Dudakların Kımıldıyor Ancak Ne Dediğini Duyamıyorum.

Merhaba
İçeride kimse var mı?
Başını salla beni duyabiliyorsan
Evde kimse var mı?

Hadi ama,
Kendini kötü hissettiğini duyuyorum
Acını yatıştırabilir
Ve tekrar ayağa kalkmanı sağlayabilirim

Rahatla
Önce biraz bilgiye ihtiyacım var
Yalnızca temel şeyler
Bana neresinin acıdığını gösterebilir misin?
» Yazının devamı

Beni sevdiğinizi biliyorum. Ancak başka seçeneğiniz olmadığını da…

Bu, ‘büyümü sancıları’ içinde olan birinin, anne ve babasına hitaben yazdığı bir mektuptur. Tek amacı, ileride kendisine hatırlatmaktır. Başka amacı yoktur!

“beni tanımıyorsunuz.
tanıma çabanız, size öğretilenlerden ibaret.
veya, kendi ailenizden gördüğünüz kadar işte.

yeterli değil.
ve siz farkında değilsiniz.

en acı veren taraf ise,
tanıdığınızı sanıp, bana hep doğruları söylemeniz.
kendi doğrularınızı…
onlar da nedense hep “yapmamam” gerekenler.
ve o kadar çoklar ki…

ben sanırım büyüyorum.
kafam karışık.
kim olduğumu anlamaya çalışıyorum.
neden nefes aldığımı…

» Yazının devamı

Neden?

bundan sonrası için.
yapacakların için.
işte bunun için;
bir neden.

tamam da,
neden?

yani,
neden neden?

beyin nasıl programlanmış ki?
neden varsa iyi,
yoksa kötü…

tersi olsa bir an için.
» Yazının devamı

Giden Ben Değilsem, Gelen Kim?

Deniz desen, dalgalı,
Uçalım desem,
İyidir kara.

Sarışın desen, esmer,
Kalın desem, ince!

Olmuyor işte,
Yetmiyor ne yapsan.
» Yazının devamı

İtiraf Ediyorum!

Ne kadar farkındalar bilmiyorum, ancak, koçluk yaptığım kişiler bana, benim onlar için açmaya çalıştığım kapılardan çok daha fazlasını açıyor.

Kimin kime katkısı daha fazla, tartışılır :)

Şaka bir yana, hayat bir terazi değil sonuçta. Olsa olsa bir öğrenme süreci olur, ancak buna da ömür yetmiyor. Keşke, öğrendiklerimizi uygulayabileceğimiz bir başka hayatımız daha olsa!

Neyse;

Varsa da o ‘başka hayatı’ beklemeden, sizlerle şimdi paylaşmak istiyorum kendime dediklerimi:

» Yazının devamı

Kimsin?

dağların arasında, suda,
yeşilken,
mavi…

güzelken, çirkin,
zekiyken,
aptal…

soğukken sıcak,
terliyken,
ürkek…

işte bu derken,
değilsin.
değil derken,
sensin.
» Yazının devamı

Beni Buzla’r mısınız?

Altta konuştuğumuz konunun videosu 30 Temmuz’da yayınlanmış:

Can‘ın Digg benzeri bir sosyal imleme sitesi var; buzla.com. Paylaşmaya değer bulduğunuz içeriğin daha fazla kişiye ulaşmasına yardımcı oluyor. İyi de yapıyor. Sade tasarımı ve düzeyli içeriği ile seviyesini hep korudu ve üye sayısı ile de her gün büyüyor. Bu güzel haber.

Kötü haber ise, Buzla Sohbetler başlığı altında benimle bir söyleşi yapmaya karar vermesi :) İlkini FriendFeed‘in kurucu ortaklarından Bret Taylor’la yapmıştı. Ben ise hiçbir şeyin kurucu ortağı değilim!

Neyse…

Geçen sene Pazarlama Dünyası için yapılan bir söyleşiyi, yorumlarda gelen yeni sorularla devam ettirmiş ve adına da “Hiç Bitmeyen Söyleşi!” demiştik. O söyleşi veya kimdir sayfası veya Facebook grup sayfası… Dilediğiniz kaynaktan esinlenebilir, aklınıza ne esiyorsa onu sorabilirsiniz. 23 Temmuz’a kadar en çok buzlanan (oylanan) soruları da Can daha sonra bana soracak ve bunu Buzla’da bir video olarak yayınlayacakmış. (Sorularınız için link bu adreste.)

Söyledim Can’a; video çekiminde rakı-balık olmazsa hiçbir soruya cevap vermiyorum :)

Olmadı siz kazık sorular sorun, içinden çıkmam zor olsun. Eğleniriz :)

Bizler Tarihin Üvey Evlatlarıyız.

İnternet bizi popüler olma sevdasına mahkum etti; ihtiyacımız olmayan sitelere üye oluyor, sağda solda resim ve ileti yayınlıyoruz. Klavye bizim için artık üzerinde tuşları olan basit bir alet olmaktan çıkıp en büyük silahımız oldu.

Tıpkı SBS, ÖSS ve KPSS gibi aptal sınavların bizi esir aldığı gibi…

Başkalarının gözünde başarılı olma sevdasına; ihtiyacımız olmayan formülleri ezberliyor, nefret ettiğimiz dershanelere tıkışıyor, test kitaplarıyla sınanıyoruz. Okul hayatı bizim için artık yeni şeyler öğrenme ve dostluklar kurma hevesinden çıkıp, koyun olmayı öğrendiğimiz veya cv’de yazacağımız diploma sevdasına döndü.

Bizler tarihin üvey evlatlarıyız, hayatın sokak yerine internette veya kurslarda döndüğüne inandırıldık. Bizler ne büyük bir savaş yaşıyoruz, ne de büyük buhran. Bizim savaşımız ruh dünyamızda; bizim en büyük buhranımız kendi hayatlarımız.
» Yazının devamı

Ne Mutlu Böyle Deli Olmaya!

27 Şubat’ta “hadi bir oyun oynayalım” diye başlayan Faili Meçhul Kıyak Hareketi’miz bugün üçüncü ayını bitirmiş. Bu hareket bugün büyüyerek devam ediyorsa bunun tek sorumlusu sizsiniz!

Fikir Atölyesi‘nde FMK ile ilgili bundan önce yazılan dört yazıya, toplamda 950′den fazla yorumla fikir beyan ettiğiniz için,

Kendi site veya bloglarınızda hareketi içtenlikle desteklediğiniz için,

Facebook benzeri sosyal ağlarda, ekşi sözlük tadında ortak içerik üretilen sitelerde, friendfeed ve twitter gibi paylaşım sitelerinde, msn iletilerinde, forumlarda ve mail’lerde paylaştığınız için,

Oyunun özünün “karşılık beklemeksizin, tanımadığımız kişilerin yüzünü gülümsetmek” olduğunu bilip, devamını sağlamak için de oyun kartlarını basıp cüzdanda taşıdığınız için,

Verdiğiniz FMK fikirleri ile kişileri yaratıcılığa teşvik edip, yaptıklarınızla cesaretlendirdiğiniz için,

Diğer tarafta, gündelik hayatta her gün yapabileceğimiz sayısız basit fmk’lar olduğunu gösterdiğiniz için,

Bu gelişmeler paralelinde önce radyoların, ardından basının ve en son da televizyonların dikkatini çekip, daha büyük kitlelere ulaşmasını sağladığınız için,

Yakında daha da büyük kitlelere ulaşmasına yardımcı olacak, kendi alanında en büyük kurumlardan biriyle ortak, 1.5 aydır FMK odaklı bir proje hazırlamamıza vesile olduğunuz için,

Evet, birilerinin yüzünü gülümsettiğiniz için, sorumlu sizsiniz!

» Yazının devamı

Hey Sen! Bana Hiç Umut Olmadığını Söyleme…

  1. Tek kişilik yatakta sevişmek artık aklına dahi gelmiyor.
  2. Buzdolabında bira ve koladan çok, yiyecek var.
  3. Yazın sabah saat 6:00 yattığın değil, uyandığın saat.
  4. Arkadaşların için “çıkıyor” veya “ayrılıyorlar” yerine; “evleniyorlar” veya “boşanıyorlar” demeye başladın.
  5. Kot pantalon ve kazak artık “ciddi giyimden” sayılmıyor.
  6. Evde yüksek sesle müzik dinlerken “komşular acaba ne der” demeye başladın.
  7. Evdeki kedi veya köpeğe “kalan artık” yemek yerine, veterinerden alınmış diet mamaları vermeye başladın.
  8. Kanepede uyumak artık sırtını ağrıtıyor. En son yerde uyuduğun zamanı hatırlamıyorsun bile.
  9. Ucuz şarap artık güzel gelmiyor.
  10. Akşam yemeği ve sinema, sevgilinle çıktığında yaptığın en önemli etkinlik. » Yazının devamı
2 / 912345... Son »