Size Bir Sözüm Vardı!

Blog ödülleri sonrası, 11 Mayıs tarihli “Bir Kez Daha Hissettirdiniz Varlığınız?… Ne Mutlu!” yazısında verdiğim bir rakı-balık sözüydü bu.

Şöyle demiştik:

“Maalesef ödüller biraz zayıf. Ana sponsor Microsoft’un bu konudaki tutumu kendi marka büyüklüklerine pek yakışmadı.

O zaman ben de bu ödüllerle yetinmeyip bu dört okurumu rakı-balığa davet ediyorum =)

Gerçekten!

Bütçem müsait olsa da, oyunumuza katılan herkesi davet edebilsem. Ama şöyle bir şey yaparız; Önceden yer ve saati belirler ve duyururuz. Dileyen de katılır sohbetimize, sonrasında ortak hesap öderiz. Olmadı gireriz mutfağa bulaşıkları yıkamaya!”

Bunu sadece kendi oyunumuzu kazanan dört okurumuzla (İlker İlgen, Emrah Doğan, Sırrı Özden ve Çağrı Özdemir) veya oyuna katılanlarla limitli tutmuyoruz tabii ki.

Açılış konuşması yok, sunum yok, panel yok! Amaç birlikte olmak, tanışmak, sohbet etmek, yemek, içmek, eğlenmek…

» Yazının devamı

La Rambla, İstiklal Caddesi ve Siya Siyabend.

la rambla manTheo‘dan sonra “La Rambla” Barselona’da beni en çok etkileyen ikinci şey oldu. Caddenin kendisi değil de, yaşattıklarıydı daha çok akılda kalan.

Plaça de Catalunya’dan başlayıp, Barselona limanına açılan meydandaki Christoffel Columbus anıtında son bulan bu geniş ve uzun caddenin cafe’leri, restoranları, dükkanları vs değildi ilgimi çeken.

Veya çoğu Avrupa şehrinin ünlü caddelerinde gördüğümüz, onca kalabalığın aynı anda yürümesine rağmen sizle göz göze gelmeden, size omuz atmadan, rahatsız etmeden; herkesin kendi halinde olması da değildi bana ilginç gelen.

Caddeyi baştan sona bir festivale çevirenlerdi beni şaşırtan. Sokak çalgıcıları, sanatçıları, göstericileri; adına ne derseniz…

» Yazının devamı

Bir Kez Daha Hissettirdiniz Varlığınızı… Ne Mutlu!

23 Nisan’daki yazımızda bahsettiğimiz 2008 Blog Ödülleri yarışmasının sonuçları 10 Mayıs’da gerçekleşen Blog Konferansı sonrasında açıklandı.

Fikir Atölyesi ‘Reklam ve Pazarlama’ kategorisinde birinci seçilmiş.

Buna değer bulunmak bana çok hoş duygular yaşatsa da, bu yarışmanın bence gerçek kazananları katılan, oy veren, blog yazan ve onları takip eden herkes. Yani “sizsiniz” kazanan. Teşekkür ederim hepinize, teker teker.

On farklı kategoride dereceye giren blogları ve katılan tüm blogları bir fırsat bulup inceleyin derim.

Birçok blog yazarı ile yüzyüze tanışma ve sohbet şansı da yakaladım dün. Sanki herbiri ile yıllardır arkadaşız da, araya zaman girmiş gibiydi. Ne kadar samimi ve içtendi herkes. Hepsi sanal dünyada yazsalar da, o kadar gerçekler ki.. Bir o kadar da insan.

» Yazının devamı

Bu Sefer AHHH! Size Ödül Verecek.

Türkiye’mizde artan blog sayısı ile beraber ilk kez büyük çaplı bir yarışma düzenleniyor. Bundan sonra her yıl tekrarlanacağı söylenen ve Microsoft’un ana sponsorluğudaki bu yarışmanın adı:

Blog Ödülleri 2008.

