Galatasaray, Şampiyonlar Ligi ve Atatürk Olimpiyat Stadı
Galatasaray; Türkiye’nin yurt dışındaki en başarılı futbol takımı, UEFA ve Süper Kupa sahibi ve Avrupa’da çok az sayıda kulübün başarabildiği bir şeyi yapıyor ve bu sene onuncu kez Şampiyonlar Ligi’ne katılıyor.
Şampiyonlar Ligi; Avrupa’nın kulüpler düzeyindeki en önemli, en büyük futbol organizasyonu.
Ve Atatürk Olimpiyat stadı; olimpiyatların bir gün ülkemizde gerçekleştirme hayali ile yapılmış, geçen sene bu prestijli kupanın finaline Liverpool-Milan maçıyla ev sahipliği yapmış, 75 bin koltuklu Türkiye’nin en dev stadyumu!
» Yazının devamı
Pazarlama Blogları Karnavalı [VIII]
Ev sahipliği sırası Fikir Atölyesi’nde.
Karatahta’ya tıklamanız keyifli yazılara ulaşmak için yeterli.

Karıştırmayın…
Lütfen, liderlerle hatipleri karıştırmayın, lütfen…
Bilir misiniz? İnsanı en çok harekete geçiren duygunun “korku” olduğunu. Benim ülkemde, korkakların sayısı artıyor. Her yıl, her ay, her gün, her saat…
Elde ettiği refahın gitmesinden korkan bir “sürü” ile çevrili etrafım, “elden ne gelir ki” cümlesini boynuna asıp da gezenlerle kuşatılmışım.
Özgürlük adı altında, inanç adı altında, kara cahil bakışlar arasında, ışık olup aydınlatmaya çalışanlara tutunarak yolumu arıyorum.
Lance Armstrong. Kansere ‘Yakalanmayan’ Yarışçı.
“Hayatımız değerlidir”, “aldığımız her nefes için mutlu olabilmeliyiz” ve bunun gibi lafları çok duyar, çok söyler ama nedense bunların çok nadir farkında oluruz. Çünkü elbette insan doğasına aykırıdır sürekli mutlu olmak ve gülümsemek.
Her zaman sinirli, stresli olmak gibi her zaman mutlu olmak da çok insani değildir belki de.
Ancak üzgün, kederli, öfkeli bile olsa insan, gülemese bile o anda, içinde genel bir huzur ve umut besleyebilir hayata karşı ve işte bu “insancadır”; kimilerinin dediği gibi de imkânsız değildir.
Bir Filmin Sonu, Bir Maceranın Başlangıcı
Teröristlerin Ortadoğu’dan Amerikan limanına sızdırdıkları nükleer bomba ve patlama sonrasında yaşananlar bir filme aktarılmıştı;
Filmin adı “The Sum Of All Fears.”
Ben Affleck ve Morgan Freeman başrolleri paylaştı. Filmin sonu etkileyici. Ve bu etkileyici son Damascus’da yani Suriye’nin başkenti Şam’da yaşanıyor.
Atölyemizde Yeni Konuklar!
Fikir Atölyesi’nde yarından itibaren yeni bir bölüm açıyoruz: Konuk Yazarlar.
Fikir ve düşünceleriyle renkli, yaşadıkları hayatlarıyla keyifli, öğretirken öğrenmekten keyif alan, “almak”tan çok “vermek”ten haz eden yazarlar… Tanıdığım, davetimi kırmayıp kabul eden dostlarımdan hepsi. Ortak bir özellikleri var: Burada yazdıkları yazılar, başka yerlerde olmayacak. Fikir Atölyesi’ne özgün olacak paylaşımları.
Konuk yazarlarımızın yazdıklarıyla aynı fikirde olmayabilirim her zaman. Hür iradeleri ile kişisel görüşlerini yansıtacaklar… Varsa benim de söyleyecek bir şeylerim, yorumlarımla katkı sağlamaya çalışacağım bu fikir zenginliğine.
