<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fikir Atolyesi &#187; Konuk Yazar</title>
	<atom:link href="http://www.fikiratolyesi.com/kategori/konuk-yazar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fikiratolyesi.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 14:50:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1</generator>
		<item>
		<title>Sıfırdan Bir Hayat mı Yaratacağız, Yoksa Bir Hayattan Sıfır mı?</title>
		<link>http://www.fikiratolyesi.com/2007/02/12/sifirdan-bir-hayat-mi-yaratacagiz-yoksa-bir-hayattan-sifir-mi/</link>
		<comments>http://www.fikiratolyesi.com/2007/02/12/sifirdan-bir-hayat-mi-yaratacagiz-yoksa-bir-hayattan-sifir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Feb 2007 14:54:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fazıl Oral</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiratolyesi.com/index.php/2007/02/12/sifirdan-bir-hayat-mi-yaratacagiz-yoksa-bir-hayattan-sifir-mi/</guid>
		<description><![CDATA[Bu soruya cevap arıyorum, ama tabi ki tüm cevaplarım sorgulanabilir&#8230; İnsan beyninin, gelişimine tanıklık edelim; bunu çok da bilimsel esaslar üzerinden yapmayalım (laf aramızda! haddimizi aşmayalım). Evella sağ elinizi, alnınıza götürün, başparmağınız dik durduğunda avucunuzun içinde kalan alın çizgileri bölgesinden, kafatasına geriye doğru oluşmuş, yaklaşık 10-20 cm&#8217;lik bölgeye doğru, elinizle tarar gibi ilerleyin, burası bizim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/09/kylogo3.jpg" alt="Konuk Yazar" title="Konuk Yazar" id="image331" align="right" />Bu soruya cevap arıyorum, ama tabi ki tüm cevaplarım sorgulanabilir&#8230;</p>
<p>İnsan beyninin, gelişimine tanıklık edelim; bunu çok da bilimsel esaslar üzerinden yapmayalım (laf aramızda! haddimizi aşmayalım).</p>
<p>Evella sağ elinizi, alnınıza götürün, başparmağınız dik durduğunda avucunuzun içinde kalan alın çizgileri bölgesinden, kafatasına geriye doğru oluşmuş, yaklaşık 10-20 cm&#8217;lik  bölgeye doğru, elinizle tarar gibi ilerleyin, burası bizim için çok önemlidir.</p>
<p>Burası, Yüksek Kavramsal Fonksiyonların (Prefrontal cortex) oluştuğu bölgedir. Geçtiğimiz elli milyon yılda, beyindeki bu bölge, insanlarda %30, şempanzelerde %17, maymunlarda %11,5 büyümüştür. (1)</p>
<p>Bunları neden mi anlattım?</p>
<p><span id="more-397"></span></p>
<p>Aşağıdaki tabloya bakalım, gelişim psikolojisinin önemli ismi  Ericson&#8217;a göre, doğuştan itibaren öğrendiklerimiz şöyle sıralanıyor:</p>
<p>0-2 Yaş:    Güven &#8211; Güvensizlik<br />
2-4 Yaş:    Özerklik, şüphe, utanma<br />
4-6 Yaş:    Girişim, suçluluk<br />
6-12 Yaş:  Çalışkanlık, aşağılık duygusu<br />
12-18 Yaş: Kimlik kazanma, şaşkınlık<br />
18-25 Yaş: Cinsel faaliyetler, dışlanma</p>
<p>(Prefrontal cortex) Yüksek Kavramsal Fonksiyonların oluştuğu bölgedir. Özellikle 10-12 yaşlarında, detaylı plan yapma, uygulama ve engellerden sıyrılmanın geliştiği bir yerdir.(2)  Bununla birlikte empati, suçluluk, güven ve davranış kontrolü içinde ana merkezi oluşturmaktır. Ayrıca yirmili yaşlara doğru sinirlerin gelişimi ile daha küçülür. Gelişim döneminde, sorulan temel soru &#8220;Nasıl&#8221; iken, daha sonra &#8220;Neden&#8221; sorusu yaygınlaşmaya başlıyor.</p>
<p>Peki benim ülkemin, 10-12 yaşındaki çocukları ne yapıyor, neyle uğraşıyor, ne izliyor ve en önemlisi &#8220;<strong>kimden, ne</strong>&#8221; öğreniyor. <strong>Neden</strong>leri bilmeden <strong>nasıl</strong>ları öğrenen çocuklar var, artık çevremizde. O zaman bir yetişkin olarak ben soruyorum NEDEN? diye. Çünküleri bilirsek, sonuçları değiştirebiliriz, biliyorum, bu Mısır piramidi kadar yüksek bir konu, ama ne olur ben de bir adet, evet sadece bir adet doğru bir &#8220;<strong>temel taşı</strong>&#8221; koyabilsem?</p>
<p>Ya siz?</p>
<p>Bakın neler buluyorum&#8230;</p>
<p>Eski bir Fransız atasözü, &#8220;Herşeyi anlamak, herşeyi affetmektir.&#8221;(3)</p>
<p>Erdemlerin, &#8220;kazanma&#8221; uğruna yok edildiği bir toplumdan bahsediyorum. Kazanma deyince aklımıza beynin sağ ve sol tarafında bulunan, Yunanca &#8220;badem&#8221; anlamına gelen, Amygdala geldi, tam da şakak kemiklerinin altına yakın gelir, nedir fonksiyonu, bakalım.</p>
<p>Beynin yaşamsal reflekslerinin oluştuğu bölge, yani korku merkezi. Yabana atmayın lütfen &#8220;korku&#8221; olmadan yaşayamayız. Bizi, diri ve tehditlere karşı uyanık tutar, milyonlarca yıl boyunca yaşayabilmenin altın anahtarı olarak uzak atalarımızdan bize &#8220;miras&#8221; kaldı. Tehlike veya tehdit büyükse <strong>kaç</strong>, küçükse <strong>saldır</strong>, oradan öğrendik.</p>
<p>Hayatı boyunca bir elin parmağından daha az anlamlı kitap okumuş biri için, okuyan ve yazanlar tehlikelidir, hem de çok, çünkü tehlike büyüktür. O nedenle fikir tartışması yapmaktan kaçılır. Ancak dünyanın en zeki insanı da olsanız, en okumuş insanı da olsanız, saniyede 781 metre yol alan bir mermiden kaçamazsınız. İşte silah sizi bu yüzden güçlü yapar. Ve özellikle de sırtından, arkasından vurabilirseniz, işte bu tadından yenmez. Gerçi bize, Karadeniz insanı &#8220;merttir&#8221; demişlerdi, hala da diyorlar?</p>
<p>&#8220;Mert&#8221; neydi, ne demekti? Bu arada bir kez daha hatırlasak mı?</p>
<p>Beyin sizin için olağanüstü bir ödül hazırladı, &#8220;başarı&#8221; sonrası gelen, vücutta üretilen adrenalin denizinden, bir dubaya güneş altında çıkmak gibi, zevk merkezi ve tek olmanın ödülü &#8220;dopamin&#8221; salgılayın, televizyonlarda, stadlarda ve evlerde&#8230;</p>
<p>Neden diye bir kez daha soruyorum neden ve cevap akıyor satırlara?</p>
<p>Çünkü korkuyorlar, çünkü birey olmaktan korkuyorlar, kimse onlara sen, her şeyden önce bir bireysin bu nedenle, karşına çıkan her şeye otomatik reaksiyon göstermeyebilirsin diye bir şey öğretmiyor. Çünkü senin 10-12 yaşlarında gelişmesi gereken, Yüksek Kavramsal Fonksiyonların oluştuğu (Prefrontal cortex) bölgende sorun var.</p>
<p>Özellikle 10-12 yaşlarında, detaylı plan yapma, uygulama ve engellerden sıyrılmanın geliştiği bir yerdir, demiştik. Empati, suçluluk, güven ve davranış kontrolü içinde ana merkezi oluşturmaktadır, demiştik.</p>
<p>Çünkü ancak başkalarına tutunarak bir bütünün, yığının, kitlenin parçası olmayı becerebiliyorlar. Onları bazen 1 Mayıs gösterilerinde Kadıköy&#8217;de binaların camlarını kırarken, arabaları yakarken görüyoruz. Kimi zaman, aynı kıyafetleri giyip, aynı barlarda, aynı müziklerle, aynı çevrenin içinde kokuşmuşluktan beslenen halde görüyoruz. Bazen de, elinde bir bomba, çaresiz ve kendi halindeki insanları Sinagoglarda, bankalarda havaya uçururken görüyoruz.</p>
<p>Çünkü, &#8220;birey&#8221; olarak kimlikleri yok, insan olarak &#8220;değerleri&#8221; yok. En önemlisi geleceği olumlu yönde değiştirebilmek yolunda 10-12 yaşındaki çocuk beyni kadar, plan yapacak biçimde gelişmiş, bir beyinleri yok. Çaresizlik içinde, uyuşturucu kadar sanal bir güç yaratan silahlar sayesinde, dopamin salgılayacak en iyi ortamlarda insanları ezerek, herkesi küçük görme girdabına çekerek yaşıyorlar.</p>
