Profesyonel kurumsal hayatı, uzun yıllar farklı şirketlerde farklı sorumluluklarda yaşadıktan sonra "tamam" demiş bir gün. "Alışkanlıkları değiştirmek çok zor olsa da bu kararı almakla iyi etmişim. Edindiğimiz deneyimleri aktarabileceğimiz bir başka hayatımız olmayacak çünkü" diyor şimdi.

Kjell Nordstrom ve Jonas Ridderstrale’nin o müthiş sözünü hatırlatıyor:

"Günümüz toplumu, benzer eğitim almış benzer çalışanların; benzer fikirlerle benzer ürünleri, benzer kalite, benzer fiyat ve benzer yöntemlerle sattıkları benzer firmalarla dolu."

"Fark yaratma" konseptine bu yüzden aşık. Bu aşkını da Fikir Atölyesi'nde yazılara döküyor.

"Tunç’u biraz daha yakından tanımak isterim" derseniz buraya; "birlikte bir kahve içelim" derseniz de buraya tıklamanız yeterli.

Başkalarına dahi anlatmaktan sakındığımız harika bir fikrimiz var ancak ne yapacağımızı bilmiyoruz.

Tanıdıklara anlatsak; ya benim fikrimi benden önce yaparlarsa diyoruz. Firmalara anlatmak istesek; kim dikkate alacak ki beni? Hadi diyelim aldılar, teşekkür edip beni gönderdikten sonra ya kendileri yaparsa?

İşte Fikir Atölyesi iletişim bölümünden bana gönderilen email’lerin büyük bir çoğunluğu bu konularda oluyor:

Bir fikrim var, ne yapmam gerekiyor? Beni kim dikkate alacak?

Önce biz kendimizi dikkate alacağız. Önce biz fikirlerimize tutkuyla inanacak ve onları hayata geçirebilmek adına yine tutkuyla yaratıcı yöntemleri hayata sokacağız.

Kimse kimseyi kapıda karşılamıyor. O kapıları açacak olan da yine biziz, yani kendimiz.

Tıpkı Aaron Stanton‘ın yaptığı gibi.

aaronAaron 2003 yılında bir fikir geliştiriyor. Bunu zaman içinde olgunlaştırıyor ancak harekete geçemiyor. Ta ki (aşağıda detaylarını okuyacağınız) bir film ona gereken ilhamı verip, cesaretlendirene kadar.

Sonra elindeki (milyon dolarlık olduğuna inandığı) fikrini Google’a anlatmaya karar veriyor.

Ancak Google‘da tanıdığı kimse yok. Telefon ve email ile de bir yere varamayacağının farkında. Tek bildiği Google Merkez Ofisi’nin San Francisco yakınlarındaki Mountain View’daki adresi.

Kaybedecek hiçbir şeyim yok, ben bu fikrin çok iş yapacağına inanıyorum diyor bir gün. Yeter ki beni dinlesinler…

İşinin ne kadar zor olduğunun o da farkında. Yüzlerce, belki binlerce kişi her gün Google’a “yeni bir iş fikri” ile başvuruyor. Google’da bu teklifleri internet üzerinden bir form ile alıyor ancak siz formu doldurup gönder’e bastıktan sonra otomatik bir mesaj ile size teşekkür edildiği halde, teklifinize cevap verileceği ile ilgili en ufak bir ayrıntıya yer verilmiyor.

Biz zaten en iyi fikirleri bulacak insan gücüne sahibiz mi demektir bu, yoksa o kadar çok kişi başvuruyor ki, bunları gerçek kişiler ile cevaplamaya kalkacak bir ekip kurmayı değerli bulmuyoruz mu? Veya gelen fikirler o kadar kötü ki, böyle bir ekibin kurulması ticari açıdan anlamlı değil…

Cevap her ne olursa olsun, siz fikrinizin çok da değerlendirmeye alınmayacağı, diğerleri arasında kaybolacağından emin bir şekilde ayrılıyorsunuz bilgisayarınızın başından. Hele fikriniz basit bir form ile anlatılamayacak kadar değerliyse…

Ve Aaron (daha önceki doldurduğu formlardan bir cevap gelmeyince) fikrini yüz yüze anlatmak üzere Mountain View’e gitmeye karar veriyor.

Ancak ne Google’da bir torpili var, ne de elinde görüşme için bir randevusu…

Başıma gelebilecek en kötü şey diyor; en fazla randevu vermezler. Ben de o zaman fikirlerini değiştirip bana bir görüşme ayarlanana kadar lobilerinde şımarık çocuklar gibi oturur, beklerim diyor.

İnandığınız fikirleriniz için savaşmazsanız, o fikirler de sizinle birlikte diğer dünyaya giderler.

Google lobisinde şımarık çocuklar gibi beklemenin tek başına yetmeyeceğinin farkında tabii. İşte bu noktada akıllı bir strateji izliyor ve internet’in gücünden faydalanmaya karar veriyor. Eğer diyor bu savaşımı ve gelişmeleri açacağım bir sitede duyurur ve insanların desteğini alırsam; Google çalışanlarının beni duyma, beni ciddiye alma ve sonrasında da bana randevu verme konusunda şansım artar.

Ve Idaho’daki evinden tek başına uçağa atlayıp California’ya gitmeden önce sitesini açıyor:

CanGoogleHearMe.com [Google Beni Duyabilecek mi?]

Daha önceden işe yeni aldığı bir kişiyi blogu yüzünden 2 hafta sonra kovan Google şimdi onlar için milyon dolarlık fikri olduğunu söyleyen ve hikayesini blogu ile anlatan birini mi dinleyecek?

