Yüz Yıl Sonra Dünyada Bambaşka İnsanlar Olacak.

Esasında hayat o kadar basit ki. Zorlaştıran, sorunları zaman zaman içinden çıkılmaz haline getiren hep bizleriz. Kendi beynimiz.

Biz istemezsek kimse bizi üzemez. İzin veren bizleriz. Sonra üzülen, pişman olan da.

Tılsımlı kelime sanırım “huzur.” Kendimizle, yaşadığımız gerçeklerle barışık olma halinin adı bu.

Hepimiz bir şekilde onun peşindeyiz. Huzurluyken mutluyuz çünkü. Nefes aldığımızı hissettiğimiz anlar onlar. “İyi ki varım” dediğimiz…

Ne zaman biteceği belirsiz bu hayat denen deneyim oyununda huzur herşeyin başı ise bizim atabileceğimiz basit adımlar var mı? Beynimizi yönetme adına…

Sıraladım bir şeyler. Çoğunu Denizce‘den derledim; kendi eklemelerim, yorumlarımla birlikte.

Kitap okur gibi değil de her biri üzerinde kendi hayatımızı düşünerek okursak daha bir anlamlı oluyor. Sindirmek adına…

Bazı gerçekleri kabul edelim: Ben kusursuz değilim. Ayrıca hayat da adil değil.

Ruh durumu diye bir şey var. Moralimin bozuk olduğu zamanlar beni yanıltmasın. Olumlu ve olumsuz tüm düşüncelerde ‘kartopunun çığ gibi büyüme etkisi’ var. Olumsuz düşüncelerin zihin payını azaltmak bizim elimizde.

Bugünü son günümüzmüş gibi yaşarsak ufak şeyler dert olmaz. Bir yıl sonra bunlar bize zaten önemsiz gelecek.

İçinde bulunduğunuz anı yaşamayı öğrenebiliriz. Gözler resim çeksin. Duyduklarımız müziğe, kokular parfüme, yemekler şölene dönsün. Biz istersek her dokunuş başka bir anlam ifade edemez mi?

‘Daha fazlası’ hep daha iyi mi? Sahip olmak istediğimiz şeyleri değil, elimizde olanları düşünürsek hayat daha basitleşiyor. Yaşamda en güzel şeyler zaten bedava. Olağan şeylerde olağanüstülük var, yeter ki bunları görebilmeyi öğretelim gözlerimize.

Strese dayanma gücümüz artsın. Biraz sabır. Bu da geçer. Gevşe biraz! ['Demek kolay' dediğinizi duyar gibiyim! Evet doğru, ancak önce 'diyerek' başlayacağız.]

En inatla savunduğunuz beş iddianızı sıralayın ve bu konularda yumuşamaya çalışın. Planlar esneyebilir.

Gördüğümüz her şeyde tanrının parmak izi var. Kendimizi iyi hissettiğiniz zaman şükretmek, kötü hissettiğiniz zaman ılımlı olmak…

Her gün kendimize ve iç dünyamıza biraz zaman ayırmalı.

Kendi görüşlerimizden tamamen farklı makale ve kitaplar okumak, filmler seyretmek. Yeni şeyler öğrenmek hayatın besini.

Önce karşımızdaki kişiyi anlamayı hedeflemek. Yani iyi bir antropolog olmayı istemek gerek; ön yargılardan uzak, başka insanların yaşam ve davranış tercihlerini incelemekten keyif alan bir tutum. Herkes farklı, buna saygı göstermeli. Bir davranışın ardındakini görmeye çalışırsak doğal olarak o kişiyi daha iyi anlarız. Kişilerin fikirlerinde biraz bile olsa doğruluk payı arayabilirsek de hoşgörü limitimiz artacak.

Daha iyi bir dinleyici olabiliriz. Kimsenin sözünü kesmeden, cümlesini bizim bitirmediğimiz… Konuşmadan önce derin bir soluk almak kritik bir beceri.

Kendi düşüncelerimizin gücünü bilelim. Ve yine bilelim ki yaptığımız herşeyde herkesin onayını alamayız. Başkalarının veya kendi sınırlarımızı öne sürersek de sınırlı olur, hareket edemeyiz.

