Yaprak Sharması, Dolma Sharması, Robin Sharma…
Geçen ay konferansını canlı izlediğim Robin Sharma hakkında “Robin Sharma: En Büyük Risk, Risk Almamaktır” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O yazıda Sharma’nın bende bıraktığı izlenim ve düşüncelerimi başka bir yazıda tekrar ele alacağımı söylemiştim.
Yani, kendisini planlı bir strateji ile nasıl zekice konumlandırdığından, pazarladığından ve nasıl bu kadar ünlü (ve zengin) olduğundan; kısaca, yarattığı kişisel başarı hikayesinden bahsedeceğim.

Şimdi sizden ricam, önce o yazıyı bir hatırlamanız. Bakın bakalım, bu söylemlerde katılmadığınız tek bir şey var mı? Hatta daha önemlisi; “önceden bilmiyordum” dediğiniz tek şey?
Peki evrensel sayılabilecek doğruları yazarak ve (bunları) konferanslarda anlatarak nasıl ünlü olunur, para kazanılır?
Robin Sharma: En Büyük Risk, Risk Almamaktır.
- Tanıdığın en olumlu insan kendin ol.
- İçten ve samimi ol, her zaman (sesin titrese bile) gerçekleri söyle.
- Zamanında olman gereken yerde ol, geç kalma.
- Lütfen demeyi ve teşekkür etmeyi ihmal etme.
- Yapabileceklerinin altında söz ver, fazlasını yap.
- İnsanları onları ilk gördüğünden daha iyi bir durumda bırak.
- Arkadaş canlısı ve şevkatli ol.
- Birinci sınıf bir dinleyici ol.
- Diğer insanlara karşı tutkulu bir şekilde ilgili ol.
- Yüzünde gülümse eksik olmasın.
Katılmamak elde değil ancak bunlar (bu sıralama ile yazıldığı haliyle) benim değil, o meşhur Ferrari’sini Satan Bilge’nin, Robin Sharma‘nın lafları.
7 Eylül’de Borusan İstinye tesislerinde Robin Sharma’nın “Kendinizi Uyandırmak” Konferansına katıldım. D&R’ın sahiplendiği bu seminerden aklımda kalanları ve ayrıca Robin Sharma’nın bende iz bırakan bazı eski (kitapları ve röportajlarından) söylemlerini ve doğrularını şimdi sizlerle paylaşacağım.
Bir sonraki yazımda ise Robin Sharma hakkında kişisel izlenim ve düşüncelerimi yazacağım. Kendisini planlı bir strateji ile nasıl zekice konumlandırdığından, pazarladığından ve nasıl bu kadar ünlü (ve zengin) olduğundan. Kısaca, yarattığı kişisel başarı hikayesinden.
Şimdi dönelim verdiği mesajlara.
Başaramazsam, Başıma Gelecek En Kötü Şey Nedir?
Fran Capo dünyanın en hızlı konuşan kadını. Guinnes Rekorlar Kitabına geçen bir hız rekoru; dakikada 603 kelime. Bu, saniyede 10 kelime demek!
Kurduğu farklı maceraperest gruplarıyla buz otellerde uyuyor, dağlara tırmanıyor, su altı mağaralarına dalıyor, yeni yerler keşif ediyor, yarış arabaları kullanıyor… İnsanların kalıplardan çıkıp sınırları zorladıklarını görünce de ondan mutlusu yok. Yazdığı dokuz kitaptan biri olan “Adrenaline Adventures: Dream it, Read it, Do it!” adlı kitabını, insanların dışarıya çıkıp, dünyayı keşif etmeye motive edebilme amacıyla yazmış.
Dünyanın en hızlı konuşan kadını olmasının yanında, Kilimanjaro Dağının zirvesinde ve ayrıca denizin derinliklerindeki Titanik enkazında kitabını imzalayan ilk yazar olma ünvanlarıyla Guinness‘e giren iki dünya rekoru daha var.
Aynı zamanda konferanslarda motivasyon ağırlıklı konuşmalar yapıyor, kitap yazıyor, seslendirme sanatçılığı yapıyor, maceraperest ve komedyen.
Onun kadar zengin olmasa da, Fran Capo da hayata Richard Branson gibi bakabilenlerden: “İşi iş, oyunu da oyun olarak görmüyorum. Herşey hayatın ta kendisi!”
Tüm bunların başlangıcı beklemediği anda karşılaştığı bir soru ve buna pek de düşünme fırsatı olmadan, cesaretle verdiği “evet” cevabı. Yani herşey bir “evet” ile başlıyor. Hayatımızda önümüze ne fırsatlar çıkıyor ve hangilerini (bize çok doğal gelen mazeretlerimizden dolayı) farkında bile olmadan kaçırıyoruz?
Ufak barlarda komedyenlik ve bir radyo istasyonunda sunuculuk yaparken gelen o fırsatlardan birini kaçırmayan Fran Capo…
Ve işte onun hayatını değiştiren ‘evet’inin hikayesi:
Jan Nahum, Formula 1 ve Türkiye.
- Türkiye dünyada neden hiçbir konuda iddialı değil?
- Kaç tane ürettiğimiz patent var?
- Teknolojiyi kullanmanın ötesinde “yapan” bir Türkiye imajı?
İşte bu hedeflerle motive olan, bugüne kadar çalıştığı tüm firmalarda hep sevilmiş, daha önemlisi sayılmış ve birçok kişiye örnek olmuş bir Türk iş adamından bahsediyorum.
- Günde sadece 3 saat uyuyup, 21 saat ayakta olmayı yaşam biçimi yapmış;
- Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji;
- Tanıyanları hayrete düşüren bir sorumluluk bilinci ve çalışma azmi;
- Kaybetmeyi hiç sevmeyen yapısı, etki alanındaki herkese aşıladığı başarma hırsı;
- Geniş bilgi birikimi ve Aztekler’den, gemi maketine kadar farklı ilgi alanları;
- Ünvandan ve hiyerarşiden uzak, meydan okuyan kendine özgü iş yapış anlayışı;
- İyi bir yöneticiden çok, güçlü lider özellikleri ile…
Onun adı Jan Nahum.
Dijital Doktorlar Çetesi: Geek Squad
Geçenlerde “Sorunlardan Fırsat Yaratmak” başlıklı yazımda hayallerimden bahsetmiştim. Bilgisayar sektörüyle, daha çok da bu sektörün satış sonrası hizmetleri ile ilgili…
Bu pazarda bırakın şaşırtan deneyimler yaşamayı, standart hizmet kalitesinden bile ne kadar uzakta olduğumuzu, oysa atılabilecek basit adımlarla ve biraz da girimşicilik ruhu ile, ne kadar büyük fırsatların var olduğunu kaleme almıştık.
Robert Stephens işte bu fırsatı görenlerden. Hem de oniki yıl önce… O, sadece 200 dolar sermaye ve bir bisiklet ile kurduğu şirketini, sekiz yıl sonra üç milyon dolara Best Buy’a satma becerisi göstermiş. Oniki yıl sonra ise milyonlarca dolar gelir getiren, 12.000 çalışanı ile sadece kendi sektörüne değil, tüm iş dünyasına pazarlama ve girişimcilik derslerinde okutulacak kalitede bir başarı hikayesi yaratmış. Yaratmaya da devam ediyor…
Hikayenin adı; “Geek Squad.”
Taraftar Müşteri Yaratmak: Hillside Beach Club