Googleplex lobisinin ilk gününde de aynen tahmin ettiği gibi oluyor ve Aaron kibarca red ediliyor. Ona tek söylenen Google sitesindeki o basit formu doldurması. Büyük şirketlerin prosedürlerine ne kadar bağlı olduklarını bildiğinden, dolduruyor ve hazırladığı online flash sunumunun da linkini ona ekliyor.

Bu arada sitesini sürekli güncelleyip, yaşadıklarını anlatan yeni video’lar ekliyor. İnternet dünyasının dikkatini çekmesi, link vererek haber yapmaya başlaması ile sitesi hızla trafik almaya başlıyor. Hatta bunların arasında Google’ın olduğu Mountain View’den okurların da olması Aaron’u ümitlendirirken, henüz forma eklediği linkten sunumu Google’dan kimsenin izlememesi ise hayal kırıklığı yaratıyor.

Ancak yılmak yok; sitesinden Google çalışanlarına sesleniyor: “Yapmaya çalıştığım şeye sempati ile bakıyorsanız lütfen Google içinde ilgili kişilere söyleyin, verdiğim linkteki sunumu izlesinler.

Ve ikinci günün sonunda Google’dan David isimli bir çalışandan mail alıyor: Yes we can hear you :) [Evet seni duyabiliriz!]

Fikrini beğenmelerinden önce onu dinlemeleri gerekiyordu ve binlerce kişinin yapamadığını Aaron çok kısa bir süre içinde başarıyordu; Google onu ve fikrini dinleyecekti.

aaronVe Mountain View’deki üçüncü gününde görüşmeyi gerçekleştiriyor Aaron. Tüm amacı da bu değil miydi; “Bana bir şans versinler, fikrimi anlatayım onlara. Beğenirlerse harika, beğenmezlerse de sorun yok; amacıma ulaşmış olacağım.” Aaron sonunda Google tarafından ciddiye alınıyordu.

Yaptıkları kısa toplantı sonucunda David fikri doğru insanların önüne koyabilmek için ondan sunumun bir özetini ve farklı destekleyici materyaller istemiş. Yani kısaca; fikrin özü aktarılabilmiş ve tekrar konuşmaya “değer” bulunmuş. Artık konu ‘Google beni duyacak mı’dan ‘Google fikrimi beğenecek mi; sahiplenecek mi’ safhasına geçmiş.

Önemli başarılar bunlar. Sadece fikrin gücünü değil, Aaron’un risk alma, ön hazırlık, iletişim ve ikna becerilerinin de bir göstergesi.

Tüm bunlar olurken açtığı forumun ve digg‘in de yardımıyla cangooglehearme.com tahminlerin çok ötesinde ziyaretçi almaya başlıyor. Her 1.5 dakikada bir gelen “iyi şanşlar” dileyen mail sayısı dakikada 10′a çıkıyor. Alexa‘nın en hızlı yükselen siteler sıralamasında ise beşinciliğe kadar çıkıyor.

Aaron’un sıradan bir birey olarak dev Google’a kendini ve fikrini kabul ettirme azmi ve çabası diğer birçok kişinin övgüsünü kazanıyor. Doğal olarak bazılarının da kıskançlığını ve hasetliğini. Her iki sonuçta da Aaron Stanton ismini Googleplex’de duymayan kalmıyor.

Sadece bir günde 1.500 Google çalışanı sitesini ziyaret ediyor, şirket içinde birbirine gönderiyor, ziyaretçi sayısı saatte 30 binlere çıkıyor. Google çalışanları adeta Aaron’un elçisi gibi hareket etmeye başlıyorlar.

Aaron’a verilen gönül desteği her gün gelen binlerce iyi şanş ve tebrik mail’leri (ve video mail’leri) ile de sınırlı kalmıyor. Onun adına logo hazırlayanlardan, şiir yazanlardan, hikayesini besteleyip şarkı yapanlara kadar gidiyor bu sevgi.

Bir fikri olup da ne yapacağını bilmeyenlere heyecan verici bir ilham kaynağı oluyor o. Pes etmemeyi ve kendilerine olan inancı hayata geçirme adına da kocaman bir cesaret göstergesi…

Aaron kendi ilhamını ise Brian Herzlinger‘den almış; Hani şu “My Date With Drew” [Drew ile Randevum] dokümanter lezzetindeki filmini düşünen, çeken ve oynayan adam.

Sıradan bir adam olan Brian, ilk kez “E.T.” filminde görüp çocukluğundan beri hayran olduğu Drew Barrymore ile tanışma ve eğitimini aldığı film direktörlüğü hedeflerini “en iyisi ben kendi filmimi yapayım, iki hayalime birden ulaşmış olurum” diyerek ‘Drew ile Randevum‘ filmini çekiyor.

Hem de sadece 1.100 dolara. Yanlış okumadınız 1.100 dolar. Üstelik bu parayı da son soruda “Drew Barrymore” doğru cevabını verdiği bir yarışmada kazanıyor. [Kader ağlarını örmüş!]

30 gün içinde sorgusuz sualsiz sattıkları ürünleri iade alma prensibi olan Circuit City‘den (bir arkadaşının kredi kartı ile) satın aldığı kamera ve yakın arkadaşlarının desteği ile 1.100 dolara filmi çekip, 30 gün sonra da kamerayı iade ediyor!

Ben henüz seyretmedim ancak seyredenlerin etkilendikleri bir film olduğunu biliyorum.

Brian bir söyleşisinde güzel özetlemiş:

“Bu filmin ana mesajı; eğer bir rüyanız varsa risk alıp onu gerçeğe dönüştürmeye çalışmalısınız. Yoksa 70 yaşına geldiğinizde geçmişe bakıp ‘Oh, keşke bunu yapmış olsaydım’ demek mi istiyorsunuz? Eğer risk almazsanız bitmiş bir ruha sahip olursunuz.

İşte Aaron’u da tetikleyen bu film olmuş: Eğer Brian yapabildiyse, ben de yaparım!.

Peki Aaron şimdi ne yapıyor? O iş fikrini anlattığı sunumunda kendisinden beklenenleri yaptı ve Google’a tekrar gönderdi. Yaşadığı olumlu gelişmeler nedeniyle evini dönüşünü de birkaç gün geciktirmiş durumda. Heyecanla gelişmeleri yerinde takip edip, yeni bir toplantı için çağrılmayı bekliyor.

Google ile imzaladığı Gizlilik Antlaşması nedeniyle fikrinin ne olduğuna dair her hangi bir ipucu ise veremiyor. Bunun için farklı görüşler olsa da, onun geçmişini biraz araştırınca, bunun oyun sektörü ile ilgili bir fikir olabileceğini düşünmek mümkün. Ancak baştan beri fikrinin içeriği veya (Aaron’u da haklı olarak düşündüren) hukuki konular değildi bu yazıdaki amacımız; fikri hayata geçirmek için ne yaptığı, nasıl yaptığı idi.

[Fikrin patenti olur mu sorusuna cevap aradığımız “Sahtekar Olmayan Taklitlere Razı Olmak” başlıklı yazıya bir ara bakabilirsiniz.]

Aaron Stanton veya Brian Herzlinger…

Onlar önce kendilerine inandılar. Sıradan birer kişi olabilirlerdi ancak fikirleri vardı. Tutkuyla inandıkları ve belki daha önemlisi hayata geçirmek için her yaratıcı yöntemi denemeye hazır oldukları fikirleri.

Oturup birilerin onları bulmasını beklemediler. Attıkları mail’lere veya doldurdukları formlara cevap gelmeyince de yılmadılar. Farklı yollar bulmaya odaklandılar ve buldular da… brianÇünkü yaratıcı fikirleri bulan beyinleri o fikirleri gerçekleştirecek yaratıcı yöntemleri de bulabilirdi.

Brian zaten bir başarı hikayesi olmuş durumda. Nerdeyse bütçesiz çektiği film ile hem hayalinin kadını ile tanıştı hem de çok sayıda ülkede gösterilen, DVD’leri satılan, ödüller kazanan bir filmin yaratıcısı, yönetmenlerinden biri ve oyuncusu oldu.

Her ne kadar fikrini henüz Google’a satma aşamasını tamamlamamış olsa da, Aaron da benim için bir başarı hikayesi. Buraya gelene kadar izlediği yollar, internet sitesinden kendine taraftar toplayıp Google’ın dikkatini çekmesi, derinlemesine araştırdığı ve düşündüğü belli olan fikrini düzgün bir sunumla onlara yüzyüze anlatabilmesi ve toplantılarının devam etmesi…

Amacı sadece Google’ın onu duymasıydı, şimdi çok daha fazlası onu duymuş durumda. Google olmazsa bile, bundan sonra onu dinlemeye hazır birçok firmanın (başta Google’ın rakipleri) olduğunu öngörmek çok da zor değil.

“Ümitsizseniz ümit sizsiniz, çaresizseniz çare sizsiniz” lafı geliyor aklıllara.

Bir fikri geliştirmek için sahip olduğumuz yaratıcılık “ümit” ise; enerjimizin daha fazlasını o fikri hayata geçirmek için harcamak da sanırım “tek çare“.

25
Şubat
2007
02:35

Cesaret, cesaret, cesaret…
İnanç ,inanç, inanç…
Risk, risk, risk…

Her ne kadar çoğunlukla fikri olan insanlar dikkate alınmayıp önyargılarla, egolarla bastırılsa da bunun bir özgünlük olduğu kanısındayım.

“Benim de bir fikrim var” diyen çok kişi olduğundan eminim ama o fikrin uzantısı yolların bilinmediği kanısındayım.

Google güzel bir örnek ve açıkçası sanal ortama olan yakınlığı dolayısıyla bu yöntem elverişli, ama bazı fikirler ve bunların sunumları ne yazık ki internetle mümkün olamayabiliyor. Olmuyorsa vazgeçmek mi lazım, tabii ki hayır. Mutlaka başka yollar vardır, olmalı ama ulaştırmak ve bunun dönüşünü beklemek uzun zaman alabilir.

Yine de bu arkadaşımızı kutluyor ve hepimizin önünde bir başarı öyküsü olarak yer almasından dolayı memnuniyetimi dile getirmek istiyorum.

25
Şubat
2007
03:03

Tunç, harika bir yazı olmuş!

Eline, aklına ve gönlüne sağlık.

25
Şubat
2007
03:09

Çok güzel bir yazı Tunç abi.. Baktığımızda çok güzel herşey, çok güzel bir istek, yaratıcılık ve arzu var içinde.