<p><strong>Merak sorusu 1</strong>: Neden Karadeniz insanı silah taşımaya bayılır?. Acaba sürekli tehdit altında mıdır, değilse bu biraz hastalıklı bir durumdur. Eğer sürekli  tehdit altındaysa,  tehdit korkuyu tetikler. Karşıda hep hasımları vardır. Çevrede hep hasım varsa, herkes birbirinin hasımı ise, kimdir &#8220;<strong>mert</strong>&#8221; olan. Kimdir uzlaşmayan, hep &#8220;diğerleri&#8221; hep karşı taraf mı?</p>
<p>Bu durumda &#8220;Hasım&#8221;la konuşulacak bir şey yoktur, sadece gücün göstergesi olan silah vardır. Amaç hayatta kalmak ise,  <strong>Amygdala</strong> görevini canla başla yerine getirir, sonuç caydırmak için silah taşımak ve mutlaka bir gün vurmaktır, her iki tarafta da silah olduğuna göre mutlaka &#8220;pusu&#8221; gerekir, bu işte uzmanlaşmak gerekir. Hasım en zayıf anında olmalıdır, çaresiz olmalıdır ve atak yapamadan vurulmalıdır. Bu da herkesin ailesinin başına geleceği için, çevrede &#8220;bizimkilerden&#8221; başka &#8220;dost&#8221; yoktur, sadece en yakınlarına güvenilir, sadece onların söylediklerine biat edilir. Hem zaten &#8220;ceza&#8221; yasası da buna çok uygun bir nemli ortam yaratmaktadır.</p>
<p>&#8220;Katolik Rahip&#8221;, bizden değildir o zaman vurulur, yaş 16 iken, &#8220;Ermeni yazar&#8221; bizden değildir o zaman vurulur yaş 17 iken&#8230;</p>
<p>Neden bu yaşlarda bu kadar yıkıcı olabilir insan, biraz daha anlamaya çalışalım&#8230;</p>
<p><strong>Sağ Ventral Striatum</strong>.</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2007/02/faz1.jpg" id="image469" alt="faz1.jpg" /></p>
<p>Yukarıdaki grafik tasarımın, bir bölümünde söz edilen şudur, kısaca;  13-19 yaş arasındaki çocuklar ödül veren kumar oyunlarından fazla haz etmezler. Buna karşılık riskli fakat daha büyük ödüllü işleri tercih ederler (dükkandan çalma ve uyuşturucu) çünkü bu beyin bölgesi fazla aktif değildir. Kapkaç suçluları, yankesiciler için de aynı konular geçerlidir.</p>
<p>Gelişen dünyada, gelişmeyen, gelişimi red eden bireyler, doğal biçimde daha ilkel kalırlar. İlkel topluluklarda olduğu gibi &#8220;tehdit algısı&#8221; toplumsal paranoya biçimine dönüşebilir.</p>
<p>Tüm bunları neler engeller, eğitim, eğitim, eğitim&#8230;</p>
<p>Bir ülkede eğitim -en azından bugünkü siyasi düzende- devlet eliyle verilmektedir. Yeni kuşaklara eğitimi eski kuşaklar, eskiden kalma, eski düzende geçerli olan başarısı ispatlanmış dahi olsa dünün sorunlarını çözen bir anlayışla dizayn edilmektedir. Bu yapan kurum da Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;dır. Lütfen dikkat edin sadece iki Bakanlık &#8216;milli&#8217;dir, bizde; biri eğitim, biri savunma&#8230;</p>
<p>Tüm bunlar olup biterken, Milli Eğitim Bakanı ne mi yapıyor?</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2007/02/faz2.jpg" id="image470" alt="faz2.jpg" /></p>
<p align="right">Milliyet Gazetesine Teşekkürler</p>
<p>Bakan adının yazdığı çorapları giyiyor. Onu da anlamaya çalışıyorum, taraf tutmak yok.</p>
<p>Özgüven, beklenti ile başarı arasındaki ilişkidir. (4)</p>
<p>Eğer, bireyin yaşamdan düşük bir beklentisi varsa ve elde edilen yüksek bir başarı ise bireyde &#8220;narsist&#8221; duygular devreye giriyor, kimbilir belki de benzer duygular, hepimiz gibi onun için de söz konusudur.</p>
<p>Ayrıca bu konu ile ilgili olarak bir de, Milli Eğitim Komisyonu vardır. Bu konu ile ilgili ellerinde son derece gelişmiş yöntemleri inceleyebilecek araç ve bütçeler de mevcuttur -ya da en azından en çok bütçe buraya ayrılıyormuş, böyle diyorlar- her türlü gelişimi takip eder ve 10-12 ve üstü yaş gurubunun (Prefrontal cortex) bölgesini geliştirmeye yoğun biçimde çalışıyorlar.</p>
<p>Özellikle 10-12 yaşlarında, detaylı plan yapma, uygulama ve engellerden sıyrılmanın geliştiği bir yerdir, demiştik. Empati, suçluluk, güven ve davranış kontrolü içinde ana merkezi oluşturmaktadır, demiştik.</p>
<p>Yani  toplumun temel amacı, toplumu oluşturan bireylerin, sistemin sunduğu olanaklarla, sağlıklı ve güven dolu mutlu bir yaşam sürdürmesini sağlamasıdır. Bu halde olması gereken nedir?</p>
<p>Cevap son derece basittir, olması gereken küçücük bir ceninden yaşama gelene kadar sürdürdüğümüz yolu Tanrı bize en güvenilir biçimde sunmakta -bu bile eşitlik içermeyen koşul ve sonuçlarla olur- ve bundan sonrasını da Adem oğlunun yapmasını beklemektedir.  Bir sağlıklı düzen içinde, paylaşan ve gelişen insan toplumu üretmek insanlar bunu dinler, milliyetler, izm&#8217;lerle yapmaya uğraş veriyor, binlerce yıldır. Temel beklenti ise karmaşık olmasa da bunu sağlamak gittikçe daha da kaotik hale geliyor.</p>
<p>Yani eşit bir hak düzeni, yani kamuya ait ortak haklar. Yani Res Publica, yani Cumhuriyet? (5)</p>
<p>O zaman yapılması gereken, bireyi sürüden ayıran, bilinç düzeyine yükselten ve doğduğu ya da doyduğu yere bağımlı kılmayan &#8220;özgür iradeli&#8221; vatandaş yetiştirme arzusu ve projesi olmalıdır. Biz de  ne yazık ki, hala böyle bir bakışın izleri görülmüyor. Her yıl programlar değişiklikler ve ekler yapılır, yapılır da yapılır. Peki ne değişir?</p>
<p>Ayrıca bu konu ile  ilgili olarak Milli Eğitim Şura&#8217;sı yapılır &#8220;bu sene 17nci yapıldı. İlk onaltısından ne hayır gördük acep&#8221;</p>
<p><strong>Merak sorusu 2</strong>: Şura&#8217;da Bakan konuşurken bile uyuyan, acaba geleceği İmam Hatiplerden başka bir odağından dışında görmeyen bir eğitim sitemi, beyinde Amygdala dışında nereyi geliştirebilir?</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2007/02/faz3.jpg" id="image471" alt="faz3.jpg" /></p>
<p align="right">Radikal Gazetesine Teşekkürler</p>
<p>Öyle detaylı ve titiz çalışıyorlar ki, Sağlık Bakanı?nın kızı bile, lise&#8217;yi bu fakir bozuk düzende hizmet veren okullarda okumuyor. Balık nasıl kokar, hatırlayalım, tabi ki Başbakan çocukları da en lezzetli kontenjanlar sayesinde en iyi okullarda okuyor. Ama ilerleme büyük, gözlerim doluyor. Onları da anlamaya çalışıyorum ama, Fransız atasözünün tuzağına düşüp de affederim de göz yumarım diye denemiyorum bile?</p>
<p>Adam olmalıyız, &#8220;<strong>adam</strong>&#8220;,  bu da eğitimsiz olmaz. Ne demek adam?, Adem insanın atası yani. (6)</p>
<p>Ağlamak çözüm değildir, öyle olsaydı binyıllara varan bir süreden beri, Yahudiler Kudüs&#8217;te bulunan Ağlama Duvarı&#8217;nda ağlıyor, ancak bir santim bile duvar aşınmadı.</p>
<p>Ülkenin her şeyden önce, tüm zihinsel kapasitesi ile odaklanarak, bulması gereken cevabın sorusuna gelince; &#8220;<strong>Sıfırdan bir hayat mı yaratacağız, yoksa bir hayattan sıfır mı?</strong>&#8221;</p>
<p>Ya da acaba ilkel kazanma güdüsüne esir olup da <strong>Amygdala</strong> mı efendimiz olacak yoksa, Yüksek Kavramsal Fonksiyonların (Prefrontal cortex)  oluştuğu bölge mi?</p>
<p>Eğer değer katabildiysen ne mutlu, katamadıysam affedin Fransız Atasözü&#8217;nde olduğu gibi&#8230;</p>
<p>En derin Saygılarımla,<br />
<a href="http://www.fikiratolyesi.com/index.php/fazil-oral/" target="_blank"> Fazıl Oral</a></p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>(1)    Awaken your strongest self (Neil Fiore. Ph. D.)<br />
(2) <a href="http://www.newscientist.com/channel/being-human/teenagers" target="_blank">newscientist.com/channel/being-human/teenagers</a><br />
(3)    Economist Dergisi,  19 Aralık 2006 Liberalism and neurology  Free to choose<br />