Benim yazılarım ise, aynen devam…
Sağ taraftaki “Konuk Yazar” kategorisine tıkladığınızda açılan ufak pencerede yazarlarımızın isimlerini göreceksiniz. O isimlere tıkladığınızda da yazdıkları yazılar çıkacak karşınıza. Yazılarının solundaki yazar ismine tıkladığınızda ise o yazar hakkında bilgi sahibi olabileceğimiz bir “kimdir” yazısına gidecek sayfa. Doğal olarak her yazı önce ana sayfamızda alacak yerini.
Umarım keyif alırsınız bu yeni bölümümüzden. Yarın yayındalar.
Murat Çetintürk, Yaratıcı Yönetmen.
Michael Jordan’ı nasıl tanırsınız? Oynadığı dönemde NBA’in en çok sayı atan oyuncusu olarak mı? O zaman size Mr. Jordan hakkında çoğumuzun bilmediğini düşündüğüm bir şey söylemek isterim: Michael, NBA’in en çok şut atan oyuncusuydu. Yani NBA’in ‘şansını en fazla deneyen’ adamıydı.
Michael Jordan felsefesinin, geçimini yaratıcılığı ile kazanan profesyonellere uyarlaması da oturup ‘fikir üstüne fikir bulmak’ demek. Yani ilk bulduğun fikirle yetinme, ikincisiyle yetinme, üçüncüsüyle de yetinme. Belki onuncu fikrinde yakalarsın, belki yirmincide.
‘Daha iyi fikrin’ peşini bırakmayan başarılı yaratıcılardan biri 20 Soruluk Söyleşiler‘de konuğumuz: Yüzlerce reklam kampanyasına imza atan, Rafineri’nin kurucu ortağı ve yaratıcı yönetmeni Murat Çetintürk.
Microsoft’un Orijinal Desteği
Yanılmıyorsam bu senenin başlarıydı. Bilgisayar her zaman otomatik olarak yaptığı kritik güvenlik güncellemeleri artık yapmıyor ve orijinal olan bir Windows sürümü kullanmam gerektiğini söylüyordu. Ve ben de bu uyarı (The Windows Genuine Advantage Notification) sayesinde orijinal Microsoft Windows XP Home Edition satın alıp kullanmaya başladım. Çünkü bilgisayarınızın güvenliği riske atılamayacak kadar önemli. Sadece orijinal bir sürüm kullanmak elbette ki tek başına bu güvenlik için yeterli değil, ancak bir çok önlem için de başlangıç noktası…
Windows işletim sistemi ile uzun yıllar çok sorun yaşamış bir kişi olarak, bende hiçbir zaman sağlam bir algıya sahip olamadı Microsoft. Sanırım milyonlarca insan için de öyle olmalı ki, bugün dünyadaki en popüler forumların hala en sıcak tartışma ve şikayet konularının başında Microsoft ve ürünlerini görüyoruz.
Konumuza dönelim. Bilgisayar formatlandı, orijinal XP Home yüklendi ve bu sayede uzunca bir süre eksik kalan kritik güncellemeler gerçekleşti. Buraya kadar sorun yok. Sonra takip eden günlerde bilgisayar bu güncellemeleri tekrar yapmamaya başladı!
Evet, bu klasik bir Microsoft hikayesi gibi duruyor!
» Yazının devamı
Başaramazsam, Başıma Gelecek En Kötü Şey Nedir?
Fran Capo dünyanın en hızlı konuşan kadını. Guinnes Rekorlar Kitabına geçen bir hız rekoru; dakikada 603 kelime. Bu, saniyede 10 kelime demek!
Kurduğu farklı maceraperest gruplarıyla buz otellerde uyuyor, dağlara tırmanıyor, su altı mağaralarına dalıyor, yeni yerler keşif ediyor, yarış arabaları kullanıyor… İnsanların kalıplardan çıkıp sınırları zorladıklarını görünce de ondan mutlusu yok. Yazdığı dokuz kitaptan biri olan “Adrenaline Adventures: Dream it, Read it, Do it!” adlı kitabını, insanların dışarıya çıkıp, dünyayı keşif etmeye motive edebilme amacıyla yazmış.