Aynı anda birkaç şey yapmaya kalkmaksak beynimizi gereksiz yere karıştırmayız. Hem de yaptığımız işe veya karşımızdaki kişiye daha fazla hak ettiği değeri vermek bu sayede mümkün.

Hayata dair kendimize özgü bir “başarı” tanımı olmasında fayda var. Hiç bitmeyen hayallerimizin de…

Savaşlarımızı akıllıca seçebiliriz. Zayıf rakipleri yenmektense zorlu yarışlarda kaybetmek daha kalıcı deneyimler kazandırıyor.

Bırakalım çoğu zaman başkaları haklı olsun. ‘Gönlü bol’ olmayı ‘haklı’ olmaya yeğleyebiliriz.

‘Bilmemenin’ verdiği rahatlığı duyun. Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün. [Bu arada bırakın bilgili insanlar da bilgilerini sizlerle paylaşsın. Hem onlar mutlu olsun, hem de siz bilgi dağarcığınızı büyütün: kazan-kazan]

Birisi bize topu atarsa, bunu tutmak zorunda değiliz. Topu bize atmak onların tercihi idi, tutup tutmamak da bizim.

Bırakalım ilgiyi başkaları toplasın. İpin ucunu biraz bırakmanın bilinci bile keyifli bir durum.

Kendimizle dalga geçmeyi bilmek önemli bir beceri. Örneğin; sırf gırgır olsun diye, size yöneltilen eleştiriyi kabul edin. Göreceksiniz canınız yanmayacak.

Suçluluğu değil masumiyeti görmeye çalışmak içimizdeki çocuğu ne kadar çıkardığımızla ilintili. Başkalarını suçlamayı bırakın. Eleştirme isteğinizi bastırın.

Sevgiyi yaşamın önceliği yapmak da sevgi kapasitesini arttırmakla ilgili. Sevgi elini önce biz uzatabiliriz.

Her gün en az bir kişiye beğendiğimiz bir özelliğini söylemek o kadar zor mu? Veya tanımadığımız insanların gözlerine bakıp ve gülümseyerek merhaba demek?

Rasgele iyilikler yapmak tarifsiz bir duygu. Yardım etmeye çalışırken önceliği küçük şeylere vermeli. Kimseye yaptığımız iyiliklerden bahsetmeye de gerek yok tabii ki.

Bardağın (ve başka her şeyin de) kırılmış olduğunu varsayın. Sahip olduğumuzu düşündüklerimiz esasında bizde birer emanet. Herşeyin bir başlangıcı ve bir sonu var.

Yüreğimizin sezgisine ve iç sesimize güvenelim. Duygularımız bize bir şey söylemeye çalışıyorlar. Genelde de yanılmıyorlar.

Unutmayalım ki bundan yüz yıl sonra dünyada bambaşka insanlar olacak.

Tunç Kılınç | 08/07/07 | Hayatın İçinden   

33 yorum var

  1. İşte bu sebeptendir ki; “Yaşadığımız her günü dolu dolu yaşayalım. Kalp kırmayıp, kalpleri coşturalım.” İyi insan kelimesinin hakkını verelim.

    Güzel bir yazıydı Tunç, okurken keyif aldım. Bu sanal alemde insanlığı hatırlamak için katkıda bulundun.

    Teşekkürler…

    09/07/07, 00:35
  2. “Gönlü bol” olmayı haklı olmaya tercih etmek lazım yazdığın gibi. Sevgiyi yaşamımızın önceliği yapmalı, insanları anlamaya ve oldukları gibi kabullenmeye çalışmalıyız. Her zaman her istediğimiz olmuyor ve herkes her zaman istediğimiz gibi davranmayabiliyor, bunları da kabullenmeliyiz.

    Gerçekten okumaktan büyük keyif aldım bu yazıyı, teşekkürler Tunç.

    09/07/07, 09:50
  3. Tunç Merhaba,

    Bunları biraz daha uzatıp sündürüp kitap yapıyorlar, çok da satıyor hepsi. Aslına bakarsan içe dönüp içeride bulunacak erdemler, ancak tüketim dünyasının koşuşturmacası, muhtemelen buna imkan tanımıyor. Dolayısıyla, çokca alıcı buluyorlar.

    Biraz farklı bir yaklaşım oldu, ancak tamamını keyifle okudum haberin olsun. Teşekkürler.