(4)    Statü Endişesi, Alain De Botton<br />
(5)    Pazar Yazısı, Mehmet Ali Kılıçbay<br />
(6) <a href="http://www.nisanyan.com/sozluk/search.asp?w=ADAM" target="_blank">nisanyan.com/sozluk/search.asp?w=ADAM</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiratolyesi.com/2007/02/12/sifirdan-bir-hayat-mi-yaratacagiz-yoksa-bir-hayattan-sifir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İki Duvar Var, Ya &#8216;Ayıp&#8217; Ya &#8216;Günah&#8217;&#8230;</title>
		<link>http://www.fikiratolyesi.com/2006/12/27/iki-duvar-var-ya-ayip-ya-gunah/</link>
		<comments>http://www.fikiratolyesi.com/2006/12/27/iki-duvar-var-ya-ayip-ya-gunah/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2006 22:06:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fazıl Oral</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiratolyesi.com/index.php/2006/12/27/iki-duvar-var-ya-ayip-ya-gunah/</guid>
		<description><![CDATA[Çevreyi algılamak, anlamak ve doğru yapmak, karabasanlar içinde bunalmamak, kim istemez? Çevreyi algılama ve yargılama bilincimiz, çoğunluklu olarak karşı tarafın &#8220;davranışlarına&#8221; dayanır, kendimizi &#8220;niyetlerimizle&#8221; değerlendirirken. Kimliğimizi oluşturan, karakter ve davranışlar bütünü, toplumsal değer yargıları içinde sarılıp sarmalanır, kundaklanır, hem de sıkı sıkı. Bizim memlekette, aslı Arapça olan &#8220;ayıb&#8221; ile, aslı Farsça olan &#8220;günah&#8221; arasında sıkışan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/09/kylogo3.jpg" id="image331" title="Konuk Yazar" alt="Konuk Yazar" align="right" />Çevreyi algılamak, anlamak ve doğru yapmak, karabasanlar içinde bunalmamak, kim istemez?</p>
<p>Çevreyi algılama ve yargılama bilincimiz, çoğunluklu olarak karşı tarafın &#8220;davranışlarına&#8221; dayanır, kendimizi &#8220;niyetlerimizle&#8221; değerlendirirken.</p>
<p>Kimliğimizi oluşturan, karakter ve davranışlar bütünü, toplumsal değer yargıları içinde sarılıp sarmalanır, kundaklanır, hem de sıkı sıkı. Bizim memlekette, aslı Arapça olan &#8220;ayıb&#8221; ile, aslı Farsça olan &#8220;günah&#8221; arasında sıkışan bir halkla iç içe yaşanır.</p>
<p>Bunu söyleme, bunu yapma <strong>&#8220;ayıp&#8221;</strong>, bunu deme, bunu etme <strong>&#8220;günah.&#8221;</strong></p>
<p>Ayıp ve günahlar, tuğlalar olur, birer birer örülen bir duvarda&#8230;</p>
<p><span id="more-357"></span></p>
<p>Bu duvar, İsrail&#8217;in, Filistin&#8217;in yüreğine ahlak dışı biçimde diktiği duvardan, (aslında, yer altı su kaynaklarının geçtiği yollara) Berlin duvarından daha aşılmazdır. Ayıp ve Günah, kadim Çin seddinden daha güçlüdür, çünkü insanların içinde, bireylerin zihninde, Pink Floyd&#8217;a rahmet okutan bir derinliktedir.</p>
<p>Tüm bunlar reddedilme, yalnız kalma, dışlanma korkusu ile oluşmuştur, bunu söyleme &#8220;günah&#8221;, bunu yapma &#8220;ayıp.&#8221;</p>
<p>Her gün, neredeyse herkes tarafından bize, öğretilenler, daha derine olmak üzere, bizim Leonardo&#8217;muz, Mimar Sinan&#8217;ın Selimiye camisinin temelinden daha da derine ve sağlam biçimde atılır, önce bebelerin, sonra çocukların zihnine&#8230;</p>
<p>Hep hayret etmişimdir, seçmediklerinden gurur duyanlara. Evet, açıkçası &#8220;insan olmayı&#8221; da biz seçmedik. Ama bu konuda, en azından yeryüzündeki tüm insanlarla eşitiz. Peki ya milliyeti, dinimizi bizler mi seçtik, İtalya&#8217;nın kuzeyinde ya da kutuplarda doğsaydı acaba Tayip Erdoğan türban gündemi olacak mıydı?</p>
<p>Türk olmak ne ayıptır ne de günah, Müslüman olmak da öyle.</p>
<p>Ancak önce insanız, milyonlarca yıldan beri, muhtemelen binlerce yıldan beri Türküz, atalarımızla paylaştığımız, damarlarımızda dolaşan kan bu kökten geliyor. Bununla beraber, sadece yüzlerce yıldan beri Müslümanız, acaba hangisini biz seçtik, bugün bize Hristiyanlık propagandası yapanlar, Konya&#8217;da muhafazakar bir ailede doğmuş olsalardı, ne olacaklardı.</p>
<p>Ya da cübbeli Ahmet adıyla maruf, jetski üstadı, Barcelona yakınlarında doğsaydı yine böyle sofu ve bağnaz biri mi olacaktı. Tüm dinleri araştırdıktan sonra kendi iradesi ile bir dini seçmiş olanlar acaba yüzde kaçlık bir gurubu oluşturuyorlar, hep merak etmişimdir.</p>
<p>Her söylenene, inanmaya başlarsak, sorgulamadan ve merak duygusuna &#8220;küs&#8221; yaşamaya devam edersek, kabullenici, boyun eğen biri olmaktan başka bir sonuç var mı?</p>
<p>&#8220;Another brick in the wall&#8221; demişti, muhteremler. Sanırım, son derece doğru ve tutarlı bir çerçeve.</p>
<p>ABD ordusu Irak&#8217;ı işgal etmiş, duydunuz mu?. Tamam duydunuz, hem de alçakça bir saldırıymış, tam 655.000 Iraklı yaşamını kaybetmiş. Tamamı doğru, Amerika, işgal ediyor, kaynakları istediği gibi harcıyor, vergi alıyor, valiler atıyor.</p>
<p>Aynen tarihteki &#8220;uygarlıklar&#8221; dan biri, Romalılar, Persler, Moğollar gibi barbarlar ve&#8230; dilimin ucuna geldi, herhalde artık sizin de zihninizde de oluşmuştur.</p>
<p>Oluşmadı mı?</p>
<p>Peki tamam, &#8220;Osmanlılar&#8221; diyorum, hani 600 yüz yıllık imparatorluğun sahipleri hani bizim geçmişimiz, sahi biz Viyana&#8217;da ne yapıyorduk. İki defa denemeyle başarılı olamadığımız göre, kimse bizi ellerinde çiçekler, bandolarla karşılamamış (her ne kadar tarihin ilk askeri bandosu bizim mehteransa da) davet edilmemişiz ve uzun süren muhasaradan geriye, kala kala Starbucks için kahve kültürü kalmış.</p>
<p>Bir de 46 yıllık canlı iktidarı ile dünyayı titreten Zigetvar&#8217;da on üçüncü seferi esnasında 6-7 Eylül gecesi 1566 tarihinde vefat eden Kanuni Sultan Süleyman Han.</p>
<p>Derler ki; iyi bir komutan, teşkilatçı devlet adamı, halife ve edipmiş. Vakur, azim ve irade sahibidir. Adam seçmesini ve yetiştirmesini gayet iyi bildiğinden, devlet kadrosunda kıymetli şahsiyetleri vazifelendirirmiş. Müsamaha sahibi olmasına rağmen, din ve devlet aleyhine hareketleri affetmez, ileri görüşlü olup, anlayışı kuvvetliymiş. Milletin ve askerin psikolojisini iyi bildiğinden çok sevilirmiş. Kırk altı yıl süren saltanatı müddetince, İslamiyeti yaymaktan başka bir şey düşünmemiş.</p>
<p>Bu dirayetteki bir adam, hükümdar ve parlak bir sultan, nasıl olur da, Hürrem Sultan&#8217;ın (ya da Roksalan) kölesi oluverir, aslan gibi oğlu şehzade Mustafa&#8217;yı boğdurarak öldürtür, sorma &#8220;ayıp&#8221;, ölünün arkasından konuşma &#8220;günah.&#8221;</p>
<p><strong> Beş</strong> kez Damat Ferit&#8217;i sadrı-azam (Azametli gögüs) başbakan seçen Vahdettin Efendi için neden &#8220;hain&#8221; demek zor, üstelik Damat Ferit için İngilizlerle işbirliği yaptığından, &#8220;vatan haini&#8221;  demek böylesine kolayken, herhalde ya ayıptır ya da günah.</p>
<p>1974 Barış Hareketı, (sadece biz böyle diyoruz, haklı davanı Kıbrıs Türkleri&#8217;ne bile anlamatazsan olacağı bu) ve batan bir gemi var, hem de Türk uçakları tarafından vurulan bir gemi&#8230;</p>
<p>Ölenler şehit mi, sorma &#8220;günah&#8221;, en azından &#8220;ayıp&#8221; ediyoruzdur, aynen 17 Temmuz 1950&#8242;de Kore&#8217;de Kuzey Kore&#8217;liler tarafından öldürülen 738 kişi ne için öldüler, ne için, sorma dedik ama?</p>
<p>İnovasyon, icat ve keşifler mi, &#8220;ne icadı, ne keşfi başımıza icat çıkartıp, eski köye yeni adet getirme&#8221; diyenleri duyar gibiyim&#8230;</p>