Dünyanın en hızlı konuşan kadını olmasının yanında, Kilimanjaro Dağının zirvesinde ve ayrıca denizin derinliklerindeki Titanik enkazında kitabını imzalayan ilk yazar olma ünvanlarıyla Guinness‘e giren iki dünya rekoru daha var.
Aynı zamanda konferanslarda motivasyon ağırlıklı konuşmalar yapıyor, kitap yazıyor, seslendirme sanatçılığı yapıyor, maceraperest ve komedyen.
Onun kadar zengin olmasa da, Fran Capo da hayata Richard Branson gibi bakabilenlerden: “İşi iş, oyunu da oyun olarak görmüyorum. Herşey hayatın ta kendisi!”
Tüm bunların başlangıcı beklemediği anda karşılaştığı bir soru ve buna pek de düşünme fırsatı olmadan, cesaretle verdiği “evet” cevabı. Yani herşey bir “evet” ile başlıyor. Hayatımızda önümüze ne fırsatlar çıkıyor ve hangilerini (bize çok doğal gelen mazeretlerimizden dolayı) farkında bile olmadan kaçırıyoruz?
Ufak barlarda komedyenlik ve bir radyo istasyonunda sunuculuk yaparken gelen o fırsatlardan birini kaçırmayan Fran Capo…
Ve işte onun hayatını değiştiren ‘evet’inin hikayesi:
Ayın Blogu Olmak.
Güzel bir duygu.
Bu hoşluğu yaşattıkları için Bloglar Alemi‘ne ve değerlendirmelerinden dolayı Manhem‘dan Fatih Taşkıran’a teşekkür ediyor, sözü Bloglar Alemi’ne bırakıyorum:
“Pazarlama bloglarının içinde ayrı bir yeri vardır. Mesleğimle ilintili olması bir yana, sürekli güzel işleri linkleyenleri saymazsak, genel itibariyle bir şeyler üreten ve bu ürettiklerini anlaşılabilir ve eğlenceli bir üslupla okurlarına aktaran ender bloglar çoğunlukla bu türden çıkar.
Atölye de ilk karşılaştığımda beni heyecanlandıran bloglardan biriydi. Tunç Kılınç adında biri, sadece pazarlamadan değil, hayata dair bir çok şeyden bahsediyor, uzadıkça -bilinenin aksine- daha da keyif alarak okunan yazılar yazıyordu.
Zaman geçtikçe Atölye hakkındaki düşüncelerim de doğrulandı. Atölye’de yayınlanan yazılar çoğaldıkça, siteye yeni bölümler eklenmeye devam etti. Bu durum, giderek daha da genişleyen, keyifli bir ortamın oluşmasını netice verdi.
‘Başarı Hikayeleri’, ’20 Soruluk Şöyleşiler’, ‘Yaratıcılık/Fikirler’, ‘Hayatın İçinden’, ‘Dikkatimi Çekenler’ gibi zevkle okunan, olgun fikir ürünü ve bilgilendirici yazılarla dolu bölümler, Fikir Atölyesi’ni tercih etmeniz için önemli nedenler arasında.
Atölye hakkındaki son gelişmelere gelince…
Her başarılı ve gelişen blog gibi Atölye de sonunda kabına sığamadı ve Blogger sistemini bırakıp kendi domainine geçti ve adını da ‘Fikir Atölyesi’ olarak değiştirdi. Sitede artık WordPress altyapısı kullanılıyor.
Yazarıyla hiç tanışmadığım halde neden hakkında bu kadar güzel şeyler yazdığımı merak ediyorsanız Fikir Atölyesi’ni görmelisiniz. Okurken bilgilenmek, bilgilenirken de eğlenip sıkılmamak ve güzel yazılar okumak istiyorsanız Fikir Atölyesi’ni sizlere de tavsiye ederim.”





