Hayatın İçinden
Sezen Aksu da Kim?
“Yeni yaşam programım daha fazla üretmek”
“Bir işe yaradığımı görmek, fotoğrafta görünmemek” 
“Hiçbir üretim olmadan medyada olmamak”
“Başarı ve güç eline geçip de kendini kaptırmamak”
“Kendi adıma sokak istemiyorum”
“Kendimi anlatmaktan yana değilim, çünkü insanlar kendinden yanadır, subjektiftir”
“Kendimle çok ilgilenmiyor, çok uğraşmıyorum”
“İnsan durmadan değişen çok garip birşey”
“İnsan ruhunun karanlık noktaları çok”
“Hayat çok anlık birşey, durmadan değişiyor”
“Ben tanrının terazisi değilim”
“Sanatçı hiç değilim”
“Ben bir eser yapayim da, insanlar 500 sene beni ansınlar; yok böyle bir şey”
“Özel, değerli ve derin olanı seçmek”
“Bire bir, göz göze ilişki”
“Sevilmek herkese iyi gelir”
“Kedi ve köpekler ne güzel gösteriyorlar duygularını”
“Yaşam ödülü bu iltifatlar, umarım bu saatten sonra çizmem kafayı”
Kurumsal Hayat ve Yaratıcılık?
Pek örtüşmüyor!
Kurumsal hayatta yaratıcılık olmaz değil, ama zor.
İşin ilginç tarafı her şirket farklı düşünen ve yaratıcı beyinlere ihtiyacı olduğunu söyler. Hatta işe de alırlar nadiren. Ancak karşılıklı “uyum süreci” bir türlü bitmez. Sonrasında ya siz (ortama ayak uydurursunuz), ya da onlar (size başka pozisyonlar önerirler!) pes eder.
Her iki sonuçta da sonuç aynı esasında, değil mi?
Hayata Anlam Vermeye Çalışmak.
Ne ilginçtir, yeni yılın ilk gününde internette birşey ararken yıllar önce okuduğum ve bende iz bırakan ilk kitabın bilgilerine ulaştım wikipedia.org‘da:
‘Yabancı.’
Albert Camus’un 1942′de yayınlanmış belki de en ünlü kitabı, orijinal adı “l’Etranger”.
İşte aynı yerden aldığım Yabancı’nın felsefesi;
ikibinaltı
Geçmişin geride kaldığı,
yarının endişelerini duymayacağımız,
her günü yaşamaya değer keyifli anları ile dolu,
kocaman bir yıl olsun 2006.
Sağlıcakla…
Yaratıcı Curriculum Vitae
Profesyonel iş hayatımın büyük bölümünde yönetici olarak çalışırken, insan yönetiminden de sorumlu oldum doğal olarak. Bu arada bıraktım kurumsal firmalarda bir profesyonel olarak çalışmayı, dolayısıyla ay sonlarında hesaba yatan maaş da olmuyor artık!
Üniversitelerden mezun olanların çok sayıda başvuru yaptığı, büyük ve tanınan firmalardı bunlar hep. Yeni bir çalışma arkadaşına ihtiyacınız olduğunda, gerek kendi İnsan Kaynakları bölümünüzden, gerekse beyin avcılarından yüzlerce (abartısız) özgeçmiş geliyor önünüze (ki bunlar – bir dereceye kadar – aradığınız kriterlere göre filtrelenmiş hali). Siz de 3-5 adayı çağırıyorsunuz görüşmeye, uyarsa da alıyorsunuz bir kişiyi.
Şimdi, sen yıllarca oku, ezberle, sınav streslerine gir, bitir okulu. Ve herşeyi tek bir kağıt parçasına dök, ondan sonra da buna CV (Curriculum Vitae) de, resume de, özgeçmiş de… Gönder gönderebildiğin kadar çok yere ve dua etki ki çağırsın seni birileri görüşmeye.
Yüzlerce kağıt parçasından biri oluveriyor birden tüm özgeçmişiniz. İnsanın kendisine yaptığı ne büyük bir aşağılamadır bu…
Peki nasıl ayırt edileceksiniz, ne olacak da başkasını değil, sizi çağıracaklar görüşmeye.
Çözüm “farklı” olmakta. (Devlet kurumları veya onlardan farkı olmayan şirketler için geçerli değil tabii ki burada yazdıklarım.)
Blog’lama
Ne olduğunda değil, ancak uygulamasında o kadar yeniyim ki, öğrenmek bile keyif veriyor. Aklımdan geçtiği gibi, dönüp bir daha okumadan, kısaca içimden geldiği gibi..
Belki hergün, belki daha seyrek.. Umarım severim, girer hayatıma.
Silmem bu ilk yazıları da.