<p>Ha inovasyon mu?.</p>
<p>Nasıl yani, zaten ya ayıp şeyler düşünmen gerekir ya da günah.</p>
<p>İyisi mi?</p>
<p>Yarına Allah Kerim, nasılsa kaynağımız bol, hem de çok bol.</p>
<p>Ayıp ettimse affola, günaha gelince, bu kadar lakırdıdan sonra nasıl olsa işlemişimdir, hem zaten af için siz yetkili değilsiniz&#8230;</p>
<p>Hiç olmazsa 2007 umuda yolculuk için başlangıç yılı olsun, bu karanlık tünelden çıkmak için&#8230;</p>
<p>İyi seneler.</p>
<p><a href="http://www.fikiratolyesi.com/index.php/fazil-oral/" target="_blank">Fazıl Oral</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiratolyesi.com/2006/12/27/iki-duvar-var-ya-ayip-ya-gunah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerginlik ve Kaygılar Sana Ne Kazandırıyor?</title>
		<link>http://www.fikiratolyesi.com/2006/12/20/gerginlik-ve-kaygilar-sana-ne-kazandiriyor/</link>
		<comments>http://www.fikiratolyesi.com/2006/12/20/gerginlik-ve-kaygilar-sana-ne-kazandiriyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Dec 2006 17:57:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tayfun Çalkavur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[budizm]]></category>
		<category><![CDATA[Butan]]></category>
		<category><![CDATA[gerginlik]]></category>
		<category><![CDATA[Katmandu]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı duymak]]></category>
		<category><![CDATA[kuyrukta beklemek]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu olmak]]></category>
		<category><![CDATA[tayfun çalkavur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiratolyesi.com/index.php/2006/12/20/gerginlik-ve-kaygilar-sana-ne-kazandiriyor/</guid>
		<description><![CDATA[Her insanın bir hayali vardır. Bunların kimi büyük, kimi küçüktür. Kimi ise kolaylıkla ulaşılabilir, kimi ise kurulan hayal kadar, bu hayale ulaşılması da güçtür. Benim hayalim büyüklüğünü ya da küçüklüğünü bilemem ama, Budizm&#8217;i yerinde tanımak ve kitaplardan öğrendiklerimi yerinde görmekti. Bir de yoğun iş temposundan kaçmanın verdiği haz buna eklenince, kültür gezisinin tadı bir kat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.fikiratolyesi.com/index.php/category/konuk-yazar/" target="_blank"><img src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/09/kylogo3.jpg" id="image331" title="Konuk Yazar" alt="Konuk Yazar" align="right" /></a>Her insanın bir hayali vardır. Bunların kimi büyük, kimi küçüktür. Kimi ise kolaylıkla ulaşılabilir, kimi ise kurulan hayal kadar, bu hayale ulaşılması da güçtür.</p>
<p>Benim hayalim büyüklüğünü ya da küçüklüğünü bilemem ama, Budizm&#8217;i yerinde tanımak ve kitaplardan öğrendiklerimi yerinde görmekti. Bir de yoğun iş temposundan kaçmanın verdiği haz buna eklenince, kültür gezisinin tadı bir kat daha arttı.</p>
<p>Yoğun bir yolculuktan sonra <strong>Nepal</strong>&#8216;in başkenti <strong>Katmandu</strong>&#8216;ya ulaştığımız gün bir bayram günüydü. İnsanlar tanrılarına adak adamak için kilometrelerce kurdukta beklemekteydiler. Kuyruk hiç ilerlemiyordu. Ama insanların elinde keçi, horoz, tavuk ve çiçeklerle kilometrelerce uzaktaki adak yerine gelebilmek için bekliyorlardı.</p>
<p>Bizim kültürümüzde beklemek zor ve sıkıcı bir olgudur.</p>
<p><span id="more-350"></span></p>
<p>Oysa onların yüzlerinde büyük bir mutluluk vardı.</p>
<p>Bizden farklı olarak işlerini (vazifelerini) bir an önce bitirip gitmek yerine, görevlerini yerine getirme sürecinin her aşamasında büyük keyif aldıkları belli oluyordu. Yerel rehbere bekleme sürecinin ne kadar olduğunu sorduğumuzda aldığım cevap beni daha da şaşırtmıştı. Belki 5 belki de 10 saat. Ortalama 7.5 saat bekleyen birinin yüzündeki gülümseme ve mutluluk beni ilk olarak etkileyen en önemli olmuştu.</p>
<p>Kısacası yaşadıkları <strong>andan mutlu olmayı bilen</strong> bir kültürün ürünleriydiler.</p>
<p><img src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/12/nepl1.jpg" style="padding: 5px 0px 10px 10px" id="image421" align="right" />Bu mutluluğu ise ailece yaşamaları bir başka dikkat çekici noktaydı. Aile sohbetlerinde ne dediklerini anlama imkânına sahip değildim. Ama bildiğim ve gözlediğim bir şey var ki, hepsi bu keyif aldıkları yüzlerinden okunuyordu.</p>
<p>İnanç sistemleri içinde, ruh, sürekli yeniden doğuş çevriminin dayattığı sınırlılığı ancak manevi yöntemlerle kendisini gerçekleştirerek aşabilir ve <strong>moksha</strong>&#8216;ya (dünyevi varoluştan kurtulma) kavuşabilir.</p>
<p>Kurtuluşa götüren 3 yol var:</p>
<p>1- Ayin kurallarına uymak ve çıkar gözetmeden davranmak (Karma-marga)<br />
2- İyi işlerle gerçek bilgiye ulaşmak (Cnana-Marga)<br />
3- Kendini tanrıya adamak (Bakti)</p>
<p>İkinci şoku Butan&#8217;da katıldığım bir ayinde yaşadım. Dini içerikli ayinlerin hepsinde bir ritüel söz konusudur. Dini törenleri izleyenler genellikle ayinin yapısı gereği saygı göstermeye çalışırlar. Bu gösterilen saygının bir nedeni de herhalde aksi yöndeki bir davranış karşısında alacakları tepkinin ölçüsü veya belirsizliği olsa gerek. Ayine katılanları ise aksi yönde davranma şanslarının olduğu aklımıza bile gelmez.</p>
<p>Taşiço Manastırı&#8217;nda ayini izlerken ayinin büyülü dünyasına dışarıdan bakıyorduk. Ayinin katılanlar yaş sırasına göre içeriden dışarıya doğru U şeklinde dizilmişlerdi. &#8220;U&#8221;nun iç kısmınlarında yaş itibarıyla büyük olanlar dışında ise genç ve çocuk yaştaki Budistler oluşturmaktaydı.</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/12/nepl2.jpg" style="padding: 17px" id="image422" /></p>
<p>Yaşta büyük olanlar işi son derece ritüeline uygun yaparken arka sıradaki Budist çocuklar giydikleri kırmızı elbisenin içinde birbirleriyle şakalaşıyorlar, gülüyorlar hatta bizle kendilerince ilişkiyi bile kuruyorlardı. Aralarında ne konuşup da bu kadar güldüklerini öğrenmek çok isterdim. Hiçbir zaman öğrenemeyeceğimi biliyorum.</p>
<p>Ayini yöneten Baş Budist&#8217;in çocuklara ne sözlü ne de beden dili ile herhangi bir uyarı göndermemesi ve çocuklarının kahkahalarına <strong>engel olmaması</strong> ise bana çok şey öğretmişti.</p>
<p>Birde ayin yerinde hayvanların da yer alması ve onların kovulmaması, <strong>bu dünyanın yalnızca insanlara ait olmadığını</strong> da çok güzel gösteriyordu.</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/12/nepl3.jpg" style="padding: 17px" id="image423" /></p>
<p>Butan&#8217;dan <strong>Hindistan</strong>&#8216;a arabalarla geçerken oldukça kötü yollardan geçtik. Yollar kötüydü ama manzaralar bir harikaydı. Fakat yoldan dolayı manzarayı görecek halimiz yoktu. Düşünsenize, bir şey oldu, olacak kaygısıyla yaşanan zamanlarda insan yaşadığı andan ne gibi bir keyif alabilir ki. Hele bizim gibi &#8220;<strong>kaygı</strong>&#8221; kültürü ile büyümüş toplumlardaki insanlar.</p>
<p>Yol boyunca manzara aşağıdaki fotoğraftaki gibi. Hepimiz yolun bir an önce bitmesini ve gideceğimiz yere bir an önce ulaşmak istiyoruz. Yanımda Bibhu adında son derece entelektüel yerel rehber bulunmaktaydı. Onunla sohbet ediyordum, korkumu yenebilmek için. O ise alabildiğine rahat ve manzaradan keyif alıyordu. Sürekli olarak bana bir şeyler gösteriyor, anlatıyor ve gülüyordu.</p>
