En İyi Türkçe Şarkılar

İnsanın ana dilinde dinlediği şarkıların tadı başka. Hele hiç eskimeyen şarkılar var ki, işte onların tınısıyla veya sözleriyle bir yerlere gitmemek, mutlu olmamak veya hüzünlenmemek elde değil!

Esasında içimden başlığa “Tüm zamanların en iyi Türkçe şarkıları” demek geçti ancak bunu yapabilmek için çok yetersiz olduğumun farkındayım. Ben de geçen yıllar içinde etkisini hiç kaybetmeyen, hatta her dinlediğimde farklı hissettiğim Türkçe şarkıları sizle paylaşmak istedim.

Tüm Zamanların En İyi Şarkıları” sayfamızda bu şarkıların dinlenebilir bir formatı var [Playlist 6: ‘Türkçe Şarkılar’ – Benden Size!]

Bu arada listede Sezen Aksu göremeyeceksiniz, çünkü Sezen’lerin tamamı Playlist 5′te :)

Playlist 7 ise tamamen sizden gelecek önerilerle oluşacak. Yıllar geçse de hiç eskimeyecek, yeri sizde hiç değişmeyen ve binlerce kez dinleseniz de doyamadığınız Türkçe şarkıları, dilerseniz yorum olarak buraya ekleyebilirsiniz. Ben de daha sonra onların dinlenebilir playlist’ini oluşturacağım.

Şimdi benimkiler. [Sanatçı adına göre alfabetik sırayla. Bu aynı zamanda playlist sırası.] » Yazının devamı

Tüm Zamanların En İyi Şarkıları

Siz de sabah gözünüzü açar açmaz eli ‘başlat’ tuşuna gidenlerden misiniz? İlla ki çalacak bir şeyler!

Ruh halimizi bu denli içtenlikle teslim ettiğimiz başka bir şey yok sanırım. Yanımızdaki sevgili bile bir başka gözüküyor o parça çaldığında. Veya yalnız kaldığımızda… Ne müthiş bir gücü var o tınıların.

Hepimizin hayatında onlarcası var, duyduğumuz anda bizi başka yerlere götüren. Dans ettiren, mutlu eden, hüzünlendiren, geçmişe götüren… Yıllar geçse de bizdeki yeri hiç değişmeyen, binlerce kez dinlesek de doyamadığımız şarkılar.

Daha önce ‘Tüm Zamanların En İyi Filmleri‘ni birlikte seçmiş ve sonrasında da bunların içinden bir “En İyi 250 Film Listesi” ortaya çıkarmıştık.

Gelin şimdi de tüm zamanların en iyi şarkılarını seçelim. Kime göre; tabi ki bize göre!

Tıpkı filmleri seçerken olduğu gibi, burada da sizden gelecek öneriler değerli. Türkçe veya yabancı şarkılar olabilir. Hem bu sayede Fikir Atölyesi okurlarının müzik tercihlerini de çıkartmış olur, hatta belki de bazı şarkıları ilk kez birlikte dinlemiş oluruz.

Daha sonra da Fikir Atölyesi’nde yeni bir sayfa açıp, burada sizden gelen önerilerle bir ‘playlist’ oluşturmaya çalışırım.

[Güncelleme: Bahsettiğim sayfa oluşmaya başladı, şarkıları oradan dinlemek mümkün >> "Tüm Zamanların En İyi Şarkıları]

İşte – alfabetik sırayla – benimkiler. » Yazının devamı

Bir el atsanız!

Sunum ne kadar hoş olsa da, çok lezzetli bir şey yerken;
konser performansı ne kadar etkileyici olsa da, o müthiş şarkıyı dinlediğimizde…

Veya;

öperken,
koklarken,
hatta sevişmenin en güzel anında…

Neden kapanır ki gözlerimiz?

——

Sonradan ekonomik refaha kavuşan,
torunlarına bile yetecek kadar parası olan zenginler

Nasıl bir düşünceyle ‘sonradan’ cimrileşiyorsunuz?
Eskiden çok daha cömert değil miydiniz?

——

Şerefe derken, karşındakinin ‘gözüne içine bakarak’ yudumlamak içkini…

Sahi, neden bu kadar zor?

» Yazının devamı

Duyuyorsunuz, değil mi?

Hep bir şeyler anlatıyor bana.
Her defasında farklı.
Hep bir öncekinden daha derin.
Her defasında yeniden.

İfade tek, dediği çok.
Gözümü alamıyorum!

Size de şu an dedikleri var.
Duyuyorsunuz, değil mi?

Afgan Kızı

1985 Haziran’ında National Geographic Dergisi’ne kapak olan, Afgan Kızı Şarbat Gula.
Steve McCurry‘nin deklanşöründen.17 sene sonra tekrar bulunmasının hikayesi ise:
Afghan Girl Revealed.

Aşk bu olsa gerek!

Çırılçıplak ruhlarına teslim olanlara
Okşayan eli değil, tekmeleyen ayağı itenlere
Delilah onlara.

