Gelsin 2013, Bildiği Gibi Gelsin!
2012 için de demiştik. Geldiği gibi gitti! Şimdi sırada 2013 var. İyi ki de var.
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Fikir Atölyesi’nde artık geleneksel oldu. Geçen seneyi değerlendirip, önümüzdeki yıl için ‘kendimizden beklentilerimizi’ yazıyoruz. Bir yıl sonra geri dönüp okuması şaşırtıcı olduğu kadar, düşündürücü de oluyor. Deneyin derim.
Şu üç soruyu birlikte cevaplıyoruz:
1.) 2012 denince ne hatırlıyorsun?
2.) Aynı soruya, mutlu bir insan olarak, bir yıl sonra bugün nasıl cevap vermek isterdin?
3.) Bir üstteki yorumu yazan kişiyle yüz yüze olsaydın, verdiği cevaplara dayanarak ona ne derdin?
Gelelim benim cevaplara…
» Yazının devamı
Mezar Taşım Olsun!
Deliydi.
Paraya değil ama tutkularına teslim oldu.
Deliydi.
Adam gibi sevdi.
Deliydi.
İyi yaşadı.
Deliydi.
Mutlu öldü.
—
Yaşanacak daha çok şey var, o yüzden ölüm henüz erken.
Ben yine de…
Başkalarına kalsın istemedim mezar taşımda ne yazacağı!
Taşlara video konulursa, varsın oynasın şu da:
Başarısızlık Hikayeleri!
Etohum, Özyeğin Üniversitesi’nde “Başarısızlık Zirvesi” düzenlemiş. Son panelde önemli konuklar var…
Finansbank’ın kurucusu ve Türkiye’nin birinci, dünyanın 377.ci zengini Hüsnü Özyeğin. Sabancı Ailesinden kopup Pegasus Havayolları’na başkanlık yapan Ali Sabancı. Türkiye’nin en büyük internet portalı Mynet’in kurucu Başkanı Emre Kurttepeli. Hitay Yatırım Holding Başkanı Emin Hitay ve Euro RSCG Reklam Ajansı’nın CEO’su Levent Erden.
Ben de bu kadar zengin ve işinde başarılı adamların olduğu bir panelde moderatörüm!
Neyse ki konu başarısızlık!
» Yazının devamı
Babamı seviyorum ama, ben onun gibi olmayacağım!
Geçen gün üniversitede okuyan bir arkadaşımla sohbetliyoruz.
- Sınırsız maddi imkanın olsa, nasıl bir hayat yaşıyor olurdun?
- Bilmem… Hiç düşünmedim abi.
- Tamam, düşün o zaman şimdi!
[Bir iki dakika sonra...]
- Sanırım bir sahil kasabasında kafa dinlerdim.
- Bu yaşta ne kafa dinlemesi lan! Neyle meşgul olurdun, günlerini nasıl geçirirdin onu soruyorum.
- Hmm… Evin bir odasını atölye yapardım. Arabaları modifiye için…
- Başka?
- Bir odayı da müzik stüdyosu yapardım. Hem yazdıklarımı bağıra bağıra söylemek, hem de kayıt için.
- Güzel.
- Peki ya sen abi?
- İyi soru!
[kahkahalar...]
- Gülmeyi kes abi, cidden merak ediyorum!
» Yazının devamı
Yedi şey!
Hepsi benle ilgili. Yaşadıklarımla.
Belki ucundan işinize yarar.
- Kararsız anlarda kendime şunu soruyorum: ‘Altı aylık ömrüm kaldığını bilseydim, neyi seçerdim?’ [Yeter ki o an bu soru aklıma gelsin. Karar nasıl olsa peşinden geliyor.]
- Bunaldığım anlarda ise sorduğum şu: ‘Aradan iki yil geçse, ben bunu hala dert eder miyim?’ [Cevap hep hayır oluyor, ben de sokağa çıkıyorum.]