<p>Bense önümdeki koltuğa gergin bir şekilde tutunmuş oturmaktaydım. Artık dayanamadım ve sordum:</p>
<p style="text-align: center"><img src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/12/nepl4.jpg" style="padding: 17px" id="image424" /></p>
<p>&#8220;Bibhu, nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun. Şu yola baksana Allah aşkına, seni anlayamıyorum.&#8221;  Bibhu&#8217;nun verdiği cevap son derece ilginçti:</p>
<p>&#8220;Ben rahatım, sen gerginsin, acaba hangimiz daha şanslı, <strong>gerginlik ve kaygılar sana ne kazandırıyor</strong>, ben de onu anlamıyorum.&#8221;</p>
<p>Cevap oldukça kısaydı ama içeriği çok yoğundu. O dakikadan sonra önümdeki koltuğu sıkıca tutmayı bıraktım ve yolculuğun keyfini çıkartmaya kendince çalıştım.</p>
<p>Aslında <strong>aradığım şeyin cevabını</strong> bulmuştum. Bizi sürekli bunaltan, kaygılarımızdan nasıl arınacağımızı&#8230;</p>
<p>Umarım, bu sorunun cevabının oralara gitmeden de bulacak bir toplum yakın gelecekte olabiliriz.</p>
<p><a href="http://www.fikiratolyesi.com/index.php/tayfun-calkavur/" target="_blank">Tayfun Çalkavur</a></p>
<p style="text-align: center"><img src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/12/nepl5.jpg" style="padding: 17px" id="image425" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiratolyesi.com/2006/12/20/gerginlik-ve-kaygilar-sana-ne-kazandiriyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kolesyum&#8217;da Seyirciye Oynamak.</title>
		<link>http://www.fikiratolyesi.com/2006/10/10/kolesyumda-seyirciye-oynamak/</link>
		<comments>http://www.fikiratolyesi.com/2006/10/10/kolesyumda-seyirciye-oynamak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Oct 2006 20:46:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemil Tokel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiratolyesi.com/index.php/2006/10/10/kolesyumda-seyirciye-oynamak/</guid>
		<description><![CDATA[Liverpool &#8211; Galatasaray maçı, tribün şişme şampiyonlar ligi kupaları ile dolu, eline alan sallıyor. Aklıma ilk gelen UEFA&#8217;yı aldığımızda nasıl zevkini doyasıya yaşayamamak oldu. Galatasaray Store&#8217;larda aradan yıllar geçtikten sonra satılan kalitesiz tahta kupalar. Taraftarlık, zevk unsurunun tüketilen ürün ya da alınan servisin doruk noktasına ulaştığı bir kavram. Futbol bir şov ve bu yüzden takımdaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.fikiratolyesi.com/index.php/category/konuk-yazar/" target="_blank"><img src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/09/kylogo3.jpg" alt="Konuk Yazar" title="Konuk Yazar" id="image331" align="right" height="80" /></a>Liverpool &#8211; Galatasaray maçı, tribün şişme şampiyonlar ligi kupaları ile dolu, eline alan sallıyor. Aklıma ilk gelen UEFA&#8217;yı aldığımızda nasıl zevkini doyasıya yaşayamamak oldu. Galatasaray Store&#8217;larda aradan yıllar geçtikten sonra satılan kalitesiz tahta kupalar.</p>
<p>Taraftarlık, zevk unsurunun tüketilen ürün ya da alınan servisin doruk noktasına ulaştığı bir kavram. Futbol bir şov ve bu yüzden takımdaki görev adamı tabir edilen isimler forma sattırmaz, şovu yapan veya golü attıran sattırır.</p>
<p>Gladyatör filmindeki gibi, Roma&#8217;yı kazanmak istiyorsan Kolesyum&#8217;da seyirciye oynayacaksın.</p>
<p><span id="more-293"></span></p>
<p>Bu zevki iyi hasatlamak ciddi bir yaratıcılık gerektiriyor. Sadece rakiplerinize karşı bu konuda üstün olmaktan öte, Galatasaray gibi bir ismi taşıyacak ve pekiştirecek bir yaratıcılık istiyor. Bu camiaya ve yöneticilerine bakıldığında bunu daha iyi becerecek bir topluluk olamaz dersiniz, ancak gerçekler öyle değil.</p>
<p>Son yaşadığımız o olağanüstü şampiyonluğun ardından Galatasaray markalı ürünlerle donanmış bir yaz beklentisine girip, ciddi bir bütçeyi de buna ayırdım. Bu masalın sonunu hepiniz tahmin ediyorsunuzdur ki, aldığım ürün sayısı koca bir sıfır, harcama sıfır, sevgili kulübümün benden ve benzer beklentilerde olan taraftarlarından kazancı sıfır.</p>
<p>Netice, kulüpte para yok, benimde sırtıma yazacağım bir isim sahada yok.</p>
<p>İşin tekstil tarafı için çok da yaratıcılık şart değil, önemli olan o sırada modaya uygun tasarım ve renkler. Yaratıcılık mı? Beymen Renault için Europa modelini giydirmişti veya Vakko, aynı şey GS için neden olmasın?</p>
<p>Kulüplerin en önemli başarı ölçeklerinden biri, transfer edilen bir oyuncunun kendisinden faydalanıldıktan belli bir süre sonra karlı bir fiyata satılmasıdır. Peki bu yatırımı neden taraftarla paylaşmayalım?</p>
<p>Kulüp bir transferi gerçekleştirdiğinde bu yatırıma inananlar hisse alsınlar, bu hisse dahilinde futbolcuya yapılacak yıllık ödemelere de dahil olabilir ve en önemlisi satışı gerçekleştiğinde payını alması olacaktır. Bu sayede hem yatırım, hem hobi, hem de kulübe katkı sağlayabilme duyguları tatmin edilir.</p>
<p>Uçakta dönerken İngiliz gazeterden birinde okuduğum bir yazı, Sir <strong>Richard Branson</strong>&#8216;un Virgin Atlantik Havayolları için planladığı maliyet düşürmek üzerine planlar.</p>
<p>İlk olarak uçakların en pahalı bakım kalemlerinden biri olan yolcu camlarını ortadan kaldırıp, kapalı devre kamera sistemi ile uçağın dışını çeşitli efektler ile yolcusuna sunmak.</p>
<p>İkinci plan yakıt tasarrufu sağlamak için uçakların iniş için belli bir noktadan sıfır güce yakın bir süzülme ile alana inişlerini sağlayacak bir yaklaşma teknolojisi.</p>
<p>Son plan ise atmosfer kirlenmesi ve yine yakıt tüketimini minimize edecek olan uçakların motor kapalı pist başı yapmaları; bu noktaya kadar elektrikle çalışan araçlarla çekilerek ancak kalkış anında motorları çalıştırmaları.</p>
<p>Nasıl, kulağa hoş geliyor değil mi?</p>
<p>Bunu okurken aklımda hala Galatasaray ve bizimkilerin olmayan yaratıcılıkları. Düşünün, İstanbul Boğazı gibi bir tabiat harikasının ortasında bir adaya sahip bir spor kulübü olacaksınız ve bu nimete bir WC yönetimine benzeyen bir yaklaşım göstereceksiniz.</p>
<p>Sende ülkenin tek Avrupa kupası, koy heryerden görülecek metal bir maket, kimse hakkettiği saygıyı göstermeden geçemesin. Sahil şeridinden, köprülerden geçen her araba, boğazdan geçen her tekne ve gemi hürriyet heykeline bakar gibi baksın. Abarttık mı? Peki yoksa ne olur? İşte bizden her UEFA&#8217;ya katılan takım küçümsercesine hedeflerinin kupayı almak olduğunu söyler, biz de &#8220;sana göre tesadüftü&#8221; şarkıları söyleriz!</p>
<p>Herşeyden önce yönetimin önce nasıl bir camiaya sahip olduğunu idrak edip bu potansiyeli kullanır duruma gelmesi gerek. Abiler, lütfen devre arası Sami Yen&#8217;in eski Rus lokallerine benzer hale gelmiş VIP salonunda konuşulanlara kulak verin. Taraftarın cebinde kulüpleri ile zevkle paylaşmaya hazır oldukları tonla para var, sadece biraz yaratıcılık lazım.</p>
<p>Süregelen tartışma; <strong>&#8220;Taraftar koyun mu, müşteri mi?&#8221;</strong> <a href="http://www.fikiratolyesi.com/index.php/2006/02/06/futbolda-yoneticilik-ve-taraftarlik/" target="_blank">bakışı</a>. Stadın durumundan, satınlan ürünlerin güzellik ve kalitesine gösterilen öneme kadar, üzerinde GS amblemi olsun, taraftar da taraftarlığını yapsın beklentisi ancak bugünkü sınırları belirler. Unutulmaması gereken, Galatasaray taraftarının kalite anlayışı ve bu standartların tatmin edilebilmesi.</p>
