Dikkatimi Çekenler

Eğitim “Sistemi” =)

Şimdi biz “sistem” kelimesini alır eğitimin önüne koyarsak, baştan şunu kabul etmiş oluyoruz: Eğitime bir sistem gerekli. Yani bir “format ve kurallar” dizini.

Neyi formata sokar bir sistemle onu takip edersek, kendi koyduğumuz o kuralların esiri olmamız da kaçınılmaz olmuyor mu?

Neyse kalıplarımız, o kalıplardan çıkma “eğitilmiş kişiler!”

Zor iş bu eğitim konuları.

Üniversiteye hazırlık döneminde olup da huzurlu olan tek bir arkadaşım yok. Yarışmanın ötesinde farklı kaygılar… ÖSS sınav baskısı çok ağır. At yarışı örneği verilir ya hep; doğru. Katılan çok, bitiş çizgisini geçen çok az.

Yetersiz oldukları için mi o çizgiyi geçemiyorlar?

Hayır, çoğu start’ta kendilerine iyi bir yer alamadıklarından.

Elenenlerin içinde çok sayıda bu ülkeye, hatta dünyaya iyi bir şeyler bırakabilecek kapasitede kişiler var. Başlama çizgisinde o kadar çok adam var ki, sadece çıkışta kendilerine iyi bir yer alamamışlar, o kadar.

Ne demek peki çıkışta “iyi bir yer” alamamak? Veya alabilenler kim?

» Yazının devamı

Youtube Yasak, Türban Serbest… Sessiz Kalmaya Devam!

Ben devlet büyüğü olarak senin için neyin iyi, neyin kötü olduğuna karar veririm. Senin için kötü olan şeyleri yasaklarım, sen rahat ol!

Daha önce de yaptım, bilirsin.

Geçen sene aynı sebepten dolayı Youtube’a, üç beş site için onbinlerce Türkçe blog sunan wordpress’e ve terbiyesiz şeyler yazan Ekşi Sözlük’e sansür getirdim ki sen kötülüklere maruz kalma.

Tanrım, nasıl bir yönetim anlayışı bu? Her geçen gün uzaklaşacağımıza yaklaşıyoruz İran, Kuzey Kore, Suudi Arabistan veya Çin gibi ülkelere. [Bu ülkelerdeki devlet büyükleri de çok iyi bilirler ya doğruyu, yanlışı!]

Şimdi yine Youtube‘a erişim yasaklandı.

Atatürk’e iğrenç hakaretler içeren video’lar var Youtube’da, doğru. Amaç sadece o video’ları kaldırtmak olmalı. Yapamadınız, gücünüz yetiyorsa siteyi tümden kaldırtın. Bunun için uluslararası yasal merciler var başvurabileceğiniz. Ancak bunlar çok zor işler.

Kolayı var, ben kendi vatandaşlarıma yasaklarım.

» Yazının devamı

Emo.

Önce bu yazıyı hazırlarken (yaşca benden çok daha genç) farklı arkadaşlarımla yaptığım msn konuşmalarından örnekler vermek istiyorum:

T: Emo nedir, biliyor musun?
A: Emo mu, demo olmasın o Tunç abi?

T: Emo nedir, duydun mu hiç?
A: Yok. Nedir?
T: Yazı hazırlıyorum da, fikrini alacaktım.
A: [ekşi sözlüğe bakılır o arada] Duygusal müzik mi abi?
T: Hı hı, eyw kardeşim.

T: Emo nedir, bilir misin?
A: Amca oğlu
T: Nasıl yani?
A: Yöreye göre değişir ama hemşerimin kısaltması.
T: Hmm, tamam saol.

T: Emocu tanıdığın var mı?
A: Yok abi, işim olmaz.
T: Neden?
A: Ezik ergen abi onlar.

» Yazının devamı

Sarışın Hatunlar Aptaldır!