- Sürekli şikayet eden ve mutsuz kişilerden uzaklaşıyorum. [Çok sıkıcı oluyorlar.]
- Bana herhangi biriymişim gibi davrananla arkadaş oluyorum. [O yüzden arkadaşım çok! Ancak o sayede de, dostlarla 'en güzel günümüz böyle olsun' diye kadeh kaldırabiliyorum.]
- Hayattaki sıçışlarımla dalga geçtikçe, onları tekrarlamadığımı fark ediyorum. [Ciddiye aldıklarım ise, onlar işte hiç yakamı bırakmıyor.]
- Çok hayal kuruyorum. [Sayıca fazla olunca, biri gerçek oluyor.]
- Ha bir de… Kimseden bir şey beklemiyorum. [Kendimden bile.]
Deneyim denen kaos!
Yaşanmışlık konsepti ilginç. Deneyim denen şey işte.
Okuyarak, izleyerek veya dinleyerek çok şey öğreniyoruz da, neredeyse hiçbiri, biz onları yaşamadan bir parçamız olamıyor. Ne kadar okursan oku, yaşamadan aşkı tanımıyorsun. Veya, ne kadar macera filmi izlersen izle, yüksek bir kayalıktan atlamadan cesaretin ne olduğunu bilmiyorsun. Ciddi bir trafik kazası yapmadan, dikkatli araba kullanmayı pısırıklık saymak da aynısı.
Yaşadıkça, bize öğretilenler anlam kazanıyor. Okunanlar belki de en çok ‘neyi yaşamayı tercih edeceğimizi belirlemede’ işe yarıyor.
Cebinde beş kuruş olmadan otostopla dünyayı gezen birine denk gelince, “yok, bu bana göre değil” derken, Ferrari kullanan birini görünce kendimizi o direksiyonda hayal edebiliyoruz. Veya tam tersi.
‘Seçtiğimiz’ kitap veya filmler, hatta arkadaşlarımız bize hep parasız bir bok yapamayacağımızı, sahip olunacak son model bir spor araba veya lüks bir evin ise başarı veya mutluluğun en önemli göstergesi olduğunu anlatıyor. Bir gezgin içinse hayatın anlamı, ne pahasına olursa olsun, yeni yerler görmek, yeni insanlarla konuşmak, alışagelmedik yemekler yemek veya doğanın içinde olmak…
Okuduğu üç beş kişisel gelişim kitabı ile değil de, yaşayarak tecrübe kazanmaya lafım yok. Deneyim hayatın olmazsa olmazı… Tamam da, benim yine de tecrübeli kişilere karşı bir alerjim var! En azında çoğuna karşı diyelim. [Biraz tuhaf oldu farkındayım ancak öyle.]
» Yazının devamı
Konforlu Uyuşukluk!
Çok uzun yıllardır ısrarla aynı iş yerinde çalışan bir arkadaşımla sohbetliyoruz. Kocaman gülen gözleriyle atlıyor lafa…
- Geçen gün yürüyüşe çıkıp, sokak köpeklerini sevip onlara yemek verdim. Ne kadar mutlu oldum anlatamam.
- Sokağa çıkmaktan mı, köpeklere mama vermekten mi?
- İkisi de.
- Sen kaç yıldır aynı şirkette çalışıyordun?
- Yirmi altı.
- İyiymiş! Peki söylesene bana, orada yaşadığın unutulmaz anların sayısı kaçtır? Hani şu dün gibi hatırladığın, aklına gelince sana vay be dedirten…
- Hmm… Emin değilim. Sanırım dört veya beşi geçmez.
- Peki o zaman neden yirmi altı yıl?
- Bilmem. Sanırım alışkanlık. Bu kadar eski olunca, karışan da pek olmuyor, rahatım.
- Severek mi yapıyorsun işini?
- Sevmek olarak bakmadım hiç. Otomatik pilota bağlamış gibiyim.
- Her gün bir diğerinin aynısı yani?
- Aynen. Yıllardır alarm sabahları aynı saatte çalıyor, aynı yollardan gidiyor, aynı insanlarla aynı işleri yapıyor ve aynı yollardan eve dönüyorum. Evde bile yaptıklarım hep aynı.
» Yazının devamı
Abdülmelik Yalçın – Anarşist!
Yer: İstanbul Bayrampaşa’daki İsmail Erez Endüstri Meslek Lisesi.
Konu: Okula dışarıdan yiyecek getirmek yasak. Getiren olursa yiyeceklere el konuyor. Tekel konumundaki kantin ise pahalı. Parası olmayan öğrenciler aç kalıyor. Ayrıca yemekler bayat ve lezzetsiz. Hatta öyle ki, öğretmenler bile kantinden yemiyor ve öğrencilere para verip dışarıdan yemek aldırıyor.
Baş Aktör: Abdülmelik Yalçın. On yedi yaşında, lise 3 öğrencisi. Kendini ‘hakkını arayan bir anarşist‘ olarak tanımlıyor. Kantinde fiyatlar düşsün ve yemekler düzelsin istiyor ve ‘Paylaşma Masası’ kuruyor: “Evden getirdiğimiz yiyecekleri tenefüste sofralarımıza kurup yiyelim; paylaşma ve dayanışmayı çoğaltalım” diyor.
Harvard’ta alakasız bir bölümde okuyacağıma, çaycı olurum!
Dijital Video Teknikleri dersi final projesini bitirmek için dört hafta süresi olmasına rağmen, son üç güne kadar kılını bile kıpırdartmıyor! Sıkışınca da, evinin mutfak masasını film stüdyosu haline getiriyor. On liralık bir bütçeyle gazete baskıları, set fotoğrafları, buz, ip, cam fanus ve su kullanarak, henüz vizyona girmemiş bir film için konsept açılış jenereği hazırlıyor. İki günde çekiyor, bir günde montaj yapıyor ve son dakikada ödevi bitirip, hocasına teslim ediyor.
Adı Doğan Can Gündoğdu. Bahçeşehir Üniversitesi, İletişim Tasarımı Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi. Yaşı 20.
Projesi için, küçüklüğünden beri çizgi romanlarda okuduğu Batman karakteriyle kendini özdeşleştirdiği bir film seçiyor. 27 Temmuz 2012′de gösterime girecek, Christopher Nolan’nın yönettiği, Batman serisinin üçüncü filmi: The Dark Knight Rises (Kara Şövalye Yükseliyor). Henüz vizyona girmemiş ve merakla beklenen bir filmi seçmesi onun kişisel hedeflerine de çok uygun. Çünkü o en başından beri yapacağı işin internette yayılmasını hayal edip, bu hayalle de kendini motive ediyor.
Doğan Can hazırladığı jeneriği Vimeo‘ya koyup, Twitter üzerinden paylaşıyor ve ayrıca da MovieWeb sitesine mail atıyor. Jenerik ertesi gün sitede konu edilince, çok sayıda yabancı kaynaklı sinema ve tasarım sitesi de haber yapmakta gecikmiyor. Ve video ilk iki günde 100 bin kişi tarafından izleniyor.
Çok geçmeden, Hollywood’un Oscar ödüllü yapımcısı ve aynı zamanda ‘The Dark Knight Rises’ filminin de görsel efekt süpervizörü Paul Franklin, gördüğü iş için “Etkileyici ve harikulade” yazarak Twitter üzerinden paylaşıyor. Bunun üzerine Doğan Can, Paul’e “İleride şirketinizde çalışmak en büyük hayalim” diye yazınca, ondan gelen cevap şu oluyor: “Biz her zaman yetenekli insanlara açığız. Bu çok hoş bir haber, zaman kaybetmeden başvur.”
» Yazının devamı




