itiraf etmesi işte; huzurla… Sonra da sevmesi o gördüğünü, bu değil dediklerini değiştirmesi… Başkası değil, sadece kendisi için.

» Yazının devamı

Hayallerin Peşinde, Umutsuz Bir Boşluk!

Revolutionary RoadGeçen sene “Hayallerin Peşinde” ismiyle vizyona giren, 2008 yapımı bir film vardı: “Revolutionary Road.” Hani şu Richard Yates’in aynı isimdeki romanından uyarlanan, Sam Mendes’in yönetip, Leonardo DiCaprio ve Kate Winslet’in başrollerini oynadığı, 1950′lerde geçen film.

Fikir Atölyesi’nde sizlerle bir şey yapmak geçiyor içimden. Ufak bir oyun gibi.

Ancak öncesinde, “Revolutionary Road” filminin bende bıraktıkları var:

İstenmeden yaşanan, sıradan bir hayat… Umutsuz bir boşluk! Sonrasında ömür boyu bu yalanı sürdürmemek için denemeye değer bir çıkış yolu bulmak… Ancak bu sefer de gerekli o cesareti bulamamak.

Atalım suçu vazgeçemediğimiz o konforlu uyuşukluğa. Veya zorunlu sorumluluklara… [Hele bir de evlenip çoluk çoçuğa karışmışsak!]

‘Mutluymuş gibi görünme’ tuzağından kurtulmanın yolu; elimdekinin değerini bildiğimi sanıp hayattan emekliye ayrılmak mı, yoksa cesaret ve tutkuyla hayallerimin peşinden gitmek mi?

» Yazının devamı

1 / 24123451020... Son »