Daha doğduğumuz andan itibaren anne ve babamızın bize öğrettiği doğrular var; sonra yakın çevremiz, arkadaşlar, okul, okuyup gördüklerimiz… İnsan beyni o kadar çok bilgiye maruz kalıyor ki, bunları ancak tasnif ederek, yani bölümleyerek, sınıflandırarak hafızasında tutabiliyor.

Ateş sıcaktır, elini sokarsan yanarsın; kalabalık otobüste otururken başkalarıyla göz göze gelirsen yer vermek zorunda kalırsın! gibi…

Toplum içinde yaşarken edindiğimiz deneyimler bize, ileriki zamanlarda işe yarar bilgiler olarak dönebildiği gibi, tersi de olabiliyor ve işte bunun adı da “önyargı.

Diğer bir söylemle öğrendiklerimizin otomatiğe bağlanması.

Artık düşünmeye ihtiyaç duymayıp, eski bildiklerimizin bizi doğruya götüreceğimizden emin olduğumuz durumlar. Yani önceki yargılarımızla [tekrar araştırma ve kıyas yapma zahmetine girmeden; hazırcılık yaparak] peşin ve haksız hükümlere varmamız…

Mankenler ve sarışınlar aptaldır, sınıfta en önde oturan gözlüklüler de inek!

Bir babayla oğlu arabada giderlerken kaza yaparlar, baba kaza yerinde ölür. Çocuk gözlerini hastanede açtığında, doktor odaya girer ve “merhaba oğlum” der…

Bu nasıl mümkün olabilir?

» Yazının devamı

Msn Yasak. İnternet Yasak. Bak Sevgili Patronum!

Kurumsal şirketlerde çalışan arkadaşlarımın artan sayıda bir yakınması dikkatimi çekiyor bu aralar. Önce msn sonra internet yasaklanmaya [veya kısıtlanmaya] başlıyor iş yerlerinde. Hayretler içerisinde izliyorum ben de gelişmeleri…

Patronların şapkasından bakarsak… “Buraya iş yapmaya geliyorlar, msn’de chat yapmaya değil. İnternet sitelerinde de kendi işimize yaramayacak sitelerde saatler geçiyor. Verim düşüyor.” dediklerini duyuyorum.

Çalışanlar ise; “İş zaten stresli. Bir nefes almak için internette takip ettiğim sitelere bakmak, msn’de bir arkadaşımla iki laf etmek beni rahatlatıyordu. Yasak yasak… Nereye kadar? Üstelik msn iş yaparken de lazım. Birçok kişi ile mail yerine msn’de çabucak işleri halledebiliyorduk.”

Biraz konu hakkında düşünüp araştırma yapınca ve farklı kişilerin fikirlerini alınca – herkes kendi açısından haklı gibi dursa da – taraf olmamak benim elimde değil.

Fakat önce tespitler:

» Yazının devamı

Fikir Atölyesi Kahramanları Hayatta mı? (3)

Merak gidermeye yönelik çıkan yazı dizimizin (1 ve 2‘den sonra) üçüncü ve son bölümü.

Kahramanlardan ulaşabildiklerimden aldığım güncelleme bilgileri ile bugün neredeler, neler yapıyorlar öğrenmiş olduk. Bundan sonra hem onların, hem de yenilerin takipçisi ve gönül destekçisi olmaya devam…

Koca Kafalar ve Grafi2000′in yaratıcılarından Varol Yaşaroğlu ile başlayalım.

O, anladığım kadarıyla, çok yoğun olduğu kadar keyifli zamanlar da geçiriyor. Çünkü Koca Kafalar’ın 1 saatlik versiyonunu Kanal D ‘prime-time’ kuşağına taşıdılar (cumartesi geceleri saat 11.)

Şimdi söz Varol’da:

» Yazının devamı

Fikir Atölyesi Kahramanları Hayatta mı? (2)

Düşünceleriyle, yaptıklarıyla “iyi ki varlar” dediğimiz ve zamanında Fikir Atölyesi’nde konu olan kişilerin son durumlarını (birinci bölümden sonra) öğrenmeye devam ediyoruz.

Büyük bir şirketteki iyi pozisyonunu bırakıp “Hayat bir nehirmiş! Bazen ellerini bırakmak gerekiyormuş” diyerek tek başına 9.5 ay dünyayı dolaşan bir Barış Akkiriş vardı hatırlarsınız.

Döndükten sonra bir müddet zorladı kurumsal iş yaşantısına geri dönmemek için, ancak olmadı. O şimdi başka (ayrıldığı firmanın rakibi!) büyük bir firmada yine iyi bir profesyonel olarak devam ediyor hayatına.

Gerisini Barış’tan dinleyelim:

» Yazının devamı

Fikir Atölyesi Kahramanları Hayatta mı? (1)

Fikir Atölyesi’nde bugüne kadar konu ettiğimiz; başarılarıyla, yaratıcılıklarıyla veya hayata bakış açılarıyla fark yaratan kişileri merak ediyorum zaman zaman.

Şimdi neredeler, neler yapıyorlar, hayatlarında değişen şeyler var mı?

Bu aralar hemen herkesle iletişime geçip güncellemeye çalışıyorum kendimi. Tabii ki amaç (kendi merakımın yanında) sizlerle de paylaşmak.

Bilgiler geldikçe hazırladığım yazı da uzadı… Ben de bunu sizlerle bölümler halinde paylaşmaya karar vardim.

İşte ilk bölüm:

» Yazının devamı

The Secret; İste Yeter ki!

Şu herkesin elinden dilinden düşürmediği meşhur! çekim yasasını anlatan kitap (The Secret) hakkında görüş belirtme niyetim hiç yoktu. Ta ki bunların kendi kendilerine ‘öğretmen’ dedikleri, hem kitap hem dvd filmlerinde bolca referans gösterdikleri David Schirmer adlı (sözde) üstadin ortaya çıkan sahtekarlığını okuyana kadar…

Bu Avusturalyalı ağbi bir yatırım uzmanı ve eğitmeni, bir konuşmacı, bir yazar… Yıllık geliri 1.5 milyon doların üzerinde.

Önce onun The Secret’da yer alan şu muhteşem sözüne bir bakalım:

“Bu ‘sır’rı ilk anladığımda birçok fatura ödüyordum, bir sürüsü de sürekli posta kutuma doluşuyordu. ‘Bunu nasıl değiştirebilirim?’ dedim.

Çekim yasası ‘Neye odaklanırsan onu elde edersin?’ der.

Bankadan hesap belgemi aldım, mevcut bakiyemin olduğu yeri silerek, olmasını istediğim miktarla değiştirdim ve bana sadece çeklerin gönderildiğini hayal ettim. Bir ay içinde işler değişmeye başladı. Ve bu inanılmazdı. Artık sürekli çek alıyorum, fatura da geliyor, ama daha çok çek alıyorum.”

Ne güzel değil mi?

» Yazının devamı

Herkes Hak Ettiği Gibi Yönetilir.

Hiçbir seçim bu denli gri olmamıştı.

Her aldığım “kime oy vereceksin Tunç?” sorusunun bende doğurduğu rahatsızlık soruya soranlara değil, Türkiye’nin sözde siyasi liderlerine, ekiplerine…

Memleket hiç bu kadar lidersiz kalmamıştı. Ben de bu kadar kararsız.

Umut veren plan programı olan, güvenilir, dürüst, geçmişi sağlam ve laik ve demokratik cumhuriyetin samimi savunucusu tek bir lider göremiyorum. Oysa bunlar zaten minimum beklentiler. Ne yazık!

Böyle olunca da oy verme hesapları başka kriterlere göre yapılıyor.

Benim önceliğim de bu durumda meclise en azından üçüncü bir partinin girmesi… Daha çoğulcu bir meclisi daha kuvvetli bir demokrasinin gereği gördüğümden. Barajı aşmaya yakın partilerden biri. [hiçbiri içime sinmese de.]

» Yazının devamı

5 / 9« İlk...34567... Son »