Cep Telefonu Bunları da Yapsa!

Gürültülü yerlerde cep telefonu ile konuşmak zordur ya, ne kadar yüksek sesle konuşursak konuşalım, karşı taraf zorlanır hep bizi duymakta.

Hele bir de kulaklıklar yanınızda değilse.

Biz de çoğu kez cep telefonunu kulaktan uzaklaştırıp, alttaki mikrofu ağıza götürerek konuşmaya çalışırız. Tuhaf da bir görüntü oluşturur bu!

O sırada, telefon kulakta olmadığı için de, karşı taraf bize bir şey diyorsa duyamayız.

Bilirsiniz işte o durumları.

Uzayan Mikrofon:

Şimdi, bu cep telefonlarının altında ufak bir tuş olsa. Basınca, ucunda hassas mikrofon olan esnek ve uzayabilen bir metal çıksa! Konuşma bitince de, girer o tekrar yerine.
———-
Aynı şekilde o gürültülü ortamlarda, sesi karşıya göndersek bile, duymak da zordur.

» Yazının devamı

Facebook Kapatılırsa Kendi Çözümümüzü Üretiriz!

CeBIT Bilişim 2010′da Ulaştırma Bakanımız, “Facebook kapatılacak mı?” sorusuna verdiği cevap içinde demiş ki:

“İsrail’de, Almanya’da, Brezilya’da başka davranacaksınız, onların dediklerini yapacaksınız, Türkiye’ye gelince ‘Ben  yapmam’ diyeceksiniz. Türk halkı bunu kabul etmez. Gerekirse kendi çözümünü de üretir.”

2.5 senedir YouTube, bugün de Facebook sizi önemsemiyorsa, yapacağınız en kolay şey, tabii ki “karşıyı suçlamak” olacaktır. Halkı da kolayca kendi tarafına çekecek zekice bir manevradır bu.

Önce ‘kendine’ bakmaksa zor olandır.

“Bir internet sitesi benim liderlik yaptığım bu devleti nasıl muhatap almaz, bu nasıl mümkün olabilir?” sorusu mesela kişinin önce bir yutkunmasına yol açabilir!

Cevabı Carly Fiorina vermiş:

“Bir lider olarak davranışlarınızın farkında olmak zorundasınız, çünkü herkes zaten farkında.”

İşin ‘bu tarafını’ gündeme getirmeye hiçbir gazetecinin cesareti yoktur. Olamaz da. Baskı altındaki medyada, ekmek parası derdindeki muhabir için “korkmak” doğal sonuçtur.

En tepeden bir bürokratın (veya hatta bizzat bakanın!) bugün yarım milyar kullanıcısı olan Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg‘i telefonla arayıp; “Mark’cım, gel şu işi büyümeden çözelim, iki taraf da mutlu olsun” demesi yetecek belki de.

Ancak pardon!

» Yazının devamı

Göründüğümüz Gibi Değiliz İşte!

Yüzleşmesi sıkıntılı, kabullenmesi de zor. Rol yapmak veya maske takmak… Farkına varınca kişiye sahtekarlık hissiyatı veriyor ya, ondan belki de.

Bir de farkında olmadan davranışlarımızı etkileyen bilinçdışı ögeler var ki, içimizde bizden habersiz başka bir kişilik yaşatıyor.

Çoğumuz iyi bir çalışandır mesela. Hele bir de yönetici konumundaysak! Hangimiz mesela cesaretle çıkıp şirket içi dönen etik dışı işleri yüksek sesle dillendirebiliriz ki? Veya hangimiz, sokakta selam bile vermeyeceğimiz o müdür kılıklı insanlardan gülen yüzümüzü esirgeyebiliriz ki? Farkında bile değilizdir gülümserken.

Veya iyi bir öğrenciyizdir. Kopya çekmeyiz, ders kaytarmayız! Hangi lise öğrencisi evine götürmeden önce karne notlarını değiştirmeyi geçirmez ki aklından? Hem zaten muzurluk yapmadan geçen bir öğrencilik hayatı, ilerisi için nasıl bir anı kırıntısı bırakabilir ki!

Bağlı bir eş veya sevgili olmayı da iyi beceririz çoğu kez. Çekici birini görünce kafamızı çevirir, izin bile vermeyiz aklımızdan bazı şeylerin geçmesine!

İş adamlarının sık yurtdışı gezileri hep ‘iş’ amaçlıdır mesela, hanımlar da başarılı bir adamın arkasında olmaktan mutlu görünür! Hatta üzülürler eşlerinin otel odalarına yanlız ve bitkin dönmesine. Her iki taraf da bilir bilmesine de, ancak hayat devam etmelidir bilmiyormuşcasına. Bilinçaltında var olan ise, tek başına kalma duygusunun ağır yüküdür.

» Yazının devamı

Bedenime Yapışan Gölgem!

Son bir yıldır sanırım en sık dinlediğim tını; Tool‘un 1996 yılında çıkardığı Ænima albümünde yer alan “Forty-Six & 2” şarkısı. Ve itiraf etmem gerekiyor ki, bu zamana kadar hiçbir şarkı beni ne bu denli meraklandırdı ve düşündürdü, ne de hakkında araştırma yaptırdı.

Tool, bugüne kadar “Forty-Six & 2″ sözlerinin ne anlama geldiğine dair resmi bir açıklama yapmamış. Vokalist Maynard James Keenan da “yazdığım şarkı sözleri müziğin bir yorumudur; bu yüzden dinleyenler, sözlerden kendi anlamlarını çıkarmalı” dese de, oluşan yaygın bir düşünce var:

Meditasyon uzmanı ve yazar Drunvalo Melchizedek, insanlardaki uyumsuzluğun geçirecekleri [+2 kromozom] bir evrimle ortadan kalkacağı fikrini ortaya artıyor. Şarkı da bize bu değişimin, Jung‘un [istenilmeyen, bastırılmış veya gizli tutulmuş kişisel özelliklerimizin oluşturduğu bilinçdışı kompleks veya 'karanlık alan' olarak adlandırılan] gölge arketipiyle yüzleşmemiz sayesinde olacağı umudunu aşılıyor.

Bu bana yetmiyor ve bu aralar deli gibi analitik psikolojinin kurucusu psikiyatr Carl Gustav Jung ve onun öğretilerini okuyor; kompleks, gölge, arketip, kolektif bilinçdışı, persona, ego, anima ve animus gibi kavramları daha iyi anlamaya çalışıyorum.

» Yazının devamı

En İyi Türkçe Şarkılar

İnsanın ana dilinde dinlediği şarkıların tadı başka. Hele hiç eskimeyen şarkılar var ki, işte onların tınısıyla veya sözleriyle bir yerlere gitmemek, mutlu olmamak veya hüzünlenmemek elde değil!

Esasında içimden başlığa “Tüm zamanların en iyi Türkçe şarkıları” demek geçti ancak bunu yapabilmek için çok yetersiz olduğumun farkındayım. Ben de geçen yıllar içinde etkisini hiç kaybetmeyen, hatta her dinlediğimde farklı hissettiğim Türkçe şarkıları sizle paylaşmak istedim.

Tüm Zamanların En İyi Şarkıları” sayfamızda bu şarkıların dinlenebilir bir formatı var [Playlist 6: ‘Türkçe Şarkılar’ – Benden Size!]

Bu arada listede Sezen Aksu göremeyeceksiniz, çünkü Sezen’lerin tamamı Playlist 5′te :)

Playlist 7 ise tamamen sizden gelecek önerilerle oluşacak. Yıllar geçse de hiç eskimeyecek, yeri sizde hiç değişmeyen ve binlerce kez dinleseniz de doyamadığınız Türkçe şarkıları, dilerseniz yorum olarak buraya ekleyebilirsiniz. Ben de daha sonra onların dinlenebilir playlist’ini oluşturacağım.