Amaçlarını ise kendi ağızlarından şöyle ifade etmişler:

“Türk Blog Dünyası”nın gelişimine katkıda bulunmak amacıyla organize edilen “Blog Ödülleri”, sürekli ve özgün blog içeriğini artırmayı ve böylece Türkiye’de internet sektörünün de ilerlemesine yardımcı olmayı hedefliyor.”

Fikir Atölyesi de Reklam ve Pazarlama kategorisi altında aday gösterildi. [Diğer sitelere de bir göz atın. Bu yarışma sayesinde ben de yeni birçok blog tanıma fırsatı buldum.]

Şimdi dilerseniz bu yarışmayı biraz eğlenceli hale getirelim!

» Yazının devamı

Eğitim “Sistemi” =)

Şimdi biz “sistem” kelimesini alır eğitimin önüne koyarsak, baştan şunu kabul etmiş oluyoruz: Eğitime bir sistem gerekli. Yani bir “format ve kurallar” dizini.

Neyi formata sokar bir sistemle onu takip edersek, kendi koyduğumuz o kuralların esiri olmamız da kaçınılmaz olmuyor mu?

Neyse kalıplarımız, o kalıplardan çıkma “eğitilmiş kişiler!”

Zor iş bu eğitim konuları.

Üniversiteye hazırlık döneminde olup da huzurlu olan tek bir arkadaşım yok. Yarışmanın ötesinde farklı kaygılar… ÖSS sınav baskısı çok ağır. At yarışı örneği verilir ya hep; doğru. Katılan çok, bitiş çizgisini geçen çok az.

Yetersiz oldukları için mi o çizgiyi geçemiyorlar?

Hayır, çoğu start’ta kendilerine iyi bir yer alamadıklarından.

Elenenlerin içinde çok sayıda bu ülkeye, hatta dünyaya iyi bir şeyler bırakabilecek kapasitede kişiler var. Başlama çizgisinde o kadar çok adam var ki, sadece çıkışta kendilerine iyi bir yer alamamışlar, o kadar.

Ne demek peki çıkışta “iyi bir yer” alamamak? Veya alabilenler kim?

» Yazının devamı

Youtube Yasak, Türban Serbest… Sessiz Kalmaya Devam!

Ben devlet büyüğü olarak senin için neyin iyi, neyin kötü olduğuna karar veririm. Senin için kötü olan şeyleri yasaklarım, sen rahat ol!

Daha önce de yaptım, bilirsin.

Geçen sene aynı sebepten dolayı Youtube’a, üç beş site için onbinlerce Türkçe blog sunan wordpress’e ve terbiyesiz şeyler yazan Ekşi Sözlük’e sansür getirdim ki sen kötülüklere maruz kalma.

Tanrım, nasıl bir yönetim anlayışı bu? Her geçen gün uzaklaşacağımıza yaklaşıyoruz İran, Kuzey Kore, Suudi Arabistan veya Çin gibi ülkelere. [Bu ülkelerdeki devlet büyükleri de çok iyi bilirler ya doğruyu, yanlışı!]

Şimdi yine Youtube‘a erişim yasaklandı.

Atatürk’e iğrenç hakaretler içeren video’lar var Youtube’da, doğru. Amaç sadece o video’ları kaldırtmak olmalı. Yapamadınız, gücünüz yetiyorsa siteyi tümden kaldırtın. Bunun için uluslararası yasal merciler var başvurabileceğiniz. Ancak bunlar çok zor işler.

Kolayı var, ben kendi vatandaşlarıma yasaklarım.

» Yazının devamı

Emo…

Önce bu yazıyı hazırlarken (yaşca benden çok daha genç) farklı arkadaşlarımla yaptığım msn konuşmalarından örnekler vermek istiyorum:

T: Emo nedir, biliyor musun?
A: Emo mu, demo olmasın o Tunç abi?

T: Emo nedir, duydun mu hiç?
A: Yok. Nedir?
T: Yazı hazırlıyorum da, fikrini alacaktım.
A: [ekşi sözlüğe bakılır o arada] Duygusal müzik mi abi?
T: Hı hı, eyw kardeşim.

T: Emo nedir, bilir misin?
A: Amca oğlu
T: Nasıl yani?
A: Yöreye göre değişir ama hemşerimin kısaltması.
T: Hmm, tamam saol.

