Okşayan Eli İtip, Tekmeleyen Ayağı Neden Öper İnsanoğlu?

İnsanız ve insan olmanın da sanırım gedikleri var. Onlar bizim açık noktalarımız. Programlama dilinde geçen ‘bug’lar gibi…

“Kaçanın kovalanması, kovalananın kaçtıkça değere binmesi” çoğumuzun defalarca yaşadığı, yaşarken pek anlamasak da, sonradan hep onay verdiğimiz bir önerme.

Doğru. Gönül kaçanı kovalıyor gerçekten.

Birini seviyorsunuz (çokca sevgili anlamında olsa da, bir arkadaş için bile olabilir) o da bunu anlayınca kaçmaya başlıyor sizden.

Taparsan tepilirsin, tepersen tapılırsın (sanırım bu arkadaşlar arasında “4s” olarak geçen kuralın en düzgün yazım şekli!)

Kötü davranmanın prim yaptığını bilen bir kaçan, kötü davranılmaktan keyif alan bir kovalayan!
» Yazının devamı

Theo’nun Hatırlattıkları.

Geçen hafta kısa bir kaçamak yaptım. Bugüne kadar çok duyup hiç görme şansım olmayan Barselona’ya. Yalnızdım. Tercihim bu yöndeydi. Bol bol yürüyüp yeni şeyler keşfetmek için sonsuz özgürlüğü ve kimseye bağlanmamayı seviyorum arada. İyi de oluyor…

Neyse, gelelim Barça’ya…

İstanbul’la çok benzer bir iklime sahip ve deniz kenarında. Neredeyse tek benzerlikler de bunlar.

İnsanları mutlu genelde. Taksi şöförü siz arabaya binince, radyonun sesini kısmayıp şarkısını söylemeye devam ediyor. Dinlediğimiz ise eğlenceli flamenko şarkıları…

Katalan milliyetçiliği, müzeyi andıran sokakları, insanların birbirlerine saygısı, trafiğin aksaksız akması, ucuz sayılabilecek balık ve her türlü deniz mahsülü, uzun ve tertemiz Akdeniz kumsalları, yüzbinlerce turist, renkli eğlence hayatı, güzel kızları… Size bunlardan bahsetmeyeceğim!

Üç şey çok etkiledi beni.

» Yazının devamı

Tören!

Hani geceler vardır ya,
İyi ki yaşandı dediğimiz..
Sanki cenaze törenimizi öne almış gibi hissettiğimiz.
Ancak canlısı..

Sağlam bir tokat gibi.

Sevdiklerin arkadan değil de,
Önden konuştuğu…

Üstelik herkesin kahkahalar attığı,
Eğlendiği bir anda gelirse bu tokat size…

» Yazının devamı

Sadece Para Kazanmak İçin Çalışan Bir Eşek Misiniz?

Bir arkadaşım gönderdi bu eğlenceli denklemleri:

insan = (yemek) + (uyumak) + (para kazanmak için çalışmak) + (eğlenmek) + (seks)

eşek = (yemek) + (uyumak) + (seks)

İlk denklemdeki (yemek + uyumak + seks) yerine (eşek) koyarsak yeni bir “insan” denklemi buluyoruz:

insan = (eşek) + (para kazanmak için çalışmak) + (eğlenmek)

Şimdi her iki taraftan (eğlenmek) çıkartılırsa:

(insan) – (eğlenmek) = (eşek) + (para kazanmak için çalışmak)

Sonuç: “Eğlenmesini bilmeyen bir insanın, sadece para kazanmak için çalışan eşekten bir farkı yoktur” diyebilir miyiz?

Deriz =)

Peki “eğlenmek” ne?

» Yazının devamı

Basit Yaşamak Gerek Hayatı

Can Yücel’in eski ama güzel bir fantezisi var. Hayatı tersten yaşasaydık ya diyor.

Dirilmek doğum, doğum da ölüm olsaydı…

Kendim için hayal ettim nasıl olurdu bu… Hayal etmek zorladı zorlamasına da, düşündürttü bir o kadar da.

Başkasının yaşamı değil, kendi hayatımdı oysa fantezisini kurmaya çalıştığım.

Neyse, önce dilerseniz Can Yücel’in o yazısını bir hatırlayalım, sonrasında da devam edelim:

“Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir. Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel hatta mükemmel olurdu.

Nasıl mı?

» Yazının devamı

Hiç Bitmeyen Söyleşi!

Pazarlama Dünyası’ndan sevgili Mustafa Duran, Şubat ayının konuğu yapmış beni.

Söyleştik biraz. Keyifli de oldu.

Pazarlamadan inovasyona, Shubuo’dan reklamcılığa farklı konulara değindik kısa kısa. Az biraz da Tunç Kılınç var içinde.

Bu söyleşiye denk gelen okurlar mail atıp bunu blogumuzda da yayınlamamı istediler. Kırmayalım onları…

Ancak ek olarak farklı bir uygulama da yapalım. Bu söyleşiyi devam ettirelim!

Varsa sizin de sorularınız, ekleyin yorum olarak… Cevap vereceğim aklım bastığı ölçüde (sıkıştırmayın çok!).

Bu da böylece kendi içinde “hiç bitmeyen bir söyleşi olsun,” bakalım nasıl olacak!

» Yazının devamı

Nefesimi Kesecek Anlar…

Zorlandığım bir liste yapıyorum son bir iki gündür. İlk başta kolay deyip, sonra öyle olmadığını anladığım…

Bugünden sonra nefesimi keseceğini düşündüğüm an’lar listesi bu. Sağlığım yerindeyken, ölmeden önce yapmak istediklerim.

Burada da niyetli bir şekilde paylaşıyorum sizlerle. Hem kendi kendime söz verip bunu kayda almak, hem de sizlere biraz daha kendimi açabilmek adına.

Eğer sizin beyninizi de alabilirsem bir iki dakikalığına bile olsa, “benim kendi listemde neler olurdu” diye sormanızı sağlayabilirsem, bonus olur bu bana.

Listenin üç başlığı var.

İlki; bana “işte bunlar, bakalım kaç tanesi gerçek olacak” dedirtenler. İkincisi; hemen yapabileceğim halde yapmayı neden beklediğimi bilmediklerim. Üçüncüsü de bir fantezi; bir daha dünyaya gelme şansım olsaydı…

Başlayalım ilkinden.

» Yazının devamı

Teslim Olmak…

Ne güzel bir duygudur bazen..
Bırakmak kendini karşındakine.

Bir sonraki adımı merak etmeksizin, bırakmak..
Ne olursa olsun diyebilmek.
Bırakmak.
Sadece bırakmak…

Senin güçsüzlüğün müdür?
Yoksa “güç”le açıklanamayacak başka bir duygu mu bu?
Bilmem.
Bilmemek belki de teslim olmanın diğer adı.

» Yazının devamı

Derdin mi çok? Benden de mi çok?

Sorun ettiğimiz şeyler, onları kafamızda büyüttüğümüzden. Etmediklerimiz ise onların küçük kalmasını biz öyle tercih ettiğimizden…

Trafikte çıldırmak örneğin. “Sinirlen” komutunu beyne veren yine biz değil miyiz? Her ne kadar dış etkenler bizi kışkırtsa da; “ben bunları daha önce de gördüm, sonuç değişmiyor; salla” diyebilmek çok mu büyük bir beceri istiyor?

[Adım adım ilerleyen trafik, esasında kendimizle baş başa kalabildiğimiz ender zamanlardan değil mi? Düşünmek için, müzik dinlemek için, bir şeyler okumak için, etrafta koşuşturan insanları gözlemlemek için... Kitap yazılır!]

Sanırım her şey beynimize ne kadar hükmedebildiğimizle ilgili. Beynimiz mi bizi yönetiyor, biz mi onu?

Her şey bizde gizli.

Gıcık olduğumuz biri, [bizim irademiz dışında etki alanımızda olmaya devam ediyorsa] onun gıcık yanlarını gören yine bizim gözlerimiz değil mi? Veya iyi taraflarını görmek istemeyen? Bir kimsenin sevilecek hiçbir tarafının olmamasına imkan yok nasılsa.

O halde beynimiz istesin yeter ki. Daha doğrusu biz o komutu verebilelim ona.

Beynim, benim kontrolüm dışında, benden habersiz işler yaptığında daha uyanık olmak…

Keyifli anlarda bizi şımartmasına karışmasak da…

» Yazının devamı

Gelsin 2008, Bildiği Gibi Gelsin!

Geçen sene bugün, 2007 için demiştik bunu. Ne çabuk geçti 365 gün. Yeni hikayelere gebe yepyeni bir 365 gün var şimdi de…

Yaptığımız eğlenceli bir uygulama vardı. O yazıda 3 soru sormuştuk. Şimdi yine aynısını yapalım.

[Özellikle ilk yazıya gelen 44 yorum sahibinin hedeflerini ne kadar hayata soktuklarını görmek çok ilginç olacak. Buna zaten benden başlıyoruz.]

Bu sene bu yazıya ilk defa yorum yazacaklar için de, şüphesiz gelecek sene bunu görmek keyifli olacak.

Önce o üç soru:

1.) 2007 deyince ne hatırlıyorsun?

2.) Aynı soruyu, mutlu bir insan olarak, bir yıl sonra bugün nasıl cevaplamayı isterdin?

3.) Yüz yüze olsaydın, bir üstteki yorumu yazan kişinin verdiği cevaplara dayanarak ona ne derdin?

Şimdi benim cevaplarım: (Bu yazıya ilk yorumu yazacak kişi için de ben “bir üstteki kişi” olmuş oluyorum.)

» Yazının devamı

4 / 8« İlk...23456... Son »