Başarı Hikayeleri

Başarısızlık Hikayeleri!

Etohum, Özyeğin Üniversitesi’nde “Başarısızlık Zirvesi” düzenlemiş. Son panelde önemli konuklar var…

Finansbank’ın kurucusu ve Türkiye’nin birinci, dünyanın 377.ci zengini Hüsnü Özyeğin. Sabancı Ailesinden kopup Pegasus Havayolları’na başkanlık yapan Ali Sabancı. Türkiye’nin en büyük internet portalı Mynet’in kurucu Başkanı Emre Kurttepeli. Hitay Yatırım Holding Başkanı Emin Hitay ve Euro RSCG Reklam Ajansı’nın CEO’su Levent Erden.

Ben de bu kadar zengin ve işinde başarılı adamların olduğu bir panelde moderatörüm!

Neyse ki konu başarısızlık!
» Yazının devamı

Harvard’ta alakasız bir bölümde okuyacağıma, çaycı olurum!

Dijital Video Teknikleri dersi final projesini bitirmek için dört hafta süresi olmasına rağmen, son üç güne kadar kılını bile kıpırdartmıyor! Sıkışınca da, evinin mutfak masasını film stüdyosu haline getiriyor. On liralık bir bütçeyle gazete baskıları, set fotoğrafları, buz, ip, cam fanus ve su kullanarak, henüz vizyona girmemiş bir film için konsept açılış jenereği hazırlıyor. İki günde çekiyor, bir günde montaj yapıyor ve son dakikada ödevi bitirip, hocasına teslim ediyor.

Adı Doğan Can Gündoğdu. Bahçeşehir Üniversitesi, İletişim Tasarımı Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi. Yaşı 20.

Projesi için, küçüklüğünden beri çizgi romanlarda okuduğu Batman karakteriyle kendini özdeşleştirdiği bir film seçiyor. 27 Temmuz 2012′de gösterime girecek, Christopher Nolan’nın yönettiği, Batman serisinin üçüncü filmi: The Dark Knight Rises (Kara Şövalye Yükseliyor). Henüz vizyona girmemiş ve merakla beklenen bir filmi seçmesi onun kişisel hedeflerine de çok uygun. Çünkü o en başından beri yapacağı işin internette yayılmasını hayal edip, bu hayalle de kendini motive ediyor.

Doğan Can hazırladığı jeneriği Vimeo‘ya koyup, Twitter üzerinden paylaşıyor ve ayrıca da MovieWeb sitesine mail atıyor. Jenerik ertesi gün sitede konu edilince, çok sayıda yabancı kaynaklı sinema ve tasarım sitesi de haber yapmakta gecikmiyor. Ve video ilk iki günde 100 bin kişi tarafından izleniyor.

Çok geçmeden, Hollywood’un Oscar ödüllü yapımcısı ve aynı zamanda ‘The Dark Knight Rises’ filminin de görsel efekt süpervizörü Paul Franklin, gördüğü iş için “Etkileyici ve harikulade” yazarak Twitter üzerinden paylaşıyor. Bunun üzerine Doğan Can, Paul’e “İleride şirketinizde çalışmak en büyük hayalim” diye yazınca, ondan gelen cevap şu oluyor: “Biz her zaman yetenekli insanlara açığız. Bu çok hoş bir haber, zaman kaybetmeden başvur.”
» Yazının devamı

Patch Adams: Anarşist Palyaço Doktor!

patch adamsÇıkış noktası bulmakta zorlandığım anlarda konuştuğum, ufkumu genişleten “hayali kahramanlarıma” bir kişi daha eklendi. Reddedildikçe güçlenen kendine özgü hayat duruşu, hayalleri uğruna yaptıkları ve bugüne kadar başardıklarıyla ilham veren biri. Bir palyaço doktor!