T: Emocu tanıdığın var mı?
A: Yok abi, işim olmaz.
T: Neden?
A: Ezik ergen abi onlar.

» Yazının devamı

Sarışın Hatunlar Aptaldır!

Daha doğduğumuz andan itibaren anne ve babamızın bize öğrettiği doğrular var; sonra yakın çevremiz, arkadaşlar, okul, okuyup gördüklerimiz… İnsan beyni o kadar çok bilgiye maruz kalıyor ki, bunları ancak tasnif ederek, yani bölümleyerek, sınıflandırarak hafızasında tutabiliyor.

Ateş sıcaktır, elini sokarsan yanarsın; kalabalık otobüste otururken başkalarıyla göz göze gelirsen yer vermek zorunda kalırsın! gibi…

Toplum içinde yaşarken edindiğimiz deneyimler bize, ileriki zamanlarda işe yarar bilgiler olarak dönebildiği gibi, tersi de olabiliyor ve işte bunun adı da “önyargı.

Diğer bir söylemle öğrendiklerimizin otomatiğe bağlanması.

Artık düşünmeye ihtiyaç duymayıp, eski bildiklerimizin bizi doğruya götüreceğimizden emin olduğumuz durumlar. Yani önceki yargılarımızla [tekrar araştırma ve kıyas yapma zahmetine girmeden; hazırcılık yaparak] peşin ve haksız hükümlere varmamız…

Mankenler ve sarışınlar aptaldır, sınıfta en önde oturan gözlüklüler de inek!

Bir babayla oğlu arabada giderlerken kaza yaparlar, baba kaza yerinde ölür. Çocuk gözlerini hastanede açtığında, doktor odaya girer ve “merhaba oğlum” der…

Bu nasıl mümkün olabilir?

» Yazının devamı

Msn Yasak. İnternet Yasak. Bak Sevgili Patronum!

Kurumsal şirketlerde çalışan arkadaşlarımın artan sayıda bir yakınması dikkatimi çekiyor bu aralar. Önce msn sonra internet yasaklanmaya [veya kısıtlanmaya] başlıyor iş yerlerinde. Hayretler içerisinde izliyorum ben de gelişmeleri…

Patronların şapkasından bakarsak… “Buraya iş yapmaya geliyorlar, msn’de chat yapmaya değil. İnternet sitelerinde de kendi işimize yaramayacak sitelerde saatler geçiyor. Verim düşüyor.” dediklerini duyuyorum.

Çalışanlar ise; “İş zaten stresli. Bir nefes almak için internette takip ettiğim sitelere bakmak, msn’de bir arkadaşımla iki laf etmek beni rahatlatıyordu. Yasak yasak… Nereye kadar? Üstelik msn iş yaparken de lazım. Birçok kişi ile mail yerine msn’de çabucak işleri halledebiliyorduk.”

Biraz konu hakkında düşünüp araştırma yapınca ve farklı kişilerin fikirlerini alınca - herkes kendi açısından haklı gibi dursa da - taraf olmamak benim elimde değil.

Fakat önce tespitler:

» Yazının devamı

Fikir Atölyesi Kahramanları Hayatta mı? (3)

Merak gidermeye yönelik çıkan yazı dizimizin (1 ve 2‘den sonra) üçüncü ve son bölümü.

Kahramanlardan ulaşabildiklerimden aldığım güncelleme bilgileri ile bugün neredeler, neler yapıyorlar öğrenmiş olduk. Bundan sonra hem onların, hem de yenilerin takipçisi ve gönül destekçisi olmaya devam…

Koca Kafalar ve Grafi2000′in yaratıcılarından Varol Yaşaroğlu ile başlayalım.

O, anladığım kadarıyla, çok yoğun olduğu kadar keyifli zamanlar da geçiriyor. Çünkü Koca Kafalar’ın 1 saatlik versiyonunu Kanal D ‘prime-time’ kuşağına taşıdılar (cumartesi geceleri saat 11.)

Şimdi söz Varol’da:

» Yazının devamı

2 / 7«12345»... Son »