Bir aşk hikayesinden bahsedeceğiz bugün. Müşterilerini kendine aşık eden bir Türk markasından.
Fethiye Hillside Beach Club’dan…
- Bırakın müşterilerinin kendi çevrelerinde – özgürce – konuştukları vaadleri yerine getirmeyi, onlara beklentileri aşan deneyimler yaşattıkları için…
- Nerdeyse reklam dahi yapmadan, kontrolü çok daha zor olan ağızdan ağıza tanıtımı böylesine etkin yönetebildikleri için…
- O çoğu kez hayranlık duyulan yabancıların bilgi ve tecrübesi ile değil; Türk insanının yenilikçi yönetim tarzı, deneyimi ve yaratıcılığını ortaya çıkartabildikleri için…
- Kısaca; incelenmesi, paylaşılması, ders çıkarılması gereken bir başarı hikayesi yazmaya devam ettikleri için.
Evet; Hillside Beach Club (HBC) bir istisna.
Çıplak Kalma !
İnternet’te insanların fayda sağladıkları, keyif aldıkları ve parçası olmak isteyecekleri topluluklar yaratıp yaratıcı fikirlerini hayata geçiriyorlar.
Çok çalışıp, çok eğleniyorlar.
Ve şimdi de güzel paralar kazanıyorlar!
Kabile Aranıyor!
Alex Tew’in bir milyonluk dolarlık fikrinden sonra ilgimi çeken en iyi fikirlerden biri.
“Tribe wanted“: Kabile aranıyor.
5.000 kişi, emsalsiz bir kabile, gerçek bir ada…

Dünyanın hertarafından gelecek 5.000 kişi ile yaratılacak bir sanal topluluk daha sonra sanal olmaktan çıkıp gerçek bir kabile hayatı yaşayabilir mi?
Aç Kal, Budala Kal.
“Farklı düşünme, yaratıcı düşünce, yaratıcı tasarım.”
İşte Apple Macintoch ve iPod’un yaratıcısı Steven Paul Jobs‘un başarısındaki anahtar kavramlar.
“Liderle takipciyi birbirinden ayıran en önemli özellik yenilikçiliktir (innovation)” diyor Jobs.
Yakalandığı kanserden dolayı ölümle burun buruna gelince “Her gününü, hayatının son günüymüş gibi yaşarsan, günün birinde haklı çıkarsın” deyişini yaşamının da parolası yapmış.
Steve Jobs “Aç kal, budala kal” diyor gençlere.
Bir Milyon Dolarlık Fikir !
Bir fikire aşık olmak bu olsa gerek.
Basit, kolay anlaşılır, dikkat çekici, daha önce yapılmamış, yenilikçi bir fikir, yatırım maliyeti nerdeyse yok, sonuç: sadece 4 ayda 1.037.100 dolar ! Internet’te muhtemel yeni bir reklam trend’inin öncüsü.
Entrepreneur’lük, yani girişimcilik adına (ilk defa 10 Eylül’de demedideme‘de okuyup sonradan takip ettiğim) kocaman bir başarı hikayesi:



