Google Beni Dinleyecek Misin?
Başkalarına dahi anlatmaktan sakındığımız harika bir fikrimiz var ancak ne yapacağımızı bilmiyoruz.
Tanıdıklara anlatsak; ya benim fikrimi benden önce yaparlarsa diyoruz. Firmalara anlatmak istesek; kim dikkate alacak ki beni? Hadi diyelim aldılar, teşekkür edip beni gönderdikten sonra ya kendileri yaparsa?
İşte Fikir Atölyesi iletişim bölümünden bana gönderilen email’lerin büyük bir çoğunluğu bu konularda oluyor:
“Bir fikrim var, ne yapmam gerekiyor? Beni kim dikkate alacak?”
Önce biz kendimizi dikkate alacağız. Önce biz fikirlerimize tutkuyla inanacak ve onları hayata geçirebilmek adına yine tutkuyla yaratıcı yöntemleri hayata sokacağız.
Kimse kimseyi kapıda karşılamıyor. O kapıları açacak olan da yine biziz, yani kendimiz.
Tıpkı Aaron Stanton‘ın yaptığı gibi.
Apple iPhone’a TekmeTokat!
Son yıllarda merakla beklenen, üzerinde çokça konuşulup yazılan Apple’ın cep telefonu iPhone beş gün önce, Apple’ın kurucusu ve başkanı Steve Jobs tarafından tanıtıldı.

Bunu bir sonraki yazıda ele alacağım… :)
Şimdi size Apple markasının yarattığı fanatik taraftarların yaptığı ilginç yaratıcı uygulamalardan birine imza atan bir Türk gencinden bahsedeceğim.
Ben Nasıl Yükseleceğim?
Geçenlerde büyük bir şirkette 6 yıldır orta kademe yöneticisi olarak çalışan bir arkadaşımla sohbetliyoruz. Artık bunaldığını, sürekli değişen yöneticilerine iş öğretmekten sıkıldığını, hak ettiğini düşündüğü bir üst basamak için kendisinin değerlendirilmemesinin ağrına gittiğini anlattı bana.
Hoş bir sohbetti, onun öğle arasıydı ve saat 14:00′deki toplantısına koşarak yetişmesi gerekiyordu. Sonra saat 15:00′de başka, 16:30′da başka ve 17:30′da başka bir toplantı onu bekliyordu. Yarınki ajandasının bugünden de beter olduğunu söylüyordu.
Şikayet eder gibi gözükse de, gözlerinde bu kadar yoğun bir ajandaya sahip olmanın verdiği ilginç bir mutluluk da vardı; öyle ya, bu kadar çok toplantıya davet edilen bir kişi önemli olmalıydı. Ağzından dökülenler sitem kelimeleri olsa da, gerçekte o kadar da şikayetçi değildi bence bu durumdan. Kendi yöneticine iş öğretiyor olmak esasında ona ayrı bir kıvanç veriyor olmalıydı, 6 yıldır aynı prestijli şirkette çalışıyor olmak da.
Milyon Dolarlık Alex’den Şimdi de Milyon Dolarlık Çekiliş: Pixelotto
Fikir Atölyesi okurları hatırlayacaklar; daha önce burada Bir Milyon Dolarlık Sayfa‘nın yaratıcısı Alex Tew’in piksel reklamcılığı ile nasıl dört ayda 1.037.100 dolar kazanabildiğini irdelemiştik.
Cin fikirli Alex, aylardan beri sinyalini verdiği ikinci projesini yarın (5 Aralık) başlatıyor: Pixelotto. Yani piksel lotosu.
Konsept aynı; yine piksel satıyor. Bu sefer bir piksel, bir dolar değil, iki dolar. Bir milyon pikseli toplamda 2 milyon dolara reklamverenlere satıp, yarısı olan bir milyon doları da sayfanın ziyaretçilerinden birine çekilişle verecek. Kazanmak için buradaki reklamlara tıklamak yetecek. Ne kadar çok tıklarsanız o kadar çok şansınız olacak!
Kısaca Alex, bu sefer de başarılı olursa, hem kendi, hem de başka birinin cebine birer milyon dolar koyacak.
Sistem şöyle işleyecek:
Sahtekar Olmayan Taklitlere Razı Olmak!
Marketing Türkiye dergisinin 1 Ekim tarihli son sayısının kapak konusu “Fikrin patenti olur mu?”. Dergi benim görüşlerime de yer vermiş. Konu çoğumuzun zaman zaman gündemine gelir, o yüzden burada sizlerle de paylaşmak isterim.
Oldukça parlak olduğunu düşündüğümüz bir fikir geliyor aklımıza ve sonrasında bunu çocuğumuz gibi sakınıyoruz ellerden. Bize ait olduğunu da gösterebilme ve kanıtlama arzusuna giriyoruz doğal olarak. Peki bu fikri başkalarına söylememekten ve kendimizle bile fısıltıyla konuşmaktan başka ne yapabiliriz? Patentini alabiliyor muyuz fikrimizin?
Ya da gerçekten fikrin patenti olur mu? Veya… Olmalı mı?
Başkalarında Olandan, Ancak Farklısı!
Seth Godin bir yazısında insanların “neye inandıklarını”, diğer bir yazısında ise “ne istediklerini” yazmış:
*İnanmak:
İnsanlar senin onlara söylediklerine inanmazlar.
Ender de olsa, senin onlara gösterdiklerine inanırlar.
Kendi arkadaşlarının söylediklerine ise daha fazla inanırlar.
Kendi söylediklerine ise herzaman inanırlar.
**İnsanların ne istedikleri:
Başkalarında olandan, ancak farklısı.
Bütün fiyatların aynı olmadığı bir menü.
Onların yanında oturan kişilerden daha fazla ilgi.
Başkalarına sunulan fiyattan biraz daha azı.
Diğer kişilerden daha önce çıkan yeni bir model (daha sonra o modelin diğer kişiler tarafından da sevilmesi kaydıyla.)
Tüm koltukları satılmış bir sinema gösterimine bilet.
Mağazanın en iyi müşteri temsilcisinden hizmet, tercihen mağaza sahibinden.
Daha iyi bir muamele görmek, ancak abartılı derecede değil.
Fark edilmek, ancak çok da dikkat çekmemek.
Doğru olmak.
BenceWOM‘dan Murat Tanören de insanların ne istediklerine iki ekleme yapmış:
1 = Başkalarına ‘birşeyler’ tavsiye etmek.
2 = Kendi fikirlerinin sorulması.
(1 + 2 = Ağızdan Ağıza Pazarlama – WOMM)
Biz de tüm bunlardan hareketle, ‘taraftar müşteri yaratma‘ adına şu sonucu çıkarabilir miyiz?
“İnsanların ellerine arkadaşlarına gösterebilecekleri** birşeyler* verirseniz, kendi fikirlerinin sorulması için zemin de hazırlamış olursunuz. Bu durumda onlar da ellerindekini seve seve tavsiye ederler, yani gönüllü taraftarlık yaparlar.”
Dijital Doktorlar Çetesi: Geek Squad
Geçenlerde “Sorunlardan Fırsat Yaratmak” başlıklı yazımda hayallerimden bahsetmiştim. Bilgisayar sektörüyle, daha çok da bu sektörün satış sonrası hizmetleri ile ilgili…
Bu pazarda bırakın şaşırtan deneyimler yaşamayı, standart hizmet kalitesinden bile ne kadar uzakta olduğumuzu, oysa atılabilecek basit adımlarla ve biraz da girimşicilik ruhu ile, ne kadar büyük fırsatların var olduğunu kaleme almıştık.
Robert Stephens işte bu fırsatı görenlerden. Hem de oniki yıl önce… O, sadece 200 dolar sermaye ve bir bisiklet ile kurduğu şirketini, sekiz yıl sonra üç milyon dolara Best Buy’a satma becerisi göstermiş. Oniki yıl sonra ise milyonlarca dolar gelir getiren, 12.000 çalışanı ile sadece kendi sektörüne değil, tüm iş dünyasına pazarlama ve girişimcilik derslerinde okutulacak kalitede bir başarı hikayesi yaratmış. Yaratmaya da devam ediyor…
Hikayenin adı; “Geek Squad.”
Sorunlardan Fırsat Yaratmak
Her ne kadar fiyatları düşmeye devam etse de, güncel teknolojilere sahip donanımlı bir bilgisayar hala el yakıyor. Geçtim uzay çağından olanları; orta seviye bir bilgisayar bile hala birçoğumuz için yatırım sayılabilecek rakamlara satılıyor. (Yoksa Türkiye’de kişisel bilgisayar sahiplik oranı neden hala % 10′lu seviyelerde kalsın?).
Şimdi, aldınız evinize bilgisayarınızı, kurulumu tamamlattınız ve bağlandınız internetinize. Bu bilgisayarlar buzdolabı gibi değil ki 20 yıl sorunsuz çalışsın.
Taraftar Müşteri Yaratmak: Hillside Beach Club

Bir aşk hikayesinden bahsedeceğiz bugün. Müşterilerini kendine aşık eden bir Türk markasından.
Fethiye Hillside Beach Club’dan…
- Bırakın müşterilerinin kendi çevrelerinde – özgürce – konuştukları vaadleri yerine getirmeyi, onlara beklentileri aşan deneyimler yaşattıkları için…
- Nerdeyse reklam dahi yapmadan, kontrolü çok daha zor olan ağızdan ağıza tanıtımı böylesine etkin yönetebildikleri için…
- O çoğu kez hayranlık duyulan yabancıların bilgi ve tecrübesi ile değil; Türk insanının yenilikçi yönetim tarzı, deneyimi ve yaratıcılığını ortaya çıkartabildikleri için…
- Kısaca; incelenmesi, paylaşılması, ders çıkarılması gereken bir başarı hikayesi yazmaya devam ettikleri için.
Evet; Hillside Beach Club (HBC) bir istisna.
Yaratıcı CV (bölüm: 3)
Bugünkü Hürriyet Pazar’da karşıma çıktı yine Alexandre Gueniot.

Hani şu özgeçmişini müzikli animasyon ile yapan Fransız. Bir milyon kişinin sitesine girip özgeçmişini kendi ağzından söylediği şarkı ile dinleyip, flash animasyonu izlediği, 200 firmanın iş teklifi yaptığı Alexandre.
» Yazının devamı