Şimdi benimkiler. [Sanatçı adına göre alfabetik sırayla. Bu aynı zamanda playlist sırası.]
» Yazının devamı

Tüm Zamanların En İyi Şarkıları

Siz de sabah gözünüzü açar açmaz eli ‘başlat’ tuşuna gidenlerden misiniz? İlla ki çalacak bir şeyler!

Ruh halimizi bu denli içtenlikle teslim ettiğimiz başka bir şey yok sanırım. Yanımızdaki sevgili bile bir başka gözüküyor o parça çaldığında. Veya yalnız kaldığımızda… Ne müthiş bir gücü var o tınıların.

Hepimizin hayatında onlarcası var, duyduğumuz anda bizi başka yerlere götüren. Dans ettiren, mutlu eden, hüzünlendiren, geçmişe götüren… Yıllar geçse de bizdeki yeri hiç değişmeyen, binlerce kez dinlesek de doyamadığımız şarkılar.

Daha önce ‘Tüm Zamanların En İyi Filmleri‘ni birlikte seçmiş ve sonrasında da bunların içinden bir “En İyi 250 Film Listesi” ortaya çıkarmıştık.

Gelin şimdi de tüm zamanların en iyi şarkılarını seçelim. Kime göre; tabi ki bize göre!

Tıpkı filmleri seçerken olduğu gibi, burada da sizden gelecek öneriler değerli. Türkçe veya yabancı şarkılar olabilir. Hem bu sayede Fikir Atölyesi okurlarının müzik tercihlerini de çıkartmış olur, hatta belki de bazı şarkıları ilk kez birlikte dinlemiş oluruz.

Daha sonra da Fikir Atölyesi’nde yeni bir sayfa açıp, burada sizden gelen önerilerle bir ‘playlist’ oluşturmaya çalışırım.

[Güncelleme: Bahsettiğim sayfa oluşmaya başladı, şarkıları oradan dinlemek mümkün >> "Tüm Zamanların En İyi Şarkıları]

İşte – alfabetik sırayla – benimkiler.
» Yazının devamı

Dragons’ Den Türkiye. Yaratıcı iş fikirleri için bir fırsat mı?

“İş fikrim var, param yok! Biri bana destek olsa, bak gör neler yapardım.”

“Yaratıcı fikrim var, ne yapacağımı bilmiyorum.” Veya;

“Çalıştığım şirkette fikirlerimi dinleyen yok. Kurumsal hayatta yaratıcılık gerçekten zor işmiş. Ben de fikirlerimi kendim hayata geçiririm.” diyorsanız…

Bloomberg HT kanalında yayınlanacak olan “Dragons’ Den Türkiye” isimli girişimcilik programı sizin için olabilir!

Reyting uğruna yapılan göz yaşı, ayılma bayılma, aşağılama veya yakın çekim gibi saçmalıklardan uzak; net ve direkt iletişim tarzı ile Dragons’ Den, İngiltere’de BBC Kanalı’nın sekiz sezondur en çok izlenen programlarından biri.

Dragons’ Den‘deki adıyla ‘ejderler‘, kendi girişimci ruhlarıyla sıfırdan zengin olmuş yatırımcılar. Beş kişiler; biri kadın. Karşılarına hisse karşılığı para koparmak için gelen girişimcilerin iş fikirlerini dinledikten sonra yatırım kararlarını açıklıyorlar:

Varım” veya “yokum!”
» Yazının devamı

Alphan Manas. Yatırımcı, Girişimci, Ejderha!

Beş zengin ejder karşısında, girişimcilerin fikirlerine yatırımcı aradığı Dragons’ Den isimli bir televizyon programı var. Japon kökenli program 18 ülkede yayınlanıyor. Türkçede ‘Ejderhaların İni’ veya ‘Ejderlerin Mağarası’ anlamına gelen Dragons’ Den Türkiye de, Eylül’de, Bloomberg HT kanalında yayına başlayacakmış.

Bu beş ejderhadan biri de, uzun yıllardır tanıdığım Alphan Manas. Ben de kaptım video kameramı, çaldım Alphan’ın kapısını. Hem uzun zamandır Fikir Atölyesi’nde ‘20 Soruluk Söyleşiler‘ yapmaya fırsatım olmuyordu, bu da bahanesi oldu!

Üç saatlik görüşmeden iki ayrı video çıktı. Biri Alphan Manas’ın ağzından bugüne kadar yaptıkları; diğeri ise, bundan sonraki yazıda yer alacak olan Dragons’ Den Türkiye hakkındaki görüşleri.

Alphan Manas ilginç bir adam. 48 yıllık yaşamına çok şey sığdırmış bir girişimci ve fütürist.

Manas adını son günlerde Bursa’da üreteceği elektrikli araba (Tilter) ile sıkça duysak da, bundan önce Emin Hitay‘la ortak olduğu Teknoloji Holding ile duyuyorduk. Hani şu barkod teknolojisi, OGS, otomatik sayaç okuma, Spor Toto ve At Yarışları bahis sistemi ve 1997 Nüfüs Sayım Projelerini hayata geçiren şirket. Teknoloji Holding’in gündeme en fazla geldiği zaman ise İnteltek (İddaa ve Bilyoner) şirketindeki %20 hisselerini 80 milyon dolara Yunanlılara sattıkları dönemdi.
» Yazının devamı

Paylaşmak İçin Yaşamak!

Konserin en güzel anı… Biz parmak uçlarında, önümüzdeki kafalardan sıyrılıp cep telefonu ile çekim yapma telaşındayız.

Hep tanışmak istediğimiz o kişinin yanındayız… Merak ettiğimiz bir şeyi sorup sohbet etmek yerine, biz resim çektirme derdindeyiz.

Muhabbetin en güzel yeri. Biz gelen sms’lere cevap yazıyoruz.

Yemeğin en lezzetli lokması. Biz cep telefonundaki bilmem ne uygulaması ile lokasyon bilgisi girme peşindeyiz.

Resim çekmekten gezdikleri yerin tadını çıkaramayan Japon turistlere benzemeye başladık!

Yahu beyin zaten en büyük kayıt aleti değil mi? Gördüklerini, duyduklarını alıyor o hafızaya. Sana bir anlam ifade edenleri de, zamanla daraltsa bile kayıt ettiği alanı, silmiyor.

O halde bir şeyi yaşarken neden bırakmıyorsun kendini o an’a. Kalması gereken kalır zaten! Kaçırdığın belki de nefesini kesecek bir an, farkında değilsin.

Çocuğumuzun doğumunu bile – dostlardan önce – internette paylaşma heyecanındayız. Bunun için öncesinden ‘teaser’ yapan anne ve babalar var: “ilk resimler, az sonra!” Gelen yorumları da tahmin ediyorsunuz: “ay ne şekerrr!”

Gelecek ‘yorum’ ve ‘beğendi’ sayıları, bir şeyin kendisini yaşamaktan daha değerli olabilir mi?
» Yazının devamı

Bir el atsanız!

Sunum ne kadar hoş olsa da, çok lezzetli bir şey yerken;
konser performansı ne kadar etkileyici olsa da, o müthiş şarkıyı dinlediğimizde…

Veya;

öperken,
koklarken,
hatta sevişmenin en güzel anında…

Neden kapanır ki gözlerimiz?

——

Sonradan ekonomik refaha kavuşan,
torunlarına bile yetecek kadar parası olan zenginler

Nasıl bir düşünceyle ‘sonradan’ cimrileşiyorsunuz?
Eskiden çok daha cömert değil miydiniz?

——

Şerefe derken, karşındakinin ‘gözüne içine bakarak’ yudumlamak içkini…

Sahi, neden bu kadar zor?


» Yazının devamı