Fikir Atölyesi Kahramanları Hayatta mı? (2)

Düşünceleriyle, yaptıklarıyla “iyi ki varlar” dediğimiz ve zamanında Fikir Atölyesi’nde konu olan kişilerin son durumlarını (birinci bölümden sonra) öğrenmeye devam ediyoruz.

Büyük bir şirketteki iyi pozisyonunu bırakıp “Hayat bir nehirmiş! Bazen ellerini bırakmak gerekiyormuş” diyerek tek başına 9.5 ay dünyayı dolaşan bir Barış Akkiriş vardı hatırlarsınız.

Döndükten sonra bir müddet zorladı kurumsal iş yaşantısına geri dönmemek için, ancak olmadı. O şimdi başka (ayrıldığı firmanın rakibi!) büyük bir firmada yine iyi bir profesyonel olarak devam ediyor hayatına.

Gerisini Barış’tan dinleyelim:

» Yazının devamı

Fikir Atölyesi Kahramanları Hayatta mı? (1)

Fikir Atölyesi’nde bugüne kadar konu ettiğimiz; başarılarıyla, yaratıcılıklarıyla veya hayata bakış açılarıyla fark yaratan kişileri merak ediyorum zaman zaman.

Şimdi neredeler, neler yapıyorlar, hayatlarında değişen şeyler var mı?

Bu aralar hemen herkesle iletişime geçip güncellemeye çalışıyorum kendimi. Tabii ki amaç (kendi merakımın yanında) sizlerle de paylaşmak.

Bilgiler geldikçe hazırladığım yazı da uzadı… Ben de bunu sizlerle bölümler halinde paylaşmaya karar vardim.

İşte ilk bölüm:

» Yazının devamı

The Secret; İste Yeter ki!

Şu herkesin elinden dilinden düşürmediği meşhur! çekim yasasını anlatan kitap (The Secret) hakkında görüş belirtme niyetim hiç yoktu. Ta ki bunların kendi kendilerine ‘öğretmen’ dedikleri, hem kitap hem dvd filmlerinde bolca referans gösterdikleri David Schirmer adlı (sözde) üstadin ortaya çıkan sahtekarlığını okuyana kadar…

Bu Avusturalyalı ağbi bir yatırım uzmanı ve eğitmeni, bir konuşmacı, bir yazar… Yıllık geliri 1.5 milyon doların üzerinde.

Önce onun The Secret’da yer alan şu muhteşem sözüne bir bakalım:

“Bu ’sır’rı ilk anladığımda birçok fatura ödüyordum, bir sürüsü de sürekli posta kutuma doluşuyordu. ‘Bunu nasıl değiştirebilirim?’ dedim.

Çekim yasası ‘Neye odaklanırsan onu elde edersin?’ der.

Bankadan hesap belgemi aldım, mevcut bakiyemin olduğu yeri silerek, olmasını istediğim miktarla değiştirdim ve bana sadece çeklerin gönderildiğini hayal ettim. Bir ay içinde işler değişmeye başladı. Ve bu inanılmazdı. Artık sürekli çek alıyorum, fatura da geliyor, ama daha çok çek alıyorum.”

Ne güzel değil mi?

» Yazının devamı

Herkes Hak Ettiği Gibi Yönetilir.

Hiçbir seçim bu denli gri olmamıştı.

Her aldığım “kime oy vereceksin Tunç?” sorusunun bende doğurduğu rahatsızlık soruya soranlara değil, Türkiye’nin sözde siyasi liderlerine, ekiplerine…

Memleket hiç bu kadar lidersiz kalmamıştı. Ben de bu kadar kararsız.

Umut veren plan programı olan, güvenilir, dürüst, geçmişi sağlam ve laik ve demokratik cumhuriyetin samimi savunucusu tek bir lider göremiyorum. Oysa bunlar zaten minimum beklentiler. Ne yazık!

Böyle olunca da oy verme hesapları başka kriterlere göre yapılıyor.

Benim önceliğim de bu durumda meclise en azından üçüncü bir partinin girmesi… Daha çoğulcu bir meclisi daha kuvvetli bir demokrasinin gereği gördüğümden. Barajı aşmaya yakın partilerden biri. [hiçbiri içime sinmese de.]

» Yazının devamı

Yumrukları Hep İçeride Kalacak

Tutkudan çok hırsla, üretmekten çok güç gösterisiyle, ‘biz’den çok ‘ben’le koltuklarına sımsıkı sarılmış açgözlü insanlar var bolca etrafımızda. İş hayatlarında sinsice, siyaset meydanlarında alenen…

Joseph Goldstein’ın bir anektodunu hatırlatıyor bu bana.

Asya’da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzaktan bahsediyor. Bir hindistancevizi oyulduktan sonra iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanıyormuş. Sonra hindistancevizinin altına ince bir yarık açılıyor ve oradan içine tatlı bir yiyecek konuyor. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı kadar büyüklükte, yarık içinde yumruk yaptığında ise elini dışarı çıkaramıyor.

Maymun, tatlının kokusunu aldıktan sonra yiyeceği yakalamak için elini içeri sokuyor, yiyeceği kavrıyor ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkaramıyor. Yani yumruk yarıktan çıkamıyor.

Avcılar geldiğinde maymun çılgına dönmesine rağmen yumruğunu açıp kaçmıyor.

» Yazının devamı

Kalçayı Çalıştıranların Çalıştıramadığı…

Hayretler içerisindeyim. Bugün reklam yapım işinde çalışan bir arkadaşımla konuşuyorum, bana geçen gün başından geçen bir hikayeyi anlatıyor.

Çektikleri bir reklam filmine figüran oyunculuk için başvuran kızlardan biriyle havadan sudan konuşurlarken birden kulağına yaklaşıp “ay ne şeker çocuksun sen, benim seks partner’im olur musun?” demiş!

“Peki sen ne dedin” diye sorduğumda; “Tanışalı daha 5 dakika olmamıştı Tunç, şaşkınlıktan güldüm sadece” dedi. Sonra kız elinden cep telefonunu alıp kendi numarasını aramış. Yani daha sonrasını garanti altına almış kolay yoldan. Bugün de ilk buluşma için göndermiş sms’ini. [Bizimki henüz cevap vermedi ancak sms de her an cevaplanmak üzere silinmemiş duruyor!]

Bu kadar mı ucuzladı bu işler? Havlayan köpeğe et parçasını atarsan kesermiş sesini derler ya… “Nasıl pişsin” diye sormanın bile artık zaman kaybı görüldüğü bir dönemde mi yaşıyoruz?

Benzer sms’leri her gece kaç kişiye atıyordur ve kaçından olumlu cevap alıyordur diye kendi aramızda bir istatistik yaptık. Vardığımız sonuç; boş geçmiyordur! Kullan, at, yenisini al…

Amacım reklam sektörünü karalamak değil elbette…
» Yazının devamı

Batının Çağdaş Uygarlık Düzeyini Geçtik mi Yoksa?

Sizin de dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum ancak özellikle son yıllarda muhteşem bir yabancı dil kullanma hevesimiz oluştu. Hayatın hemen her yerinde. Marka isimlerinden, lokantalara, evlerden radyolara… Çok havalıyız!

Evlerimiz; Mashattan, Almondhill Villaları, Aqua Manors Villaları, Aqua City, Art Canadian Villaları, Alice Village, Burju El Turco Apartmanları, Central Life Villaları, Flora Residence, Maro Negro, Milenium Park Villaları, My World, Nautilus Residence, Pelican Hill, Yeshill, Kemer Country, Villa Grand Villaları…

Alışveriş merkezlerimiz; Carousel, Galleria, Capitol, Atrium, Galaxy… Lokantalarımız; Paper Moon, House Cafe, Mangerie, Midpoint, Brasserie, Artz… Radyolarımız; Joy FM, Best FM, Powerturk, Radyo Mega, Number One FM…

Türkçeden bozma markalarımız da var; CoonDra (Kundura), Mardini (Mardin), Velini (Veli), Efendy (Efendi), Eskidji (Eskici), Laila (Leyla), Ramsey (Remzi) gibi.

Kasap bile kendine Rainbow Kasabı demiş. Dürümcü Dürüm Land, simitçi Simit Center olmuş!

Saymakla, yazmakla bitecek gibi değil.

» Yazının devamı

Bir Kişiyi Daha Uyarabilmek İçin Bin Mil Daha

Fikir Atölyesi üzerinden o kadar harika mail’ler alıyorum ki! Samimi, fikirlerini paylaşan, sohbet etmek isteyen, eleştirilerini söyleyen. Hepsi çok değerli. Bazen geciksem de herkese cevap veriyorum.