    09/07/07, 18:24
  4. Asıl soru böyle giderse ‘100 yıl sonra dünya diye bir gezegen olacak mı’ olmalı.

    İnsanlar bencilleştikçe dünyanın sonunu da getiriyorlar. İnsan kardeşlerimizden ayran içtik de ayrı mı düştük ne? Herkesler ellerinde Ipod, MP3 çalarlar kendi alemlerinde bireyselliğin doruklarında geziniyor. Annelerimiz, babalarımız radyoda arkası yarınlarla dolu günlerde bizlerden daha mı mutluydu, daha çok şey mi paylaşıyordu ne?

    Karınca kolonilerinden öğrenecek çok şeyimiz var; akıllı olan karınca değil, karınca kolonileridir. Birey olarak karıncalar küçük aptal yaratıklar olabilirler, ama koloni olarak, bulundukları ortama hızla ve etkili biçimde yanıt verirler. Ve onlar bunu sürü aklı denen şey sayesinde yaparlar.

    Bizim de tek ihtiyacımız etrafımızdaki insanlarla daha fazla kaynaşmak mı ne? Komşumuzdan bir “Günaydın”‘ı esirgememek mi ne? Kendimizi diğer insanlardan daha zeki görmemek mi ne?

    Bu liste böyle uzar gider, Mert kardeşiniz size veda eder…

    09/07/07, 21:42
  5. Tunç abi,

    Güzel bir özet yapmışsın hayata dair. Bazılarını okurken yapamadığım için içim cız etti. İzninle yazını alıntı yapıp (tamamını) diğer sitemde yayınlayacağım :)

    Genel anlamda yapmamız gerekenlerin “egomuza karşı koymak” olduğunu gördüm ki bu bireyselliğin tavana vurduğu toplumumuzda çelişen bir durum. Yazılanları yapmadığımız sürece de daha iyiye gitmeyeceğimiz kesin.

    09/07/07, 22:50
  6. Yaşadığın anın tadını çıkarmak değil mi? Şu anda yazıyı okumaktan aldığım zevkin tadına varmak gibi :) Kısaca işimiz yaşamak olsun, insan olmak olsun!

    Sevgiler…

    09/07/07, 23:53
  7. Ahmet CanNo Gravatar

    “Yaşamda en güzel şeyler zaten bedava. Olağan şeylerde olağanüstülük var, yeter ki bunları görebilmeyi öğretelim gözlerimize.”

    Çok şeyin özeti gibi… Teşekkürler.

    10/07/07, 12:57
  8. HülyaNo Gravatar

    Öncelikle bu yazı için çok teşekkürler. Basitin zorluğu içindeyken, güzel bir farkındalık yarattığı için.

    Evet yüzyıl sonra dünyada başka insanlar olacak ve bunların içinde bizim çocuklarımız, torunlarımız ve akrabalarımız da olacak… Onlara bizden kalacak olan, en önemli mirasımız ne olabilir ki?

    Para mı?… Salt para ile huzuru yakalamış birini henüz tanımadım.
    Şan ya da şöhret mi? Bu da olsa olsa kişiye özdür diye düşünüyorum.

    Bence geride sadece anlar kalacak bizlerden… Yaşanılmış ve kalbe dokunulmuş anlar. Bu güzel yazıda örnekleri verilmiş. Nefes aldığımızı hissettiğimiz anlar. Bedava dünya güzelliklerinin farkında olabildiğimiz, hedeflenmiş başarıları kucakladığımız, sevdiğimiz ve sevildiğimiz anlar…

    Bazen kendimiz için bir şeyleri yapmak çok daha güçtür. Öyleyse yüzyıl sonrasında yaşayacak olanlar için bizden güzel anlar kalsın diye bugünün farkında olalım…

    10/07/07, 15:23
  9. Sevgili Tunc,

    Bu yaziyi okurken aklima senelerdir icimde cevabini bulmak icin cirpindigim bircok konu geldi. Aslinda bu konuya gercekten kafa yormus biri olarak bir eklemede bulunmak istiyorum. “Tilsimli kelime huzur” diye yorumladigini ben biraz farkli ve genis olarak “Mutluluk” olarak tanimliyorum. Huzur belki de anlam olarak biraz dar geliyor bana. Ama “Mutluluk” oldukca genis.

    Bence yazin aslinda birazcik hayatin anlamini/amacini aramaya dogru gidiyor. Ve o gittigi noktada bir takim fikirler getirmek bile bircogu icin oldukca zor.

    Benim bunca düsünce mücadelesi sonucunda ulasabildigim nokta bu oldu. Amac “Mutluluk” olmali… Iyi insan olmak ve birilerine iyilik yapmak da sonucunda “Mutluluk” getiriyor.

    Iyi insan olmak gercekten cok önemli ama ben günümüzün en büyük sorununu düsünmeyi unutmak olarak görüyorum. Insanlar düsünmenin gücünden her gecen gün uzaklasiyor ve ben bunu anlayamiyorum.

    Neyse bu konu cok uzar ama ben bu güzel yazi icin tesekkür etmek istiyorum. Umarim en azindan bu konuyu daha önce hic düsünmemis birilerine :)) dahi olumlu yansimalari olur.

    11/07/07, 12:25
  10. MeralNo Gravatar

    “Anı yaşa ve hayatın tadını çıkar.”

    Yazınız beni mutlu etti, dün bir blogda dünyanın yedi harikasıyla ilgili bir hikaye okudum; belki Türkıye’de de biliniyordur, Avusturya’daki bir blogda karşıma çıktı; bir fırsatını bulursam size tercüme eder gönderirim. Buradan elverdiğince sizlere katılmaya çalışacağım.

    Teşekkürler…

    12/07/07, 00:58
  11. Tatilde ferrariyi satmış gibisin :))

    Sabah sabah içimi açtın; eline gönlüne sağlık.

    13/07/07, 08:38
  12. tut_s2No Gravatar

    Istedigin bir seyi aldigin zaman mutlu olamiyacagini dusundugun hic oldu mu? Cok istedigin bir sey gerceklesiyor, tam istedigin gibi ama sonra bir bakiyorsun ki Tanri sana kocaman bir saka yapmis.

    2 gun once aciklanan OSS’de bizzat yasadim, ben istedigimi sandigim seyi aldim ama bu arada farkettim ki bu kocaman bir sakaymis. RAKIP diye adlandirilanlar bir etki yaratiyomus hayatinda. Simdi sorunu cozmek icin kendimi mi, yoksa rakipleri mi oldurmeliyim?

    14/07/07, 15:09
  13. Yukarıdakiler çok hoş sözler. Hayat felsefesi edinilmesi, tüm davranışlarımızda, yaşayışımızda aklımızın bir köşesinde olması gereken nitelik ve beceriler. Bunun yanında daha önceleri de bir çok kitapta, söyleşide, köşede bucakta görebileceğimiz, kısaca yeni olmayan şeyler.

    Birçoğumuz nasıl davranırsak mutlu olmamız gerektiğini biliyordur aslında. Sabah evden çıktıktan sonra kapıcıya, bakkala, otobüs şöförüne, çalışma arkadaşlarımıza kısaca gün içinde karşılaştığımız herkese, mutlu bir yüz ifadesiyle nazik ve kibar davranmak, gönüllerini hoş etmek, ardından elimize dökülen kolonyanın davranacağı gibi etrafımızdaki havanın mutluluk serpintileriyle kucaklaşmasını izlemek, olumlu hareketlerin olumlu sonuçlar doğuracağının bilinciyle davranmak.

    Fakat nedense gün içinde bu davranışları sürdürememekte insan. Örneğin insanlara iltifat ettiğinizde karşınızdaki insanın kur yapmak ile iltifat etmek arasındaki farkı veya insanların her şeyi illaki çıkarı doğrultusunda yapmadığının bilincinde olması gerekiyor. Veya kibar ses tonunun her zaman alttan yukarı doğru gelmediğini.

    Hayatımızı da insanları değiştirmek gibi çoğu zaman hüsranla sonuçlanacak bir misyona adayamayacağımıza göre sorunun yoldan çok yöntemde olduğu görülmektedir. Bu da ilk başta çocuklarımıza (gelecek nesillere) okullarda çerçöp bilgilerin (Örn: Anadolu Selçukluları Hindistana kaç sefer düzenlemiştir) yanında eskilerin adab-ı muhaşeret kuralları, yenilerin görgü kuralları adını verdiği öğretilerin kazandırılması ile gerçekleştirilebilir. Elbette bu eğitim de bir zamanlar herkesi salon beyefendisi / hanımefendisi yapma anlayışı yerine herkesi insanı insan yapan değerlerle tanıştırma ile gerçekleştirilebilir.

    Yoksa karşınızda oturan tanımadığınız kişiye gülümsemek, selam vermek istediğinizde karşınızdakinin ne düşüneceğini kestiremeyip bu hareketinizden vazgeçmeniz olasıdır (çok büyük ihtimalle). Örneğin yolcu otobüsünden inen kişi şöföre selam verirken otobüsteki diğer yolculara kayıtsız kalacaktır. Bunun nedeni de az önce belirtilmiştir.

    14/07/07, 15:11
  14. Her zamanki gibi cok güzel okunasi ve bilgi birikimimizi gelistiren bir yazi olmus.

    Umut ediyorum, 100 yil sonra bu yazilanlari uygulayan insanlar olur hatta daha erken, hatta yarin.

    Peki samimi bir cevap istesem sizden ve okurlardan, (belki’siz ve istenilirse olur’suz yanitlasaniz)

    Sizce bu kadar profesyonel yasayan insan medeniyeti olur mu (olacak mi) ?

    16/07/07, 00:12
  15. DeryaNo Gravatar

    AN’da…
    Hayatımız an’larda saklıyken; gereksiz şeylerle anlarımızı doldurmamızın anlamı yok… Yaşamak; hayatı dolu dolu yaşamak varken, bir yerde takılıp kalmak bize yakışmıyor… Bir gün bize verilen bu şans da sona erecek; keşkeleri yaşamamak için; AN’ımızın hakkını verelim…

    Mutluluk yağmuru altında şemsiyesiz kalmanız dileğiyle…

    16/07/07, 10:16
  16. Zeynep MercanNo Gravatar

    Hayatın basitliğini göremeyip bundan zevk almadığını düşünen, olağan durumlardan mutlu olamayan, bunu sıkıcı bulan ve değiştirmeye çalışan. Değişimden sonra artık amacından farklı yöne sapmış olarak yoluna devam eden. Sonra bu durumdan da sıkılan. Nasıl bu hale geldiğini anlamayan.

    Kendi içine dönüp önce kendinde bir çözüm bulmadan, sorunun çıkış noktasını ve çözümünü dışarda arayan. Ne olursa olsun ilk önce olması gereken “kendini sorgulama”yı en sona bırakan. Sonra eskiye dönmeye çalışan. Çok farklı yönlere saptığından, geri dönerken de amacından sıyrılıp başka yönlere kayan.

    Sonra bu durumun böyle sonuçlanmasının nedenini dünyaya atfeden. Böyle gelmiş, böyle gider ahesteleri içinde çoğu zaman düşünmeye gerek duymayan, bir kısmının(!) mutfak ile wc arasında gidip geldiği bir yaşam.

    İşte size insan! Buyrun bir de burdan yakın.

    16/07/07, 23:41
  17. hacer divitliNo Gravatar

    Sizlere okumakta olduğum kitabı tavsiye etmek istiyorum. Belki birçoğunuz okumuştur bile… Marlo Morgan’ın “Bir Çift Yürek” isimli kitabı… Kitabında “Gerçek İnsanlar”la tanıştırıyor bizleri yazar. Ve böyle medeniyetlerin geçmişte varolduğunu hatırlatıyor…

    Sevgili Emexci, (istenirse, belki :) ) ama en çok da umarım, gelecekte de bu şekilde yaşayan insan medeniyeti olur…

    17/07/07, 13:06
  18. NihanNo Gravatar

    Huzurlu anlarımda aklımdan geçenlerin bu yazıda özetlenmiş olması beni çok çok mutlu etti. Keşke üzgünken, yorgunken ve sinirliyken de bunları uygulayabilsek!!!

    21/07/07, 17:48
  19. dilekNo Gravatar

    MEVLANADAN SEÇKİLER
    Bu dünyada ne kimseye
    Uymuşluğumuz var,
    Ne şu atlas kubbe altında
    Ev kurmuşluğumuz.
    Biz susuz kalmışız,
    İçtikçe içiyoruz.
    Güzel bir sarhoşluğumuz var,
    Güzel, hiç doymayan.
    Rahmet denizinin dalgasıdır bu;
    Bir saman çöpünden baska bir şey değildir
    Bu dalganın üstünde düşman.

    Aşağılık kişinin peşine düşmemeyi
    Şiar edindik biz.
    Gönül dalgasını bırakmamayı
    Şiar edindik.
    Şu yokluk yurdunda
    Nuh ve Halil gibi,
    Ölmezlik denen yerde
    Aşk çardağı kurmak varken,
    Burnu büyük Âd ve Smud gibi
    Köşkler kurmamayı,
    Kafdağı’nda avlanmak duruken
    Gerkeş gibi leş avlamamayı,
    İyi yürekli, tertemiz dostları bırakıp
    Kahpeleri aldatan dev’e yönelmemeyi,
    Şu kara toprağa meyvesi cefa olan
    Fidanı dikmemeyi,
    Kafiyeye de, siire de önem vermemeyi,
    Bizden olmayan şeylere
    Pek aldırış etmemeyi
    Şiar edindik.

    27/07/07, 04:12
  20. ReyreyNo Gravatar

    Biz İstersek Her Dokunuş Başka Bir Anlam İfade Etmez mi?

    Heralde çok uzun zamandan beri beni bu kadar etkileyen bir yazı okumadığımı kabul etmeliyim öncelikle ve sonra evet demeliyim sorunuzun cevabı için Tunç bey.

    Gerçekten uzun zamandan beri hep aklımı kemiren ve kendimce uygulamaya çalıştığım ama pekte başarılı olamadığım düşüncelerimi yazmışsın sanki. Keşke herkes bunları anlayabilse ve hayat dediğimiz şu kısa zaman dilimini yaşanılır hale getirebilse.

    Bence o kadar da zor olmamalı mutlu bir hayat yaşamak. Senin de dediğin gibi herşey bizim elimizde ama önce kendimizi anlamalı ve çok iyi tanımalıyız sanırım mutlu olabilmek ve mutlu edebilmek için. Denemelerim devam etmekte Tunç bey, umut ediyorum hayatımın gerikalan her gününü huzurlu, mutlu ve sevgi dolu geçireceğim herşeyin iyi tarafını görmeyi öğrendiğim gün tabiki ama yalnız başıma değil, sen ve senin gibi mutlu dostlarımla beraber.

    Ellerine sağlık her düşüncen, her yazın bir başka güzellik öğretiyor bence. Geç başladım sitene takılmaya ama galiba müdavimi oluyorum…

    30/07/07, 17:29
  21. denizNo Gravatar

    Hayata çok da başkalarını katmamak gerekiyor bence. İlle de her gün beni mutluluğa götürecek bir şeyler yapmak zorunda olmamalıyım. Yani bilinçli olarak. Yani tanımadığımız insanlara gülümsemek ya da birilerine beğendiğimiz bir özelliğini söylemek gibi şeylerden bahsediyorum. Tamam, bunlar insana kendini iyi hissettiriyor ama bunları yapmak için benim kendimi iyi hissediyor olmam gerekiyor önce… İçimden geldiği için yapmalıyım…

    Sabah gözümü açtığım için mutlu olmalıyım herşeyden önce. Eminim o mutluluk yüzüme yansıyordur ya da farkında olmadan gülümsüyorumdur. Eğer o günü yaşayacağımın gerçekten farkındaysam karşılaştığım insanlar da benimle bu farkındalığı paylaşıyor olmalı. Çünkü onlar da bana gülümsüyorlar :)

    Ama herzaman değil.. Çünkü bazı sabahlar o günü yaşamak için bir sebep bulamıyorum. Düşünüyorum. Yataktan çıkmak için iyi bir sebebim olmalı… Yok! Yüzyıllarca hareketsiz kalmak istiyorum. Bunu engelleyemem, insanım. Mutsuzluk da bana ait birşey.. Onu da yaşamalıyım. Herkes yaşamalı.. Yoksa mutluluğun ayrımına nasıl varabilirim??

    Farklılıksa şurada ortaya çıkıyor. Bir gün geriye dönüp mutsuz geçirdiğim zamanların sebeplerine baktığımda, gülecek bir şeyler bulabiliyorsam - ki gerçekten çok komik şeylerle karşılaşıyorsun- “dünya gerçekten keyifli bir yer” diyebiliyorum…

    Dünya mucizelerle ve sürprizlerle dolu.. Bence olduğu gibi kabul etmek lazım. Güzel günler kadar kötü olanlar da yaşadığımı hissettiriyor bana… Kalbimin boş olduğu günler yerine aşk acısıyla bir meyhanede içmeyi tercih ederim örneğin.. Günler hep aynı geçecekse, varsın içimde hüzün hareket etsin, gezinsin.. En azından nefesimi derinleştirir..

    02/09/07, 23:08
  22. Sürekli böyle düşünebilmeyi başarabilsek keşke. Bu aralar herkesin ihtiyacı sanırım, ben de bir ay önce benzer konuda bir yazı yazmışım :)

    04/09/07, 13:48
  23. rukiyeNo Gravatar

    Böyle bir yazı üzerine farklı duygularla bir şeyler paylaşan insanlar gösteriyor ki herkes bir şeylerden şikayetçi ve içinde hep bir şeyleri bulma isteği…

    09/09/07, 18:27
  24. Ibrahim AKAYNo Gravatar

    Merhabalar,

    Yazı keyifli; ancak seçilen başlık daha bir umut verici olmuş. Zira gelecek için kaygılanmak gerek…

    100 yıl sonrası… Çok uzun bir süre değil sanki. Ama bir insan ömrü açısından uzun sayılabilir. Aklıma gelen bir kaç soru var:

    Bizim eskiden mahallelerimiz vardı, ne oldular şimdi? Hani herkes birbirini tanırdı. Güzel keyifli evlerimiz vardı o mahallelerde. Aşı boyalı, sofalı ve 10-15 odalı evler… Ha bir de yağmur yağınca insanın gönlünü okşayan toprak kokusunun göğe nüfus ettiği bahçelerimiz vardı o evlerde eskiden. Neredeler şimdi? Buları daha iyileriyle mi değiştik acaba? Yoksa onlar bizi daha iyi birileriyle mi değiştiler?

    Kentleşme bu kadar anlayışsız ve kent yüzlü mü yaptı bizi? Bence biz kentlerimizi ruhsuzlaştırdık. Merhameti işin içine katmayı unuttuk gibi. 20-30 katlı binalar yapmayı ve bunları çok güzel dayayıp döşemeyi başarabildik ama farkında olmadan kendimizi beton hapisanelerin içine koyduğumuzu unuttuk. Mesela İran’da mahalleler hala bizdeki gibi diri ve aktif. Her hafta şebih törenleri yaparlar ve o nahıl mahallenin göbeğinde durur. Herkes birbirini tanır. Veya Özbekistan. İnsanların birbiriyle ne kadar içten selamlaştıklarını ve aile bilincine na kadar sadık olduklarını görebilirsiz… Ya biz?

    Ben depremi tam içinde yaşadım. Aynı binada oturan insanların birbirlerini tanımadıklarını gördüm. Bir lokma ekmeği ancak devlet yetkililerinden isteyebilecek kadar yalnızlaşmış insanları gördüm. Yanlarına gittiğinde öcü gibi korkarak baktıklarını gördüm. Galiba tarihi binalarımızın turizm açısından restorasyonuna önem verirken, bundan sonra bu restorasyonlarla birlikte o binaların içinde yaşayan insanların sevecenliklerini ve içtenliklerini de içimize restore ederek yerleştirmeliyiz gibi geliyor bana.

    Tunç, bu yazınla bir çok soruyu uyandırdın. Ama emin olmalısın ki 100 yıl sonrasını daha güzel yapacağız…

    Saygılarımla…

    23/09/07, 00:51
  25. f-ö-sNo Gravatar

    Tunç abicim her zamanki formundasın gene, çok müthiş bir yazı olmuş. Bir de bu yazının üstüne Deniz arkadaşımızın yazısını okudum ve çok daha keyifli oldum.

    Ben öyle herkes gibi anlamlı şeyler yazmak isterdim ama malesef öyle yetenegim yok, olanları da kıskanıyorum açıkcası. Yorumlar da yazının üstüne güzel gidiyor.

    Şu hayatta herkese gül diyorsun da değmeyen insana nasıl güleceğim bilemiyorum, o zaman da kendimi kandırmaz mıyım? Tabi onu da. Peki bu beni mutlu eder mi, hayır, onu eminim hayır. Bundan mutlu olacak birisi daha görmedim çünkü.

    23/09/07, 22:59
  26. oks'ye gircem bu seneNo Gravatar

    Bu yazıyı kim yazmışsa allah razı olsun. İçimin çok sıkıntılı olduğu şu günlerde beni rahatlattı biraz da olsa…

    Şu an geçen sene en yakın arkadaşlarım dediğim kişiler bana sırtını döndü. Sebep olarak benim bu sene onları sattığımı düşünüyorlar. Ama olaylar aslında öyle ilerlemedi. O sevdiğim iki arkadaşım birbirine küsmüştü. Ben de arada kalmıştım. Biriyle konuşunca diğeri küsüyordu. Daha sonra bana sınıfımıza yeni gelen arkadaşımıza onları sattığımı, aslında beni sevdiklerini ama o kızdan nefret ettiklerini söylediler. Ve benimle küsünce ikisi öyle bir barıştılar ki sanki bana nispet yapar gibi.

    Artık dostlarımı tanıyamaz oldum. Onların asıl amacı beni aralarından atmakmış. Herşey bahane… Oysa onların barışmasını ne kadar çok istemiştim. Ben bana böyle yapacaklarını bilmiyordum.

    Ama bu yazıyı okuduktan sonra onları kafaya takmamaya çalışacağıma kendime söz verdim… Çok thank you… Ne yaparsam bu sene kendim için, oks’yi kazanmak için kafaya tokadan başka bir şey takmamalıyım. Bunu hatırlattığınız için tekrar tekrar teşekkürler…….

    07/10/07, 22:02
  27. story boardmarkerNo Gravatar

    Herşeyin farkında olabilecek kadar açık bir düşünce yapısına sahip olup da buna rağmen iyi ve/veya iyimser bir insan olabilmeyi sürdürebiliyorsanız zaten formül bulunmuştur. Ama insan çatışma olgusundan vazgecemiyor hayatında ve en kötü kendi içerisinde duygularıyla çatışabiliyor. Hobiniz olan film veya dizilerin senaryoları tezat veya çatışma üzerine kurulmamış mıdır sizce?

    İnsanın özündeki bencilliğin panzehiri gibi bir şey bu iyi olmak galiba…

    19/10/07, 03:50
  28. kumsal güneşNo Gravatar

    100 yıl sonra dünyamızda küçük küçük insan olacak

    06/12/07, 16:39
  29. zehraNo Gravatar

    Ölümsüz olmak istiyorsan, ölümsüz eserler bırak. Acaba kaçımız yapabiliriz. Tabiki çok az, umarım ölümsüz eser bırakanlardan olun. Öyle bir eser olmalı ki karşısına geçtiğinizde vay be bunu ben mi yaptım diyebilmeli insan.

    Sevgilerimle.

    27/01/08, 21:22
  30. burçinNo Gravatar

    Bazen hayatımızı adadıklarımız bizi yarı yolda bırakır. Ama her ne olursa olsun, direnmeyi bilirsek, daha doğrusu bunu becerebilirsek; işte o zaman yenilmezliğimizle takdir ediliriz..

    Benim de bir umudum vardı. Onu her şeyden çok severdim, ama o benim ölümsüz aşkımı hiçe saydı ve şimdi yapyalnızım. Ben ki onun için dünya’yı karşıma alırdım ama o gitti. Zaten gittiği gün bitti.

    Bu yüzden doğru seçimler insanı daima hatırlatır. Yanlış seçimler ise insanı ipe bile götürür.

    28/02/08, 02:18
  31. sema hıdırNo Gravatar

    bence bu yazı muhteşem ya bilgi hırsızlığı yapmıyayım ama altta adınız yok o yüzden kendi ismimi yazdım bide sağolun ödevimden 100 aldım.

    14/05/08, 20:38
  32. 12/09/07, 09:16

    [...] “Yüz Yıl Sonra Dünyaya Bambaşka İnsanlar Olacak” yazımıza gelen bir yorum da aldı beni benden… 21. yorum, yazan Deniz. [...]

  33. 19/09/07, 16:58

    [...] “Yüz Yıl Sonra Dünyada Bambaşka İnsanlar Olacak” yazımıza gelen bir yorum da aldı beni benden… 21. yorum, yazan Deniz. [...]

Sen de düşünceni paylaş...

RSS 2.0 ile bu yazıya gelen yorumları takip edin.