<p>Bekliyoruz&#8230;</p>
<p><a href="http://www.fikiratolyesi.com/index.php/cemil-tokel/" target="_blank">Cemil Tokel</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiratolyesi.com/2006/10/10/kolesyumda-seyirciye-oynamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karıştırmayın&#8230;</title>
		<link>http://www.fikiratolyesi.com/2006/09/09/karistirmayin/</link>
		<comments>http://www.fikiratolyesi.com/2006/09/09/karistirmayin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Sep 2006 13:54:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fazıl Oral</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiratolyesi.com/index.php/2006/09/09/karistirmayin/</guid>
		<description><![CDATA[Lütfen, liderlerle hatipleri karıştırmayın, lütfen&#8230; Bilir misiniz? İnsanı en çok harekete geçiren duygunun &#8220;korku&#8221; olduğunu. Benim ülkemde, korkakların sayısı artıyor. Her yıl, her ay, her gün, her saat&#8230; Elde ettiği refahın gitmesinden korkan bir &#8220;sürü&#8221; ile çevrili etrafım, &#8220;elden ne gelir ki&#8221; cümlesini boynuna asıp da gezenlerle kuşatılmışım. Özgürlük adı altında, inanç adı altında, kara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.fikiratolyesi.com/index.php/category/konuk-yazar/" target="_blank"><img src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/09/kylogo2.jpg" alt="Konuk Yazar" style="padding: 5px 0px 10px 10px" title="Konuk Yazar" id="image327" align="right" /></a>Lütfen, liderlerle hatipleri karıştırmayın, lütfen&#8230;</p>
<p>Bilir misiniz? İnsanı en çok harekete geçiren duygunun &#8220;korku&#8221; olduğunu. Benim ülkemde, korkakların sayısı artıyor. Her yıl, her ay, her gün, her saat&#8230;</p>
<p>Elde ettiği refahın gitmesinden korkan bir &#8220;sürü&#8221; ile çevrili etrafım, &#8220;elden ne gelir ki&#8221; cümlesini boynuna asıp da gezenlerle kuşatılmışım.</p>
<p>Özgürlük adı altında, inanç adı altında, kara cahil bakışlar arasında, ışık olup aydınlatmaya çalışanlara tutunarak yolumu arıyorum.</p>
<p><span id="more-269"></span>Fakirler sarmış dört bir yanı, ama bunlar düşünce fakiri, bunlar zihin fakiri. Sanki depozitolu gazoz şişesi gibiler, boşları götürüp de hala bir şeyleri geri almak isteyenlerin kullandığı.</p>
<p>Ne kadim bir uygarlığı, ne bir geleneği temsil ediyorlar, alabildiğine pespaye, ilkesiz ve cıvıklık içinde &#8220;bulamaç&#8221; olmuşlar, anlayana aşk olsun&#8230;</p>
<p>Ana yüreğini, evlat yerine toprağa sarılmayı, bitmez gecelerde akan kan olmuş gözlerdeki gözyaşlarını görev yapmak &#8220;yan gelip yatmamak&#8221;, biliyorlar. Kendi evlatlarını canlarından çok sevip, ölesiye kayırırken, trafik kazası yapıp, insanları öldürüp, örtbas ediyorlar. Biz ise korkuyoruz, birbirine sokulan zavallı, maymunlar gibi&#8230;</p>
<p>Zaten refahımız yerinde, hele biraz daha önümüzü görsek&#8230;</p>
<p>Üstelik artık başka bir lider de çıkmıyor diye yakınıyoruz. Bir araya gelip, korunaklı mağara kuytularına sığınır gibi, &#8220;Ah! Atatürk, keşke 10 yıl daha yaşasaydın&#8221; cümleleri ile kendimizi rahatlatıyoruz&#8230;</p>
<p>Oysa bilmiyor muyuz &#8220;körler ülkesinde, tek gözlü olanın hükümdar olduğunu.&#8221; Nasıl anlatabilirim size, kırmızının rengini, eğer herkes doğuştan körse?</p>
<p>Yoksa, bilmiyor musunuz, ey inançlılar?</p>
<p>Şehid, Allah&#8217;ın 99 adından biridir?</p>
<p>Kur&#8217;an&#8217;da otuz beş dolayında &#8220;şehid&#8221; kelimesi ve yirmi civarında da, çoğulu olan &#8220;şuheda&#8221; kelimesi geçmektedir. Aynı kökten gelen kelimelerle beraber, Kur&#8217;an&#8217;da geçen &#8220;şehid&#8221; kelimesi, daha çok şâhid manasınadır. Şehid, aynı zamanda Allah&#8217;ın isimlerinden biridir.</p>
<p><img src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/09/fo1.jpg" style="padding: 5px 10px 4px 0px" id="image324" align="left" />Şehid, kelime olarak kesin bir haberi veren, bildiğini söyleyen, hazır olan, bulunan, bir hadiseye şahid olan, şahitlik eden anlamındadır. Dinî anlamda, Allah rızası için, O&#8217;nun yolunda canını fedâ eden müslümana verilen isimdir. Ona bu ismin verilmesinin sebebi, cennetlik olduğuna şahitlik edilmiş olması veya onun Yüce Allah&#8217;ın huzurunda yaşıyor bulunması yahut ölümü sırasında meleklerin hazır bulunması yahut ta ruhunun doğrudan doğruya Daru&#8217;s-Selâm&#8217;da (Cennet&#8217;te) bulunması veya Allah tarafından çeşitli mükâfatlarla mükâfatlandırılmış olmasıdır.</p>
<p>Her şeyi iktidar ve güç uğruna kullanmaktan çekinmeyen, kara bakışlıların bitmek bilmez hırsları ve boş nutuklarında, &#8220;kaybolmuş, duyulmayan, evladını yitirmiş ana çığlıkları&#8221; var&#8230;</p>
<p>Yazı, çizi, haykırma; hiç ama &#8220;hiçbir şeyin umurunda olmadığı biri&#8221; haline nasıl gelir insan, kan ağlayan şehid anası ve toprak altındaki cansız beden de mi anlamsız&#8230;</p>
<p>İnsana nasıl değer verilir, bilmek ister misiniz? Büyük, küçük, meslek sahibi, zengin, fakir ayırt etmeden, insana değer vermek nedir, görün.</p>
<p>Hem de 78 yıl önce, yine bir Eylül günü.</p>
<p><a href="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/09/belge.jpg" target="_blank"><img src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/09/fobelge10.jpg" id="image328" align="left" /></a><a href="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/09/belge.jpg" target="_blank"><img src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/09/fobelge20.jpg" id="image329" /></a></p>
<p><a href="http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/kutuphane_girisi.kart?p_yayin_numarasi=278056" target="_blank">Kaynak</a>: &#8220;Cumhuriyet Döneminde İlk&#8217;ler&#8221; Derleyen: Orhan Topçuoğlu</p>
<p>İşte size belgesi ile bir doküman, lütfen okuyun. Lütfen okuyun ve lütfen liderlerle hatipleri karıştırmayın?</p>
<p><a href="http://www.fikiratolyesi.com/index.php/fazil-oral/" target="_blank">Fazıl Oral</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiratolyesi.com/2006/09/09/karistirmayin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>15</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lance Armstrong. Kansere &#8216;Yakalanmayan&#8217; Yarışçı.</title>
		<link>http://www.fikiratolyesi.com/2006/09/09/kansere-yakalanmayan-yarisci/</link>
		<comments>http://www.fikiratolyesi.com/2006/09/09/kansere-yakalanmayan-yarisci/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Sep 2006 13:29:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tayfun Çalkavur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[kansere yakalanmak]]></category>
