Yaratıcılık/Fikirler
Ahmak Ben!
Bir önceki yazıda ilk kez duyurduğum Fikir Atölyesi kitabının nasıl olacağı henüz netleşmemiş olsa da, kitapta yer alacak yazılarda içeriğe katkı sağlayan bazı yorumlara yer vermeyi çok istiyorum. Yazan kişinin de bıraktığı isimle. Bakalım bunun kurgusunu nasıl becereceğiz!
Kurgu demişken, hayata karşı duruşu, düşünce şekli ve bugüne kadar yaptıklarıyla çok takdir ettiğim yazar, editör, senarist ve aynı zamanda eğitim görevlisi olan bir arkadaşımla çalışmaya başladık. İsim vermeyelim, bu şimdilik sürpriz olarak kalsın.
Bu yazının amacı ise farklı. Burada (bir önceki yazıda sizden gelen fikirler de doğrultusunda) bir oyun oynayalım:
Kitapta yer alacak bir bölümün “kahramanı” siz olun. Baştan sona!
Hayatımızın uzun metraj bir film olarak çekileceğini düşünelim. Adı “Ahmak Ben!” olsun.
» Yazının devamı
Fikir Atölyesi Bir Kitap Olsa?
Fikrinize ihtiyacım var.
Bir zamandır zihnimde benimle döğüşen bir kitap projesi var. Bu blogun ürettiği içerikten çıkacak bir kitap.
Ancak tabii ki yazıların direkt alınıp baskıya verilmesinden bahsetmiyorum, bunun için kitaba gerek yok. Kurgusuyla, okuru içine katmasıyla, ebadıyla, özgün tasarım ve düzenlemesiyle çıkacak bir kitap olmalı bu.
Peki, sizce ne olmalı? Nasıl olmalı?
Aklınıza gelen fikirleri duymak isterim. Kurguyla ilgili, içerikle ilgili, tasarımla veya kitabın dağıtım ve pazarlamasıyla ilgili olabilir. Neresinden tutmak isterseniz.
Sizleri yönlendirmemek adına kendi kafamdakileri buraya yazmamalıyım. Onlar nasıl olsa varlar ancak değişmez şeyler de değiller.
Veya diyebilirsiniz ki, sen de mi Tunç? Ne gerek var kitaba, otur blogunu yazmaya devam et!
Büyük Laf Edip, Tarihe Geçiyoruz!
Bakın, adını tarihe yazdıran bazı ünlü kişilerin zamanında ettikleri laflara:
- ABD Patent Dairesi komisyoneri Charles Duell – 1899:
“Keşfedilecek her şey çoktan keşfedildi.” - Bir astronom; Simon Newcom – 1902:
“Havadan ağır nesnelerin uçması mümkün değildir.” - 1.093 adet patentin sahibi Thomas Edisson -1922:
“Radyo çılgınlığı… yakın zamanda son bulacak.” - TV tüplerinin mucidi Lee DeForest – 1926:
“Yüksek adetlerde TV üretiminin ticari getirisi olmayacak.” - Warner Brothers Pictures kurucusu Harry Warner – 1927:
“Kim film izlerken aktörlerin sesini » Yazının devamı
Ne Mutlu Böyle Deli Olmaya!
27 Şubat’ta “hadi bir oyun oynayalım” diye başlayan Faili Meçhul Kıyak Hareketi’miz bugün üçüncü ayını bitirmiş. Bu hareket bugün büyüyerek devam ediyorsa bunun tek sorumlusu sizsiniz!
Fikir Atölyesi‘nde FMK ile ilgili bundan önce yazılan dört yazıya, toplamda 950′den fazla yorumla fikir beyan ettiğiniz için,
Kendi site veya bloglarınızda hareketi içtenlikle desteklediğiniz için,
Facebook benzeri sosyal ağlarda, ekşi sözlük tadında ortak içerik üretilen sitelerde, friendfeed ve twitter gibi paylaşım sitelerinde, msn iletilerinde, forumlarda ve mail’lerde paylaştığınız için,
Oyunun özünün “karşılık beklemeksizin, tanımadığımız kişilerin yüzünü gülümsetmek” olduğunu bilip, devamını sağlamak için de oyun kartlarını basıp cüzdanda taşıdığınız için,
Verdiğiniz FMK fikirleri ile kişileri yaratıcılığa teşvik edip, yaptıklarınızla cesaretlendirdiğiniz için,
Diğer tarafta, gündelik hayatta her gün yapabileceğimiz sayısız basit fmk’lar olduğunu gösterdiğiniz için,
Bu gelişmeler paralelinde önce radyoların, ardından basının ve en son da televizyonların dikkatini çekip, daha büyük kitlelere ulaşmasını sağladığınız için,
Yakında daha da büyük kitlelere ulaşmasına yardımcı olacak, kendi alanında en büyük kurumlardan biriyle ortak, 1.5 aydır FMK odaklı bir proje hazırlamamıza vesile olduğunuz için,
Evet, birilerinin yüzünü gülümsettiğiniz için, sorumlu sizsiniz!
Faili Meçhul Kıyak Bir Aylık Oldu!
Bir aylık bebeğimiz Faili Meçhul Kıyak Hareketi dün Beyaz Show’daydı.
İzleme şansı bulamayanlar için:
Bunlar da FMK ile ilgili bugüne kadar ki gelişmeler:
2.) Faili Meçhul Kıyak Hareketi’nde İlk On Gün.
3.) FMK Hareketi Öldürecek Beni Heyecandan :)
4.) Ne Mutlu Böyle Deli Olmaya!
Ben de bu oyun kartlarından basmak istiyorum derseniz:
– FMK Kartları – (Türkçe).
– İngilizcesi: ‘Anonymous Favour’ game cards.
– Almancası: ‘Ein anonymer Gefallen’ Spiel-Karten
Linklerden birine sağ tıklayıp “save link as” veya “hedefi farklı kaydet” yaparak bilgisayara almak mümkün.
Kucaklıyorum hepinizi.
FMK Hareketi Öldürecek Beni Heyecandan :)
Henüz bir aylık bile olmayan bebeğimiz, Faili Meçhul Kıyak, faili meçhul bir hızda büyüyor! Süt dişleri bile görünmeye başladı :)
Hiç beklemedik gelişmeler oluyor…
Üç kişinin bile yüzünün gülümsemesine vesile olabiliyorsak, ne mutlu diyorduk. Galiba çoktan geçtik o “üç” kişiyi.
27 Şubat 2009′da bir yazı ile duyurmuştuk oyunu. Ufak şeylerle tanımadığımız kişileri şaşırtalım, biz de ortalıklarda olmayalım. Adı üstünde işte; faili meçhul kıyak. Yanında da bir FMK kartı!
Kartları indirdik, kestik koyduk cüzdana. Sokaktayız. Sonra kurgu aşaması başlıyor. Kime nasıl bir kıyak yapayım? Hiç yapılmamış bir şey mi, hemen yapılabilecek bir şey mi, uçuk bir şey mi? Her ne olursa, bu kurgu kısmı çok keyifli.
Sonra aksiyon zamanı. Kimse görmeyecek. Yakalanırsak faili meçhul olamıyoruz ya, ondan. Ve izleme şansı varsa, o şaşkınlığı ve gülümsemeye uzaktan şahit olmak; hmm yeme yanında yat!
Medya da şimdilik sevmiş görünüyor FMK Hareketi’mizi :)
Faili Meçhul Kıyak Hareketi’nde İlk On Gün.
Bir oyun olarak başladığımız Faili Meçhul Kıyak (FMK) Hareketi‘ndeki gelişmeleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Geçen kısa süre içinde, A4 sayfasını indirip, kartları keserek cüzdanında taşımaya başlayan kişi sayısı (en azından kendi çevremde:) çoğalmaya başladı. Belki de bana ayıp olmasın diyedir ancak olsun, cüzdandaki o kartlar en azından “hatırlatma” görevi görüyor. Çünkü gerçekten insanın kime, ne zaman bir FMK yapacağı belli olmuyor.
Şu dakikaya kadar FMK’yı anlattığımız ilk yazıya gelen 108 yorum cesaret veriyor. Bir o kadar da gelen mail var. Saklıyorum hepsini :)
İçlerinden bir tanesi güzel özetliyor gelen çoğu mesajın duygusunu. Kısa ancak o denli de vurucu:
“Tunç, biliyor musun?
Faili Meçhul Kıyak konusu gibi konular her zaman insanın aklına gelmez…
Bu konunun benim için birkaç önemi var..
Bir kere çekirdeğinde bir gizli kahramanlık var…
Sonra çok insanın katılması var…
Sonra yeni bir şey olması var…
Sonra genç insanların dahil olması var…
Sonra ümit taşıyan bir şey…
Sonra değiştiren bir şey az ya da çok…
Hayata bir katkı….”
Faili Meçhul Kıyak!
Hadi bir oyun oynayalım :)
Adı da “Faili Meçhul Kıyak” olsun. Veya “FMK Hareketi!”
Ufak şeylerle insanları mutlu ederek mutlu olmak… Hem de anonim biri olarak!
Tanımadığımız birilerine ufak bir iyilik yapıyoruz ve o kişi bunu kimin yaptığını bilmiyor. Çıkar düşünmeksizin kıyak yapmak ve o kişinin mutlu olmasını sağlamaktan söz ediyorum.
Bir yıl önce ‘Nefesimi Kesecek Anlar‘da paylaştığım isteklerden biri olan bu fikri daha sık yapmak istediğimi bir arkadaşıma söyleyince; “oo Tunç, sen ‘Amelie‘ ya da ‘İyilik Bul İyilik Yap‘ filmlerini izlemedin mi?” dedi. Ben de oturdum izledim Amelie’yi. Evet fikir aynıydı gerçekten ancak beni yıldırmadı daha önce yapılmış olması.
Bu öylesine bir oyun ki, çok kişi oynamalı deyip sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Siz bizi öpmeye geldiniz, bari biz de zevk alalım!
Zaman zaman gittiğim bir restoran-bar var. Konumu, dekorasyonu, mönüsü gayet iyi. Mekan oldukça büyük ve doluluk oranı yüksek. Hizmet seviyesi iyi. Ödediğiniz paranın da karşılığını alıyorsunuz.
İşletme müdürü yıllar içinde hiç değişmedi. Her gittiğimde de yanıma gelir, sohbet eder. Mekanda geçen ilginç olayları anlatır uzun uzun. Genelde bu sektörün ne kadar oynak ve zor olduğunu, 3 kuruş fazla maaşa çalışanların nasıl iş değiştirdiğini, sürekli söylemesine rağmen çalışanların nasıl hep aynı hataları tekrar ettiğini, müşterilere ne yapsa memnun edemediğini…
Hatalarını insanlara söylemek yetmiyorsa karşı tarafı suçlamaya devam etmek işin en kolay kaçış şekli. Söylemekle görevini yaptığını sanıp vicdan rahatlığı sağlamak bu. Ben söylüyorum, onlar anlamıyorsa; bu, ben anlatamıyorum veya gösteremiyorum demek değil midir? Değişecek olan önce benim. Kişinin bu durumlarda kendisine sorması gereken kritik bir soru var:
Recep İvedik ‘Stand By Me’ Söyler mi?
Mark Johnson 10 yıl önce bir sabah, New York metrosunda kendini baştan aşağı beyaza boyamış iki sokak müzisyeni görüp duruyor. Biri naylon gitarını çalarken, diğeri yabancı bir dilde şarkı söylüyor. Farklı din, ırk, renk ve kültürden işlerine gitmeye çalışan yaklaşık 200 kişinin büyülenmiş bir şekilde bu çalgıcıları dinlediğini görüyor. Kaçırdıkları trenlerini umursamadan…
Mark, birbirlerinden çok farklı bu kişilerin müzik sayesinde nasıl birleştiklerine canlı şahitlik ediyor. Ve o an bir karar alıyor; müzik en önemli “birleştirici” unsur olabilir. Daha iyi bir dünya için insanlar kendi “farklılıkların” üstesinden gelebilir.
Bu, aynı zamanda onun bir şeyler yapabileceğini anladığı an da oluyordu. Bir film olmalıydı bu, daha önce denenmemiş bir film.
» Yazının devamı



