Sahtekar Olmayan Taklitlere Razı Olmak!
Marketing Türkiye dergisinin 1 Ekim tarihli son sayısının kapak konusu “Fikrin patenti olur mu?”. Dergi benim görüşlerime de yer vermiş. Konu çoğumuzun zaman zaman gündemine gelir, o yüzden burada sizlerle de paylaşmak isterim.
Oldukça parlak olduğunu düşündüğümüz bir fikir geliyor aklımıza ve sonrasında bunu çocuğumuz gibi sakınıyoruz ellerden. Bize ait olduğunu da gösterebilme ve kanıtlama arzusuna giriyoruz doğal olarak. Peki bu fikri başkalarına söylememekten ve kendimizle bile fısıltıyla konuşmaktan başka ne yapabiliriz? Patentini alabiliyor muyuz fikrimizin?
Ya da gerçekten fikrin patenti olur mu? Veya ?Olmalı mı??
Başkalarında Olandan, Ancak Farklısı!
Seth Godin bir yazısında insanların “neye inandıklarını”, diğer bir yazısında ise “ne istediklerini” yazmış:
*İnanmak:
İnsanlar senin onlara söylediklerine inanmazlar.
Ender de olsa, senin onlara gösterdiklerine inanırlar.
Kendi arkadaşlarının söylediklerine ise daha fazla inanırlar.
Kendi söylediklerine ise herzaman inanırlar.
**İnsanların ne istedikleri:
Başkalarında olandan, ancak farklısı.
Bütün fiyatların aynı olmadığı bir menü.
Onların yanında oturan kişilerden daha fazla ilgi.
Başkalarına sunulan fiyattan biraz daha azı.
Diğer kişilerden daha önce çıkan yeni bir model (daha sonra o modelin diğer kişiler tarafından da sevilmesi kaydıyla.)
Tüm koltukları satılmış bir sinema gösterimine bilet.
Mağazanın en iyi müşteri temsilcisinden hizmet, tercihen mağaza sahibinden.
Daha iyi bir muamele görmek, ancak abartılı derecede değil.
Fark edilmek, ancak çok da dikkat çekmemek.
Doğru olmak.
BenceWOM‘dan Murat Tanören de insanların ne istediklerine iki ekleme yapmış:
1 = Başkalarına ‘birşeyler’ tavsiye etmek.
2 = Kendi fikirlerinin sorulması.
(1 + 2 = Ağızdan Ağıza Pazarlama - WOMM)
Biz de tüm bunlardan hareketle, ‘taraftar müşteri yaratma‘ adına şu sonucu çıkarabilir miyiz?
“İnsanların ellerine arkadaşlarına gösterebilecekleri** birşeyler* verirseniz, kendi fikirlerinin sorulması için zemin de hazırlamış olursunuz. Bu durumda onlar da ellerindekini seve seve tavsiye ederler, yani gönüllü taraftarlık yaparlar.”
Dijital Doktorlar Çetesi: Geek Squad
Geçenlerde “Sorunlardan Fırsat Yaratmak” başlıklı yazımda hayallerimden bahsetmiştim. Bilgisayar sektörüyle, daha çok da bu sektörün satış sonrası hizmetleri ile ilgili…
Bu pazarda bırakın şaşırtan deneyimler yaşamayı, standart hizmet kalitesinden bile ne kadar uzakta olduğumuzu, oysa atılabilecek basit adımlarla ve biraz da girimşicilik ruhu ile, ne kadar büyük fırsatların var olduğunu kaleme almıştık.
Robert Stephens işte bu fırsatı görenlerden. Hem de oniki yıl önce… O, sadece 200 dolar sermaye ve bir bisiklet ile kurduğu şirketini, sekiz yıl sonra üç milyon dolara Best Buy’a satma becerisi göstermiş. Oniki yıl sonra ise milyonlarca dolar gelir getiren, 12.000 çalışanı ile sadece kendi sektörüne değil, tüm iş dünyasına pazarlama ve girişimcilik derslerinde okutulacak kalitede bir başarı hikayesi yaratmış. Yaratmaya da devam ediyor…
Hikayenin adı; “Geek Squad.”
Sorunlardan Fırsat Yaratmak
Her ne kadar fiyatları düşmeye devam etse de, güncel teknolojilere sahip donanımlı bir bilgisayar hala el yakıyor. Geçtim uzay çağından olanları; orta seviye bir bilgisayar bile hala birçoğumuz için yatırım sayılabilecek rakamlara satılıyor. (Yoksa Türkiye’de kişisel bilgisayar sahiplik oranı neden hala % 10′lu seviyelerde kalsın?).
Şimdi, aldınız evinize bilgisayarınızı, kurulumu tamamlattınız ve bağlandınız internetinize. Bu bilgisayarlar buzdolabı gibi değil ki 20 yıl sorunsuz çalışsın.
Taraftar Müşteri Yaratmak: Hillside Beach Club

Bir aşk hikayesinden bahsedeceğiz bugün. Müşterilerini kendine aşık eden bir Türk markasından.
Fethiye Hillside Beach Club’dan…
- Bırakın müşterilerinin kendi çevrelerinde - özgürce - konuştukları vaadleri yerine getirmeyi, onlara beklentileri aşan deneyimler yaşattıkları için…
- Nerdeyse reklam dahi yapmadan, kontrolü çok daha zor olan ağızdan ağıza tanıtımı böylesine etkin yönetebildikleri için…
- O çoğu kez hayranlık duyulan yabancıların bilgi ve tecrübesi ile değil; Türk insanının yenilikçi yönetim tarzı, deneyimi ve yaratıcılığını ortaya çıkartabildikleri için…
- Kısaca; incelenmesi, paylaşılması, ders çıkarılması gereken bir başarı hikayesi yazmaya devam ettikleri için.
Evet; Hillside Beach Club (HBC) bir istisna.
Yaratıcı CV (bölüm: 3)
Bugünkü Hürriyet Pazar’da karşıma çıktı yine Alexandre Gueniot.

Hani şu özgeçmişini müzikli animasyon ile yapan Fransız. Bir milyon kişinin sitesine girip özgeçmişini kendi ağzından söylediği şarkı ile dinleyip, flash animasyonu izlediği, 200 firmanın iş teklifi yaptığı Alexandre.
» Yazının devamı
Çıplak Kalma !
İnternet’te insanların fayda sağladıkları, keyif aldıkları ve parçası olmak isteyecekleri topluluklar yaratıp yaratıcı fikirlerini hayata geçiriyorlar.
Çok çalışıp, çok eğleniyorlar.
Ve şimdi de güzel paralar kazanıyorlar!
Eşinle Gel; Birbirinizi Oyalarsanız!
İliklerimize kadar işlemiş klişeler var günlük yaşantımızda. Farkında bile değiliz ki sorgulayalım.
Bir davetiye alıyorsunuz; düğün, açılış, party, her neyse. Üzerinde ’sayın falanca falanca ve eşi.’ Davet eden sizin evli olmadığınızı biliyorsa (ve bu durumda sizi hala davet ediyorsa) bu durumda zarfta sadece sizin isminiz yazıyor.
Herneye davet ediliyorsanız ve beni yalnız değil, eşimle çağırıyorsanız; bunun tercümesi şunlar olabilir mi?:
Kabile Aranıyor!
Alex Tew’in bir milyonluk dolarlık fikrinden sonra ilgimi çeken en iyi fikirlerden biri.
“Tribe wanted“: Kabile aranıyor.
5.000 kişi, emsalsiz bir kabile, gerçek bir ada…

Dünyanın hertarafından gelecek 5.000 kişi ile yaratılacak bir sanal topluluk daha sonra sanal olmaktan çıkıp gerçek bir kabile hayatı yaşayabilir mi?
İstersen Yaparsın
“Planımız Puerto Rico’ya gitmekti, ancak havaalanına geldiğimizde uçuş iptal edilmişti. Herkes söyleniyor ve şikayet ediyordu. Kimse bir şey yapmıyordu. O zaman ben yapmaya karar verdim.
Birisi yapmalıydı.
2.000 dolara bir charter kiraladım. Bu parayı oradaki kişi sayısına böldüm. Adam başı 39 dolar.
Bir siyah tahta alıp üzerine şunları yazdım:

