Beni REDDettin!
Hadi bir oyun daha oynayalım. “Faili Meçhul Kıyak“tan sonra bu da ikincisi olsun, onun kardeşi :)
Adı da “Beni REDDettin!” olsun. Veya “REDD Hareketi!”
Hepimiz, her gün bir yerlerde reddediliyoruz. ‘Hayır’ diyor birileri bize, ‘olmaz!’ Kabul edilmiyor, istenmiyor, hatta dışlanıyoruz zaman zaman. Duymak istemediğimiz; bazıları büyük, bazıları ufak reddedilmeler bunlar. Kendimizi değersiz, eksik veya başarısız hissettiğimiz… Canımızın yandığı anlar.
Bize ‘hayır’ denme ihtimali öylesine korkutuyor ki, çoğu kez bunu duymamak için denemeye de kalkmıyoruz. Oysa hayatın içinde ‘evet’ kadar ‘hayır’ da var.
Madem reddedilmeler hiç bitmeyecek… O zaman bu işi tersine çevirip, onlar bizi reddettikçe, bizim kendimizi daha iyi hissettiğimiz, eğlendiğimiz bir oyun oynayalım. Nasıl olsa ret aldıkça, ‘evet almanın’ yollarını daha iyi öğreniyor olmuyor muyuz?
“Reddedilmek!” yazısını yazarken çıktı bu “Beni REDDettin!” fikri:
» Yazının devamı
Reddedilmek!
Hem tam zamanlı çalışıp, hem üniversite okuyorsunuz. Ailenizden epey uzakta. Mezuniyete haftalar kala, çok istediğiniz bir şirkete iş başvurusu yaptınız. Onlarca şirket değil, sadece orası. Hayaliniz orada çalışmak çünkü.
3-4 mülakat görüşmesi. Şirket 2 saat uzaklıkta başka bir şehirde, ancak sorun değil. Her görüşmeye çağırdıklarında kalbiniz yerinden çıkacak gibi oluyor. Her şey iyi gidiyor. Ücrette anlaşılmış. Hatta şirket size bir kişi tahsis etmiş, onun yardımıyla bilmediğiniz bu şehirde oturacak ev bakıyorsunuz.
Okul bitmeden istediğiniz işi bulmuşunuz, derslere girerken havanız bile farklı artık! Sonra o da ne, beklenmedik bir mektup:
“Sizi tanıdığımıza çok memnun olduk. Ancak eğitim ve ilgi alanlarınıza uygun bir pozisyon bugün itibariyle şirketimizde olmadığından başvurunuzu üzülerek kabul edemiyoruz. CV’inizi gelecekte olabilecek fırsatlar için saklıyor olacağız…”
Nasıl yani? Şaka mı bu? Ne oldu bizim o olumlu görüşmelere? Neden ev aramaya kadar gitti bu süreç? Ne olduysa oldu, son dakika top direkten döndü, reddedildiniz işte!
» Yazının devamı
Hayat Bize Oyun Oynuyor Olabilir mi?
TED.com 18 dakikalık müthiş konuşmaların yer aldığı bir site. Teknoloji, eğlence ve tasarım ağırlıklı gibi görünse de, “paylaşmaya değer” her konuda insanı şaşırtan, yeniden düşünmesini sağlayan ve izlerken de hoşça vakit geçirten sunumlar bunlar. [Ne mutlu ki birçoğunda artık Türkçe altyazı seçeneği de var.]
TED’in onay ve gözetimde ancak bağımsız gerçekleştirilen etkinliklere de TEDx deniyor. İşte bunlardan biri geçenlerde Boğaziçi Üniversitesi’nde, TEDxReset ismiyle gerçekleşti. Bu, 500′ün üzerinde katılımcısı ile; Unut, Düşün, Yarat, ve Harekete Geç temaları ile bir “zihinleri sıfırlama” çalışmasıydı.
Hiçbir gelir beklemeksizin yapılan etkinliğin, TED’in bilinen olumlu algısına yakışır seviyede geçmesinde sevgili Ali Üstündağ ve gönüllü ekibinin payı çok büyük. Son yıllarda buram buram ticari kaygı kokan konferans ve seminer kirliliğine; “bu iş para kazanılmadan da bakın nasıl yapılırmış” der gibilerdi. Demediler, gösterdiler!
18 dakikalık konuşma süresini aşan en beceriksiz konuşmacı olarak kendimden utansam da, sunumda kullandığım tek sayfalık matris ve video‘yu sonradan çok sayıda kişi talep edince, ‘allah allah, ne anlatmışım ki ben?’ durumu oldu :) Kartal yazısıyla atıfta bulunduğum Dr. Serdar Savaş dahil, o gün yapılan tüm konuşmaların videolarını Vimeo‘da bulabilirsiniz.
Son iki yıldır üzerinde karalamalar yaptığım “kendi hayatımı sıfırlama” adına kafamın ne kadar karışık olduğunu ise buyrun görün şimdi:
» Yazının devamı
En İyi 250 Film!
“Tüm Zamanların En İyi Filmleri” yazımızla, son 2.5 aydır, bizi en çok etkileyen filmlerden oluşan bir liste oluşturuyoruz. Sizden gelen 246 yorumda, yaklaşık 800 farklı film önerisi çıktı.
