FMK Hareketi Öldürecek Beni Heyecandan :)
Henüz bir aylık bile olmayan bebeğimiz, Faili Meçhul Kıyak, faili meçhul bir hızda büyüyor! Süt dişleri bile görünmeye başladı :)
Hiç beklemedik gelişmeler oluyor…
Üç kişinin bile yüzünün gülümsemesine vesile olabiliyorsak, ne mutlu diyorduk. Galiba çoktan geçtik o “üç” kişiyi.
27 Şubat 2009′da bir yazı ile duyurmuştuk oyunu. Ufak şeylerle tanımadığımız kişileri şaşırtalım, biz de ortalıklarda olmayalım. Adı üstünde işte; faili meçhul kıyak. Yanında da bir FMK kartı!
Kartları indirdik, kestik koyduk cüzdana. Sokaktayız. Sonra kurgu aşaması başlıyor. Kime nasıl bir kıyak yapayım? Hiç yapılmamış bir şey mi, hemen yapılabilecek bir şey mi, uçuk bir şey mi? Her ne olursa, bu kurgu kısmı çok keyifli.
Sonra aksiyon zamanı. Kimse görmeyecek. Yakalanırsak faili meçhul olamıyoruz ya, ondan. Ve izleme şansı varsa, o şaşkınlığı ve gülümsemeye uzaktan şahit olmak; hmm yeme yanında yat!
Medya da şimdilik sevmiş görünüyor FMK Hareketi’mizi :)
Faili Meçhul Kıyak Hareketi’nde İlk On Gün.
Bir oyun olarak başladığımız Faili Meçhul Kıyak (FMK) Hareketi‘ndeki gelişmeleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Geçen kısa süre içinde, A4 sayfasını indirip, kartları keserek cüzdanında taşımaya başlayan kişi sayısı (en azından kendi çevremde:) çoğalmaya başladı. Belki de bana ayıp olmasın diyedir ancak olsun, cüzdandaki o kartlar en azından “hatırlatma” görevi görüyor. Çünkü gerçekten insanın kime, ne zaman bir FMK yapacağı belli olmuyor.
Şu dakikaya kadar FMK’yı anlattığımız ilk yazıya gelen 108 yorum cesaret veriyor. Bir o kadar da gelen mail var. Saklıyorum hepsini :)
İçlerinden bir tanesi güzel özetliyor gelen çoğu mesajın duygusunu. Kısa ancak o denli de vurucu:
“Tunç, biliyor musun?
Faili Meçhul Kıyak konusu gibi konular her zaman insanın aklına gelmez…
Bu konunun benim için birkaç önemi var..
Bir kere çekirdeğinde bir gizli kahramanlık var…
Sonra çok insanın katılması var…
Sonra yeni bir şey olması var…
Sonra genç insanların dahil olması var…
Sonra ümit taşıyan bir şey…
Sonra değiştiren bir şey az ya da çok…
Hayata bir katkı….”
Faili Meçhul Kıyak!
Hadi bir oyun oynayalım :)
Adı da “Faili Meçhul Kıyak” olsun. Veya “FMK Hareketi!”
Ufak şeylerle insanları mutlu ederek mutlu olmak… Hem de anonim biri olarak!
Tanımadığımız birilerine ufak bir iyilik yapıyoruz ve o kişi bunu kimin yaptığını bilmiyor. Çıkar düşünmeksizin kıyak yapmak ve o kişinin mutlu olmasını sağlamaktan söz ediyorum.
Bir yıl önce ‘Nefesimi Kesecek Anlar‘da paylaştığım isteklerden biri olan bu fikri daha sık yapmak istediğimi bir arkadaşıma söyleyince; “oo Tunç, sen ‘Amelie‘ ya da ‘İyilik Bul İyilik Yap‘ filmlerini izlemedin mi?” dedi. Ben de oturdum izledim Amelie’yi. Evet fikir aynıydı gerçekten ancak beni yıldırmadı daha önce yapılmış olması.
Bu öylesine bir oyun ki, çok kişi oynamalı deyip sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Siz bizi öpmeye geldiniz, bari biz de zevk alalım!
Zaman zaman gittiğim bir restoran-bar var. Konumu, dekorasyonu, mönüsü gayet iyi. Mekan oldukça büyük ve doluluk oranı yüksek. Hizmet seviyesi iyi. Ödediğiniz paranın da karşılığını alıyorsunuz.
İşletme müdürü yıllar içinde hiç değişmedi. Her gittiğimde de yanıma gelir, sohbet eder. Mekanda geçen ilginç olayları anlatır uzun uzun. Genelde bu sektörün ne kadar oynak ve zor olduğunu, 3 kuruş fazla maaşa çalışanların nasıl iş değiştirdiğini, sürekli söylemesine rağmen çalışanların nasıl hep aynı hataları tekrar ettiğini, müşterilere ne yapsa memnun edemediğini…
Hatalarını insanlara söylemek yetmiyorsa karşı tarafı suçlamaya devam etmek işin en kolay kaçış şekli. Söylemekle görevini yaptığını sanıp vicdan rahatlığı sağlamak bu. Ben söylüyorum, onlar anlamıyorsa; bu, ben anlatamıyorum veya gösteremiyorum demek değil midir? Değişecek olan önce benim. Kişinin bu durumlarda kendisine sorması gereken kritik bir soru var:
Recep İvedik ‘Stand By Me’ Söyler mi?
Mark Johnson 10 yıl önce bir sabah, New York metrosunda kendini baştan aşağı beyaza boyamış iki sokak müzisyeni görüp duruyor. Biri naylon gitarını çalarken, diğeri yabancı bir dilde şarkı söylüyor. Farklı din, ırk, renk ve kültürden işlerine gitmeye çalışan yaklaşık 200 kişinin büyülenmiş bir şekilde bu çalgıcıları dinlediğini görüyor. Kaçırdıkları trenlerini umursamadan…
Mark, birbirlerinden çok farklı bu kişilerin müzik sayesinde nasıl birleştiklerine canlı şahitlik ediyor. Ve o an bir karar alıyor; müzik en önemli “birleştirici” unsur olabilir. Daha iyi bir dünya için insanlar kendi “farklılıkların” üstesinden gelebilir.
Bu, aynı zamanda onun bir şeyler yapabileceğini anladığı an da oluyordu. Bir film olmalıydı bu, daha önce denenmemiş bir film.
» Yazının devamı
Yaratıcı Tasarım
‘Nasıl yaratıcı olabilirim’ sorusunun cevabını “daha önceden beynimizde var olan iki veya daha çok ilgisiz unsurun (bilginin) yeniden farklı bir şekilde birleşmesini sağlayarak” diye verebiliyorsak; ne kadar çok (anlamlı veya anlamsız) unsur olursa, o kadar çok da yeni fikir geliştirme şansımız oluyor.
Fikir Atölyesi’nde eski bir yazıda dediğimiz gibi; “Farklı bakış açılarını yakalayıp, fark yaratacak yaratıcı fikirleri bulabilmek için; hergün etrafımızda gördüğümüz, olup biten (ancak kanıksadığımız) yüzlerce şeye cesaretle “neden” sorusunu sormak iyi bir başlangıç.” Araştırmacı olmayı sevmek, sürekli öğrenmekten haz olmak; görmeyi, duymayı, dinlemeyi bilmek de öyle.
İşte son bir iki gündür gözüme takılan yaratıcı işler:
Google 10 Üssü 100; On Milyon Dolarlık Fikir.
Yenilikçi iş fikirleri geliştirebilmek için “yüzde 20 zaman” (veya “inovasyon için ara”) ismini verdikleri bir motivasyon politikası var Google‘ın.
Eğer Google’da çalışıyorsanız, buradaki vaktinizin yüzde yirmisini (haftada bir gün), siz hangi fikre en iyi harcanması gerektiğine inanıyorsunuz ona ayırabiliyorsunuz.
Google News, Google AdSense ve (Türk yazılım mühendisi Orkut Büyükkökten’in geliştirdiği) orkut.com, işte bu uygulamanın sonucu Google çalışanlarınca hayata geçirilen fikirden bazıları.
Ben geçiyorum Google’ı, bizler kendi hayatımızda (uyanık olduğumuz) vaktin yüzde beşini inandığımız bir düşünceye, fikre veya misyona ayırıyor muyuz?
Antoni Gaudi
“Bir dehayı mı yoksa budalayı mı mezun ediyoruz, bilmiyorum.”
Bu söz School of Architecture of Barcelona’nın rektörü profesör Elias Rogent’ın, mezuniyet töreninde (1878) ona söyledikleri.
O ise yanındaki arkadaşına dönüp: “benim şimdiden bir mimar olduğumu söylüyorlar.” diyor gülerek.
La Rambla’daki sokak göstericileri ve Theo‘dan sonra Barselona’nın bende bıraktığı son iz; Gaudi.
Bir adam, tek başına bir şehrin silüetini değiştirebilir mi? Yapıtlarıyla “hadi canım, bir insan bunu 100+ yıl önce nasıl düşünebilir ve yapar?” dedirtebilir mi?
Fantastik, egzotik, büyüleyici veya görkemli gibi büyük sıfatların ardı ardına ağızdan çıkmasına neden olabilir mi?
Bu deli adamın düşünme şekline hayran olmamak elde değil.
» Yazının devamı
Tadına Doyum Olmayan Yerlerde Olacağız Biz, Eskisinden Daha Çok!
Reklam yüzünden canlı yayına geç giren veya galibiyet sevinci yaşayanları göremediğimiz maçlar, söylenen saatte televizyonu açtığınız halde yine reklamlar yüzünden başlamayan filmler, diziler; program süresi ile yarışan reklam kuşakları, ekranın dört tarafını saran yanar dönerli reklam bantları, on dakika süren “sunar” ve “sundu”lar…
İşte gına getiren bu sevimsiz reklamlar yüzünden ve daha da önemlisi internette fazlası varken artık televizyon neden seyredilsin ki? Hiç televizyonun açılmadığı evler var artık. Daha da radikali, televizyonun var olmadığı evler olmaya başladı. Çok ihtiyaç olursa internette bulunuyor nasıl olsa.
Benim de günlerce televizyonu açmadığım oluyor. Hiç bir eksikliğini de hissetmeden üstelik.
Gelecek önemli değişimlere ve yeniliklere gebe. Ucu göründü de.
Gelecekte Neler Olacak?
Bilsek mi keşke? Yoksa şimdiki gibi bilmemek mi daha iyi?
Hangisi daha iyi bilmiyorum ama hayal etmek benimkisi. Falcılık değil de, öngörümüzü kullansak.
15-20 sene gibi kısa dönemde ortalama yaşam süresinin artacağı, gelişmiş ülkelerin nüfusunun azalmaya devam edeceği, A.B.D.’den sonra Çin ve Hindistan’ın dünyanın en büyük güçleri olacağı, Japonlar’ın düşüşe geçeceği, genç nüfusu ile Türkiye’nin en büyük ilk 15 ekonomiden biri olacağı gibi varsayımların ötesinde bir şeyler…
Daha uzununu; yüz sene, hatta beşyüz sene sonrasının geleceğinde neler olacak?
Bunlar benim öngörülerim:



