Koyun Sürüsünden Biri Olmamak.
Yaratıcı CV ile ilgili fikir veren farklı yazılarımız (***) olmuştu. Bugün de Youth Republic ajansının ortaklarından sevgili Serhat Gürcü’nün gönderdiği mail ile yaptıkları bir uygulamadan haberdar oldum: Yaratıcı iş ilanı.
Daha önceden TBWA reklam ajansının stajyer ararken kullandıkları youtube’da video gösterme tekniğini onlar bir adım ötesine taşımışlar.
Reklam ajansları zaten müşterilerine yaratıcı iletişim çözümler sunmak için varlar. Öncelikle kendileri için yaratıcı olmaları kaçınılmaz olmalı derken pek azında gördüğümüz bu yaratıcılığı görünce sizlerle de paylaşmak istedim.
‘Kampus Marka Yöneticisi’ kavramını Türkiye’ye tanıştıran, 1999 yılından beri gençlere yönelik (Pepsi, Adidas, Okey, Sony gibi) birçok marka için pazarlama iletişimi hizmeti sunan Youth Republic aradığı iki Fikir İnsanı pozisyonu için bir ilan hazırlamış.
İş Fikirlerini Hayata Geçiren Bir Başka Türk: Arda Kutsal.
Türkçe içerikli blogları takip etmeye çalışanların hayatını kolaylaştıran bir servis çıktı geçenlerde. Şimdilik test (beta) aşamasında olmasına rağmen işi sahiplenmesi ve ciddiyeti ile bu konuda liderliği üstlenecek gibi duruyor. Bloglarla okuyucuları buluşturan bu servisin adı: Blograzzi.
Din, Ekonomi, El Sanatları, Fotoğraf, İngilizce, Kişisel, Kolektif, Kültür Sanat, Müzik, Pazarlama, Seyahat, Spor, Şiir, Teknoloji, TV Sinema, Yemek, Yorum isimli kategoriler altında aradığınız içerikli blogları bulmanız mümkün. Örneğin Fikir Atölyesi Pazarlama‘nın altında.
Ayrıca (dilerseniz kısa bir üyelik sonrası) favorilerinizi oluşturabiliyor, oy verebiliyor ve yorum yazabiliyorsunuz. Bunun için bir blogunuz olmasına da gerek yok. Herşey açık, şeffaf ve samimi. Trafik bilgileri ile beğeni durumunu istatiksel olarak harmanladığı bir de (en iyi bloglar) sıralama var bloglar arasında.
Kimdir bu ihtiyacı doğru tespit edip Blograzzi ismi ile hayata geçirmeye çalışan diye baktığımızda, Arda Kutsal ismini görüyoruz.
İnovasyon mu? Fazlası Bizde Var, Sen N’olur Yeni Fikir Getirme!
Hemen her söktörde rekabetin hızlandığı bu dönemin adı artık inovasyon dönemi…
Yani yenilikçi düşüncenin ürettiği; hayatımızı kolaylaştırmanın ötesinde zenginleştiren, yüzümüzde bir gülümseme bırakan, bizi eğlendirirken düşündüren, çevremize anlatmaya değer bulacağımız, keyifli deneyimler yaşatan markaların öne çıktığı/daha da fazla çıkacağı bir dönem.
Bunu sözde söyledikleri [bakın çok şirketin vizyon/misyon iddialarında benzer laflar bulacaksınız!] halde içselleştirebilen, daha doğrusu çalışanlarının yüreğinde hissetmesini sağlayabilen firma sayısı ise çok az… Sadece Türkiye’de değil, gelişmiş ülkelerde bile…
Özellikle büyük kurumların hepsinde Yeni Ürün ve Servis Geliştirme departmanı, çoğunda Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge), bazılarında da İnovasyon’dan sorumlu bölüm veya kişiler var. Maalesef çoğunun [kendilerine empoze edilen] bir tavırları var: “Bize bu kadar maaş verdiklerine göre yeni fikirleri biz bulacağız.”
İlginç olan yöneticilerinin onlardan isteği de bu yönde!
Yaratıcı Bir Gencin Zihin Haritası
“Ben sıradan bir kişi değilim, olmak da istemiyorum. Olaylara herkesten farklı bakabiliyor ve bundan keyif alıyorum. Yeni fikirlerim var. Ancak bunları hem paylaşmaktan çekiniyor, hem de nasıl hayata geçebileceklerini bilmiyorum, ne yapmalıyım?”
Fikir Atölyesi’nde bana gelen mail’lerin büyük bir çoğunluğu işte bu soruyu soruyor. Şimdiye kadar farklı yazılarda bu konuyu ele almış olsak da, bu kez dilerseniz daha kapsamlı ve farklı bir yöntem deneyelim.
Yöntem sohbet olsun, konuk da bu sorunun cevabını vermiş ve hayatına içselleştirmiş biri olsun. Türk olsun, genç olsun. Şımarmamış ve gözü de dolar işaretinden çok güzellikleri görebilecek yetenekte olsun. Yaratıcılığı sadece projelerinde değil, hayatının her alanında kullanan biri olsun.
İşte böyle biri kim olabilir diye kendime sormamla cevabını bulmam eş zamanlı oldu.
O; İTÜ İşletme Mühendisliği okurken blog tutmaya başlayan ve bu (Türkçe ve İngilizce) blog sayesinde kendi vizyonunu bulan biri. Bir fikir avcısı. Birçok markaya danışmanlık veren, uluslararası yayınlarda yazıları yayınlanan bir trend gözlemcisi. Örneğin trend avcılarının en önemli network’ü sayılan Springspotters‘da tüm dünyada en fazla gözlemi yayınlanan kişi.
“Flickrpreneur” gibi pazarlama dünyasına hediye ettiği kavramlar var. Geçen sene yapılan Kariyer Net’in Fikir Yarışması birincisi, Lovemark Konferansı paralelinde yapılan “Türkiye Marka Aşklarını Arıyor” yarışma birincisi, Second Life Business Plan yarışması dünya ikincisi.
Google Earth üzerinde yarattığı farklı CV çalışması ile binlerce kişinin dikkatini çeken, şimdi de bu binleri milyonlara çekecek “Google Bize Logo Yapsana!” projesi ile gündeme gelen bir genç. Marmara Üniversitesi İşletme’de yüksek lisans yaparken, aynı zamanda 41 29 isimli dijital pazarlama ajansında yarı zamanlı çalışıyor. Yaşı 24.
Adı Özgür Alaz.
İki saati aşkın karşılıklı bir sohbetimiz oldu geçen gün. Bazıları sıkıştırmak amaçlı da olsa aklıma gelenleri sordum, o da tüm içtenliği ile cevapladı. Şimdi alın elinize kahvenizi, siz de katılın sohbete.
Denge ve Yaratıcılık
Daha önceki bir yazımızda şirketlerin yaratıcılığa olan yaklaşımından söz etmiş ve şöyle demişiz;
“Orta yol bulunmaya çalışılıyor hep. Oysa var mı ‘köyün delisi‘ olmanın ama az tarafından imkanı?”
Deliliğe örnek olarak, yaratıcılığı kendi hayatlarımıza indirgediğimiz uç bir olay anlatayım size:
Uluslararası büyük bir firmada yakın bir arkadaşımın okul sonrası ilk işi. Zeki bir adam olmanın bilincinde olduğu kadar iş hayatının gereklerini bilmediği, tecrübesizliğin tavan olduğu zamanlar… Adı üstünde, ilk ciddi kurumsal iş tecrübesi bu. Ancak zekiyiz ya; bakın şimdi yıllar önce yaptığı bir densizliğe !
Görüntülü CV. Özgür Ruhun İçin Mi?
Duymuşsunuzdur, Kariyer.Net görüntülü CV olayını başlatmış… Hem de dünyada ilk uygulayan firmalardan biriylermiş. Biz de tebrik ediyoruz kendilerini.
Özgeçmiş yazmanın, yani CV oluşturmanın en büyük amacı başvurduğumuz şirketten görüşme için davet alabilmektir demiştik.
Bildiğiniz gibi, özellikle giriş pozisyonları için başvuru çok, görüşme için çağrılacak kişi sayısı ise limitli oluyor hep. Yani arz ve talepte bir dengesizlik var.
Bu dengesizlik de eli güçlü olanın işine yarıyor, tıpkı burada olduğu gibi.
Google Beni Dinleyecek Misin?
Başkalarına dahi anlatmaktan sakındığımız harika bir fikrimiz var ancak ne yapacağımızı bilmiyoruz.
Tanıdıklara anlatsak; ya benim fikrimi benden önce yaparlarsa diyoruz. Firmalara anlatmak istesek; kim dikkate alacak ki beni? Hadi diyelim aldılar, teşekkür edip beni gönderdikten sonra ya kendileri yaparsa?
İşte Fikir Atölyesi iletişim bölümünden bana gönderilen email’lerin büyük bir çoğunluğu bu konularda oluyor:
“Bir fikrim var, ne yapmam gerekiyor? Beni kim dikkate alacak?”
Önce biz kendimizi dikkate alacağız. Önce biz fikirlerimize tutkuyla inanacak ve onları hayata geçirebilmek adına yine tutkuyla yaratıcı yöntemleri hayata sokacağız.
Kimse kimseyi kapıda karşılamıyor. O kapıları açacak olan da yine biziz, yani kendimiz.
Tıpkı Aaron Stanton‘ın yaptığı gibi.
Apple iPhone’a TekmeTokat!
Son yıllarda merakla beklenen, üzerinde çokça konuşulup yazılan Apple’ın cep telefonu iPhone beş gün önce, Apple’ın kurucusu ve başkanı Steve Jobs tarafından tanıtıldı.

Bunu bir sonraki yazıda ele alacağım… :)
Şimdi size Apple markasının yarattığı fanatik taraftarların yaptığı ilginç yaratıcı uygulamalardan birine imza atan bir Türk gencinden bahsedeceğim.
Ben Nasıl Yükseleceğim?
Geçenlerde büyük bir şirkette 6 yıldır orta kademe yöneticisi olarak çalışan bir arkadaşımla sohbetliyoruz. Artık bunaldığını, sürekli değişen yöneticilerine iş öğretmekten sıkıldığını, hak ettiğini düşündüğü bir üst basamak için kendisinin değerlendirilmemesinin ağrına gittiğini anlattı bana.
Hoş bir sohbetti, onun öğle arasıydı ve saat 14:00′deki toplantısına koşarak yetişmesi gerekiyordu. Sonra saat 15:00′de başka, 16:30′da başka ve 17:30′da başka bir toplantı onu bekliyordu. Yarınki ajandasının bugünden de beter olduğunu söylüyordu.
Şikayet eder gibi gözükse de, gözlerinde bu kadar yoğun bir ajandaya sahip olmanın verdiği ilginç bir mutluluk da vardı; öyle ya, bu kadar çok toplantıya davet edilen bir kişi önemli olmalıydı. Ağzından dökülenler sitem kelimeleri olsa da, gerçekte o kadar da şikayetçi değildi bence bu durumdan. Kendi yöneticine iş öğretiyor olmak esasında ona ayrı bir kıvanç veriyor olmalıydı, 6 yıldır aynı prestijli şirkette çalışıyor olmak da.
Milyon Dolarlık Alex’den Şimdi de Milyon Dolarlık Çekiliş: Pixelotto
Fikir Atölyesi okurları hatırlayacaklar; daha önce burada Bir Milyon Dolarlık Sayfa‘nın yaratıcısı Alex Tew’in piksel reklamcılığı ile nasıl dört ayda 1.037.100 dolar kazanabildiğini irdelemiştik.
Cin fikirli Alex, aylardan beri sinyalini verdiği ikinci projesini yarın (5 Aralık) başlatıyor: Pixelotto. Yani piksel lotosu.
Konsept aynı; yine piksel satıyor. Bu sefer bir piksel, bir dolar değil, iki dolar. Bir milyon pikseli toplamda 2 milyon dolara reklamverenlere satıp, yarısı olan bir milyon doları da sayfanın ziyaretçilerinden birine çekilişle verecek. Kazanmak için buradaki reklamlara tıklamak yetecek. Ne kadar çok tıklarsanız o kadar çok şansınız olacak!
Kısaca Alex, bu sefer de başarılı olursa, hem kendi, hem de başka birinin cebine birer milyon dolar koyacak.
Sistem şöyle işleyecek:

