Zayıf Bağ Kazandırıyor!
Uzun bir süredir haberleşmediğim bir arkadaşım aradı bugün ve tüm samimiyeti ile;
“Tunç, yazılarını sürekli takip ediyorum ancak bu yetmedi bana, sesini de duymak istedim” dedi.
Nasıl hoşuma gitti, anlatamam. Düzenli yazdığıma bakarak “iyi” olduğumu varsaymadığı için…
Düşündüm sonra. Fikir Atölyesi’nde yazmaya başladığımdan beri Msn listem de büyüdüğünden “sadece sesimi duymak” için arayan insan sayısı azalmaya mı başlamıştı?
Bir de bunlara sosyal ağ siteleri, mail, sms vs. eklenince yazılı iletişim sesli iletişimin önüne mi geçiyordu?
Veya başka şeylerin…?
Bugün Hayatınızın Son Günü Olsaydı…
Bakın şöyle bir yakın çevrenize, sonra da kendinize. Ne kadar çok kişi yaptığı işten mutsuz. Ne kadar çok kişi şikayetçi…
Kendimizden çok sanki başkalarının hayatını yaşıyoruz. Onların düşüncelerine göre şekillendirdiğimiz hayat denen elimizdeki en değerli varlığımız da eriyip gidiyor kendi elimizden.
Ölüm ise bizi bu derin uykudan uyandıran belki de en sert tokat.
Sevdiğimiz bir yakınımızın cenazesinde yanımızdakilerden duymaz mıyız hep, hatta bazen de söyleyen biz olmaz mıyız “değer mi bunca strese, üzüntüye… Artık daha az izin vereceğim başkalarının beni üzmesine, dert etmeyeceğim hiçbir şeyi… Mutlu olduğum insanlarla daha fazla vakit geçireceğim, keyif aldığım işlere daha fazla odaklanacağım. Yarın ben de bu tabutun içinde olabilirim.”
Bir uyanış adeta. Ne yazık ki günün koşturmacasına girene kadar süren, kısacık ömürlü bir tokat… Oysa hayatımızın akışını değiştirecek radikal kararlar vermek için kocaman bir fırsat olabilir bu tokat.
Tıpkı Steve Jobs’ın dediği gibi;
Hakkımda Bilmedikleriniz
Teknoseyir‘den sevgili Hasan mim‘lemiş beni…
Yurtdışında bir blogcu başlatmış, Türkiye’ye ise Gürkan Yeniçeri ile sıçramış. Kendiniz hakkında bugüne kadar çok konuşmadığınız ve dolayısıyla da pek bilinmeyen beş özelliği paylaşıp başka blog yazar arkadaşlarınızı mimliyorsunuz.
Bu bir oyun; amaç eğlenmek… Eğlenirken de arkadaşlarınızı bilinmeyen yönleriyle daha yakından tanımak.
Benim mim’lediklerim ise Sevgili Ali, Hatice, Pino, Gaye ve Selim… Merakla bekliyoruz sizlerin pası almanızı.
Şimdi gelelim kendi hakkımda çok konuşmadıklarıma:
Ben Ne Kadar Çok Değişmişim.
Bilmiyorum siz nasıl hissediyorsunuz çok eski arkadaşlarınızı gördüğünüzde. Üstelik 10 yıl gibi uzun sayılabilecek bir süredir görmediğiniz arkadaşlarınız olursa bu kişiler…
Geçen ay böyle bir şey başıma geldi. 5 sene birlikte çalıştığım reklam ajansı (Alice/BBDO) eski çalışanları, 25 kişi kadar, bir araya geldik Beyoğlu’nda.
Nasıl ilginç, nasıl unutulmaz bir akşam oldu. Yirmili yaşlardaki Tunç’u bilen eski dostlardı çünkü hepsi.
Kimi yakalarsam sordum; “anlatsana ben nasıldım o zamanlar?”
Gelsin 2007 Bildiği Gibi Gelsin
Koca bir yıl geride kaldı… 12 ay, dile kolay.
Bir yıl daha mı yaşlandık yoksa, bu zaman bize çocukluğumuza dönmemize yardım etti ve bir yıl daha mı gençleştik?
Herkesin ayrı bir hikayesi var. Hepimizin…
2006′da hikayemiz biraz daha şekillendi. Belki tümden değişti ve yenisini yazmaya başladık.
Şimdi sırada 2007 var…
Ne mutlu kendi hikayesinin farkında olanlara. Ne mutlu sevdiklerinin yanında olup onların hikayesini anlamaya çalışanlara…
2006′nın bu son yazısında farklı bir şey yapalım. Burada paylaşalım hikayemizin dilediğimiz kısmını. Diğer okurların da duygularını alalım sonrasında.
1.) 2006 deyince ne hatırlıyorsun?
2.) Aynı soruyu, mutlu bir insan olarak, bir yıl sonra bugün nasıl cevaplamayı isterdin?
3.) Yüz yüze olsaydın, bir üstteki yorumu yazan kişinin verdiği cevaplara dayanarak ona ne derdin?
İşte benim cevaplarım: (Bu yazıya ilk yorumu yazacak kişi için de ben “bir üstteki kişi” olmuş oluyorum!)
Ne Kadar Çok Yeni Arkadaşım Oldu.