		<category><![CDATA[kendini sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[Lance Armstrong]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiratolyesi.com/index.php/2006/09/09/kansere-yakalanmayan-yarisci/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Hayatımız değerlidir&#8221;, &#8220;aldığımız her nefes için mutlu olabilmeliyiz&#8221; ve bunun gibi lafları çok duyar, çok söyler ama nedense bunların çok nadir farkında oluruz. Çünkü elbette insan doğasına aykırıdır sürekli mutlu olmak ve gülümsemek. Her zaman sinirli, stresli olmak gibi her zaman mutlu olmak da çok insani değildir belki de. Ancak üzgün, kederli, öfkeli bile olsa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.fikiratolyesi.com/index.php/category/konuk-yazar/" target="_blank"><img id="image319" style="padding: 5px 0px 10px 10px;" title="Konuk Yazar" src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/09/kylogo1.jpg" alt="Konuk Yazar" align="right" /></a>&#8220;Hayatımız değerlidir&#8221;, &#8220;aldığımız her nefes için mutlu olabilmeliyiz&#8221; ve bunun gibi lafları çok duyar, çok söyler ama nedense bunların çok nadir farkında oluruz. Çünkü elbette insan doğasına aykırıdır sürekli mutlu olmak ve gülümsemek.</p>
<p>Her zaman sinirli, stresli olmak gibi her zaman mutlu olmak da çok insani değildir belki de.</p>
<p>Ancak üzgün, kederli, öfkeli bile olsa insan, gülemese bile o anda, içinde genel bir huzur ve umut besleyebilir hayata karşı ve işte bu &#8220;insancadır&#8221;; kimilerinin dediği gibi de imkânsız değildir.</p>
<p><span id="more-266"></span><img id="image321" style="padding: 5px 10px 5px 0px;" src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/09/lance2.jpg" alt="" align="left" />Çok erken yaşta profesyonel bir bisikletçi olma unvanını elde eden Lance Armstrong, çok sayıda şampiyonluk elde ederek yoluna devam ederken birçoğumuz için &#8220;ölümcül&#8221; bir hastalık olan kansere yakalandı.</p>
<p>Şimdi önünde iki yol vardı. Ya duracak, kendi ölümünü bekleyecekti, ya da büyük bir umutla kendisine sarılıp, Fransa Turu&#8217;na katılacaktı.</p>
<p>Birçok insan için kanser bir yol, ölümse varış noktasıyken; Lance için bir tek varış yeri vardı; Fransa Turu&#8217;nun &#8220;bitiş&#8221; noktası.</p>
<p>Ona göre ağrı geçici ancak pes etmenin yaşatacağı duygu kalıcıydı. Doktoru Nichols&#8217;un dediği gibi o, &#8220;ölüm bir seçenekmiş gibi davrandı&#8221;. Yok sayıyor, dalga geçiyordu. New York&#8217;lu ünlü bir doktor da kansere yakalanmıştı ve Lance&#8217;e on sene daha yaşayacağını umduğunu söylediğinde Lance ona; &#8220;Umarım on sene daha yaşamak konusunda şaka yapıyordun, otuz sene sonra görüşmek üzere&#8221; diye cevap verdi.</p>
<p>Evet, Lance belki kanser olmuştu; ama asla kansere yakalanmamıştı&#8230;</p>
<p>Çok çalıştı. Sadece kendisi inanmakla kalmadı, çevresindekileri de inandırdı ve yanında kalmalarını sağladı. &#8220;En zor günümde de en iyi arkadaşım arkamdaydı, devam etmem için koşuyor, bana sesleniyordu. İster hastane yatağımda olsun, isterse bir yarışı neredeyse kaybedebileceğim bir gün olsun, belki de gerçek zafer aynı insanların etrafımda bulunmalarıydı.&#8221;</p>
<p><img id="image323" style="padding: 5px 0px 10px 10px;" src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/09/lance4.jpg" alt="" align="right" />Lance sadece yüreğini değil, sevdiklerini de yanına alarak tüm yaşama sevinci ve kazanma hırsı ile profesyonel anlamda yaptığı işe devam etti. Çalışmaları sırasında birçok kaza geçirdi, hatta bir seferinde boynu kırıldı. Ama o olimpiyatlara katılmak istiyordu ve katıldı.</p>
<p>Kanseri yerinde durmamış, akciğerlerine ve beynine de sıçramıştı. Herkes artık durmasını beklerken, Lance kanserin &#8220;başına gelen en iyi şey&#8221; olduğunu söylemeye başladı.</p>
<p>Hala bir hedefi vardı ve sıkı çalışıyordu. 1999 Fransa Turu ve takip eden her turu kazanmış olması, onun &#8220;dopingli&#8221; olduğu dedikodularını, dedikodudan da öteye, soruşturmalara ve incelemelere taşıdı.</p>
<p>Bu yüreğe, bu bedene bir darbe de, başarısının onun başarısı olduğuna inanmayan basından geldi. Takdir edilen davranış tekrar edilirdi. İnsanların ödüllendirilmeye tabiatları gereği ihtiyacı vardı. Hele de yaptıkları işi yapamayacakları düşünülen insanların&#8230; Takdir etmedikleri gibi, şüphe ettiler.</p>
<p>Tüm bunlar olurken, o üzülüp evine kapanmak, küsmek yerine; devam edeceği bu yolda onurunu nasıl kurtaracağını düşündü. Çünkü buradan yanlışlıkla çıkacak kötü bir sonuç, onun ileride kazanacağı başarılara gölge düşürecekti. Lance iyi bir bisikletçi, aynı zamanda da usta bir sahtekâr olacaktı. Derdi tüm çabalarına rağmen onu anlamamaları değil, gelecekteki başarısıydı.</p>
<p>Her sabah mutluydu Lance. Şaşırıyordu insanlar. Ne biçim kanserdi bu adam?</p>
<p><em>&#8220;Mutluluk getireceğini hayal ettiğim şeyler kısa süre sonra gözümdeki değerini yitiriyor, bende onları fırlatıp atıyordum. Bir portföy, bir Porsche bana göre önemli şeylerdi. Saçlarım da öyle. Sonra hepsini kaybettim, saçlarım dâhil. Arabayı sattım, büyük bir miktar para kaybettim ve sadece hayata tutunmaya çalıştım. Mutluluk, uyanmak anlamına geldi.&#8221;</em></p>
<p>Arabalar, evler, aynadaki görüntülerimizle mutlu olan bizler şaşırıyorduk elbet saçları, arabası ve cüzdanı dolu olmayan adamın mutlu oluşuna. Oysa şaşılacak bir şey yoktu. Uyanmak hepsinden daha kolay görünen ama onun için en zor olanıydı ve sabah uyanabildiği her gün lafta değil; gerçekten mutlu oluyordu Lance.</p>
<p>İşte çoğumuz kansere &#8220;yakalanırken&#8221;, &#8220;ölümcül bir hastalıkla pençeleşirken&#8221;, &#8220;amansız bir hastalıkla boğuşurken&#8221;, Lance sadece &#8220;kanser oldu&#8221;. Ne yakalandı, ne pençeleşti ne de boğuştu. Boğuştuğu tek şey Fransa Turu&#8217;ndaki zorlu yollar; varış noktası ise ölüm değil, zaferini kutladığı bitiş noktası oldu.</p>
<p><a href="http://www.fikiratolyesi.com/index.php/tayfun-calkavur/" target="_blank">Tayfun Çalkavur</a></p>
<p style="text-align: center;"><img id="image320" style="padding: 17px;" src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/09/lance1.jpg" alt="" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiratolyesi.com/2006/09/09/kansere-yakalanmayan-yarisci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Filmin Sonu, Bir Maceranın Başlangıcı</title>
		<link>http://www.fikiratolyesi.com/2006/09/09/bir-filmin-sonu-bir-maceranin-baslangici/</link>
		<comments>http://www.fikiratolyesi.com/2006/09/09/bir-filmin-sonu-bir-maceranin-baslangici/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Sep 2006 12:16:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemil Tokel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiratolyesi.com/index.php/2006/09/09/bir-filmin-sonu-bir-maceranin-baslangici/</guid>
		<description><![CDATA[Teröristlerin Ortadoğu&#8217;dan Amerikan limanına sızdırdıkları nükleer bomba ve patlama sonrasında yaşananlar bir filme aktarılmıştı; Filmin adı &#8220;The Sum Of All Fears.&#8221; Ben Affleck ve Morgan Freeman başrolleri paylaştı. Filmin sonu etkileyici. Ve bu etkileyici son Damascus&#8217;da yani Suriye&#8217;nin başkenti Şam&#8217;da yaşanıyor. Bu filmin de etkisiyle, o zamana kadar hiç Suriye&#8217;ye gitmemiş biri olarak Şam son [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.fikiratolyesi.com/index.php/category/konuk-yazar/" target="_blank"><img src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/09/kylogo.jpg" alt="Konuk Yazar" style="padding: 5px 0px 10px 10px" title="Konuk Yazar" id="image318" align="right" /></a>Teröristlerin Ortadoğu&#8217;dan Amerikan limanına sızdırdıkları nükleer bomba ve patlama sonrasında yaşananlar bir filme aktarılmıştı;</p>
