Profesyonel kurumsal hayatı, uzun yıllar farklı şirketlerde farklı sorumluluklarda yaşadıktan sonra "tamam" demiş bir gün. "Alışkanlıkları değiştirmek çok zor olsa da bu kararı almakla iyi etmişim. Edindiğimiz deneyimleri aktarabileceğimiz bir başka hayatımız olmayacak çünkü" diyor şimdi.

Kjell Nordstrom ve Jonas Ridderstrale’nin o müthiş sözünü hatırlatıyor:

"Günümüz toplumu, benzer eğitim almış benzer çalışanların; benzer fikirlerle benzer ürünleri, benzer kalite, benzer fiyat ve benzer yöntemlerle sattıkları benzer firmalarla dolu."

"Fark yaratma" konseptine bu yüzden aşık. Bu aşkını da Fikir Atölyesi'nde yazılara döküyor.

"Tunç’u biraz daha yakından tanımak isterim" derseniz buraya; "birlikte bir kahve içelim" derseniz de buraya tıklamanız yeterli.

26
Kasım
2007

Yazar:
Kategori:

Kahramanınızla yaptığınız ‘hayali sohbetler’ bir gün gerçek olursa, nefes kesen anlarınızdan birini yaşar ve bu deneyim size; yaşantınızı, hedeflerinizi, mutluluklarınızı sorgulatabilir.

Sıradan olan herşey daha bir önemsiz gelmeye başlayabilir.

Bugün için kısaca, Richard Branson’la tanışma sohbetimin bende bıraktıkları bunlar.

Ölmeden önce bir gün “Virgin‘in, dünyada en büyük değil ama ‘en çok saygı duyulan’ markası olduğunu görmek” gibi bir iş vizyonunuz olacak. Öldükten sonra ise, kendisi için “hayatı dolu dolu yaşadı ve insanların yaşamlarında fark yarattı” denmesini hedefleyecek bir kişisel vizyonunuz…

“Biz ilk günden beri hayal ediyor ve hayallerimizi gerçekleştirmek için çalışıyoruz” diyen, son 35 yılın bu en vizyoner girişimcisinin adı; Richard Branson. Time dergisine göre 2007 yılında dünyamızı şekillendiren, en etkili 100 kişisinden biri.

Çünkü bazıları “neden” derken o, “neden olmasın” diyenlerden.

Turkcell’in ‘İşTcell Liderler Konferansı’nda edindiğimiz izlenimleri, onun hakkında daha önce bildiklerimizle harmanlayarak bir başarı hikayesi daha kaleme alıp, bir önceki yazımızda verdiğimiz sözü tutalım.

10
Kasım
2007

Yazar:
Kategori:

Okul hayatınız boyunca dalga geçilen, 36 yaşına kadar hiçbir kayda değer başarıya imza atmamış, toplum içinde silik, özgüveni düşük, sıradan bir cep telefonu satıcısı olacaksınız…

Ve bir gün tüm dünyada milyonlarca kişinin tanıdığı ve hayran olduğu bir kişiliğe bürüneceksiniz…

Mümkün mü bu?

Hepimizin içinde bir yerlerde olan “yeteneklerimizin” farkındaysak, yani kendimizi tanıyorsak ve bu yeteneklerimizi geliştirmek için kendimizle samimi ve belki de daha önemlisi tutkuluysak, cevap; evet, mümkün!

Fikir Atölyesi’nde zaman zaman ele aldığımız başarı hikayelerinden birine daha tanık oluyoruz.

Bu kez hikayenin adı: Paul Potts.

13
Ekim
2007

Yazar:
Kategori:

Basında, televizyonda, internette, arkadaş sohbetlerinde… Facebook tam bir çılgınlık halini almış durumda. Facebook’ta var olmak, [sanal da olsa] “hayatta varım” demekle eşit düzeye gelmiş birçok kişinin zihninde.

Son altı aydır gelen Facebook davetlerini ısrarla yok saymıştım. Zaten diğer sosyal ağlarda (sosyomat, linked-in, cember.net, mondus…) aktif olamadığım için yeni birinin daha sepette olması anlamsız geldiğinden olsa gerek…

Ancak ‘face’ adını duymadan geçen bir gün olmamaya başlayınca, dur dedim kendi kendime… En azından deneyerek öğren, okuyarak değil. Amacım daha sonra da sizlerle bu deneyimi paylaşmaktı.

Bir ay kadar oldu Facebook üyeliğim. İtiraf ediyorum; sevdim!

Hatta orada [sosyalleşmenin yanında farklı bir değer de katabilmek amacıyla] “Fikir Atölyesi” isimli bir grup da var artık.

8 Ekim’de açtık, bu yazıdan önce üye olan kişi sayısının bine ulaştığını görmek ise ayrı bir mutluluk verdi. Bu da size diğer itirafım!

Facebook üyeliğiniz varsa veya olacaksa uğrayın bir; ilginizi çekerse de katılın aramızdaki tartışmalara.

“Arkadaş aramaktan çok, arkadaşını ara” belki de beni Facebook’ta ilk cezbeden özellik olsa da, doğruya doğru; ilk günlerdeki acemilik atlatılınca, ortada kocaman bir “zaman yeme makinesi” ile karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz.