Profesyonel kurumsal hayatı, uzun yıllar farklı şirketlerde farklı sorumluluklarda yaşadıktan sonra "tamam" demiş bir gün. "Alışkanlıkları değiştirmek çok zor olsa da bu kararı almakla iyi etmişim. Edindiğimiz deneyimleri aktarabileceğimiz bir başka hayatımız olmayacak çünkü" diyor şimdi.

Kjell Nordstrom ve Jonas Ridderstrale’nin o müthiş sözünü hatırlatıyor:

"Günümüz toplumu, benzer eğitim almış benzer çalışanların; benzer fikirlerle benzer ürünleri, benzer kalite, benzer fiyat ve benzer yöntemlerle sattıkları benzer firmalarla dolu."

"Fark yaratma" konseptine bu yüzden aşık. Bu aşkını da Fikir Atölyesi'nde yazılara döküyor.

"Tunç’u biraz daha yakından tanımak isterim" derseniz buraya; "birlikte bir kahve içelim" derseniz de buraya tıklamanız yeterli.

Bakın şöyle bir yakın çevrenize, sonra da kendinize. Ne kadar çok kiÅŸi yaptığı iÅŸten mutsuz. Ne kadar çok kiÅŸi ÅŸikayetçi…

Kendimizden çok sanki başkalarının hayatını yaşıyoruz. Onların düşüncelerine göre şekillendirdiğimiz hayat denen elimizdeki en değerli varlığımız da eriyip gidiyor kendi elimizden.

Ölüm ise bizi bu derin uykudan uyandıran belki de en sert tokat.

SevdiÄŸimiz bir yakınımızın cenazesinde yanımızdakilerden duymaz mıyız hep, hatta bazen de söyleyen biz olmaz mıyız “deÄŸer mi bunca strese, üzüntüye… Artık daha az izin vereceÄŸim baÅŸkalarının beni üzmesine, dert etmeyeceÄŸim hiçbir ÅŸeyi… Mutlu olduÄŸum insanlarla daha fazla vakit geçireceÄŸim, keyif aldığım iÅŸlere daha fazla odaklanacağım. Yarın ben de bu tabutun içinde olabilirim.”

Bir uyanış adeta. Ne yazık ki günün koÅŸturmacasına girene kadar süren, kısacık ömürlü bir tokat… Oysa hayatımızın akışını deÄŸiÅŸtirecek radikal kararlar vermek için kocaman bir fırsat olabilir bu tokat.

Tıpkı Steve Jobs’ın dediÄŸi gibi;

“Her ÅŸey, tüm dış beklentiler, gururlar, küçük düşme ya da baÅŸarısızlık korkuları - tüm bunlar ölüm karşısında deÄŸerlerini yitirir. Kaybedecek bir ÅŸeyler olduÄŸu (tuzak) düşünceyi yok etmenin en iyi yolu insanın öleceÄŸini hatırlamasıdır. Zaten çıplak ve savunmasızsın.

Her gününü, hayatının son günüymüş gibi yaşarsan, günün birinde haklı çıkarsın.

Gerekirse dünyanın sana sunduklarından vazgeç, hatta okula bile gitmeyebilirsin ancak asla maceracı ruhundan taviz verme. YüreÄŸinin ve sezgilerinin sesini dinle; onlar seni yanıltmaz. Neyi sevdiÄŸini bul. Aşık olacağın, büyük bir tutkuyla inanacağın iÅŸin sana zaten istediÄŸin baÅŸarıları getirecek. Yılma. Tüm gönül meseleleri gibi, onu bulduÄŸunuz zaman anlayacaksın. Ve her büyük iliÅŸki gibi, seneler geçtikçe daha da güzelleÅŸecek.”

Bir ÅŸeyleri deÄŸiÅŸtirmemiz gerektiÄŸini anlamak için de bir yakınımızın ölmesini veya bizim ölümle burun buruna gelmemize gerek yok. Steve’in kendine sorduÄŸu soruyu büyük puntolarla yazıp asamaz mıyız aynamıza; hatırlatsın bize her sabah:

“EÄŸer bugün hayatımın son günü olsaydı, bugün (normalde) yapacağım ÅŸeyleri yapmak ister miydim?”

Ne kadar çok ÅŸey için “hayır” dediÄŸinize bakın daha sonra, ÅŸaşıracaksınız. Ve sizden baÅŸka kimse de azaltamaz o “hayır”ların sayısını. Sadece kendimiz…

Ben uzunca bir süredir azaltıyorum bunların sayısını. Hem de yerine tutkuyla inandığım ÅŸeyleri koyarak…

Fikir Atölyesi‘nde sizlerle buluÅŸmak, konuÅŸmak, paylaÅŸmak buna harika bir örnek benim için. Her yeni yazımı yazarken, her gelen yorumu okurken inanın kalp atışlarım artıyor. Tıpkı aşık olduÄŸunuz birini görmek gibi bu. Sizler benim tutkumsunuz.

Başka bir tanesi yaratıcılık sevdam. Somut olarak da son yıllarda ürün tasarımı beni çok heyacanlandırmaya başladı. Mimar bir arkadaşım sevdi tarzımı; planladığı yeni galerisinde bana bir köşe verecek. Hayali bile şimdiden uykularımı kaçırıyor.

Gazetecilik bir diÄŸeri. Fikir Atölyesi’ndeki yazılar ve sizlerden gelen yorumlar dergi ve gazetelerin ilgisini çekmeye baÅŸladı. Burada henüz somut bir adım atmadım, ÅŸimdilik düşünme sürecinin keyfi dahi yetiyor. Ulusal bir gazetenin Pazar ekinde bir köşem olsa veya 20 Soruluk SöyleÅŸiler‘i televizyonda canlı konuklarla yapsam… İlginç olmaz mı sizce de?

Şu an geçimimi sağladığım eğitimci, danışman sıfatlarım var olmaya devam etsinler, seviyorum onları. Bu sayede tanıştığım yeni insanlar ve sağlanan katma değerin hazı büyük bende.

Daha büyük aÅŸkım ise kiÅŸisel koçluk. Birlikte çalıştığım kiÅŸilerin hikayelerini anlamak, kendi farkındalıklarının artmasına destek olmak… YaÅŸamın her anından mutlu olma adına (kendilerine koydukları) baÅŸarı hedeflerine ulaÅŸmalarında bir nebze olsun katkı saÄŸlayabilmek… MuhteÅŸem bir adrenalin.

Bunlar Tunç’u Tunç yapanlar…

Peki bugün sizin hayatınızın son günü olsaydı, bugün (normalde) yapacağınız şeyleri yapmak ister miydiniz?

Yılmadan arayıp bulacağına inandığınız işiniz veya tutkunuz için kalbiniz ve sezgileriniz ne diyor?

6
Åžubat
2007
21:35

Dediğiniz gibi bu konuyu bir yakının ölümü veya böyle bir yazıya denk gelmeden pek aklımıza getiremiyoruz. Çevresel koşullar bunda önemli bir etken. Büyük değişimler için gerekli cesareti edinmek de zor geliyor. Yaptığımız işi her zaman bir çırpıda silemeyebiliyoruz.

Benim hayatımın son günü olsaydı bugün yaptığım şeyleri yapmak istemezdim.

Yüksek lisansı bir aksilik olmazsa yazın bitireceğim. Şu anda günlerimi mezun olmak için çalışarak harcıyorum. Ama teorik çalışmaların bana aradığım heyecanı, tutkuyu vermediğini net şekilde biliyorum (başlangıçta hedefim akademik araştırma ortamıydı). Büyük kısmını tamamlayıp bu kadar emek vermişken de bırakmak akıllıca gelmiyor. Bir engel de tabii ki askerlik. Askerlik sorununu çözmeden de yeni arayışlara girmek, iş hayatında rahat davranmak mümkün olmuyor.

Anlayacağınız, tutkum olacak işi bulabilmek için daha epey uğraşmam gerek.

Dilerim bugün son günüm değildir :)

6
Åžubat
2007
22:07

Her gece oturup ajandama ertesi gün için, ondan sonraki için, bir hafta sonrası için, bir ay yada daha sonrası için hatırlatmalar yazıyorum… Neden? O zaman geldiÄŸinde o iÅŸ yapılacak diye planlıyorum kendimi. Evet, ya o gün gelmezse? Ya yarın talihsiz bir kaza olursa ve ölürsem? Hiç mi hiç gelmez aklıma planları yaparken, düşünsenize hepimiz öyle deÄŸil miyiz?

Belli bir yerden sonra iÅŸte üniversite kaygısı, derken iÅŸ kaygısı, yetmedi kariyer kaygısı, sonra çocukların geleceÄŸi, ÅŸu bu derken bir de bakacağız ki yaÅŸ 70 iÅŸ bitmiÅŸ! Tabi o kadar yaÅŸarsak o da…

UÄŸruna zaman harcadığım çoÄŸu ÅŸeyi seviyorum aslında; pazarlama de, yaratıcılık de, yeni de, akan sular durur bende… Ama bazen diyorum kendi kendime acaba ben baÅŸka biri miyim? Gerçekten istediÄŸim bu mu ki benim? İlk bakışta bu evet, ama bilmediÄŸim o kadar çok ÅŸey var ki kendi hakkımda?

Bunları hepimiz düşünürüz aslında ama derine insek bir kimbilir neler var orada? İş-güç yoÄŸunluk der fırlatırız bir köşeye bu düşünülmesi gereken asıl ÅŸeyleri…

Bugün benim son günüm olsaydı ve saat 00:00′da öleceÄŸimi bilseydimi ki saat ÅŸu an 22:00, söylemek isteyip de söyleyemediklerime üzülürdüm heralde, daha doÄŸrusu çekinip açıkça söylemediÄŸim normal ÅŸeyler… ÖrneÄŸin sonucu ne olursa olsun hiç olmayacak birine aşık olduÄŸunuzu söylemek yada patronunuza sen ahmağın tekisin, bütün iÅŸleri ben yapıyorum ama parayı kazanan sensin gibi… Daha bir sürüsü…

Carpe diem, carpe diem diyoruz her başarısızlığımızda, yada bir sevdiğimizi kaybettiğimizde. Bundan sonra da diyeceğiz, bizden sonra da diyecekler, emin olduğum şey işte bu!

Çok klasik ama yaÅŸadığımız ülke, kurallar veya tabular, en önemlisi aldığımız eÄŸitim, bunların en büyük engeli malesef…

Yarın 7 Åžubat 2007 ve malesef ben hala plan yapmaktayım…

Son olarak Tunç; son günüm olsaydı eÄŸer, seni de mutlaka arardım teÅŸekkür için…

Farklı olanı değil, kendimizi yaşamak dileğiyle.

6
Åžubat
2007
23:33

İnsan bir şeyleri seçince diğerlerinden vazgeçmek zorunda hissediyor kendini; öyle olmak zorunda olmadığının en güzel kanıtı..

Belki de herkes tüm sevdiği şeyleri iç içe yaşayabileceği açılımlara sahip olabilir.. Bunlara sahip olabilmek için araştırma, ve cesaretle beraber, bir miktar da şansa ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum..

Sevgiler.

7
Åžubat
2007
00:36

Yoksa Fight Club’tan Tyler Durden’in dedikleri mi daha anlamlı?;

?İşçi tulumlarımızın ve beyaz yakalarımızın kölesiyiz, nefret ettiğimiz işlerde çalışıyoruz, hiç ihtiyacımız olmayan ıvır zıvırlar satın alıyoruz, televizyon ve reklamlar bize bir gün hepimizin zengin birer rock yıldızı ya da film yıldızı olabileceğimizi söylüyor, ama olamayacağız, gerçeği yavaş yavaş öğreniyoruz.?

7
Åžubat
2007
01:00

Farkındalık değil midir yaşamın ta kendisi?

Åžunu çok iyi biliyorum: Tanrı beni, çevremdekileri mutlu etmem ve mutluluklarından iki kat mutlu olmam için gönderdi ve yüreÄŸim yettiÄŸince mutluluk aşısı yapıyorum dünyaya. Aşı tutuyor çoÄŸunlukla. Ben ciÄŸerlerimi mutlulukla doldurdukça hayat beni kovalayacak ama görev bitmeden asla gülümsemem eksilmeyecek yüreÄŸimden…

7
Åžubat
2007
07:57

Åžimdi düşündüm ben de… Hayatımın son günü olsa…

Böyle düşününce yığınla pişmanlık kapladı benim içimi.. Korktum ölümden sonra olacaklardan.. Beynim galiba ilk tepkiyi böyle verdi..

Åžimdi ise (bir yandan düşünüp, bir yandan yazıyorum) yapabileceÄŸim birkaç ÅŸey geliyor aklıma.. Herkese, onlara olan sevgimi anlatırdım hemen.. Çünkü sevgisiz bir kalple ölmek istemezdim.. Yapamadığım hiçbir ÅŸey yok galiba hayatımda, ÅŸiirlerimi ve kitaplarımı yayımlamak dışında…

Her günüm güzel ve son günümsü geçiyor.. Bunun rahatlığını yaşıyorum ÅŸimdi de… Ne güzelmiÅŸ!

Ama gelelim o kalp kırmalara, günahlara ve kötülüklere… Onlar ne olacak? Bir günde telafi edebilir miyim? Gerçekten baÅŸarabilir miyim??

Al sana bir de korku sarıldı şimdi başıma!! Nereden çıktı bu konu? Ben ne güzel korkularımın üzerine bir perde çekip yaşıyorum öyle paldır küldür.. Oldu mu şimdi??

Eminim çoÄŸu arkadaşım (benim gibi düşünen) bunları yaÅŸadı.. Yapmam gereken tek ÅŸeyin ÅŸu olduÄŸuna inanıyorum: Her adımda düşünmek… Bu çok gerekli..

Bana bunları düşündürenlere sonsuz teşekkürler..

7
Åžubat
2007
10:07

Yaşamımın son günü olsa muhtemelen işe gelmezdim, okula gitmez, lanet olası sınavlara çalışmaz, şu an yan masamda oturan ve havasından geçilmeyen havalı hatunun çenesini çekmezdim. Son günüm olsa hiç birşey yapamazdım heralde çünkü daha birçok amacıma ulaşamadım ve bütün gün aynı durağanlıkda yaptığım bu işlere sırf amaçlarım için katlanıyorum.

Aslında özgürlüğü anlatan ufak bir hikayeyi de hatırlamamız lazım belki; Tiziano Terzani’nin “Atlıkarıncada Bir Tur Daha” adlı kitabında okuduÄŸum bu küçük öykü yıllardır tartışılan “özgürlük” kavramı üzerinde bir kez daha düşünmememizi saÄŸlar belki;

Adamın biri, bilge bir kral olmakla ün salmış kralın yanına gider. Krala ÅŸunu sorar “Efendim söyleyin bana hayatta özgürlük var mıdır?” Kral “Elbette” der. “Kaç bacağın var senin?” Adam soruya ÅŸaşırarak “İki efendim” der. Kral “Pekala, tek bacağının üstünde durabilir misin?” “Elbette” diye cevap verir adam. Kral “O halde hangi bacağın üstünde duracağına karar ver”. Adam biraz düşünür ve sol bacağı üstünde durmaya karar verir. “Tamam” der kral “ÅŸimdi de öteki bacağını da kaldır.” Adam ÅŸaşırır “Bu imkansız kralım” der. “Gördün mü?” der kral “Özgürlük budur. Sadece ilk kararı almakta özgürsün. Ondan sonrasında deÄŸil.”

Biraz düşünüp, biraz da karşılaÅŸtırma yaptığımda görüyorum ki gerçekten hayat böyle. İşe gitmeyi tercih edersen iÅŸ yerindeki lanet insanara katlanmalısın. Okula gitmeyi tercih edersen, saçma sapan bir ton dersle uÄŸraşırsın. Yok ben deniz kenarında ufak bir kulübede yaÅŸayacağım, portakal aÄŸaçlarından portakalımı toplayıp denizden balık tutacağım gibi romantik bir adamsan, ya o portakal aÄŸaçlarından portakal toplamak için bel aÄŸrıların, ya balık tutmak için ıslanmaya ya da bunların birçoÄŸunu yapamayacağın için açlığa mahkum kalıcaksın. Hee eÄŸer derseniz önce birikim yaparım öyle kulübede yaÅŸarım. O zaman yine iÅŸyerindeki lanet insanlar sizi bekliyor. Hem de uzun bir süre…

Bir şeyleri değiştirmemiz için yakınlarımızın ölmesi gerekmiyor tabi ki fakat bazen de yakınlarımızın ölmesi bir şeyleri değiştirmeye yetmiyor. Kartvizitinde profesyonel levazımatçı yazacak kadar çok ölüm yaşadım. Morgundan camisinden, kilisesine mezarlıktaki işlemlere kadar herşeyi yaptım. Ne değişti? Sadece farkındalık. Siz ne derseniz diyin maalesef günümüzde yaşam bu kadar masum, bu kadar kolay ve bu kadar romantik değil.

Hayat öyle basite alınacak bir oyun deÄŸil maalesef. Oyunun kurallarını bilmen ve ona göre oynaman gerekiyor. Ama çoÄŸu zaman oyunun kurallarını bilmek yetmiyor. Çok daha önemli olan baÅŸka bir ÅŸey var. Kendini bilmek… Ne istediÄŸini, neyin seni mutlu edeceÄŸini ve kim olduÄŸunu, neler yapabileceÄŸini bilmek zorundayız kesinlikle. Ancak o zaman doÄŸru kararlar veriyor ve mutlu bir hayata sahip oluyorsun.

Ve kararlar birer kibrit… Ya kendini yakıyorsun ya da kendini ısıtıyorsun…

7
Åžubat
2007
11:36

Ölüm.. O kadar yakın ki.. Yarın başımıza ne gelebileceÄŸini kim bilebilir… Bugün ÅŸakalar yapıp gülücükler dağıttığın hatta sinirlenip de farkında olmadan kırdığın bir arkadaşını, yakınını, sevdiÄŸini yarın sapasaÄŸlam karşında görebileceÄŸini kim garanti edebilir.. Ya da sen.. Bir daha sapasaÄŸlam durabilecek misin sevdiklerinin karşısında..

Vadesi dolduÄŸunda hiç ummadığımız anda kaybederiz çok sevdiklerimizi.. Ya da uçup gideriz ÅŸu fani dünyadan.. Hayattayken kıymetini bilemediklerimiz…

Önemli olan ÅŸu dakikalar deÄŸil mi ki.. Kalp kırmadan, incitmeden nefes alabilmek… Hayattayken sevgimizi, saygımızı gösterebilmek.. Hayattayken “seni çok seviyorum” diyebilmek..

Söyleyemeyenler…

KaybettiÄŸimizde, ruhu yaradan’a kavuÅŸan sevdiÄŸimizin ardından gözyaşı dökmek neye yarar ki.. “Seni seviyorum canım arkadaşım” diyemedikten sonra…

Son pişmanlık neye yarar ki.. Bir daha aynı masada yemek yiyemeyeceğiz.. Yine bakmayacaksın gözlerime.. Yine şakalar yapmayacaksın.. Masanda çok sevdiğin müzik artık çalmayacak.. Ve ben artık isminle seslenemeyeceğim sana..

Yoksun artık.. AÄŸlamak ne fayda…

Sensiz bırakarak ansızın çıktığın bu yolculukta
AÄŸlasak da
Yüreğimiz yansa da
Bu gidişi sana hiç yakıştıramasak da
Varlığın hep yanımızda..
Gülen yüzün hep karşımızda
Yaptığın iyilikler hafızalarımızda..
Lokmanı hep paylaştın arkadaşlarınla?
Gözün yoktu başkasının hakkında..
Sevgi dolu yüreğinle, eksik etmediğin saygınla
Örnek oldun ardında bıraktıklarına..
Acısı ile tatlısı ile ne yaşadıysak fani dünyada
Hakkımız helal olsun sana?
Cennet olsun mekanın da?

Canım arkadaşım. Seni çok seviyorum. Hep özleyeceğim?

.. canım yanıyor.. yazmak, paylaşmak istedim sizlerle..

7
Åžubat
2007
12:06

Benzer ruh halleri içinde bocaladığım şu günlerde böyle bir yazıyla karşıma çıkmanın asla bir tesadüf olmadığını düşünüyorum. Çok teşekkürler, biraz moralim yükseldi..

7
Åžubat
2007
17:12

Çok güzel bir yazı olmuş ve o kadar benzer düşünceler paylaşıyorum ki sizinle.

Yarın ölecek olsaydım… Heralde bugün yine aynı yerde olurdum. Aynı ÅŸeyleri yapardım. Yine ÅŸeffaf olurdum insanlara karşı, söylemedik bir ÅŸey bırakmazdım arkamda, eminim tamamlanmamış iÅŸlerim olurdu, zamana bıraktıklarımı iyiki de bırakmışım derdim, ya daha iyisini ararken zamana bırakmayıpta silseydim onları, o zaman üzülürdüm iÅŸte…

İyiki derdim yaşamışım, iyiki söylemişim, iyiki görmüşüm derdim.

‘Hayat bir gün, o da bugün’ derler ya, iÅŸte derdim hayat dündü. Bugün ise verilmiÅŸ bir ödül daha. Umarım daha çok yarınlar ödül olur hepimize…

7
Åžubat
2007
18:22

Kendimce; Hayatın sonunda tek gerçek var; “ölüm bütün canlılar için.”

Hayatımızın son günü olsaydı, eminim yapamadıklarımız için üzülürdük. Hepimizin geleceÄŸe dair hedef ve beklentileri vardır ama traji komik olan bugünü kaçırdığımız… Gerçek olansa zaman kavramını gelecek olarak görmemiz…
Gerçek; adı üstünde “sebepsiz ve sonuçsuz, bir nedene baÄŸlı olmaksızın var olan bir oluÅŸ hali” ise zamanda yaÅŸadığımız bu andır.

Ölüm aklıma geldiÄŸinde ise bütün beklentilerim, korkularım yada baÅŸarısızlıklarım anlamsızlaşıyor. Ölümün gerçeÄŸi bütün bu saçmalıkları silip süpürüyor. İşte o an “yaÅŸamımın anlamı” ne diye soruyorum kendime. Çok derin düşünüyorum ama yüzeyde yaÅŸamak istiyorum. Basit ama anlamlı bir yaÅŸam beni daha çok mutlu edecek, biliyorum.

YaÅŸamda bütün canlılar ölene kadar sürekli bir geliÅŸim içinde deÄŸil mi? Ben de kendi yaÅŸamımda kendi geliÅŸimimi sürdüreceÄŸim diyorum. Ya da bu düşüncem koca bir saçmalık ve as olan “gerçek mi” diye de düşünüyorum :)

Her neyse; bazı kelimeler ağır derdim hep, galiba en ağırı da bu; “ölüm.”