Ne bileyim bizde zor gibi gözüküyor ya, bugün başlasan ertesi gün diğer kimseler direk düşürmek için uğraşır, bizde destekleyenden çok düşürmeye çalışan olduğu için böyle bir konuda zor gibi gözüküyor :)

Ama çok güzel bir azim ve başarı hikayesi.. Onun yerinde olmak isterdim açıkcası ;)

25
Şubat
2007
06:35

Bir işe inanmak, onu gerçekleştirmeye çalışmak…

Bu yazıyı kesinlikle girişimci olmak isteyen üniversite öğrencilerine okutmak gerekir. Tanıdığım arkadaşlarım arasında girişimci olmak isteyen, belli fikirleri olan ve hatta yapmak istediği işe öyle bir şekilde odaklanmış ki, artık rüyalarında görmeye başlayanlar var.

Fakat genel olarak üniversite’den yeni mezun olacak bir girişimci adayanının en en temel sorunu sermaye. Bu yazıyı okurken adeta beynimde her cümle tek tek yankılandı. Gerçekten de baktığımda bütün arkadaşlarımın fikirleri var ve yalnızca paraları yok.

Yarın ki ilk işim arkadaşlarıma Fikir Atölyesi’ne girmelerini söylemek olacak. İnanıyorum ki arkadaşlarım arasında yapmak istedikleri işleri gerçekleştirmek için herşeyi yapabilecek olanlar var.

Oğuz kanka senin projenin ilk sözünü buldum :P —> “Onlar seni bulmuyorsa, sen onların üzerine git!”

25
Şubat
2007
09:18

Selam Tunç Bey, yazınız hakkaten çok güzel olmuş. Darısı benim ve benim gibilerinin başına diyorum.

Herkese iyi çalışmalar…

25
Şubat
2007
11:15

Gerçektende çok güzel bir yazı olmuş :) teşekkürler…

Aslında bizim ülkemizde de eminim böyle yaratıcı fikirler çok var ancak Aaron’un yaptığını kimse yapamıyor ya da yapsa bile firma sahipleri çok dar görüşlü olduğundan şu “Üniversite Mezunu mu?” klasik bakış açısı ile fikir sahibi insanı yargılayabiliyorlar..

Tekrar teşekkürler.

25
Şubat
2007
12:53

Merhaba Tunç Abi cidden çok güzel bir yazı olmuş, tebrikler. NaD’ın da söylediği gibi bütün üniversite öğrencilerine okutmak gerekiyor.

Sayın Fatih Şentürk bizde de yavaş yavaş bu tip girişimler değerlenmeye başladı sanırım.

25
Şubat
2007
13:25

Çok güzel bir başarı hikayesi anlatımı olmuş… Bir ’story board’ edası ile gözümün önünden akıp gitti.

Ellerine sağlık…

25
Şubat
2007
16:31

Ellerine sağlık Tunç abi, çok güzel bir yazı olmuş. Belki ilham olur.

25
Şubat
2007
22:46

Ellerinize sağlık. Bu tür yazıları okumak da cesaretlendiriyor bizleri.

Teşekkür ederim.

26
Şubat
2007
10:20

Harika… Sır işlemeye devam ediyor…

Ben de blogumda benzer bir konuda basetmiştim.
İstek ve Azim = İstediğiniz Herşey!

26
Şubat
2007
10:55

Çevremizde gördüğümüz herşey ama herşey girişicimliğin eseri, yani toplum gelişiminin temel taşlarından birisi girişimcilik.

Türkiye genç nufüsü fazla olan bir ülke, buna bağlı olarak yeni fikirlerin, yaratıcılığın başı çekmesi gerekir. Fakat herşey umduğumuz gibi gelişmiyor bu ülkede. Bu durumu büyük bir çoğunlukla kaynakların yetersiz olmasından ziyade kullanılamamasına bağlıyorum.

Kaliteli eğitimin olmaması baştaki en önemli sorun. Bunların yanında üniversiteler (ODTÜ’nün uygulaması gibi) iş arayanlar değil işverenler yetiştirmeli. Fikirlere yatırım yapan melek yatırımcılar var ama bunların varolması yetmiyor, bunların varolduğunu bilmek, yaratıcı fikirleri olanlara, onları buluşturmak gerekiyor.

Bazı insanların parası olur, uygulayacak fikri olmaz, bazıları da yaratıcığını finanse edecek kaynak arar, bu insanların birbirleriye karşılaştırılması daha kolay olmalı, yani birbirine ulaşmalı.

Dünyanın nabzı girişimcilik, yaratıcılık, teknoloji ile atar. Sürekli dışarıdan yenilikler alınarak da ilerleme kaydedilmez, önemli olan bunu kendi içimizde yapmak ve ilk olarak bizim pazarlamamız, aslan payını almamızı sağlar.

Bütün girişimcilere bol şanşlar diliyorum, asla ve asla fikirlerinizden vazgeçmeyin, şuan olmasa da ileride sizlerle varolacağız, sevgiler…

26
Şubat
2007
10:58

Çok güzel yazıyorsun. Senden öğreneceğimiz çok şey var.

Tebrikler.

26
Şubat
2007
13:02

Abi helal sana, okurken gozlerim doldu vallahi. Cok guzel bir yazi olmus.

Oyle ki bazen kapildigimiz atalet duygusundan cekip aliyor kendimizi, hedeflerimiz icin tirmalamak gerektigini fisildiyor kulagimiza…

Ellerine saglik.

26
Şubat
2007
21:59

‘Hayallerinin peşinden koş’ teması bu yazı içerisinde çok güzel durmuş.

Tebrikler.

27
Şubat
2007
00:48

Kendimize ve fikirlerimize güvensizlik, bir adım ileri atmaya en büyük engel diye düşünüyorum.