Geçenlerde aldığım Emrah Aydoğdu imzalı mail’de aynen şunlar yazıyordu:

“Binlerce kez almış olduğum ‘bu maili forward edersen en büyük hayalin olacak’ iletisini yine binlerce kez sildim. Bu sabah gazeteleri okurken bir tane daha geldi ve neden bilmiyorum ama açık olan gazeteden aldığım 10 mail adresine forward ettim iletiyi. Hayatımda ilk kez.

Sonra surfe devam ederken limk.com’da ‘Peki Google bizi görecek mi?’ yazınıza giden bir link gördüm. Yazınızı okudum. Üzerinde çalıştığım en büyük hayalim olan proje için oldukça motive edici bir yazıydı. Forward işe mi yarıyordu ne?

Ardından işinizi de okudum, konunuzla ilgisi var mı bilmiyorum ama bir hafta içinde projem için harekete geçeceğim. Ciddi riskleri de olan bir proje olduğu için, belki konuşur, fikrinizi alır, sizin de projeye belki katılımınız olur diye, forwardla başlayan bu kademelerin üçüncüsünü oluşturmak amacıyla bu maili atıyorum….

Büyük hayallerle oluşturulan bir proje dinlemek isterseniz, lütfen iletişime geçin. Sevgiler.”

emrahSonra karşılıklı bir-iki mail’den sonra dün bir araya geldik, yüz yüze görüştük Emrah’la. Evet, gerçekten büyük hayallerden doğan projesini dinleyince heyecanlanmamak elde değil. Ben de elimden geldiğince kendi görüşlerimi paylaştım. Emrah zaten işin büyük çoğunluğunu bitirmişti, ufak tefek rötuşlardı yalnızca konuştuklarımız.

» Yazının devamı

YouTube ve Atatürk

Ne kadar çok seviyoruz yasaklamayı… Çünkü en kolayı. Parmak kanıyorsa keselim kolu. Çok tepki alırsak dikeriz yerine, sonra da pansuman yaparız o kanayan parmağa.

Tabii hep geç kalınmış, komik durumlara düştüğümüz durumlar oluyor bunlar. Hem kendimize, hem dünyaya…

Konu esasında Atatürk olunca benim de hemen hassaslaştığım, hatta zaman zaman tarafsız düşünemediğim oluyor. Onu anlamadan, sayesinde bugün nefes aldığımızı hatırlamadan, yetiştirdiğimiz gerçek anlamdaki tek dünya liderimiz olduğunu unutanları içim cız ederek okuyorum, dinliyorum ara ara. Nasıl bir zihin haritalarına sahip olduklarını anlamaya çalışmak benimkisi.

İşte yine böyle biri çıkıp Atatürk hakkında ileri geri konuştuğu bir video yayınlıyor YouTube’da ve bizim mahkemelerimiz kesiyor tümden erişimi. Milyonların hergün keyifle girdiği, bir şeyler öğrendiği, paylaştığı YouTube bir video yüzünden yasaklanıyor hepimize. Sonra da kalkıyor yasak bugün!

Konu Atatürk bile olsa, bu yasakçı zihniyet benim ömrümden çalıyor. “Her millet hak ettiği gibi yönetilir” sözü çınlasa da kulaklarımda, dünyada alay konusu olmak yerine, övgü alacağımız zor ancak yaratıcı çözümleri düşünen ve uygulayan yönetim kadrolarına sahip olmayı arzu etmiyor muyuz hepimiz?

Her zaman aynı düşünmesem de fikirlerine değer verdiğim bazı arkadaşlarıma sordum az önce, internette o an yakalayabildiklerimdi.

“Mustafa Kemal Atatürk’ü aşağılayan video’ların yayınlandığı YouYube’ın mahkeme kararı ile kapatılması hakkında ne diyorsun?”

» Yazının devamı

Görüntülü CV. Özgür Ruhun İçin Mi?

Duymuşsunuzdur, Kariyer.Net görüntülü CV olayını başlatmış… Hem de dünyada ilk uygulayan firmalardan biriylermiş. Biz de tebrik ediyoruz kendilerini.

Özgeçmiş yazmanın, yani CV oluşturmanın en büyük amacı başvurduğumuz şirketten görüşme için davet alabilmektir demiştik.

Bildiğiniz gibi, özellikle giriş pozisyonları için başvuru çok, görüşme için çağrılacak kişi sayısı ise limitli oluyor hep. Yani arz ve talepte bir dengesizlik var.

Bu dengesizlik de eli güçlü olanın işine yarıyor, tıpkı burada olduğu gibi.

» Yazının devamı

3 / 7«12345»... Son »