Hayatın İçinden

Oysa Yol Bile Artık Alay Eder Olmuştur Senle.

‘Sonu yok’ diyenlere güler geçer,
Sen daha fazla basarsın gaza.

Zarar görürsün,
Canın yanar…

Virajlı, engebeli ve tehlikelidir yol,
Senin aşık olduğunsa ‘yol’un kendisidir.

Anlamazlar.
Sen de anlatamazsın zaten.
Kendine bile…

Oysa yol bile artık alay eder olmuştur senle.
Sen duymazdan gelirsin.

İnandığın,
Gönül koyduğun,
Mücadele ettiğin,
Acı çektiğin…
» Yazının devamı

Hem sen kimsin ki, insanlar soydukları gururlarını senin ayakların altına sersinler?

Elinizdeki mallardan verdiğinizde çok az verirsiniz. Ancak canınızdan verdiğinizde gerçekten vermiş olursunuz.

Oysa canınız gibi sakladığınız mallarınız gelecekte muhtaç olurum korkusuyla bekçiliğini yaptığınız nesnelerden başka nedir ki? Yarının ne getireceği belli mi?

Kutsal kente doğru yol alan hacıların peşine düşmüş aşırı temkinli bir köpek, kızgın kumların altına bir kemik gömse, ne çıkar?

Olur da bir şeylere muhtaç duruma düşerim korkusu, gerçekte muhtaç durumda oluşun ta kendisi değil midir?

Su kaynaklarınız doluyken, susuz kalırsam diye korkulara kapılmak en giderilmeyecek susuzluk değil de nedir?
» Yazının devamı

Benden başka herkes deli olduğu için, beni de deli zannediyorlar!

Aşağıda okuyacağınız yazı, tıbben şizofren olduğu bilinen bir kişi tarafından yazılmıştır.
['Yazı okumak bana göre değil, video'su olsa da izlesem' derseniz, yazının altına bakıyorsunuz.]

“Ben deli değilim, benden başka herkes deli olduğu için beni deli zannediyorlar.

İnsanın kendi olabileceği tek yer akıl hastanesidir sanırdım, yanılmışım. Delirmeye bile hakkınız yok burada. Tımarhane delirme hakkının kutsandığı mabed değil midir? Değilmiş!

İnsan tımarhanede bile delirme hakkını elde edemiyorsa ölsün daha iyi. Ben size ve kendime rahatça dil çıkarabilmek için burada değil miyim, bunun için kapatmadınız mı beni buraya. Elektroşoklar tersini söylüyor bunun. Hastabakıcının suratını görmem elektroşoka girmeme yetiyor da artıyor bile. Şehir cereyanını boşa harcamayınız efendim.

Hayatım boyunca kendim olabileceğim bir yer aradım.
» Yazının devamı

Başıma gelen hem en büyük şans, hem de en büyük felaketsiniz.

Bu, ‘büyümü sancıları’ içinde olan birinin, anne ve babasına hitaben yazdığı ikinci mektuptur. Tek amacı ileride kendisine hatırlatmaktır. Başka da bir amacı yoktur! (İlk mektupsa şu linkte.)

“söylesene bana baba,
annemle evlenirken hiç dedin mi,
işte bu hatundan olsun istiyorum çocuğumu.

söylesene bana anne,
babamle evlenirken hiç dedin mi,
işte bu adamdır çocuğumun babası.

yoksa o günün şartlarında,
siz birbiriniz için en iyi alternatif miydiniz?
deli gibi yürekten severek mi evlendiniz,
yoksa ‘zamanı’ mı gelmişti imza atmanın?

söylesenize,
ben gelene kadar
kaç kardeşim gitti çöpe?

» Yazının devamı

Daha fazlasını isteyip, daha az görürken… Uzlaşabilir miyiz sahi?

Bu, bugünün gerçekleriyle, bir aldanışın sonlanma mektubudur.

Bu, kardeşten öte görülen bir kişiye, ileride okuduğunda,
‘nereden nereye gelmişim’ demesi umuduyla yazılmıştır.

Bu, ben dahil, dostluğun ne denli zor kazanılıp,
hakettiği değer verilmediğinde,
ne denli kolay yitirilebileceğini hatırlatma amacıyla yazılmıştır.

Bu, her şeyden önce, bana bir derstir.

——— » Yazının devamı

Gelsin 2011, Bildiği Gibi Gelsin!

Fikir Atölyesi’nde her sene sonunda yaptığımız ufak bir oyunumuz var. Bir tarafından katıldıysanız, önceki senelerde yazdıklarınıza bir bakın [2007, 2008, 2009, 2010].