Yine de üzerine pek düşünmediÄŸim bu gerçek beni yaÅŸama baÄŸlıyor. Çünkü ölüm gibi gerçek olan bir diÄŸer olgu da “yaÅŸam.”

Gerçekler üzerine doÄŸru ya da yanlış diye yorumlar yapmam, gerçek benim için var olandır. YaÅŸamlarımız gibi… Ama geçmiÅŸ zaman geri gelmediÄŸine göre kendimiz için birÅŸeyler yapmaya ÅŸimdi baÅŸlamalıyız. Kendimiz için yaÅŸamın sorumlulukları ile elimizden geleni yapabildiÄŸimiz sürece öncelikle yaÅŸadığımız anın huzur ve mutluluÄŸunu yakalarız. Beraberinde de geleceÄŸe ertelemiÅŸ olduÄŸumuz beklentilerimize de ulaÅŸmış oluruz.

Tıpkı Tunç ve burada yazan benim gibi diğer arkadaşlar da kendimiz için birşeyler yapıyoruz; yazıyoruz, sizler de okuyorsunuz.

Aklımız “yapamam ya da bugün olmaz” derken “yüreÄŸimiz elbette olur” diyorsa ve günlük koÅŸturmalar içindeyken yüreÄŸimizin sesini duyamıyorsak, ölümü düşünelim zaman zaman… İyi geliyor :)

7
Åžubat
2007
20:40

Hayatımız boyunca o kadar çok yönlendiriliyoruz ki… Yaptığımız birçok ÅŸeyi arkamıza dönüp baktığımızda “ben bunu neden yaptım?” diyebiliyoruz.

Hayat boyunca, sadece doÄŸru olduÄŸuna kendileri inandıkları için bize müdahale eden kiÅŸiler. Ailemiz, hocalarımız, patronumuz, devlet, sevgilimiz’in söylediklerini yapıyoruz ve hayır diyemiyoruz. Åžu anda bu kiÅŸilere karşı çıkarak kendi doÄŸrularımızı bulmak çok zor, en azından bu yaÅŸta. Ama ileride, senin de yaptığın gibi, yavaÅŸ yavaÅŸ ‘hayır’ların azalacağına inanıyorum. Steve Jobs da bugün 52 yaşında ve bunu söylediÄŸinde sanmıyorum ki 35 yaşından küçük olsun.

Eğer bugün hayatımın son günü olsa, sanırım yaptığım tüm işleri bırakır hayatım boyunca içimde kalan ve yapmayı çok istediğim şeyleri yapardım. (Sevdiğim fakat söylemeyi beceremediğim herkese onları sevdiğimi söylerdim ilk başta.)

Ben bugüne kadar hiç “büyüyünce doktor ya da öğretmen olacağım” demedim. Ben iÅŸimin temellerini 8 yıl önce attım ve ÅŸu anda da sağından solundan yontarak ÅŸekillendiriyorum, gelecek için en iyi görüntüyü vermeye çalışıyorum.

Ne olursa olsun yaptığım herşeyde farklı olmayı, insanları ve iletişimi çok seviyorum.

8
Åžubat
2007
08:53

EÄŸer, yeniden baÅŸlayabilseydim yaÅŸamaya,
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.

Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.

Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.

Hiçbir yere yanında su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
EÄŸer yeniden baÅŸlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama iÅŸte 85′indeyim ve biliyorum…
Ölüyorum….

Anlar” Arjantin-1985
Jorge Luis Borges

İşte böyle… hep birilerinin bize anlatması mı gerekiyor ölümü..

Bir gün Buscalgia öğrencilerini toplar ve onlara sorar; ?Yarın ölecek olsanız bugün ne yapardınız?”

En genç olan öğrenci “sanırım annemle barışırdım” der, “onunla üç aydır konuÅŸmuyoruz.” Bir diÄŸeri “Karıma seni seviyorum derdim çünkü onunla evlendiÄŸimizden beri ona hiç söylemedim” der.

Buscalgia öğrencilerine döner ve şöyle der; “Peki bütün bunları yapmak için niye ölmeyi bekliyorsunuz?”

Ya siz?.

Bu hikayeyi okuduÄŸumda ana fikrinin yüzüme taÅŸ gibi çarptığını hissettim. Kendime sordum. Ben ne yapardım? İnanın öyle bir liste çıktı ki…

Hadi siz de yapın listenizi.

8
Åžubat
2007
12:19

Sevdiğimiz bir yakınımızın cenazesinde yanımızdakilerden duymaz mıyız hep, hatta bazen de söyleyen biz olmaz mıyız ?değer mi bunca strese, üzüntüye? Artık daha az izin vereceğim başkalarının beni üzmesine, dert etmeyeceğim hiçbir şeyi? Mutlu olduğum insanlarla daha fazla vakit geçireceğim, keyif aldığım işlere daha fazla odaklanacağım. Yarın ben de bu tabutun içinde olabilirim.?

İşte bu sözler arkadaşlar herşeyi anlatıyor.
BaÅŸka lafa ne hacet bence…

8
Åžubat
2007
17:31

Kimileri bu hayatta yasarken oluyor; her kim bildigini zannediyorsa baskalarinin hayatini, yaniliyor.

O kadar cok terazi var ki su narin bedenlerde, bazen sigmiyor disarilara tasiyor, olculer ve degerlendirmeler baskalarinin gozu onunde oluyor, sonu gelmez zaman harcamalar, care olmuyor dislanmis bellegine, hepimiz ahkam kesiyoruz yasamadiklarimiza; yasatacaklarimiza, saniyoruz ki dunya bizim etrafimizda donuyor; o sen olmasan da donuyor ve baskalari da dondurmuyor onu bilesin.

Arkadasini dogru secmek, kilavuzuna inanmak ve nihayetinde amacindan sapmamak dogru olanlar.. Amacin? Ne ki o, sordun mu ki onceleri kendine? Nasil sorularina cevap aradin ve buldugunu zannettiklerini hic neden sorusu ile eslestirdin mi? Emin ol cok farkli cikacak cevaplar.

Tunc’u tanidigim kadari ile bunlari ona yazdiracak bir nedenin oldugunu biliyorum. Kalbini derinden acma seanslarindan birini daha gerceklestirmis. Kac kisi, bu seanslari, hayatinda bir elin parmaklarindan daha fazla gerceklestiriyor?

Olmek diye adlandirilan aslinda hergun bitmeden baslanilan kabuslar ve nefes alislar mi gercekten.. Tahmin edilenin cok otesinde yanina bile yaklasmaya korktugumuz, mevzusu gectiginde suratlarimizi burusturdugumuz, 1 dakikalik saygi durusu da degil olum..

Olum; samimiyetsizligi ilelebet var etmek, sukur etmemek; kiymet bilmemek; kotu ettigini bulmak; kin tutmak;acimasizi oynamak, maskeyi cikarmamak, bir hos seda ile bakamamak, kalbin aynasina Tunc gibi isik tutamamak, herseyin ustundeki yaratanin gerceklerini red etmek demek…

Dunyada yasarken olmek ile ilgili o kadar farkli filmler ve senaryolar var ki, sigmaz sayfalara ama kazinir kucuk beyinlere. Fakat o da degil olum, unutulmayan ve son nefesine kadar seninle gidecek iyi ya da kotu tum yaptiklarin, olumun baslangici ve yolun dogru, dilenmen yaratana, sefkatin karsiliksiz, zihnin deterjan degmeden nefes aliyorsan iste sen ilelebet yasamaya mecbursun en guzeliyle…

Bir açlar ordusu, ekmek kırıntılarının yanında,
2 yalnızın sunumunda ortaya konulacak.
Neler oluşturacak bütünü, sağı solu,
Biraz keder, biraz elem; yüreğine de acı değdiyse
İşte tamamdır yemek, harcanmıştır onca emek.

