Annenin karnından çıkıyorsun, çıktığın gibi de başlıyorlar tepene çıkmaya!

‘Beklenti’, bir şeyin gerçekleşmesini beklemek… Senin kendinden veya bir başkasından, sevgilinden, ailenden, devletten, dünyadan… Her kimden olursa işte, bir şeylerin olmasını ‘bekleme’ durumu.

Bir de bizden ‘başkalarının beklentileri’ var.

Ailen adam olmanı, hocan iyi not almanı, sevgilin ilgi göstermeni, eşin sadık bir eş ve iyi bir baba olmanı veya patronun iyi bir çalışan olmanı bekliyor… İçinde yaşadığın toplumsa din, ahlak ve geleneklere göre yaşamanı; devlet de yasalara uymanı ve bolca vergi vermeni bekliyor…

Annenin karnından çıkıyorsun, çıktığın gibi de başlıyorlar tepene çıkmaya! Hadi cee de, hadi şunu ye, hadi baba de, hadi yürü… Veya büyüdükçe sen; onu yapma, bunu deme, şunu etme… Ayıplar, günahlar, yasaklar…

Birileri benden hep bir ‘başkası yaratma’ yarışında…

» Yazının devamı

Başım Gözüm Üstüne!

İki mektup…
İlki Mardin’in bir köyündeki Esra öğretmenden Koray Kocabaş’a.
İkincisi ise Koray’dan bana.

——-

Merhaba Koray,

Bundan yaklaşık 3 ay önce Mardin’in Savur ilçesine 186 mevcutlu Evren İlköğretim Okulu’na Rehber Öğretmen olarak atandım.

Burayı biraz anlatırsam; Mardin‘in Savur ilçesi merkeze 47 km uzaklıkta, yaklaşık 4 bin kişinin yaşadığı, bir dağın eteklerine yayılmş küçük bir ilçe, bence ortalama İstanbul’un 25-30 yıl gerisinde. “Geleceğe Dönüş” filminin gerçek olduğunu hissedebilirsiniz burada.

Savur pek Türkiye gibi değil. Her ailenin çok fazla çocuğu var. Burada sokaklarda eşekler inekler katırlar geziyor fakat hayvanlar yemeksizlikten çok cılız kalmışlar, büyüyememişler. Çocuklar da öyle, bir çoğu küçük kalmış büyüyememiş, fiziksel gelişimleri yaşıtlarının gerisinde.

» Yazının devamı

Ne Umursamazlar Gördüm, Gönlünü Kaptırdığında Köpek Olan!

Evrenin, dünyanın ve doğanın bizi ciddi anlamda ‘umursadığından’ olsa gerek ki, mucizevi bir şekilde yaşama göz açıyor ve bugün hala nefes alabiliyoruz.

Peki ‘biz’ bu hayatta neleri umursuyoruz?
Veya bizi kimler umursuyor?
Neden?

Uzunca bir süredir var kafamda bu ‘umursamak‘ konusu. Hal böyle olunca da denk geldiğim herkeste “bu kişi hayatında gerçekten neleri önemsiyor, neden?” sorularına yanıt ararken buluyorum kendimi. [Hem de onlara pek çaktırmadan!]

Dr. Patch Adams, “Bir hastalığa karşı savaşacaksak, önce gelmiş geçmiş en kötü hastalık olan ‘umursamazlıkla’ savaşalım” demişti bir keresinde. Gerçekten de çağımızın en büyük hastalığı -geçtim dünyayı, doğayı- çevremizde olup bitenlere ‘kayıtsız kalmak’ olmalı.

Hadi olup bitenleri de geçtim, nasıl oluyor da bir insan onu yürekten sevip, kendisine hakettiğinden bile daha fazla değer verenleri yok sayabiliyor? Ve en şaşırtıcı olanı; bu umursamazlık nasıl oluyor da zaman zaman ona ‘zafer‘ olarak geri dönebiliyor?

» Yazının devamı

Oysa Yol Bile Artık Alay Eder Olmuştur Senle.

‘Sonu yok’ diyenlere güler geçer,
Sen daha fazla basarsın gaza.

Zarar görürsün,
Canın yanar…

Virajlı, engebeli ve tehlikelidir yol,
Senin aşık olduğunsa ‘yol’un kendisidir.

Anlamazlar.
Sen de anlatamazsın zaten.
Kendine bile…

Oysa yol bile artık alay eder olmuştur senle.
Sen duymazdan gelirsin.

İnandığın,
Gönül koyduğun,
Mücadele ettiğin,
Acı çektiğin…

» Yazının devamı

Bizim Burada İşler Böyle Yürür!

maymun işte!Bir kafesimiz var, içinde de beş maymun. Kafeste hayatta kalmaları için yetecek miktarda ancak lezzetsiz yemek ve biraz da su. Kafesin tavanından ise iple sarkıtılan bir salkım muz, hemen altında da muzlara ulaşmak için kurulu bir merdiven.

Muzu gören ilk maymun merdivenlerden çıkmaya başlıyor; tam alacağı anda, dışarıdan hortumla fışkırtılan buz gibi bir soğuk suya maruz kalıyor ve tek bir muz alamadan merdivenlerden yere düşüyor. Üstelik sadece o değil, aşağıdaki diğer dört maymun da sırılsıklam olup üşümeye başlıyor.

Sonradan denemeyi yapan diğer maymunların başına gelen de aynı. Şiddetle püskürtülen buz gibi bir su. Artık kimse muzlara ulaşmak için merdivenlere dahi yaklaşmaz oluyor.

Bu aşamada, içerideki maymunlardan biri kafesin dışana alınıp, hiçbir şeyden haberi olmayan yeni bir maymun içeri konuluyor. Yeni gelen muzu gördüğü gibi merdivenlere yöneliyor ancak bu defa soğuk su püskürtülmeye başlamadan diğer dört maymun tarafından güzelce bir dayak yiyor.

» Yazının devamı

Hem sen kimsin ki, insanlar soydukları gururlarını senin ayakların altına sersinler?

Elinizdeki mallardan verdiğinizde çok az verirsiniz. Ancak canınızdan verdiğinizde gerçekten vermiş olursunuz.

Oysa canınız gibi sakladığınız mallarınız gelecekte muhtaç olurum korkusuyla bekçiliğini yaptığınız nesnelerden başka nedir ki? Yarının ne getireceği belli mi?

Kutsal kente doğru yol alan hacıların peşine düşmüş aşırı temkinli bir köpek, kızgın kumların altına bir kemik gömse, ne çıkar?

Olur da bir şeylere muhtaç duruma düşerim korkusu, gerçekte muhtaç durumda oluşun ta kendisi değil midir?

Su kaynaklarınız doluyken, susuz kalırsam diye korkulara kapılmak en giderilmeyecek susuzluk değil de nedir?

» Yazının devamı

Taksim Muzurlukları :)

27 Şubat ‘Dünya FMK Günü‘ için beş arkadaş, Taksim’de 50-60 parça ‘Faili Meçhul Kıyak‘ yapıp, epey iyi vakit geçirdik.

Bazı FMK’ları ise video’ya alma şansım oldu:

Bir gece öncesinde evde yapılan hazırlıklarınsa keyfi başkaydı.

» Yazının devamı

Benden başka herkes deli olduğu için, beni de deli zannediyorlar!

Aşağıda okuyacağınız yazı, tıbben şizofren olduğu bilinen bir kişi tarafından yazılmıştır.
['Yazı okumak bana göre değil, video'su olsa da izlesem' derseniz, yazının altına bakıyorsunuz.]

“Ben deli değilim, benden başka herkes deli olduğu için beni deli zannediyorlar.

İnsanın kendi olabileceği tek yer akıl hastanesidir sanırdım, yanılmışım. Delirmeye bile hakkınız yok burada. Tımarhane delirme hakkının kutsandığı mabed değil midir? Değilmiş!

İnsan tımarhanede bile delirme hakkını elde edemiyorsa ölsün daha iyi. Ben size ve kendime rahatça dil çıkarabilmek için burada değil miyim, bunun için kapatmadınız mı beni buraya. Elektroşoklar tersini söylüyor bunun. Hastabakıcının suratını görmem elektroşoka girmeme yetiyor da artıyor bile. Şehir cereyanını boşa harcamayınız efendim.

Hayatım boyunca kendim olabileceğim bir yer aradım.

» Yazının devamı

Başıma gelen hem en büyük şans, hem de en büyük felaketsiniz.

Bu, ‘büyümü sancıları’ içinde olan birinin, anne ve babasına hitaben yazdığı ikinci mektuptur. Tek amacı ileride kendisine hatırlatmaktır. Başka da bir amacı yoktur! (İlk mektupsa şu linkte.)

“söylesene bana baba,
annemle evlenirken hiç dedin mi,
işte bu hatundan olsun istiyorum çocuğumu.

söylesene bana anne,
babamle evlenirken hiç dedin mi,
işte bu adamdır çocuğumun babası.

yoksa o günün şartlarında,
siz birbiriniz için en iyi alternatif miydiniz?
deli gibi yürekten severek mi evlendiniz,
yoksa ‘zamanı’ mı gelmişti imza atmanın?

söylesenize,
ben gelene kadar
kaç kardeşim gitti çöpe?


» Yazının devamı

En Çok Beğenilen FMK Fikrine Apple iPad!

Şu an duygularımı anlatacak kelime bulamıyorum!

Aynen Has FMK!‘da olduğu gibi, “Faili Meçhul Kıyak” fikrine ilk günden beri gönülden inanan başka bir iş adamı beni arayıp, ‘27 Şubat – Dünya FMK Günü!‘nün bilinirliğini arttırmak ve toplumsal bir harekete çevirmek için ufak bir şey yapmak istediğini söyleyince…

Evet itiraf ediyorum, bir kez daha nefesim kesildi.

Şöyle bir oyun oynayalım, adına da “27 Şubat FMK Fikrine iPad” diyelim dedik.

27 Şubat Dünya FMK Günü!” için yapmayı planladığınız veya aklınıza gelen en güzel FMK fikrini Facebook’daki Fikir Atölyesi sayfamızdaki şu not‘a yorum olarak yazıyorsunuz, en çok oyu (beğeni/like) alacak bir kişi de “Apple iPad 64GB (Wi-Fi + 3G)” kazanıyor. Sizin bireysel olarak yapmayı planladığınız veya yapmak isteyeceğiniz Faili Meçhul Kıyak fikrindan bahsediyorum.

Yazan siz, oylayan yine siz… Bense sadece izleyici rolündeyim.

» Yazının devamı

2 / 28123451020... Son »