Yok, daha önce bir şeyler karalamadıysanız da, bu sefer katılın! Bir sene sonra sonra dönüp onları okumak inanın bazen çok sarsıcı, bazen de epey eğlenceli olabiliyor.

Şu üç soruya birlikte cevap veriyoruz:

1.) 2010 deyince ne hatırlıyorsun?

2.) Aynı soruya, mutlu bir insan olarak, bir yıl sonra bugün nasıl cevap vermek isterdin?

3.) Bir üstteki yorumu yazan kişiyle yüz yüze olsaydın, verdiği cevaplara dayanarak ona ne derdin?

İşte benim cevaplarım:
» Yazının devamı

Fikir Atölyesi Beş’ini Bitiriyor!

İlk yazıdan bu yana beş sene geçmiş!

Atölye’den çıkan 250 yazıya, yaptığınız 11.923 yorumla can vermişsiniz. Altıncı seneye giriyorsak bunun tek nedeni sizsiniz!

Yazıyorum da ne oluyor?‘u kaleme alırken neler aklımdan geçtiyse, onlar bugün de aynen geçerli:

Hissettiklerimin aşka dönüşmesi gibi bir şey.
Acıtıyor bazen…
Özellikle kendimle yüzleştiğim anlarda.

Çok okutup, bol araştırma yaptırıyor.
Gözlerim şişiyor, boynum tutuluyor.
Ama hep değiyor.

Baştan çıkarıcılığı, kışkırtıcılığı, duyguları ayaklandırırması…
Anlatılacak gibi değil.

Aklınızda bırakabildiğim tek bir hikaye bile olduysa ne mutlu.

Benim tutkum olmaya devam ediyorsunuz.
İyi ki varsınız.

İyi Olanlar Kaybederken, Sen Kazanıyorsun!

Dün ağladığına,
Bugün gülüyor,
Bugün baş tacı yaptığına,
Yarın köpek çekiyorsun.

Yanması gereken senin canınken,
Sen, sevenlerin canını yakıyorsun.

Acıyla beslensen de,
Üzemiyor işte kimse seni.

Hayatı o denli hafife alıyorsun ki,
İmreniyorlar bile içten içe.

Sonra ne tuhaf ki,
Üzdüklerin sana daha bir bağlanıyor.
Seninse umrun olmuyor.
» Yazının devamı

Hayatın Bekleme Odasında Uyurken, Yaşadığını Düşünmek!

Tüm Zamanların En İyi 250 Filmi listemize 227.ci sıradan giren, Richard Linklater’ın yazıp yönettiği, 2001 yapımı bir film var: Waking Life (Hayata Uyanmak).

Hani şu retoskop (gerçek oyuncularla çekip, sonradan her kareye ayrı animasyon yapma) tekniği ile ortaya çıkan ve “Dream is destiny!” (Rüya yazgıdır!) mesajıyla da başlayan film.

Rüyalar yazgı mıdır gerçekten? Ya hepimiz gerçekten kocaman bir rüyanın içindeysek?

Einstein’in ‘Serbest Düşen Asansör’ isimli bir düşünce deneyi var.

Çok yüksek bir gökdelenin tepesinden bindiğiniz asansörün ipleri kopsa ve artan bir hızda aşağı düşmeye başlasanız. Asansördeki insanların tüm ömrü de bu kadar olsa. Yani asansörde doğup, aşağı düşünce sona eren bir yaşam süresi. Ve bu nesiller boyunca devam etse.

Yani, ‘düşen asansör’ bu kişilerin hayattayken bildikleri tek gerçek olacak ve ‘yerçekimi’ denen kuvvet onların bilinçlerinde var olmayacak.

Aşağı düşen asansörde göz hizasından serbest bırakılan bir kalem, aynı noktada havada süzülecek ve ona dokunmadığınız sürece de göz hizanızda kalacaktır. İki kütle de (siz ve kalem) aynı hızda aşağı doğru düşüyorsunuz.
» Yazının devamı

Aşağılanma pahasına, yok edebilir misin eskileri?

Vermediğini bile bile istemek,
Almadığını bile bile vermek.

Reddedeceğini bile bile sormak,
İstemediğini bile bile kalmak…

Gururu bir kenara atıp,
Diğerlerinin sana yakıştırmadığı…

Kendini ‘değersiz’ hissetme pahasına,
Olabilir misin öteki?

Geçmişini söylemeden şu anki halinle tanışmak,
Bugünkü sen’i tanımak için…

Yazarı sen olsan da,
Unutabilir misin geride kalan zafer hikayelerini?

Yenilere yer açmak için,
Bugünkü seni sevmek için…

Aşağılanma pahasına,
Yok edebilir misin eskileri?

2 / 111234510... Son »