Aşağıdaki resimde bu filmlerin tamamı var. En çok tekrar edenlerin puntosu daha büyük.
Biraz daha okunaklı olabilmesi adına ise ilk 250 filmi ayrıca bir liste olarak göreceksiniz.
Şimdi bir sinema salonu bizi toparlasa ve hep beraber en tepedeki Fight Club‘ı tekrar izlememizi sağlasa :) Maksat birlikte olmak, arada da film izlemek! Çıkar mı böyle yüreği büyük bir sinema işletmecisi?
Unutmadan, ben de bu sayede gaza gelip müthiş filmler seyretmeye devam ediyorum. Sanırım karar verdim: yönetmen olmak istiyorum ben :) Evet evet, yönetmen!
Çaycılıktan söktöre başlamak için eğer geç kaldıysam… O zaman tepeden inmenin bir yolunu bulmalı :)
İşte Fikir Atölyesi okurlarına göre tüm zamanların en iyi 250 filmi:
» Yazının devamı
Kartalın Yeniden Doğuşu… Yok Öyle Bir Şey!
Değişim, yenilenme, acı yoksa kazanç da yok, fedakarlık, yeniden doğuş, sıfırlamak, vazgeçmek, sil baştan, reset atmak… İşte bu konular gündeme geldiğinde, sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada dolaşan bir efsane var. Kartalların hayat sürelerini uzatmak için girdikleri acı dolu dönemi anlatan, ilham veren bir hikaye.
Derler ki:
“Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşlarındayken çok ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır.
Kartalın yaşı 40′a dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır. Tüyleri kartlaşır, kalınlaşır ve kanatlarına takılmaya başlar.
Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır.
Dolayısıyla kartalın burada iki seçimden birisini yapması gerekir. Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir. Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir.
Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde yuvasında kalır.
» Yazının devamı
Gelsin 2010, Bildiği Gibi Gelsin!
Fikir Atölyesi’nin geleneklerinden oldu, 2007, 2008 ve 2009 için yapmıştık. Bu da 2010 için…
Üç soruya birlikte cevap veriyoruz:
1.) 2009 deyince ne hatırlıyorsun?
2.) Aynı soruyu, mutlu bir insan olarak, bir yıl sonra bugün nasıl cevaplamayı isterdin?
3.) Yüz yüze olsaydın, bir üstteki yorumu yazan kişinin verdiği cevaplara dayanarak ona ne derdin?
Nasıl bir kaos içindeysem, kendimle hesaplaştığım bu yazıları her sene sonunda yazmak, kastığı gibi mutlu da ediyor her nedense! Kaoslara ve zamanın bu denli hızlı akmasına artık eskisi gibi tepki göstermez olduğumu farkediyorum.
Neyin işaretidir bu bilmem de; varsın bitsin 2009, varsın gelsin 2010 diye şarkı söylemek geliyor içimden. Söylüyorum da! :)
» Yazının devamı
Dudakların Kımıldıyor Ancak Ne Dediğini Duyamıyorum.
Merhaba
İçeride kimse var mı?
Başını salla beni duyabiliyorsan
Evde kimse var mı?
Hadi ama,
Kendini kötü hissettiğini duyuyorum
Acını yatıştırabilir
Ve tekrar ayağa kalkmanı sağlayabilirim
Rahatla
Önce biraz bilgiye ihtiyacım var
Yalnızca temel şeyler
Bana neresinin acıdığını gösterebilir misin?
» Yazının devamı
Dünyanın En Tehlikeli Eğlencesi!
Geçenlerde bir gazetede vardı. İnternette bir arkadaşlık sitesine üye bir ağbi “ilgi açlığı çeken” dokuz tane orta yaşlı hatuna “istedikleri ilgiyi” verirken, çaktırmadan para ve kredi kartlarını alıyormuş. Sonra onların paralarıyla da onlara hediyeler alıyor, gönüllerini hoş tutuyormuş! Yakalandığında ise dediği: “beş aya kalmaz çıkarım.”
Aynı gazetedeki diğer bir manşet haber ise bir medyumdu: “Galatasaray bana 10 milyon TL versin, Kadıköy’deki büyüyü çözeyim!”
Örnek çok, bir o kadar da eğlenceli:
» Yazının devamı
Köpek Kadar Olamamak!
Gerçek bir hikayeden esinlenilen, belgesel havasında bir film izledim geçenlerde. Türkçeye ‘Kutup Macerası’ olarak çevrilen; “Eight Below.”
Bırakın yakınlarımızı, en can arkadaşlarımızdan, hatta bazen ailemizden göremediğimiz bir bağlılık, sevgi, dostluk ve tutkuyu yaşatıyor film. Hem de köpeklerden…
Sonradan anlıyorsunuz ki burun direğinin sızlama nedeni esasında filmdeki kareler değil; kendi yaptıklarımız. Veya yapmadıklarımız…
İlginçtir, ‘Eight Below’ bana üç sene önceki “Geride Nasıl Bir Miras Bırakmak İstersin?” yazısındaki hikayeyi hatırlattı:
» Yazının devamı


