27 Şubat – Dünya FMK Günü!
Çok şeyin bir günü var; hadi gelin biz de ‘Faili Meçhul Kıyak‘ oyunumuzun başlangıç tarihi olan 27 Şubat’ı “Dünya FMK Günü” ilan edelim :)
Müthiş bir şey olmaz mı, 27 Şubat‘ın, ileriki yıllarda dünyaya mal olmuş, insanların kendini belli etmeden, tanımadıkları kişilerin yüzünü gülümsettiği bir gün olarak kutlanması? Hayali bile heyecan verici.
Bugünden sonra da Faili Meçhul Kıyak’larımız tabii ki sadece 27 Şubat’la limitli kalmayacak. Oyunumuz bugün, zaman ve mekan limiti olmaksızın oynanabiliyor zaten, bu aynen devam etsin.
Özel bir günümüz olsun ‘umudu’muzun arkasında; FMK’ın bilinirliğini arttırmak ve sonuçta daha fazla insanın yüzünün gülümsemesine katkı sağlamak var. [Önümüzdeki yıllarda belki en heyecan veren FMK fikrini önceden birlikte seçer ve 27 Şubat'ta hep beraber o fikri hayata geçiririz. Ancak sanırım bunun için henüz erken.]
Ufak şeylerle, tanımadığımız insanları mutlu ederek, mutlu oluyoruz. FMK kısaca bu.
Çıkar düşünmeksizin, birilerine ufak bir güzellik yapıyoruz ve o kişi bunu kimin yaptığını bilmiyor. Arkanızda bıraktığınız ise sadece bir FMK kartı.
» Yazının devamı
Daha fazlasını isteyip, daha az görürken… Uzlaşabilir miyiz sahi?
Bu, bugünün gerçekleriyle, bir aldanışın sonlanma mektubudur.
Bu, kardeşten öte görülen bir kişiye, ileride okuduğunda,
‘nereden nereye gelmişim’ demesi umuduyla yazılmıştır.
Bu, ben dahil, dostluğun ne denli zor kazanılıp,
hakettiği değer verilmediğinde,
ne denli kolay yitirilebileceğini hatırlatma amacıyla yazılmıştır.
Bu, her şeyden önce, bana bir derstir.
———
» Yazının devamı
Gelsin 2011, Bildiği Gibi Gelsin!
Fikir Atölyesi’nde her sene sonunda yaptığımız ufak bir oyunumuz var. Bir tarafından katıldıysanız, önceki senelerde yazdıklarınıza bir bakın [2007, 2008, 2009, 2010].
Yok, daha önce bir şeyler karalamadıysanız da, bu sefer katılın! Bir sene sonra sonra dönüp onları okumak inanın bazen çok sarsıcı, bazen de epey eğlenceli olabiliyor.
Şu üç soruya birlikte cevap veriyoruz:
1.) 2010 deyince ne hatırlıyorsun?
2.) Aynı soruya, mutlu bir insan olarak, bir yıl sonra bugün nasıl cevap vermek isterdin?
3.) Bir üstteki yorumu yazan kişiyle yüz yüze olsaydın, verdiği cevaplara dayanarak ona ne derdin?
İşte benim cevaplarım:
» Yazının devamı
Fikir Atölyesi Beş’ini Bitiriyor!
İlk yazıdan bu yana beş sene geçmiş!
Atölye’den çıkan 250 yazıya, yaptığınız 11.923 yorumla can vermişsiniz. Altıncı seneye giriyorsak bunun tek nedeni sizsiniz!
‘Yazıyorum da ne oluyor?‘u kaleme alırken neler aklımdan geçtiyse, onlar bugün de aynen geçerli:
Hissettiklerimin aşka dönüşmesi gibi bir şey.
Acıtıyor bazen…
Özellikle kendimle yüzleştiğim anlarda.Çok okutup, bol araştırma yaptırıyor.
Gözlerim şişiyor, boynum tutuluyor.
Ama hep değiyor.Baştan çıkarıcılığı, kışkırtıcılığı, duyguları ayaklandırırması…
Anlatılacak gibi değil.
Aklınızda bırakabildiğim tek bir hikaye bile olduysa ne mutlu.
Benim tutkum olmaya devam ediyorsunuz.
İyi ki varsınız.
İyi Olanlar Kaybederken, Sen Kazanıyorsun!
Dün ağladığına,
Bugün gülüyor,
Bugün baş tacı yaptığına,
Yarın köpek çekiyorsun.
Yanması gereken senin canınken,
Sen, sevenlerin canını yakıyorsun.
Acıyla beslensen de,
Üzemiyor işte kimse seni.
Hayatı o denli hafife alıyorsun ki,
İmreniyorlar bile içten içe.
Sonra ne tuhaf ki,
Üzdüklerin sana daha bir bağlanıyor.
Seninse umrun olmuyor.
» Yazının devamı
Erdil Yaşaroğlu’ndan Fikir Atölyesi okurlarına yeni yıl kıyağı!
Tüm dünya sizin ağzınızdan çıkmış bir gerçeği öğrenecek olsa, ne olurdu haykırışınız?
İşte bu fikirden yola çıkıp, sevgili Erdil Yaşaroğlu’ndan bir ricada bulundum, o da kırmadı sağolsun. Bu yeni yıl kıyağı ondan size :)
Siz Facebook’daki Fikir Atölyesi sayfamızda dile getirmek istediğiniz bir gerçeğinizi yazıyorsunuz, Erdil de ‘en çok oyu’ (beğeni/like) alacak haykırışın karikatürünü çiziyor.