<p>Filmin adı &#8220;<a href="http://sourtimes.org/show.asp?t=The+Sum+Of+All+Fears" target="_blank">The Sum Of All Fears</a>.&#8221;</p>
<p>Ben Affleck ve Morgan Freeman başrolleri paylaştı. Filmin sonu etkileyici. Ve bu etkileyici son Damascus&#8217;da yani Suriye&#8217;nin başkenti Şam&#8217;da yaşanıyor.</p>
<p><span id="more-259"></span><br />
<img src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/09/tsoaf2.jpg" style="padding: 5px 0px 10px 10px" id="image316" align="right" /></p>
<p>Bu filmin de etkisiyle, o zamana kadar hiç Suriye&#8217;ye gitmemiş biri olarak Şam son derece ilgimi çekmeye başlamıştı. Bana hep olan; ne zaman böyle bir yer herhangi bir sebeple ilgimi çekse kendimi kısa bir süre içinde orada bulurum. Nihayet bir iki ay sonra kendimi &#8220;Şam Uluslararası Ev Gereçleri Fuarı&#8221;nda buldum (2002). Yarı korku ile gittiğim bu muhteşem şehri ki, biz İstanbul&#8217;lular için bir başka şehire muhteşem demek zordur; fırsatını bulan herkese tavsiye ederim. Tam hayalimdeki eski yüzyılların çöl metropolu. Zenginlerinin sevgiyle, yoksullarının korku ile bağlı oldukları diktatörler.</p>
<p>Program gereği Şam&#8217;da iki gün geçirdikten sonra kara yolu ile Lübnan&#8217;a, yine merakımı delice kabartan Beyrut&#8217;a gideceğim. Yol üzerinde İrlanda yıllarımda sıkça bahsedilen IRA egitim merkezi olduğu söylenen ve yine birçok Hollywood yapımında yer alan Bekaa Vadisi&#8217;nden geçeceğiz. Sadece filmlerde gördüğüm bu yerleri gözümle görecek olmak bana yine çekingen bir heyecan veriyor.</p>
<p>Toplam 2-3 saatlik bu yolculuğun ilk kısmı dümdüz çöl yolu içinden, sonra Suriye, Lübnan sınırında pasaport işlemleri ve dağlar, tepeler, vadiler. Arabayı kullanan arkadaş bana biraz sonra Bekaa&#8217;nın tepe noktasında olacağımızı ve burada harika bir kebap yiyebileceğimizi söyledi. Tabii bundan iyisi Şam&#8217;da kayısı dedik ve durduk. Kebaplar söylendi. O muhteşem et ve mezeleri yerken üzerimizden geçen İsrail jetleri pek ortama uyum sağlayamıyordu. Bu arada 20-30 metre yanımızda bir radar istasyonu insaatına gözüm ilişti. Sormaz olaydım, Hizbullah&#8217;a ait bu radar yapılır, jetler vurur ve radar tekrar tekrar inşa edilirmiş. Haliyle kebapları son derece süratli bir şekilde indirip yolumuza devam ettik.</p>
<p>45 dakika sonra Beyrut sahil şeridindeyiz, 5-6 yıldızlı oteller ve ana koyu bütünüyle saran görkemli bir Casino. Otelimiz şeridin tam ortasında ve bütün koy ayağımızın altında.</p>
<p>O gece Beyrut merkezindeki çok yıldızlı restoranlardan birinde harika bir yemek yedikten sonra soluğu L.A. standartlarında bir gece klübünde bulduk. Esmer sevenler, savaş sonuna yerinizi ayırın.</p>
<p>Ertesi sabah Suuidilerin 3 Milyar dolar yardımla yaptırdıkları şehir merkezindeyiz. İnanılmaz kafeler, barlar, restoranlar. Patika üzerine çakılmış, efsane liderleri Hariri&#8217;nin adımlarını simgeleyen metal ayak izleri.</p>
<p>Öğle yemeğinin üzerine benim gibi nargile severlere uygun karpuz, kavun veya ananas üzerine oturtulmuş çubuktan çıkan harika lezzet.</p>
<p>İşte bu yüzden son zamanların gazete manşetleri bana henüz bu diyarları keşfetmemişlerinize oranla daha çok acı veriyor. Bu manşetler bana çok uzak yerlerin haberi değil, tam oradan geçiyordum dedirten cinsten. İki tarafından da çok insan tanıyorum hatta aralarında doslarım diyeceğim yakınlıkta olanları var. Yaşanan acılara isyan etmemek elde değil. Savaşın ve öldürmenin hiçbir şekli zaten doğru gelmiyor. Hele halen ağzında emziğiyle yakalanmış bebekleri görünce. İnsanların kendi ülkelerinde terör korkusu olmadan yaşamalarının faturası bu denli ağır olmamalı.</p>
<p>Umarım bu felaket hemen bir son bulur. Ailesini Beyrut&#8217;tan Kuveyt&#8217;e kaçırmak zorunda kalan arkadaşım evine dönebilir, Hayfa&#8217;da sığınaktaki dostlarına yardıma giden arkadaşım bir zarar görmeden evine döner, sizler de tamamı yok olmamış bu güzellikleri görme şansını bulursunuz.</p>
<p><a href="http://www.fikiratolyesi.com/index.php/cemil-tokel/" target="_blank">Cemil Tokel</a></p>
<p style="text-align: center"><img src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/09/tsoaf.jpg" style="padding: 17px" id="image317" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiratolyesi.com/2006/09/09/bir-filmin-sonu-bir-maceranin-baslangici/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atölyemizde Yeni Konuklar!</title>
		<link>http://www.fikiratolyesi.com/2006/09/08/atolyemizde-yeni-konuklar/</link>
		<comments>http://www.fikiratolyesi.com/2006/09/08/atolyemizde-yeni-konuklar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Sep 2006 20:25:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tunç Kılınç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konuk Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiratolyesi.com/index.php/2006/09/08/atolyemizde-yeni-konuklar/</guid>
		<description><![CDATA[Fikir Atölyesi&#8217;nde yarından itibaren yeni bir bölüm açıyoruz: Konuk Yazarlar. Fikir ve düşünceleriyle renkli, yaşadıkları hayatlarıyla keyifli, öğretirken öğrenmekten keyif alan, &#8220;almak&#8221;tan çok &#8220;vermek&#8221;ten haz eden yazarlar&#8230; Tanıdığım, davetimi kırmayıp kabul eden dostlarımdan hepsi. Ortak bir özellikleri var: Burada yazdıkları yazılar, başka yerlerde olmayacak. Fikir Atölyesi&#8217;ne özgün olacak paylaşımları. Konuk yazarlarımızın yazdıklarıyla aynı fikirde olmayabilirim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a target="_blank" href="http://www.fikiratolyesi.com/index.php/category/konuk-yazar/"><img align="right" id="image331" style="padding: 5px 0px 10px 10px" title="Konuk Yazar" alt="Konuk Yazar" src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/09/kylogo3.jpg" /></a>Fikir Atölyesi&#8217;nde yarından itibaren yeni bir bölüm açıyoruz: Konuk Yazarlar.</p>
<p>Fikir ve düşünceleriyle renkli, yaşadıkları hayatlarıyla keyifli, öğretirken öğrenmekten keyif alan, &#8220;almak&#8221;tan çok &#8220;vermek&#8221;ten haz eden yazarlar&#8230; Tanıdığım, davetimi kırmayıp kabul eden dostlarımdan hepsi. Ortak bir özellikleri var: Burada yazdıkları yazılar, başka yerlerde olmayacak. Fikir Atölyesi&#8217;ne özgün olacak paylaşımları.</p>
<p>Konuk yazarlarımızın yazdıklarıyla aynı fikirde olmayabilirim her zaman. Hür iradeleri ile kişisel görüşlerini yansıtacaklar&#8230; Varsa benim de söyleyecek bir şeylerim, yorumlarımla katkı sağlamaya çalışacağım bu fikir zenginliğine.</p>
<p>Benim yazılarım ise, aynen devam&#8230;</p>
<p>Sağ taraftaki &#8220;Konuk Yazar&#8221; kategorisine tıkladığınızda açılan ufak pencerede yazarlarımızın isimlerini göreceksiniz. O isimlere tıkladığınızda da yazdıkları yazılar çıkacak karşınıza. Yazılarının solundaki yazar ismine tıkladığınızda ise o yazar hakkında bilgi sahibi olabileceğimiz bir &#8220;kimdir&#8221; yazısına gidecek sayfa. Doğal olarak her yazı önce ana sayfamızda alacak yerini.</p>
<p>Umarım keyif alırsınız bu yeni bölümümüzden. Yarın yayındalar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiratolyesi.com/2006/09/08/atolyemizde-yeni-konuklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