Çoğumuzun çoğu kez yaşadığı sorun, yarattığımız fikri kendi süzgecimizden geçirmeden önce başkalarıyla paylaşmak. Ham olan fikir paylaşıldıkça senin yaratıcılığından çıkar ve bambaşka yerlere kayar gider. Varmak istediğin yerden uzaklaşırsın ve senin olmaktan çıkar. İşe fikrine güvenle başlamalısın, yola böyle çıkmalısın ama iyi hazırlanmak şartıyla.

İyi fikir, tavsiye beklemediğin fikirdir, içinde güveni fazlasıyla barındırır. Ve Aaron Stanton kesinlikle böyle bir adam. Fikrine verdiği değer inanılmaz bir motivasyon yaratmış ve yaratıcılığı katlanıp gitmiş.

Aslında hepimiz biraz Aaron Stanton değil miyiz? Keşke olabilsek :)

27
Şubat
2007
13:29

Çok başarılı bir yazı olmuş. Tebrikler..

27
Şubat
2007
13:53

Güzel bir yazı, hani derler ya “Çok pis gaza geldim.” İşte aynen öyle :)

27
Şubat
2007
14:49

Aaron gerçekten kendine güvenerek neler yapılabileceği konusunda güzel bir örnek.

28
Şubat
2007
00:35

Çok güzel, kışkırtıcı, -benim eksiğim ne? dedirten bir yazı.

Klavyene sağlık.

28
Şubat
2007
01:10

Her zamanki gibi çok güzel bir yazı olmuş, elleriniz dert görmesin.

Bu fikrinin peşinden koşma meselesi genel olarak bizde çocukluktan itibaren bastırılıyor gibi geliyor bana. Gelenek görenek adı altında belli kalıplara sokulmaya çalışıyoruz. Sonuç olarak da genelden farklı olan düşüncelerimizi yeterince savunamıyoruz.

28
Şubat
2007
08:51

Benim anlayamadığım birşey var. Google hakkında ne kadar daha site yapılıp gündemde kalması sağlanacak? Farklı bir düşünce (komplo teorisi).

Aslında bu arkadaşlar Google’da zaten çalışan arkadaşlar ve Google bu arkadaşların yaptığı blog, site’ler sonucu ismini kolayca (hemde hiçbir reklam ücreti ödemeden) milyonlara duyuruyor (bu yapılan işlerin alt metninde: Google prestijlidir, fikirlerinizi onunla paylaşmak istersiniz, Google’da çalışmak gibisi yoktur gibi kavramları nasılda kolay yayabildikleri mi var acaba?)

Google beni işe al.com, Google beni duyabiliyormusun.com, Google seni seviyorum.com, com da com…

Yine de bu yazının güzel yazıldığı ve insanı motive etmeye yardımcı olduğu gerçeğini örtmez.

Teşekkürler Tunç :)

28
Şubat
2007
10:31

Siz risk nedir bilir misiniz? Yada yapmak istediğiniz bir şey için hiç girişimde bulundunuz mu?

Risk başarısız olmak değildir sadece ya da yapmayı istediğiniz bir şeyin gerçekleşmeme durumundaki yüzleşmeniz gereken sonuç değildir. Risk belki bir andır, belki de bir bakış!

Risk riske girmeyen bir adamın yaşamından ne kadar mutlu olduğuna dair nutuklar atarken, sizin yaşadıklarınızdır. Risk babanızın uğraşıyorsun ama boş demesidir.. Risk kimseden borç almadığınız halde bir yere gittiğinizde sizi potansiyel para isteyici olarak görmeleridir.. Risk normal bir işte çalışan bir adamdan 10 kat fazla çalışıp strese maruz kalıp, onun karşısında çalışmayan bir adam pozisyonuna düşmektir.. Risk aile toplantılarında eee neler yapıyorsun’a, bir işe girdin mi’ye verdiğiniz cevaplardır.. Ya da veremediğiniz.. Risk yaptığınız şeyi/ürünü potansiyel kullanıcılarına anlatırken onların böyle bir ihtiyaçlarının farkında bile olmamalarıdır..

Risk alınan birşey değildir! Kısaca risk göğüs gerilen bir şeydir… Bu anlamda risk alınmaz, o işe başlanılır ve herşeye katlanılır demektir.!

28
Şubat
2007
12:47

Sevgili dostum Tunç, tebrikler. Yazın çok güzel olmuş.

Onur Yüksel seni de ayrıca tebrik ediyorum. Farklıydın ve bence de haklıydın..

Başarılar.

1
Mart
2007
15:50

Benim fikrim geldi :)

2
Mart
2007
11:54

Adını unuttuğum bir sitenin bir anketi vardı “Mezun olduktan sonra nerede çalışmak istersiniz?” gibi bir soru “bir holdingde çalışmak isterim” diyenler yüzde seksenin üzerinde iken “kendi işimi kurarım” diyenler ise çok az oranda idi.

Ülkelerin kalkınmasında faktörlerin başında girişmici ruhlu insanların ekonomik çabaları gelir. Girişimcilik “yürek ister” risk almak gerekir. Her ne için olursa olsun fikirlerimizi ezberci bir eğitimin baskısı altında bastırıyoruz, bastırmaya da devam ediyoruz.

Aramızdan kaç kişi okulu bitirdiğinde kendi işini kurmak için çabalıyor. Herkes kurumsal anlamda bir yerlere kapağı atmanın peşinde! Üretken bir beyne sahibiz aslında Türk halkı olarak maalesef düşünmeyi yasaklıyoruz kendimize.