Daha iyi bir dünya için, hasretini çektiğiniz kişi için, tutkunuz için, sevgiliniz için, tuttuğunuz takım için… Her neyle ilgili olursa olsun; sizin dile getireceğiniz bir gerçek…
Yazdığınız (Has FMK! ve Webrazzi oyunlarımızdaki gibi) diğer okurlar tarafından da beğenilir ve en çok oyu alırsa, Erdil de karikatürü sizin o lafınızdan yola çıkarak sizin isminize özel olarak kara kalem çizecek ve imzalayacak.
» Yazının devamı
Hayatın Bekleme Odasında Uyurken, Yaşadığını Düşünmek!
Tüm Zamanların En İyi 250 Filmi listemize 227.ci sıradan giren, Richard Linklater’ın yazıp yönettiği, 2001 yapımı bir film var: Waking Life (Hayata Uyanmak).
Hani şu retoskop (gerçek oyuncularla çekip, sonradan her kareye ayrı animasyon yapma) tekniği ile ortaya çıkan ve “Dream is destiny!” (Rüya yazgıdır!) mesajıyla da başlayan film.
Rüyalar yazgı mıdır gerçekten? Ya hepimiz gerçekten kocaman bir rüyanın içindeysek?
Einstein’in ‘Serbest Düşen Asansör’ isimli bir düşünce deneyi var.
Çok yüksek bir gökdelenin tepesinden bindiğiniz asansörün ipleri kopsa ve artan bir hızda aşağı düşmeye başlasanız. Asansördeki insanların tüm ömrü de bu kadar olsa. Yani asansörde doğup, aşağı düşünce sona eren bir yaşam süresi. Ve bu nesiller boyunca devam etse.
Yani, ‘düşen asansör’ bu kişilerin hayattayken bildikleri tek gerçek olacak ve ‘yerçekimi’ denen kuvvet onların bilinçlerinde var olmayacak.
Aşağı düşen asansörde göz hizasından serbest bırakılan bir kalem, aynı noktada havada süzülecek ve ona dokunmadığınız sürece de göz hizanızda kalacaktır. İki kütle de (siz ve kalem) aynı hızda aşağı doğru düşüyorsunuz.
» Yazının devamı
Aşağılanma pahasına, yok edebilir misin eskileri?
Vermediğini bile bile istemek,
Almadığını bile bile vermek.
Reddedeceğini bile bile sormak,
İstemediğini bile bile kalmak…
Gururu bir kenara atıp,
Diğerlerinin sana yakıştırmadığı…
Kendini ‘değersiz’ hissetme pahasına,
Olabilir misin öteki?
Geçmişini söylemeden şu anki halinle tanışmak,
Bugünkü sen’i tanımak için…
Yazarı sen olsan da,
Unutabilir misin geride kalan zafer hikayelerini?
Yenilere yer açmak için,
Bugünkü seni sevmek için…
Aşağılanma pahasına,
Yok edebilir misin eskileri?
Erdil Yaşaroğlu ve Sosyal Medya!
Dün Webrazzi Summit‘te, Erdil Yaşaroğlu ve Arda Kutsal ile “Nasıl Oluyor da Oluyor…?” isimli bir sohbetimiz oldu. İzleyenler ne düşündü merak ediyorum ancak biz epey keyifli anlar yaşadık.
Erdil Yaşaroğlu gerçekten kendisiye son derece barışık, samimi ve zeki bir adam. Her soruya içtenlikle cevaplar verdi, espriler yaptı ve tahmin ediyorum seyircilere eğlenci anlar yaşattı.
Arda da aylar süren emekler sonucunda ve müthiş bir takım çalışmasıyla harika bir organizasyona imza attı. Sosyal Medya sektöründeki gelişmeleri takip edenler adına iyi bir gün oldu. Tebrikler Webrazzi.
Biz de Fikir Atölyesi’nde bir önceki yazımızda “Erdil Yaşaroğlu ve Arda Kutsal’a “sosyal medya ve yaşamlara etkisi” üzerine soracağınız soruları, 3 Kasım Çarşamba günü sahnede sizin adınızı vererek soracağım. Zaman kısıtıyla soramadıklarımız olursa da, daha sonra Erdil ve Arda’dan cevapları yazılı göndermelerini rica edeceğiz.” demiştik.
Sizden gelen soruların bir kısmını sahnede sorma şansım oldu. Webrazzi sohbetin videosunu yayınladığında, o da bu yazı içinde bir güncelleme ile yerini alacak.
Erdil, sağolsun sizin sorduğunuz soruların birçoğunu hemen yazılı olarak cevaplamış bugün. Arda’nın cevapları da gelince, bir güncelleme daha olacak.
İşte bir önceki yazıda sorduğunuz sorulara Erdil’in söyledikleri:
» Yazının devamı
Nasıl Oluyor da Oluyor…?
Gerçekten nasıl oluyor da mesela;
Msn’de görüntülü konuşmak ‘görüşmenin’,
Sms atmak ‘ilgi göstermenin’,
Twitter veya Friendfeed’te yazmak ‘paylaşmanın’,
Facebook’ta olmak da ‘var olmanın’ yeni adları oluyor?
Veya;
Albert Einstein’ın “Nasıl oluyor da kimse beni anlamıyor, ancak herkes çok seviyor?” lafı yerine, şunu kendimize sorarken bulabiliyoruz:
“Nasıl oluyor da herkes artık beni anlıyor, fakat sadece seviyormuş gibi yapıyor?”
Sosyal paylaşımların artmasıyla iyice su üzerine çıkan “kurgulanmış alt hayatlar”, bizim için yeni bir kişisel algı yönetim şekli mi?
» Yazının devamı