Hey there Delilah
What’s it like in New York City?
I’m a thousand miles away
But girl, tonight you look so pretty
Yes you do
Times Square can’t shine as bright as you
I swear it’s true
» Yazının devamı

Yaşamak dünyada var olan en istisnai şey. İnsanların çoğu ise -artık- sadece çevrimiçi, hepsi bu!

Bu aralar pek bir sosyaliz. Facebook, Twitter, Friendfeed, Msn derken, bir bakıyoruz saatler geçmiş ekran karşısında. Geçen vakit eğlenceli olunca, pek farkına da varmıyor insan.

Değer mi; bağımlı mı olduk; sokaktan kopuyor muyuz soruları (biraz da geçenlerde bir seminerde yaptığım gevezelikten dolayı) beynimde fazlaca dolanınca, sizin de görüşlerinizi merak ettim. Bu yazı ondan.

“Sosyal ağ” lafı artık neredeyse Facebook ile aynı anlama geliyor! Hatta öyle ki, Facebook’un kuruluş hikayesinin filmi bile çekiliyor şu sıralarda. David Fincher’in yönetmenliğini yaptığı “The Social Network” filmi 15 Ekim 2010 tarihinde vizyonda olacakmış.

Neyse, biz önce Facebook’la ilgili birkaç bilgi paylaşalım:
» Yazının devamı

En İyi 250 Film!

Tüm Zamanların En İyi Filmleri” yazımızla, son 2.5 aydır, bizi en çok etkileyen filmlerden oluşan bir liste oluşturuyoruz. Sizden gelen 246 yorumda, yaklaşık 800 farklı film önerisi çıktı.

Aşağıdaki resimde bu filmlerin tamamı var. En çok tekrar edenlerin puntosu daha büyük.

en_iyi_250_film

Biraz daha okunaklı olabilmesi adına ise ilk 250 filmi ayrıca bir liste olarak göreceksiniz.

Şimdi bir sinema salonu bizi toparlasa ve hep beraber en tepedeki Fight Club‘ı tekrar izlememizi sağlasa :) Maksat birlikte olmak, arada da film izlemek! Çıkar mı böyle yüreği büyük bir sinema işletmecisi?

Unutmadan, ben de bu sayede gaza gelip müthiş filmler seyretmeye devam ediyorum. Sanırım karar verdim: yönetmen olmak istiyorum ben :) Evet evet, yönetmen!

Çaycılıktan söktöre başlamak için eğer geç kaldıysam… O zaman tepeden inmenin bir yolunu bulmalı :)

İşte Fikir Atölyesi okurlarına göre tüm zamanların en iyi 250 filmi: » Yazının devamı

Kartalın Yeniden Doğuşu… Yok Öyle Bir Şey!

Değişim, yenilenme, acı yoksa kazanç da yok, fedakarlık, yeniden doğuş, sıfırlamak, vazgeçmek, sil baştan, reset atmak… İşte bu konular gündeme geldiğinde, sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada dolaşan bir efsane var. Kartalların hayat sürelerini uzatmak için girdikleri acı dolu dönemi anlatan, ilham veren bir hikaye.

Derler ki:

“Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşlarındayken çok ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır.

Kartalın yaşı 40′a dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır. Tüyleri kartlaşır, kalınlaşır ve kanatlarına takılmaya başlar.

Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır.

Dolayısıyla kartalın burada iki seçimden birisini yapması gerekir. Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir. Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir.

Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde yuvasında kalır. » Yazının devamı

Dünyanın En Tehlikeli Eğlencesi!

Geçenlerde bir gazetede vardı. İnternette bir arkadaşlık sitesine üye bir ağbi “ilgi açlığı çeken” dokuz tane orta yaşlı hatuna “istedikleri ilgiyi” verirken, çaktırmadan para ve kredi kartlarını alıyormuş. Sonra onların paralarıyla da onlara hediyeler alıyor, gönüllerini hoş tutuyormuş! Yakalandığında ise dediği: “beş aya kalmaz çıkarım.”

Aynı gazetedeki diğer bir manşet haber ise bir medyumdu: “Galatasaray bana 10 milyon TL versin, Kadıköy’deki büyüyü çözeyim!”

Kaynak: bobiler.org

Örnek çok, bir o kadar da eğlenceli: » Yazının devamı

Köpek Kadar Olamamak!

Gerçek bir hikayeden esinlenilen, belgesel havasında bir film izledim geçenlerde. Türkçeye ‘Kutup Macerası’ olarak çevrilen; “Eight Below.

Bırakın yakınlarımızı, en can arkadaşlarımızdan, hatta bazen ailemizden göremediğimiz bir bağlılık, sevgi, dostluk ve tutkuyu yaşatıyor film. Hem de köpeklerden…

Sonradan anlıyorsunuz ki burun direğinin sızlama nedeni esasında filmdeki kareler değil; kendi yaptıklarımız. Veya yapmadıklarımız…

İlginçtir, ‘Eight Below’ bana üç sene önceki “Geride Nasıl Bir Miras Bırakmak İstersin?” yazısındaki hikayeyi hatırlattı:
» Yazının devamı

1 / 912345... Son »