Bir Kez Daha Hissettirdiniz Varlığınızı… Ne Mutlu!
23 Nisan’daki yazımızda bahsettiğimiz 2008 Blog Ödülleri yarışmasının sonuçları 10 Mayıs’da gerçekleşen Blog Konferansı sonrasında açıklandı.
Fikir Atölyesi ‘Reklam ve Pazarlama’ kategorisinde birinci seçilmiş.
Buna değer bulunmak bana çok hoş duygular yaşatsa da, bu yarışmanın bence gerçek kazananları katılan, oy veren, blog yazan ve onları takip eden herkes. Yani “sizsiniz” kazanan. Teşekkür ederim hepinize, teker teker.
On farklı kategoride dereceye giren blogları ve katılan tüm blogları bir fırsat bulup inceleyin derim.
Birçok blog yazarı ile yüzyüze tanışma ve sohbet şansı da yakaladım dün. Sanki herbiri ile yıllardır arkadaşız da, araya zaman girmiş gibiydi. Ne kadar samimi ve içtendi herkes. Hepsi sanal dünyada yazsalar da, o kadar gerçekler ki.. Bir o kadar da insan.
Tadına Doyum Olmayan Yerlerde Olacağız Biz, Eskisinden Daha Çok!
Reklam yüzünden canlı yayına geç giren veya galibiyet sevinci yaşayanları göremediğimiz maçlar, söylenen saatte televizyonu açtığınız halde yine reklamlar yüzünden başlamayan filmler, diziler; program süresi ile yarışan reklam kuşakları, ekranın dört tarafını saran yanar dönerli reklam bantları, on dakika süren “sunar” ve “sundu”lar…
İşte gına getiren bu sevimsiz reklamlar yüzünden ve daha da önemlisi internette fazlası varken artık televizyon neden seyredilsin ki? Hiç televizyonun açılmadığı evler var artık. Daha da radikali, televizyonun var olmadığı evler olmaya başladı. Çok ihtiyaç olursa internette bulunuyor nasıl olsa.
Benim de günlerce televizyonu açmadığım oluyor. Hiç bir eksikliğini de hissetmeden üstelik.
Gelecek önemli değişimlere ve yeniliklere gebe. Ucu göründü de.
Bu Sefer AHHH! Size Ödül Verecek.
Türkiye’mizde artan blog sayısı ile beraber ilk kez büyük çaplı bir yarışma düzenleniyor. Bundan sonra her yıl tekrarlanacağı söylenen ve Microsoft’un ana sponsorluğudaki bu yarışmanın adı:
Blog Ödülleri 2008.
Amaçlarını ise kendi ağızlarından şöyle ifade etmişler:
“Türk Blog Dünyası”nın gelişimine katkıda bulunmak amacıyla organize edilen “Blog Ödülleri”, sürekli ve özgün blog içeriğini artırmayı ve böylece Türkiye’de internet sektörünün de ilerlemesine yardımcı olmayı hedefliyor.”
Fikir Atölyesi de Reklam ve Pazarlama kategorisi altında aday gösterildi. [Diğer sitelere de bir göz atın. Bu yarışma sayesinde ben de yeni birçok blog tanıma fırsatı buldum.]
Şimdi dilerseniz bu yarışmayı biraz eğlenceli hale getirelim!
Tören!
Hani geceler vardır ya,
İyi ki yaşandı dediğimiz..
Sanki cenaze törenimizi öne almış gibi hissettiğimiz.
Ancak canlısı..
Sağlam bir tokat gibi.
Sevdiklerin arkadan değil de,
Önden konuştuğu…
Üstelik herkesin kahkahalar attığı,
Eğlendiği bir anda gelirse bu tokat size…
Sadece Para Kazanmak İçin Çalışan Bir Eşek Misiniz?
Bir arkadaşım gönderdi bu eğlenceli denklemleri:
insan = (yemek) + (uyumak) + (para kazanmak için çalışmak) + (eğlenmek) + (seks)
eşek = (yemek) + (uyumak) + (seks)
İlk denklemdeki (yemek + uyumak + seks) yerine (eşek) koyarsak yeni bir “insan” denklemi buluyoruz:
insan = (eşek) + (para kazanmak için çalışmak) + (eğlenmek)
Şimdi her iki taraftan (eğlenmek) çıkartılırsa:
(insan) - (eğlenmek) = (eşek) + (para kazanmak için çalışmak)
Sonuç: “Eğlenmesini bilmeyen bir insanın, sadece para kazanmak için çalışan eşekten bir farkı yoktur” diyebilir miyiz?
Deriz =)
Peki “eğlenmek” ne?
Basit Yaşamak Gerek Hayatı
Can Yücel’in eski ama güzel bir fantezisi var. Hayatı tersten yaşasaydık ya diyor.
Dirilmek doğum, doğum da ölüm olsaydı…
Kendim için hayal ettim nasıl olurdu bu… Hayal etmek zorladı zorlamasına da, düşündürttü bir o kadar da.
Başkasının yaşamı değil, kendi hayatımdı oysa fantezisini kurmaya çalıştığım.
Neyse, önce dilerseniz Can Yücel’in o yazısını bir hatırlayalım, sonrasında da devam edelim:
“Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir. Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mı?
Eğitim “Sistemi” =)
Şimdi biz “sistem” kelimesini alır eğitimin önüne koyarsak, baştan şunu kabul etmiş oluyoruz: Eğitime bir sistem gerekli. Yani bir “format ve kurallar” dizini.
Neyi formata sokar bir sistemle onu takip edersek, kendi koyduğumuz o kuralların esiri olmamız da kaçınılmaz olmuyor mu?
Neyse kalıplarımız, o kalıplardan çıkma “eğitilmiş kişiler!”
Zor iş bu eğitim konuları.
Üniversiteye hazırlık döneminde olup da huzurlu olan tek bir arkadaşım yok. Yarışmanın ötesinde farklı kaygılar… ÖSS sınav baskısı çok ağır. At yarışı örneği verilir ya hep; doğru. Katılan çok, bitiş çizgisini geçen çok az.
Yetersiz oldukları için mi o çizgiyi geçemiyorlar?
Hayır, çoğu start’ta kendilerine iyi bir yer alamadıklarından.
Elenenlerin içinde çok sayıda bu ülkeye, hatta dünyaya iyi bir şeyler bırakabilecek kapasitede kişiler var. Başlama çizgisinde o kadar çok adam var ki, sadece çıkışta kendilerine iyi bir yer alamamışlar, o kadar.
Ne demek peki çıkışta “iyi bir yer” alamamak? Veya alabilenler kim?
Hiç Bitmeyen Söyleşi!
Pazarlama Dünyası’ndan sevgili Mustafa Duran, Şubat ayının konuğu yapmış beni.
Söyleştik biraz. Keyifli de oldu.
Pazarlamadan inovasyona, Shubuo’dan reklamcılığa farklı konulara değindik kısa kısa. Az biraz da Tunç Kılınç var içinde.
Bu söyleşiye denk gelen okurlar mail atıp bunu blogumuzda da yayınlamamı istediler. Kırmayalım onları…
Ancak ek olarak farklı bir uygulama da yapalım. Bu söyleşiyi devam ettirelim!
Varsa sizin de sorularınız, ekleyin yorum olarak… Cevap vereceğim aklım bastığı ölçüde (sıkıştırmayın çok!).
Bu da böylece kendi içinde “hiç bitmeyen bir söyleşi olsun,” bakalım nasıl olacak!
Gelecekte Neler Olacak?
Bilsek mi keşke? Yoksa şimdiki gibi bilmemek mi daha iyi?
Hangisi daha iyi bilmiyorum ama hayal etmek benimkisi. Falcılık değil de, öngörümüzü kullansak.
15-20 sene gibi kısa dönemde ortalama yaşam süresinin artacağı, gelişmiş ülkelerin nüfusunun azalmaya devam edeceği, A.B.D.’den sonra Çin ve Hindistan’ın dünyanın en büyük güçleri olacağı, Japonlar’ın düşüşe geçeceği, genç nüfusu ile Türkiye’nin en büyük ilk 15 ekonomiden biri olacağı gibi varsayımların ötesinde bir şeyler…
Daha uzununu; yüz sene, hatta beşyüz sene sonrasının geleceğinde neler olacak?
Bunlar benim öngörülerim:
Yeni Bir İş Fırsatı mı? Bilmem!
İki sene önce kaleme aldığımız “Yeni İş Fırsatları Yaratmak Gerçekten Zor mu?” yazımıza halen ciddi sayıda yorum geliyor. Bu denli ilgi, bu konunun bende de canlı kalmasını sağlıyor.
Peki şimdi n’oldu?
Ev sahibim evini satıyor, bana da yol göründü. Kiralık ev bulma ve taşınma hazırlıkları bu aralar neredeyse tüm enerji ve vaktimi alıyor. Hatırladım tekrar, taşınmak zor işmiş!
Ancak yaşanılan sorunlar yeni iş fırsatları sunuyor. Aklıma gelip kaleme almaya çalıştığım bu fırsat için sizlerin de fikrini almak isterim. Bakarsınız bazı girişimci arkadaşlara ilham kaynağı oluruz.
İşin adı ne olur bilemedim ama bu “yer değişikliği danışmanlığı” gibi bir şey. İki ev gösterip komisyon peşinde koşan çoğu emlakçının yaptığı işten oldukça farklı.
Hayal edelim beraber. Bu danışmanlık firması evini veya şirketini taşıyacaklara şunları sunsa…