Hatta bir çoğu ile dost bile olduk. Herşey bu blog ile başladı. O kadar samimi ve içten arkadaşlıklar ki… En çok işte bu yüzden bağlandım zaten blog olayına.
Tam bir sene önce bugün; 22 Aralık 2005′te doğdu Fikir Atölyesi.
Bugüne kadar 85 ayrı yazıyla merhaba demişiz birbirimize. Gelen 300′ün üzerinde mail ve 515 farklı yorumla da keyif almış, düşünmüş, karşılıklı etkileşmişiz. Ne güzel!
İlk aylarda günlük ziyaretçi sayısı 100′ü bulduğunda arkadaşlar toplaşıp party verirken, son aylarda günde ortalama 1.250, ayda 35.000 sevgili okurumu ağırlıyorum.
Mutlu oluyorum.
20 Soruluk Söyleşiler, Başarı Hikayeleri, Yeni Fikirler, AAAH!, Yorum Paylaşım gibi farklı mekanlarda konuşuyorum sizlerle. Konuk Yazarlarıma da ayrı bir bölmem var.
Oda sayımızın artması kaçınılmaz gözüküyor!
Yaratıcılık ve fark yaratma konularında ödün vermeden, her uğrak yerinde kendimden, hayatımdan da bir şeylerle lezzet katabiliyorsam ikramlara, ne mutlu bana.
Kucaklıyorum hepinizi teker teker. Sevgiyle kalın.
Ben Nasıl Yükseleceğim?
Geçenlerde büyük bir şirkette 6 yıldır orta kademe yöneticisi olarak çalışan bir arkadaşımla sohbetliyoruz. Artık bunaldığını, sürekli değişen yöneticilerine iş öğretmekten sıkıldığını, hak ettiğini düşündüğü bir üst basamak için kendisinin değerlendirilmemesinin ağrına gittiğini anlattı bana.
Hoş bir sohbetti, onun öğle arasıydı ve saat 14:00′deki toplantısına koşarak yetişmesi gerekiyordu. Sonra saat 15:00′de başka, 16:30′da başka ve 17:30′da başka bir toplantı onu bekliyordu. Yarınki ajandasının bugünden de beter olduğunu söylüyordu.
Şikayet eder gibi gözükse de, gözlerinde bu kadar yoğun bir ajandaya sahip olmanın verdiği ilginç bir mutluluk da vardı; öyle ya, bu kadar çok toplantıya davet edilen bir kişi önemli olmalıydı. Ağzından dökülenler sitem kelimeleri olsa da, gerçekte o kadar da şikayetçi değildi bence bu durumdan. Kendi yöneticine iş öğretiyor olmak esasında ona ayrı bir kıvanç veriyor olmalıydı, 6 yıldır aynı prestijli şirkette çalışıyor olmak da.
Geride Nasıl Bir Miras Bırakmak İstersin?
Fikir Atölyesi’nde, 20 Soruluk Söyleşiler bölümünde hergün karşılaşmadığımız türde soruları, tanıdığım ve yaşamında fark yarattığına inandığım kişilerle yapıyorum. Bu aralar ise aklıma çok takılan bir soruya kendim cevap vermeye çalışıyorum (Sanırım sonunda ekleyeceğim bu soruyu oraya!):
Geride nasıl bir miras bırakmak istersin?
Zor bir soru. Düşünün biraz.
Hatta yazıyı okumaya bir-iki dakika ara verin.
Red Light District, Marijuhana, Scooter Taxi ve GS
İlkini “Amsterdam’dan Canlı Kucak” yazısı ile yaptıktan sonra şimdi de son Hollanda gezimden aklımda kalan ve ilginizi çekebilecek bazı gözlemleri paylaşmak istiyorum.
Daha önceki seyahatlerimden ve Türkiye’de tanıdığım bazı Hollandalılardan dolayı evet onlar hakkında bir fikrim vardı. Ancak bu sefer (belki de Fikir Atölyesi’nde yazarım düşüncesiyle!) bazı davranışsal özellikleri daha çok dikkatimi çekti.
Bunlar kısaca;
- Yaptıkları işi sadece iş olarak görüp gözlerinde çok da büyütmemeleri,
- Ufak sorunları dert etmeyen düşünce şekillerindeki rahatlık,
- Abartsız doğallıkları.
Devamında da biraz Amsterdam’ın renklerinden ve PSV maçı için geçtiğim Eindoven’dan bazı gözlemlerimi aktaracağım.
Amsterdam’dan Canli Kucak!
Su siralar 2006 yilinin ilk tatilini yapiyorum. PSV - Galatasaray macini bahane ederek Amsterdam’a geldim. Meger ne guzelmis tekrar uzaklara kacabilmek, bir haftaligina bile olsa…
Tatildeyken internet cafe’de bir bilgisayar karsisina gecmemi saglayan ise “Free Hug” [Bedava Kucak] olayi. Hani ilk kez sevgili Mehmet Dogan’in blogunda okuyup da gecenlerde Fikir Atolyesi’nde “Yorum Paylasim” ile altini cizdigim konu…

Okumaya devam etmeden once ‘yazinin devami’ndaki muhtesem videoyu bir izleyin. Biliyorsaniz da sorun degil, bir kez daha izleyin, inanin deger.