Henüz bir tıp öğrencisiyken evinde kurduğu, ufak ancak sıradışı sağlık merkeziyle, 15 binden fazla hastayı tek kuruş ücret almadan tedavi eden deli bir doktor. Herkesin eşit olduğu, hastalarla bol vakit geçirmeye olanak sağlayan, onlarla birlikte yaşanılan ve içinde sanatın olduğu bir merkez bu.

Sağlık söktöründeki çalışanlara, özellikle de doktorlara, “tedaviyi düşünmeden önce insan olun” mesajı veren bir tıp adamı. Yaratıcı uygulamalarıyla başlarda dalga geçilen, sonradan “bir dakika, galiba bu adamın dediklerinde bir şey var” dedirttiren bir devrimci.

Amerikalı olmaktan utanan, kapitalist düzen düşmanı, Bush dönemi için “faşist”, Amerika için “dünyanın en terörist ülkesiyiz” diyecek kadar cesur…

Yaşayan hiçbir bireyin, ‘savaş’ kelimesini dahi bilmediği bir dünya… Şiddet ve adaletsizlikten yoksun… Herkesin eşit olduğu bir dünya…

Yarım asırdır işte bu rüyası uğruna çalışan bu deli eylemcinin adı; Hunter Campbell “Patch” Adams.
» Yazının devamı

Çocuklar Odalarının Duvarını Boyamak İstiyorsa, Bırakın Boyasınlar. Evin Satış Değeri Düşmez!

Bunu söyleyen Randy Pausch. “The Last Lecture” ile adını duyduğum bir üniversite hocası o.

Öğrencilerinin “hayatınız boyunca sadece bir kere karşılabileceğiniz türden bir insan” diye nitelendirdiği bir kişi. Esasında bunu söyleyen sadece öğrencileri değil, onu tanıyan veya okuyan herkes aynı şeyi ifade ediyor.

Yapacağınız bir dersin veya bir seminerin size verilen “son konuşma” şansı olduğunu bilseydiniz, dünyaya hangi gerçeği haykırmak isterdiniz? Dinleyicilere neyi miras olarak bıraktığınızı söylerdiniz?

Carnegie Mellon Üniversitesi’deki “The Last Lecture” semineri işte bu amaçla yapılan bir organizasyon. Son konuşmanız olsa bu, tüm yaşadıklarınızla geride kalanlara ne dersiniz?

» Yazının devamı

Ah Bir de Anlayabilseydik Onu.

Şöyle bir bakar mısınız ne kadar çok “benzer”, ne kadar çok “aynı tarz insan” var etrafımızda. Çünkü en risksiz olanı bu.

Benzer olmak kolay. Çoğunluğun yaptığını yapmak, başarısız olunması durumunda kabul edilebilir hazır mazeretleri de beraberinde getiriyor.

Sonra birbirine benzer insanların “yapacak bir şey yok” dediğinde kafalar sallanıp; “evet, doğru” deniyor. Çünkü herkes öyle onların etrafında. Dünyaları o kadar!

“Sıradışı” olmak ise zor. Belkí daha da önemlisi riskli, hatta tehlikeli.

Dost ve düşmanlarımızın adını koyabilmek avantaj gibi dursa da, benzer kişilerin eline verdiğimiz malzeme o kadar çok ki. Al beni eleştir, bak burada da açığım var. Vur beni yerden yere!

Ortadasınız. Çıplaksınız…

» Yazının devamı

Richard Branson. ‘İş Fırsatları Otobüs Gibidir, Her Zaman Bir Diğeri Gelir!’

Kahramanınızla yaptığınız ‘hayali sohbetler’ bir gün gerçek olursa, nefes kesen anlarınızdan birini yaşar ve bu deneyim size; yaşantınızı, hedeflerinizi, mutluluklarınızı sorgulatabilir.

Sıradan olan herşey daha bir önemsiz gelmeye başlayabilir.

Bugün için kısaca, Richard Branson’la tanışma sohbetimin bende bıraktıkları bunlar.