Hayal edelim her şeyin başlangıcı bu!

5
Mart
2007
08:37

Kesinlikle katılıyorum.. Önce kendimize inanmazsak kesinlikle başarılı olamayız düşüncesindeyim.

Mesela ben gayet rahat ve iyi kazandıran işimi hiç düşünmeden bıraktım.. Hem de iş bulmadan, bir anda.. Ama kendime güveniyordum ve hiçbir şekilde aklımın ucuna en ufak bir olumsuz düşünce sokmadım. Sonuçta şu anda hayallerimin işi ile uğraşıyorum ve çok mutluyum.. Üstelik evimde çalışarak:)

Ama işin bir de şu yönü var.. Hiçbir zaman cesaret ya da tek başına girişimcilik bir işe yaramıyor. Bilgi ve tecrübe ile bunu birleştirip hareket etmek lazım.. Ben bugün evimde gayet mutlu mesut işimi sürdürebiliyorsam bunun arkasında 8.5 yıl boyunca sabah 07.30 - akşam 19.00 saatleri arasında deliler gibi çalışmam var diye düşünüyorum.

Bu güzel yazı içinse teşekkürler :)

5
Mart
2007
10:47

”Cowards die many times before their deaths, the valiant never taste of death but once.”

Shakespeare’in Julius Caesar’ında söylediği bu sözleri dikkate almak lazım. Bizim “cesurlar bir kere, korkaklar bin kere ölür” diye bildiğimiz sözdür bu, çevirisi birebir olmadığı için belirtme gereği duydum.

Cesaretimizi toplayıp kendimize güvenerek hareket ettiğimizde en fazla geri çevriliriz, ama hayallerimizin peşinden gitmezsek hayatımız boyunca pişmanlığını sırtımızda taşımak zorunda kalırız.

6
Mart
2007
18:30

Riskin ve fırsat maliyetinin ne demek olduğunu akıcı bir şekilde anlatan süper bir yazı olmuş. Tebrikler Tunç.

Hep anlatırım; kurumsallığı oldum olası sevmemişimdir.

Google’ın da bu konuda bir istisna olmadığını görmek beni şaşırtmadı.


@pino
Cesaretinden ve hedeflerine ulaşmış olduğundan dolayı seni de ayrıca tebrik ediyorum.

Her şey özgüvenden ve karar vermekten geçiyor. İnandıktan ve her ne pahasına olursa olsun önünüze çıkacak engellere göğüs gerdikten, hatta daha ileri gidip karşınıza çıkan engelleri (yazıdaki gibi) birer fırsat olarak değerlendirdikten sonra başaramayacağınız iş; kaldıramayacağınız taş yoktur.

Sevgiler.

7
Mart
2007
01:35

Yazıyı okuduktan sonra Muhammet Bozdağ’ın Düşün ve Başar kitabı aklıma geldi :)

Umarım biz de başaranlardan ve fikri olanlardan oluruz..

11
Mart
2007
22:20

Çok sevdiğim bir yazıda, “Bir fikir gerçekten yaratıcı ise, onu duyanlardan hiçbir zaman onay alamazsınız, zira onlar da sizin gibi o fikirle yeni tanışmıştırlar ve çoğu zaman sizden daha karamsardırlar” der ve ekler “fikrinize güvenmedikçe ilerleyemezsiniz.”

Anlattığın iki hikayede de bunun güzel bir örneğini görüyoruz; başarmak için değil, kafaya koydukların fikrin gerçekleştiğini görmek için çalışan idealist insanlar…

Hep düşünüyorum, günlük hayatımızda her yaptığımız ufacık işlerde de bu kadar idealist olsak, hedefimiz hep hayallerimiz olsa? Acaba o zaman neler olurdu, bir anda ne kadar ileriye giderdi tüm insanlık?

Ne yazık ki, bunun gibi her başarı hikayesinde de olduğu gibi bu cesareti kalbinde hisseden, bu enerjiyi damarlarında yaşayan insan sayısı hep az, hep az… Belki de çözülmesi gereken şey, bu sayıyı nasıl arttırmamız gerektiği…

Belki daha cesur nasıl oluruz, hayallerimizdeki hedeflere nasıl ulaşırız onu konuşmalıyız iç geçirmektense. Belki de beraberce ulaşmalıyız bu hedeflere….

Çok teşekkürler Tunç, beni güzel düşüncelere sürükledin…

11
Mart
2007
22:24

[…] Google Beni Dinleyecek misin? […]

14
Mart
2007
18:26

Bu konuyu daha önce duymuştum fakat ilk defa okuma fırsatım oldu.

Bunu okuyunca tek şey anladım; ömrüm boyunca anlattıklarımın burada yaşandığı, fakat hep anlattığım şeyleri yaşamadığımı ilk defa gördüm. Çalışıyorum fakat yeteri kadar mı? Meçhul…

14
Mart
2007
22:02

Çok harika bir yazı olmuş Tunç Bey, ellerinize sağlık. Üzerinde saatlerce konuşulabilecek bir konu. Başarmak için yola çıkan bir adamın başarısı olarak görüyorum ben bu hikayeyi.

15
Mart
2007
21:05

Bir Fikrim Var, Beni Kim Dikkate Alacak?…

Önce biz kendimizi dikkate alacağız. Önce biz fikirlerimize tutkuyla inanacak ve onları hayata geçirebilmek adına yine tutkuyla yaratıcı yöntemleri hayata sokacağız.

Kimse kimseyi kapıda karşılamıyor. O kapıları açacak olan da yine …

17
Mart
2007
23:51

Bahsi geçen konu, sanal alem denilen büyük alanın gerçek alemden daha da büyümesinin olanaklı olduğunu düşündürüyor.

18
Mart
2007
13:33

[…] diyorsanız, Fikiratolyesi.com’u ile sayın Tunç KILINÇ’ın yazdığı “Google Beni Dinleyecek misin?” başlıklı, Aaron Stanton’ın başarı öyküsünü anlatan makalesini kesinlikle bir […]

19
Mart
2007
07:23

Başarılı olmak isteyen bir yol bulur, istemeyen ise mazeret…. ve yaptığınız şeyden duyduğunuz pişmanlık zamanla geçer ama yapmadığınız şeye duyduğunuz pişmanlık asla!…

28
Mart
2007
09:23

[…] Tunç Kılınç Fikir Atölyesi’nde “Google Beni Dinleyecek Misin?”; isminde harika bir yazı yazmıştı. Şimdi, Antifit ve Cem’in blogu sayesinde yeni […]

29
Mart
2007
04:25

[…] Tunç Kılıç’ın Fikir Atölyesi’nde yazdığı Google Beni Dinleyecek misin adlı yazıyı tavsiye ediyorum. Aaron isimli bir şahsın vaktiyle Google’ın nasıl […]

29
Mart
2007
19:28

Umut fakirin ekmeği, ekmek bulamıyorsan pasta ye! Yiyip de oturmayın! Gelişin! Biz neresindeyiz bu işin?

5
Nisan
2007
12:16

İnanılmaz güzel bir yazı ve bir o kadar da cesaret verici.. Özellikle biz genç kuşağa biraz cesaret lazım. Teşekkürler..

9
Nisan
2007
03:22

Umutlandıran ve cesaret veren bir yazı. Teşekkürler.

30
Nisan
2007
16:06

[…] gelen mail’lerin büyük bir çoğunluğu işte bu soruyu soruyor. Şimdiye kadar farklı yazılarda bu konuyu ele almış olsak da, bu kez dilerseniz daha kapsamlı ve farklı bir yöntem […]

16
Mayıs
2007
22:06

Süper bir hikaye, “Aaron Stanton” tebrikleri gerektirecek kadar iyi : )

4
Haziran
2007
19:39

slm ben 16 yaşındayım, acayip derecede iyi bir müzik kabiliyetim var. Arkadaşlarım benim internette böyle duyurular yapmamı şiddetle öneriyorlar. Beste ve güfte yapıyorum. Bu konuda başvurmam gereken adresleri verir ve yardımcı olursanız çook sevinirim.

17
Haziran
2007
15:46

Merhabalar. Oldukça etkileyici bir yazı olmuş. Kendi adıma önemli paydalar çıkardım.

Yeni fikirleri gün ışığına çıkarma adına bloglarda bize yardımcı olursanız sevinirim. Siz yeni bir fikrinizi mevcut çevrenize olmasa da onların sayesinde geçmişteki profesyonel referanslarınızı kullanarak yeni bir çevreye sunabilirsiniz. Nenim yeni ve ayağı yere basan bir fikrim olması için bu alanda profesyonel geçmişim olması gerekmiyor.

İnanın sunumlarında internetin önemine ve geleceğine olan inancını herkesten fazla ifade eden ceo’nun yeni transfer olduğu teknoloji şirketinin sitesine proje yolladım. Yenilikçi projeleri desteklediğini basın yoluyla duyuran site bana cevap olarak internet tabanlı projelerle ilgilenmediklerini söyledler.

Sektör dışından olan sadece bir yeni fikri hayata geçirmek için sektör profesyoneli olan sizlerden nasıl bir teknik destek alabiliriz. Bunu masaya yatırırsanız sevinirim.

11
Temmuz
2007
05:45

Başarılı güzel bir hikaye… Sizin yorumunuz ile birlikte daha güzel olmuş.

31
Temmuz
2007
15:48

[…] anlatabilmek için bir site yapmış. Tunç Beyde bu konuyla ilgili fikir atölyesinde çok güzel bir yazı yazmış. Okumanızı tavsiye ediyorum. Konuyla ilgili benim yorumum ise şu: “Azimle işeyen […]

20
Ağustos
2007
20:14

Güzel paylaşım.

30
Ağustos
2007
02:14

[…] anlatabilmek için bir site yapmış. Tunç Beyde bu konuyla ilgili fikir atölyesinde çok güzel bir yazı yazmış. Okumanızı tavsiye ediyorum. Konuyla ilgili benim yorumum ise şu: “Azimle işeyen […]

8
Eylül
2007
02:12

[…] Beni Dinleyecek Misin?” ile kaleme aldığımız Aaron Stanton. Bir fikri hayata gerçekleştirmek için çıktığı tutku yolcuğuna devam ediyor. Kurduğu […]

18
Eylül
2007
13:09

Hikayenin sonunu anlayamadım…??

21
Eylül
2007
01:12

Diyecek bir şey yok, ellerine sağlık biizmle paylaştığın için… Aslında risk bir yürek işi, kalbinde hissedebiliyor musun o şeyi, o zaman durmak yok; fikri hayata geçirme vakti…

23
Eylül
2007
03:30

Evet, Amerikan Pastası filminden çıkan absürd bir hikaye. Ben insanlara yıllardır şunu anlatmaya çalışıyorum. Bazen hedeflerinizin hayali ile yaşamak, o hedeflere ulaşmaktan daha keyif verici olabilir.

Aslında insan hayatı ölümü unutma çabasının basit bir ürünüdür. Ölümü unutturan herşey insanı mutlu eder.

Google’ın sahipleri bugün hayal bile edemeycekleri bir servetin sahipleri oldular da ellerine ne geçti? Bir bardak kahvenin sıradan bir insana verdiği keyif, onlarda mevcut mu? Değil… Sokakta rahat dolaşamazlar, sürekli arkasına bakarlar, artık bir hedefleri de kalmamıştır. Çünkü para ile yapılabilecek her işi yapmışlardır. Ben iddia ediyorum böyle insanlar dünyanın en mutsuz insanları…

3
Ekim
2007
12:32

[…] Tunç Kılınç Fikir Atölyesi’nde “Google Beni Dinleyecek Misin?” isminde harika bir yazı yazmıştı. Şimdi, Antifit ve Cem’in blogu sayesinde yeni […]

15
Ekim
2007
15:46

Eline sağlık çok iyi yazmışın. Güzel bir paylaşım.

21
Ekim
2007
00:34

Merhabalar;

İlk önce belirtmek isterim ki gerçekten 0′dan başarı hikayelerine güzel bir örnek. Makalede ısrar, hırs, inatçılık, yaratıcılık gibi başarının temel etmenleri güzel harmanlanmış. Aaron Stanton adlı kişiyi tebrik etmek lazım.

Diğer yandan makale için teşekkürler…

13
Kasım
2007
13:33

Gerçekten harika bir başarı hikayesi. Yaratıcılık sınır tanımıyor :) Teşekkürler Tunç Kılınç.

18
Kasım
2007
22:51

Bundan daha akıllıca ne olabilir ki :) Zeka küpü diye buna derim işte…

3
Aralık
2007
11:33

Ben de gercekten sıradışı fikirlere sahibim ama kime başvurmalıyım bilmiyorum, ne yapacağımı da bilmiyorum. Bana yardımcı olacak insanlarla tanışmak istiyorum. Artık kendi kendimi tatmin etmek yerine diğer insanları da tatmin etmek istiyorum.

20
Aralık
2007
04:40

Google kendine yeni bir yol buldu, yeni fikirlerin önce uygulanmasını bekliyor sonra bakıyor tutarsa kendi geliştirip daha farklı ve iyi bir şekilde hizmet veriyor. Ne kadar tanıdık bir durum değil mi? Bu devirde Google a bile güvenmeyeceksin :)

22
Ocak
2008
21:36

Tunç Bey,

Tebrikler, şahane bir haber. Hala cangooglehearme’de sayaç geriye sayıyor : )

31
Ocak
2008
18:28

geçen gün digitürkte gezinirken bu ”Drew’le randevum” kamera kaydı diyeyim ( film demiyeceğiz heralde) çarptı gözüme.. hemen aklıma siz ve bu yazı geldi.. bunun, yani sizi anımsatmasının dışında anlamı yoktu..

başarı mı? peki başarı diyelim.. o çocuğu yaratıcı fikri ve azmi için kutlamak lazım.. kutladık.. iyi de bunu televizyonda vermenin açıklaması ne peki? izlediğim kadarı hiç hoşuma gitmedi. daha açık yazmak istemem buna dair hislerimi. izleyip etkilendiğini söylediğiniz kişilere saygı duymak lazım.

son zamanlarda bu tür kamera kayıtlarını ve Borat olayını digitürk hangi amaçla veriyor anlamıyorum. Borat diye bişey var yaa.. var..

blair cadısı türü felaketlerden sonra bağımsız yapımlar konusunda bir süredir çok temkinliyim zaten.. ama obesiteye dair kendini feda ederek:) bir belgesel hazırlayan, MC Donalts’s don kişotu o genç adama ait ancak cnbc-e de izleyebildiğim belgesel nitelikli kamera kayıtlarına bayıldım.. bu adam, biraz ulusal kanallar biraz da dost meclisleri için çekmiş, ama dünya çapında 5 milyon kadar kazanmış sanırım..

üstelik çok eğlenceli ve doğal biri.. yan komşu gibi.. samimi olayım diye sürekli küfür etmiyor.. çok iyi bir iş çıkarmış.. bağımsız, genel popülasyonu da ilgilendirecek, etkileyebilecek sonuçlara götüren belgeselleri sonuna dek destekliyorum..

diğerlerinin, bir zahmet internetele sınırlı kalması taraftarıyım! televizyon formatına aykırı duruyor..

aslında yazıda rastladığımda.. sizin bu yazınızda.. epey oldu gerçi.. birkaç kişiye de söz etmiştim, çok ilginç, olağandışı, sevimli gelmişti. benim televizyonda gördüğüm söz konusu filmdeki bir grup genç oldukça iticiydi!

25
Şubat
2008
05:21

Google’ın düşüşe geçmesinin en büyük nedenlerinden biri de bu fikirleri kaale almaması… Google’a ulaşmak bu kadar zor olmamalı.

17
Nisan
2008
17:02

etkilenmemek elde değil gerçekten, yazı için de çok teşekkürler…

saygı ile…


Yorum Takibi
Yorum RSS: Bu yazıya yapılan yorumları RSS yolu ile takip etmek için
Sen de Düşünceni Paylaş










Yorum Önizleme


© 2006 - 2008 Fikir Atölyesi - Tunç Kılınç
Kaynak belirttiğiniz sürece içerikten faydalanabilirsiniz. Sizin için üretildiler.
septic system price texas bad side effects of viagra