2009 Eylül ayındaki tüm yazılar

Kendimi Hiç, Bu Denli ‘Hiç’ Hissetmemiştim.

“Tunç, hapiste seni saran en güçlü duygu ‘hiçlik.’ Kendini o kadar hiç hissediyorsun ki, normal hayatta bunu tadabilmek mümkün değil.”

Bu laf, “Ben Hapisteyken!” yazımızda bahsettiğim, yaklaşık bir ay boyunca Bayrampaşa Cezaevinde kalan, hiçliği dibine kadar yaşayan o arkadaşıma ait. Bu da dizinin ikinci ve son yazısı olsun.

Hapishaneleri dışarıdan gelecek tehditlere karşı asker, içeride ise cezaevi güvenlik görevlileri koruyor. Polis seni cezaevinde askere teslim edip görevini tamamlıyor. [Bu görev teslim esasında polislerin "bak sana hiç dokunmadık, hiç kötü davranmadık" söylemleri dikkati çekiyor.]

“Hayatım boyunca ‘gerçek aranmayı’ hapise ilk girdiğim anda yaşadım” diyor. “Bir odada çırıl çıplak soyunuyorsun. Dokunma, itme kakma yok. Ancak çıplakken öne doğru eğilip öksürmeni istemeleri pek de öyle kolay kolay unutulacak bir an değil.” [Kıçında bir şey gizliyorsan o öksürük acı yaparmış.]
» Yazının devamı

Ben Hapisteyken!

Bir arkadaşım esasında cezaevine düşen… Askerlik anıları sık anlatılır ya, işte o denli ben merak edip o da anlattıkça, yaşamış kadar oluyor insan. Yine de dinlemekle yaşamak arasında çok ciddi bir fark olduğunu kabul etmek gerek baştan. Hem de çok ciddi bir fark!

Yaklaşık iki sene önce, bir sabah saat 6′da uyurken baskın yapan polisler (açan olmazsa, kapıyı kırmak üzere yanlarında bir de balyozla) eve girip didik didik arıyorlar her yeri. Ancak evin daha önce gözetlendiği belli çünkü direkt çalışma odasına giriliyor. Asıl aranan silah, ancak o yok. Daha sonra bilgisayarlar, cd’ler ve fotograf makinası da dahil tüm dijital kayıt cihazlarına el konuluyor. Her şey o kadar hızlı oluyor ki, eş ve çocuğun şaşkın bakışları arasında o, elleri kelepçeli bir şekilde polis minibüsüne bindiriliyor.
» Yazının devamı