Ölmeden önce bir gün “Virgin‘in, dünyada en büyük değil ama ‘en çok saygı duyulan’ markası olduğunu görmek” gibi bir iş vizyonunuz olacak. Öldükten sonra ise, kendisi için “hayatı dolu dolu yaşadı ve insanların yaşamlarında fark yarattı” denmesini hedefleyecek bir kişisel vizyonunuz…

“Biz ilk günden beri hayal ediyor ve hayallerimizi gerçekleştirmek için çalışıyoruz” diyen, son 35 yılın bu en vizyoner girişimcisinin adı; Richard Branson. Time dergisine göre 2007 yılında dünyamızı şekillendiren, en etkili 100 kişisinden biri.

Çünkü bazıları “neden” derken o, “neden olmasın” diyenlerden.

Turkcell’in ‘İşTcell Liderler Konferansı’nda edindiğimiz izlenimleri, onun hakkında daha önce bildiklerimizle harmanlayarak bir başarı hikayesi daha kaleme alıp, bir önceki yazımızda verdiğimiz sözü tutalım.

» Yazının devamı

Tüm Gönül Meseleleri gibi, Onu Bulduğunuz Zaman Anlayacaksınız

Okul hayatınız boyunca dalga geçilen, 36 yaşına kadar hiçbir kayda değer başarıya imza atmamış, toplum içinde silik, özgüveni düşük, sıradan bir cep telefonu satıcısı olacaksınız…

Ve bir gün tüm dünyada milyonlarca kişinin tanıdığı ve hayran olduğu bir kişiliğe bürüneceksiniz…

Mümkün mü bu?

Hepimizin içinde bir yerlerde olan “yeteneklerimizin” farkındaysak, yani kendimizi tanıyorsak ve bu yeteneklerimizi geliştirmek için kendimizle samimi ve belki de daha önemlisi tutkuluysak, cevap; evet, mümkün!

Fikir Atölyesi’nde zaman zaman ele aldığımız başarı hikayelerinden birine daha tanık oluyoruz.

Bu kez hikayenin adı: Paul Potts.

» Yazının devamı

Facebook. Yeni Nesil Oyuncağımız!

Basında, televizyonda, internette, arkadaş sohbetlerinde… Facebook tam bir çılgınlık halini almış durumda. Facebook’ta var olmak, [sanal da olsa] “hayatta varım” demekle eşit düzeye gelmiş birçok kişinin zihninde.

Son altı aydır gelen Facebook davetlerini ısrarla yok saymıştım. Zaten diğer sosyal ağlarda (sosyomat, linked-in, cember.net, mondus…) aktif olamadığım için yeni birinin daha sepette olması anlamsız geldiğinden olsa gerek…

Ancak ‘face’ adını duymadan geçen bir gün olmamaya başlayınca, dur dedim kendi kendime… En azından deneyerek öğren, okuyarak değil. Amacım daha sonra da sizlerle bu deneyimi paylaşmaktı.

Bir ay kadar oldu Facebook üyeliğim. İtiraf ediyorum; sevdim!

Hatta orada [sosyalleşmenin yanında farklı bir değer de katabilmek amacıyla] “Fikir Atölyesi” isimli bir grup da var artık.

8 Ekim’de açtık, bu yazıdan önce üye olan kişi sayısının bine ulaştığını görmek ise ayrı bir mutluluk verdi. Bu da size diğer itirafım!

Facebook üyeliğiniz varsa veya olacaksa uğrayın bir; ilginizi çekerse de katılın aramızdaki tartışmalara.

“Arkadaş aramaktan çok, arkadaşını ara” belki de beni Facebook’ta ilk cezbeden özellik olsa da, doğruya doğru; ilk günlerdeki acemilik atlatılınca, ortada kocaman bir “zaman yeme makinesi” ile karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz.

» Yazının devamı

Bir Fikrim Var!

Evet, “Bir fikrim var” diyen herkesin incelemesi gereken bir proje oldu “Google Bize Logo Yapsana!”

İşte bir fikir böyle hayata geçirilir.

23 Nisan pazartesi günü, yani Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızda Google.com.tr sayfasında bize özel bu logo olacak.

Her ne kadar Google Türkiye Ofisi yaptığı basın açıklamasında “Google Bize Logo Yapsana!” projesinden hiç bahsetmese de [bu fikrin dışarıdan gelmesi sanırım onların ağrına gitti], başarı UnitedPlankton‘ların ve onları destekleyen binlerce kişinin.

Kiminin kıskanıp küçük gördüğü, kiminin de altında bir hinlik aradığı bir projeydi bu. Tabii ki memleket kurtulmadı ama başarı bir avuç gencin Google gibi dev bir firmaya seslerini duyurması ve onları kendi istekleri doğrultusunda harekete geçirebilmesiydi.

Gönlümüz, logo tasarımının bizden gitmesini ve onun da sadece Türkiye sayfası yerine, Google ana sayfasında yayınlanmasını görmek isterdi; ancak bunlar başarıyı gölgeleyemez, sadece yeni hedefler olabilir…

Bir amaç uğruna yola çıkıp binlerce kişinin desteğini alan Özgür Alaz ve arkadaşlarını tebrik ediyoruz.

İçimizdeki çocuğu özgür bıraktığımız bayram olsun 23 Nisan!

Yaratıcı Bir Gencin Zihin Haritası

“Ben sıradan bir kişi değilim, olmak da istemiyorum. Olaylara herkesten farklı bakabiliyor ve bundan keyif alıyorum. Yeni fikirlerim var. Ancak bunları hem paylaşmaktan çekiniyor, hem de nasıl hayata geçebileceklerini bilmiyorum, ne yapmalıyım?”

Fikir Atölyesi’nde bana gelen mail’lerin büyük bir çoğunluğu işte bu soruyu soruyor. Şimdiye kadar farklı yazılarda bu konuyu ele almış olsak da, bu kez dilerseniz daha kapsamlı ve farklı bir yöntem deneyelim.

Yöntem sohbet olsun, konuk da bu sorunun cevabını vermiş ve hayatına içselleştirmiş biri olsun. Türk olsun, genç olsun. Şımarmamış ve gözü de dolar işaretinden çok güzellikleri görebilecek yetenekte olsun. Yaratıcılığı sadece projelerinde değil, hayatının her alanında kullanan biri olsun.

İşte böyle biri kim olabilir diye kendime sormamla cevabını bulmam eş zamanlı oldu.

O; İTÜ İşletme Mühendisliği okurken blog tutmaya başlayan ve bu (Türkçe ve İngilizce) blog sayesinde kendi vizyonunu bulan biri. Bir fikir avcısı. Birçok markaya danışmanlık veren, uluslararası yayınlarda yazıları yayınlanan bir trend gözlemcisi. Örneğin trend avcılarının en önemli network’ü sayılan Springspotters‘da tüm dünyada en fazla gözlemi yayınlanan kişi.23 Nisan

Flickrpreneur” gibi pazarlama dünyasına hediye ettiği kavramlar var. Geçen sene yapılan Kariyer Net’in Fikir Yarışması birincisi, Lovemark Konferansı paralelinde yapılan “Türkiye Marka Aşklarını Arıyor” yarışma birincisi, Second Life Business Plan yarışması dünya ikincisi.

Google Earth üzerinde yarattığı farklı CV çalışması ile binlerce kişinin dikkatini çeken, şimdi de bu binleri milyonlara çekecek “Google Bize Logo Yapsana!projesi ile gündeme gelen bir genç. Marmara Üniversitesi İşletme’de yüksek lisans yaparken, aynı zamanda 41 29 isimli dijital pazarlama ajansında yarı zamanlı çalışıyor. Yaşı 24.

Adı Özgür Alaz.

İki saati aşkın karşılıklı bir sohbetimiz oldu geçen gün. Bazıları sıkıştırmak amaçlı da olsa aklıma gelenleri sordum, o da tüm içtenliği ile cevapladı. Şimdi alın elinize kahvenizi, siz de katılın sohbete.

» Yazının devamı

1 / 3123