Bocalama soğan yerine onca kötü sözleri,
Üstüne ilave su misali daha da beter davranma;
Ne de olsa sonunda gariban bir sevgi mahkumu doyacak.
Yediklerinin vahadaki su, idare edenin bir kırıntı olacağı,
Nihayetinde yürek çorbası bu, sevabın da bedelini düşünme,
Elbet onun da çıkar alıcısı…

8
Åžubat
2007
21:54

Vengo! Hayat’ımın her anı o kadar ilginç; bazen neÅŸeli, süper geyik, sevgi dolu, aÅŸk dolu.. Bazen de o kadar sancılı yapamadıklarımı yapmak, eksik hissettiÄŸim ÅŸeyleri tamamlamak, hüzünlü, melankolik…

Hepimiz birer kaptanız aslında. Daha gözümü açtığım ilk andan beri sonsuz maviliğin içinde rotamı bulmaya çalışıyorum. Biliyorum ne bu deniz fırtınasız yaşar, ne ben :=)

Hayatımın geri kalan kısmında yaptığım hiç birÅŸeyden piÅŸman olmadım diyebilirim (ufak tefek ÅŸeyler hariç).. Åžunu da şöyle yapsaydım dediÄŸim olmadı, öyle programlar yaparak ya da yapmam gerekli dediÄŸim ÅŸeyler bana hakim olmadı. Zevk aldım hayattan, üzüldüm, son günümde de üzülüceÄŸim ama alışkanlıklarım kadar onları kazanmakta hayatın bana, ellerime verdiÄŸi bir güzellik…

Pazarlamacı olmak istiyorum, bir ÅŸirkette de çalışıyorum. Yarın da orada olacağım bunu biliyorum, çünkü insanlar uzun vadeli planlar yaparak hayatlarına ÅŸekil verir. Önemli olan “plancıklar”dır! Patrona gıcık olabilirsin, ev arkadaşına ya da sevgiline.. Ama paylaşımların senin elinde.. Sen istersen yaparsın!

Tunç sana kim diretti pazarlamacı ol da on bilmem kaç sene didin çalış.. O günler olmasaydı bu forumu oluÅŸturabilir miydin? “Sıfırın Altında Marketing” organizasyonundaki anketlerin sonucunda (spss ile yapılan analizler ışığında) en güzel sunumlardan birisi de sana aitti. Peki; hayatının son günü olsaydı, yine bizimle o salonda duygularını paylaÅŸmak istermiydin? :=)

Ben hayatımı huzurlu ve sürpizlerle dolu yaÅŸamak için kısa vadeli ama uzun vadede rahatlayacağım plancıklar yapıyorum.. Kimi zaman alıyorum sırt çantamı, canım ogün nereye gitmek isterse.. Ya da kitabım elimde esas oÄŸlan oluyorum :=) Hayallere dalıyorum… Rahatlıyorum son günümmüş gibi.. Hani öyle anlar vardır ya en olmadık, en zor zamanlarda kalbiniz bir kuÅŸ kadar hafifler…

Hayalleri seviyorum; beni zinde tutuyor, yaÅŸama baÄŸlıyor hem de son günümmüş gibi….

9
Åžubat
2007
06:38

Bugün hayatimin son günü olsaydi hiç geçmişle hesaplaşmazdim; istemeden geldim, istemeden gidiyorum durumu zaten.

En sevdiğim şarabi alir keyifle demlenirdim, tanriya da bu arada teessüf ederdim. Hayata benim gibi doyanlari değil de, doyamayanlari öldürdüğü için, gençleri çocuklari bebekleri ve nicelerini aslinda narsistliği için ona yuh çekerdim.

Şerefime de içerdim, buyursun gelsin ölüm bana da derdim.

9
Åžubat
2007
09:36

Bir kere bu yazıyı okumazdım. Fikir Atölyesi’nin web sitesine girecek zamanım da olmazdı sanırım…

Mailime girer ve herkese mail atardım. Artık ben yokum. Ama siz bunu dert etmeyin, maillerinizi bekliyorum…

Her günü son gün gibi yaÅŸayabilmek erteleme yap olgusunu o kadar güçlendiriyor ki… Sürekli erteliyoruz. Hep yarın, öbürgün… Kurgularımız hep öteleniyor. Hayallerimiz de… Bazıları hiç olmayacak ama gerçekleÅŸecek hayallerimin peÅŸinden gitmeye devam edeceÄŸim.

9
Åžubat
2007
16:04

Merhaba, gerçekten insanlar kendileri için en önemli şeyleri kaybedince bazı şeylerin değerini daha iyi anlıyor.

Ben annemi kaybedene kadar herşey laylaylomdu. Ama şimdi benim için o kötü günü düşününce kendi kendime; Yeşim bugününün değerini bil, ne yapmak istiyosan onu yap diyorum. Ve şimdi okulumu bitirmek istiyorum.

10
Åžubat
2007
00:48

‘Bugün ölecekmiÅŸ gibi ibadet et, sonsuza kadar yaÅŸayacakmış gibi çalış’ demiÅŸ atalar.

10
Åžubat
2007
01:29

Olumden sonra bile surecegine inanacak kadar cok sevmeliyiz hayati. Ki bu da insanin kendi kapilarini kendine acip yuzlesmelerle, cozumlemelerle, acilarla; ancak sonunda yasanilacak huzurla mumkun olur. Pek de kolay degil yani :)

10
Åžubat
2007
17:56

Daha ne duruyorsunuz ki anı yaÅŸayın, hep yapmak isteyipte istemediÄŸiniz ÅŸeyleri yapmak için son fırsatınız belki de ÅŸu an…

10
Åžubat
2007
20:29

Zamanında iş arkadaşlığı yaptığım, o dönemde fazlasıyla çalışmaktan ve sohbetinden keyif aldığım Tunç, ermişsin sen artık.

Dediklerine herkes gibi bende katılıyor ve defalarca “bundan sonra daha özgür, stressiz ve gamsız yaÅŸayacağım” dedim ama uygulayamadım tabi ki koÅŸuÅŸturmaya girince.

Tam 1.5 sene önce hayatımda koşuşturmaca ve kariyer sebebiyle ertelediğim vatani görev, bebek ve kendi işimin başında olma arzularımı gerçekleştirmek için kurumsal kariyerime noktayı koydum. Koyduğum 3 hedefi yerine getirdim; vatani görevimizi bitirdik, kızım 1 yaşına giriyor bu ay ve tabi ki 1 senedir de kendi işimin başındayım.

Daha baÅŸarılı olmak için, fikirlerini paylaÅŸtığım ve kıymet verdiÄŸim sevgili arkadaşım Tunç’dan danışmanlık alacağım anlaşıldı.

Artık helva yapma zamanıdır diyorum son olarak.

Herkese sevgiler, saygılar.

10
Åžubat
2007
22:03

Bugün hayatımın son günü olsaydı, bilgisayarımın başına geçip yazılarına aşık olduÄŸum Tunç abimim fikiratolyesi.com’da tüm arÅŸivini tek tek okurdum…

Dikkat: Fikir Atölyesi aşırı dozda alışkanlık yapar!

11
Åžubat
2007
16:07

Yazdıkların çok mantıklı ve gerçek. Bunlara her insan gibi ben de katılıyorum.

Bunu, yani stressiz gamsız kedersiz yaÅŸamayı, her insan gibi ben de yaÅŸamayı çok isterim ama ve her akÅŸam başımı yastığa koyduÄŸumda, yarın yine güneÅŸ doÄŸacak (umut), yarın yine hayat devam edecek diyerek kendimi hep mutlu ederdim; her ne kadar o günüm kötü geçse de. Ama yarın sabah olupta kalktığımda yine hep aynı ÅŸeyler…

İnsanlar öyle bir sistemin içine girmiÅŸ ki hep aynı rayın üzerinde gidip geliyorlar, kimse o rayın dışına çıkmak istemiyor. Çünkü korkuyorlar kaybolursam diye…

Bugün hayatımın son günü olsa; dünyanın en yüksek binasının üzerine çıkıp insanları seyretmek isterdim, son nefesimi verene kadar…

11
Åžubat
2007
17:09

Her ölümde yaÅŸamı hatırlamak, hepimizin yaptığı bir ÅŸey. Etrafınızdaki ölümler arttıkça ya da ölüme dair yazılar öyle bir hal alıyor ki her yeni yılda yapılan planlar, her pazartesi baÅŸlanan rejimler gibi birÅŸey oluyor ‘yaÅŸamaya karar vermek.’ Sanırım bunu hatırlamamız gereken zaman sevmediÄŸimiz bir iÅŸi yaparken geçirdiÄŸimiz zaman olmalı.

Yani bir ÅŸeyi yaparken (ister iÅŸ güç olsun, ister baÅŸka bir ÅŸey) derinden bir offf çektiÄŸimizde ‘ben ÅŸimdi bunu neden yapıyorum?’ diye soruyorsak ve aldığımız cevap bizi tatmin etmediÄŸinde ‘yaa bırakıyorum ben bunu’ diyebiliyorsak ve dahası bırakabiliyorsak gerçekten, iÅŸte o an yaÅŸama dönebiliyoruz demektir. Tabi zorunluluk ve sorumlulukların farkında olmak gerekir o ayrı. Ama bir telaÅŸ içinde koÅŸuÅŸtururken adımları yavaÅŸlatmayı hatırlatalım kendimize. Ya da bir yorgunluk kahvesini hakkettiÄŸimizde hakkını verelim o kahvenin; buna deÄŸer bence ;)

Son olarak soruya cevap; ÅŸu an yapmak istemeyip de yaptığım bir ÅŸey yok, korkum yapmak istemeyip yapacağım ÅŸeylerin bilincinde olmaktan kaynaklanıyor…

11
Åžubat
2007
20:34

Sevgili Tunç,

Hepimiz büyük bir makinanın parçalarıyız. Ama kolay kolay yerlerimiz değişmez. Dünyaya gelirken hepimizin görevi belli. Kimi, makinanın dişlisi olur. Kimileri de makinanın diğer parçalarını oluşturur. Bozuk olanlarsa makinadan çıkartılır.

17
Åžubat
2007
01:09

Hep koÅŸuÅŸturmayla geçiyor hayatımız ve standarta baÄŸlı biraz da; bugün ne yiyeceÄŸimiz, nereye gideceÄŸimiz, 1 saat sonra ne yapacağımız vs. vs. uzar gider… Bu kadar rutin ÅŸeyleri son 1 günüm olsa yapmazdım asla..

45 dakika uçakla gider, o beni anlayan malum kiÅŸiyi bulur, bütün gün onunla Kız Kulesi’ni seyrederek, akÅŸam yemeÄŸini boÄŸazda yiyerek, onu izleyerek, onunla vakit geçirerek geçmesini isterdim..

20
Åžubat
2007
01:11

Yaşlanan bir gün bugün, bavulu topluyor..
Ve son vedası tıpkı dün gibi..
Yarın kapıda bekliyor, son veda zamanı…

25
Åžubat
2007
17:21

EÄŸer o son gün bugün ise…

Sevdiklerime onları gerçekten sevdiÄŸimi söyler ve ölümü beklerdim… Sıcacık yatağımın içinde… PiÅŸmalıklarım olmadı… Anın getirdiÄŸini yaÅŸadım sadece…

Huzurlu bir ölüm olsa gerek benimki de… :)

26
Åžubat
2007
19:04

EÄŸer bugün benim için sonun baÅŸlangıcı olsaydı, önce ingilizce çalışmayı bırakır sonra bol bol çikolata yerdim….

27
Åžubat
2007
20:23

Hayatta hiç yapmadığım, hatta uÄŸraÅŸmadığım bir iÅŸi yapar kalıcı bir eser bırakırdım. Çünkü artık son gün yeryüzünden siliniceksin, dünya sen hiç olmamışsın gibi dönmeye devam edecek ama eÄŸer kalıcı bir ÅŸeyler bırakırsam, hayat beni silse bile insanlar yeniden çizecek…

4
Mart
2007
15:30

Elinize saÄŸlık Tunç Bey, az önce bir site de ölüm anı üzerine bir yazı okumuÅŸtum. Åžimdi de bu. Hayatımızı nası yaÅŸadığımız adına ölümü düşünmek, son günümüzü yaÅŸadığımızı varsaymak ne kadar büyük bir ÅŸuur. Vesselam…

6
Mart
2007
17:16

Ölüm bize birçok şey yaptırabiliyor. Eğer olmasaydık herhalde bu kadar üretken olamazdık. Geriye bir iz bırakma, dünyada bir değişikli yaratma isteğinin temelinde hep ölecek olamamız var.

Tebrik ediyorum. Çok güzel bir yazıydı..

8
Mart
2007
23:09

Herkes başka bir boyutunu almış eline konunun. Kimi dalmış gitmiş o anda yaşayacağı hafiflemenin hazzına, kimi ise sorgulamış dibine kadar bu hafiflemeyi.

Ben de diyorum ki hiç kolay değil bu şekilde değişmek, ancak belli yüzdelerde iyileştirmeler sağlanabilir belki azimli bünyelerde. Bir test yapsak bu konuda hiç kontrol etmeden insan beyni bu konuyu ne kadar süre düşünüyor ve ne zaman normal hayatına geri dönmeye başlıyor, aslında bu cevabı verir bence. Yine de bence ufak kazanımlardır kumbara misali birikince ilerleme olmasını sağlayan.

Dolayısıyla çok teşekkürler Sevgili Tunç bu platformda bize sorgulamak ve gelişmek için bir fırsat sunduğun için.

10
Mart
2007
16:24

Ölüm: hayatın ta kendisi….

Ölüm lafı geçtiğinde, birçoğumuz bundan hoşlanmaz. Az çok islamı bilen bir insan, öldüğü vakit, kabirde karşılanacağını ve ilk hesabının burada başlayacağını bilir. Bu hesap verme duygusu maalesef bizleri rahatsız ettiği için, çoğunlukla ölüm ve ahiret ile ilgili şeyleri düşünmek istemeyiz. Çünkü birgün, yaptığımız iyi veya kötü herşeyin hesabını vereceğimizi ve bunun neticesinde ceza veya mükafat alacağımızı bilmek hep rahatsız eder bizi. Peki bu ne kadar sağlıklı ve gerçek bir yaklaşım?

Aslında lafı uzatmaya gerek yok. Peygamberimiz (a.s.m) konuyu mükemmel bir şekilde özetlemiş. Tabi o bir gün gibi kısa zamanlarla değil de ömür dediğimiz genelde uzun olan zaman dilimini kastetmiş: hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışınız.

Sonuçta insan sonsuza mübteladır. Sonsuzluk için yaratılmıştır. Bu dünya gayet geniÅŸ olan insan his ve fikirlerini tatmin edecek düzeyde deÄŸildir. İşte bu ve benzeri nedenlerle ölüm ve ahiret güzel olaylardır. Ölüm insana hayatın deÄŸerini ve güzelliÄŸini gösterirken, bir yandan da ALLAH’a olan ihtiyacını hatırlamasına ve ona yönelmesine olanak verir.

Gelelim sorumuza: bugün hayatınızın son günü olsa ne yapardınız?

El cevap: eÄŸer hayatınızı inancınızla süsleyip güzelleÅŸtirmediyseniz, bence hiçbir ÅŸey yapmanıza gerek yok. Sadece azrail (a.s)’i bekleyin yeter… hz.ömer bu noktaya parmak basmıştır: inandığınız gibi yaÅŸamıyorsanız, yaÅŸadığınız gibi inanırsınız… bundan ötesi var mı?

15
Mart
2007
03:04

Son günüm olsaydı, çocukluğuma dönmek ve son günümü çocukluğumda olduğu gibi dizleri kanayıncaya kadar oyun oynayan, kocaman gülümsemesi ile inatçı, simsiyah kıvırcık saçlı kız çocuğuna dönmek isterdim.

Sevdiğim insanların canımı hep bu kadar yakarak arkalarına bakmadan gideceklerini bilseydim, büyümek için bu kadar acele etmezdim.

Çalıştığım alış-veriş merkezinin yemek yenilen bölümüne akşam yemeğimi yemek için indiğimde dikkatimi oturduğum masanın yakınına gelmek üzere olan bir baba, oniki yaşlarında çok bilmiş bakışlı kız çocuğu ve altı yaşlarında ben zekiyim diye parlayan gözlerle bakan oğlan çocuğu, almış oldukları yiyeceklerle yakınımdaki masaya oturdular.

OÄŸlan çocuÄŸu aceleyle elindeki içeceÄŸi içmek isteyince masaya döktü. Babası ve ablası kızınca ufaklık “ama ben küçüğüm” dedi. Bu kelime herÅŸeyi o kadar güzel özetlemiÅŸti ki, çünkü o daha çocuktu ve bu onun affedilmesi için yeterliydi. Yanlış yapabilirdi, caddelerde sebepsiz yere koÅŸup bir yandan da önüne gelene küfür edebirdi, bağıra çağıra ÅŸarkı söyleyebilir, kızdığı kiÅŸiye yerden bir taÅŸ alıp kafasına bile atabilirdi veya bütün insanların iÄŸrenme bakışlarına aldırmadan burnunu karıştırabilirdi, çünkü o daha küçüktü.

Birzamanlar bizlerin de olduÄŸu gibi…

16
Mart
2007
23:30

[…] Atölyesi’nde Tunç Kılınç bahsetmiÅŸ Bugün Hayatımızın Son Günü Olsaydı diyerekten, hayatın kısa ve o kısalığına raÄŸmen hayatı nasıl farkında olmadan […]

17
Mart
2007
22:41

Eğer ki günün birinde bana geriye dönmek gibi bir şans verseler, hiç dönmem.

Eğer ki bugün benim son günüm olsaydı ki öyle sadece şunu yapmak isterdim; babamın ve annemim boyunlarına sarılıp onlara doyasıya sarılmak ve özür dilemek isterdim.

Herşey için özür dilerim.

17
Mart
2007
23:57

ÖLÜM ve YAÅžAM ikisinin de bir nedeni yoktur. İnsanlar doÄŸar çünkü anneler bebek ister ya da tanrı safında savaÅŸaçak askerlere ihtiyaç vardır. Ölürüz çünkü çok fazla kırmızı et yeriz ya da sigara içeriz, deÄŸil mi görüyorsun ki dostum ikisininde bir nedeni yok … Skit / BGP - Sagopa Kajmer

Bugün hayatımın son günü olsaydı eğer, bunu bilmemek için elimden geleni yapardım, evet evet bilmemeye çalışırdım. İnançları olan biriyim, birşeyin bitiş nedeni başka birşeyin başlangıc sebebi pekala olabilir. Bu islami öğretiler ve ucuz Hollywood filmleri replikleri tarafından sabittir. Ancak bu kadar kesin, bu kadar basit, bu kadar kusursuz ve istisansız bir düzenin varlığı insanları neden hep ürkütmüştür.

Ne der üstad Nuri Bilge Ceylan; ”insanlar çok basit bir nedenden ötürü doÄŸar ve çok basit bir nedenden ötürü de ölür, tıpkı çok basit bir nedenden ötürü mutlu olup, çok basit bir nedenden ötürü de üzülmek gibi.” Ben bu durumu basitlikler silsilesi olarak tanımlıyorum…

Pekala tamam, bugün hayatımın son günü olsaydı ne yapardım, BİLMEM!

21
Mart
2007
17:38

Eğer son günüm olsaydı ogün sevdiğim kişilerin yanından hiç ayrılmazdım (başta ailemin). Düşünüyorum da gerçekten bir gün hepimiz ölücez ve bu kaçınılmaz bir son.

Hala başkalarına göre yaşıyoruz, bu çok acı ama böle. Belki de bulundugumuz çevre yüzünden. Aslında yapmamız gereken sadece bu günü yaşamak ve DUYGULARIMIZI HİÇBİR ŞEY İÇİN ERTELEMEMEK. Ben öyle yapıyorum. :)

25
Mart
2007
15:49

[…] Atölyesi’nde Tunç Kılınç bahsetmiÅŸ Bugün Hayatımızın Son Günü Olsaydı diyerekten, hayatın kısa ve o kısalığına raÄŸmen hayatı nasıl farkında olmadan […]

31
Mart
2007
17:48

Yanımda olmanı isterdim Esra…

3
Nisan
2007
12:04

Anamız aşk babamız aşk bizim!
AÅŸktan olduk aÅŸkız biz…

MEVLANA

AÅŸk ölmez… Birgün ruhumuz eder bedenimizden firar. Kalır çürük olan beden bahtiyar.. Ölüm var ama sadece bedene doÄŸuÅŸtan itibaren deÄŸil mi zaten o beden olmasa da özürlü olma adayı her an ve ölümlü olma adayı yine her an ölüm beklenenin gelmesi, korkuların bitmesidir.

Önemli olan ölümü korkak yaşayarak beklememek! Sizce de öyle değil mi?

5
Nisan
2007
12:14

Hayat bilinenden bilinmeyene bir yolculuk…. Ve doÄŸan her gün hem hayatımız hem yok oluÅŸumuz…

Sadece gerçekten yapmak isteyipte yaptıklarımız piÅŸmanlık getirmek bize… İnsanoÄŸlu her sabahı sevdikleriyle büyük mutluklar paylaÅŸabileceÄŸi bir hazine saymalı, ona göre yaÅŸamalı… Ancak bunu yaptığımızda huzur buluruz çünkü…

Bu yüzden bugün hayatımın son günü olsaydı her zaman yaptığım gibi yüreklerine aşık olduÄŸum herkese “SENİ SEVİYORUM” derdim…

9
Nisan
2007
21:25

Evet güzel bir yazı, kalp atış ritmini hızlandıran, kendi hayatınızı sorgulatan, insanları, yaÅŸamı herÅŸeyi ama herÅŸeyi bir kez daha düşündüren…

Ama ben okuduÄŸumda yine kendimi yılmış buldum. Bu yaşıma kadar bu tarz o kadar çok yazı okudum ki ve özlü sözler var tabiki, bunlar sadece anlık gazlar, okursunuz bir ateÅŸ basar yapacaklarınızdan mutlu olursunuz ama ertesi gün çalışmanız gerektiÄŸi aklınıza geldiÄŸi zaman ve sevmediÄŸiniz bir iÅŸi yapmanız gerekiyorsa, her gün ruhunuzu dirhem dirhem kemiren ve her biri hayatı kendi içinde ayrı rutinde yaÅŸayan insanlar arasında günden güne tükenirken…

Ne yapabilirim çalışmam gerek! Yarın yaşamak istediğim hayatı yaşarsam cebime yaşamımı idame ettirmemi sağlayan keğıtları kim koyacak, yapmak istediğim işi yapmam giderek imkansızlaşıyor, meğer hayalimde ki iş sadece filmlerde kısa sürelide olsa yaşanır cinstenmiş.

Ben bir tasarımcıyım, olmaması gereken yerde olan ve günden güne yaratıcılığını tükeneceğini bilsede bir kaç kuruşa satan.

15
Nisan
2007
10:00

Gerçekten ölüm bizler için neyin ne kadar önemli olduğunu sorgulamamıza yarayan, şöyle bir silkinip olayları daha net görmemizi sağlayan çok önemli bir araç.

Yorumları okurken de YeÅŸim’in yazdığı ÅŸeyler benim de sürekli beynimin içerisinde dolaşıp duruyor. Gerçekten biz programlandık mı? Biz biz deÄŸil miyiz? Ne alıyoruz ne giyiyoruz ne yiyoruz? Bunların hepsini kendimiz için mi yapıyoruz yoksa daha çok baÅŸkaları yapıyor diye mi tekrarlıyoruz?

İşte tüketimin bizi ağına aldığı ve sürekli baÅŸka renkler ve dokulara bizi sonsuz bir uykuya yönelttiÄŸi gerçeÄŸini anlamaya baÅŸlıyoruz bunları kendimize sordukça…

Son zamanların gözde laflarından biriyle ölüm ve yaÅŸamın amacı hakkındaki düşüncelerimi bitirmek istiyorum… Ölümü düşünmeyin çünkü “Sonunu düşünen kahraman olamaz.” :)

24
Nisan
2007
17:16

Bu bizim son bugünümüz zaten. Hayatımızda bir kez daha yaşayamayacağımız bir gün bugün. Hiç bir günün tekrarı yok, ya da telafisi.

Dün, yaşanmışlığın
Yarın, yaşama ihtimalin
Bugünse yaşadığın hayatın kendisi.
Bu günler dünün yarını değil mi zaten?

Önce ertelediğimiz, sonra pişman olduğumuz bir günler yığını.
Hep ertelediÄŸimiz ama hep ertelediÄŸimiz…
Veya aslında ertelediğimiz değil ama vazgeçtiğimiz yaşam.
Kimse on sene sonra otuz beş yaşını bir kere daha yaşamayacak
O halde ertelemek deÄŸil bu. Otuz beÅŸ yaşından vazgeçmek…
Otuz beş yaşını, otuz üç yaşını yirmi iki yaşını yaşamamak.

Åžu üç günlük dünya…
Üç gün hiç bitmeyecek kadar uzun
DeÄŸil, kısa oysa…

Keşke her günün başka bir adı olsaydı.
Baş harfi büyük yazılan günler yaşardık o zaman.
Belki bozuk para umarsızlığında harcamazdık
Çarşambaları, perşembeleri ve pazarları.

Bu bizim son bugünümüz,
yirmidört nisan ikibinyedi’yi bir kere daha yaÅŸamayacağız.

14
Mayıs
2007
21:02

Bugün hayatımın son günü olsa günlük yaşantımdan hiçbir değişiklik yapmazdım çünkü ben hayatımı hep sonmuş gibi dolu dolu yaşıyorum. Belki bir gün bile kalmamıştır, ne dersiniz?

17
Mayıs
2007
14:19

Bugün hayatımın son günü olsa;

kızımla çok istediği halde;

bir türlü fırsat bulamadığım :)

lunaparka giderdim, dondurma yerdim, oyuncak satan yerleri gezerdim, parka giderdim, ona kitaptan masallar okurdum, yanına uzanıp uyumasını beklerdim.

bir de;

çok katı ve duygusuz sandığım babama;

yaşlanıp ve baba olduktan sonra;

onu çok iyi anladığımı, onu çok sevdiğimi ama ona söyleyemediğimi anlatırdım.

ama;

kızım, ÅŸimdi 20 yaşında ve babam 2-3 sene önce ölmeseydi…

22
Mayıs
2007
14:02

Hepimizin farkındalıkla birlikte yaşamı ertelemeye eğilimli olması insanoğlunun doğası hakkında bildiğim en trajik şeylerden biridir.

Hepimiz bugün penceremizin önünde açan gülün tadına varmak yerine, ufkun ötesindeki sihirli gül bahçesinin hayalini kuruyoruz (Carnegie). Oysa gerçekten sahip olduÄŸumuz “bugün” degil mi? Umarım bir gün kendimizi ‘artık çok geç’ diyebileceÄŸimiz günde bulmayız.

Sevgiler…

24
Mayıs
2007
16:08

Bugün o son gün olsaydi sanirim;
UFAK ÅžEYLERİ DERT ETMEZDİM…

24
Mayıs
2007
18:12

Bugün benim son günüm olsaydi, ucaktan parasütle atlar bulutlari hissederdim, denize oksijen tüpü olmadan en derinlere dalar göremedigim baliklarla dans ederdim, tirmanamadigim en yüksek daga tirmanir kendimi asiri mutlu hisederdim, motorsiklet ile en son hiz limitine kadar hizlanirdim ve kanimdaki adrenalin oranini yükseltirdim :) (daha yapamadigim en büyük arzularim-> insallah bir kacini bu yaz gerceklestirecegim :)))

Türkiye’deki hastanede olan personel hasta iliskisini daha güclendirmek icin saglik bakanligina mektup yazar olurdum su an. Flayer atardim, her insani insan olmaya davet icin :) Kadinlara esit davranmayan erkek ve kadinlara!

Politikacilara mektuplar yagdirirdim, artik dini ve irki siyasete alet etmeyip islerini yapsinlar diye :)

En son olarak en iyi bildigim hastaneye gider organlarimi almalari icin hazirlik yapmalarini söylerdim. Cesedimi de Türkiye’ye götürülüp köyümüze gömülmesini isterdim. Özel olarak sevdiklerime mektup birakir, benim mezarimda sarkilar söylemelerini ve bol bol eglenmelerini isterdim. Mutlu bir sekilde bu dünyadan baska dünyaya gecis yaptigim icin!

Bu siteyi okuyan sevgili arkadalarima, etrafinizdaki insanlara, dogaya sevgi enerjisi dagitin, fazlasiyla alacaksiniz ;)

11
Haziran
2007
23:00

Sürekli anlamaya çalışıp da bir türlü anlaşılamayan hayata dair bu yazıyı görünce okumadan geçemedim.

Hayat… Ne sandığımız kadar karışık ve zor, ne de istediÄŸimiz kadar basit, ölüm hayatın tek gerçeÄŸi aslında. Ne kaçılacak kadar korkunç bir ÅŸey, ne de hayatın sonu, şüphesiz yeni bir baÅŸlangıç. İnsan ölümü düşünerek yaÅŸadımı hayatının son gününü ne baÅŸkalarından özür dilemekle, ne anlamsız ÅŸeylerle uÄŸraÅŸmakla, ne de sevgisini dile getirmekle geçirir. Çünkü bunları zaten yapmış olacaktır. Her günü son gün gibi yaÅŸamak güzel ama hayat böylesine rahat yaÅŸanacak kadar da ucuz deÄŸil.

Ben bu günü gerektiÄŸi gibi yaÅŸayarak kurtarmaktan yanayım. Bu günü kurtarırsam yarın kendiliÄŸinden kurtarılmış olarak gelecektir bana ta ki ahirete kadar…

23
Haziran
2007
00:31

Selam Tunç…

Bugun benim doÄŸum günüm ve her ne kadar ölüm hayatın tek gerçeÄŸi olsa da bugün hayatımın son günü olsun istemem…

Eğer son gun ise bu, şu an planımda olan hiç bir şeyi yapmam ve bugüne kadar yapamadığım ve birçok kişinin de yapamadığını yapar, son günümü saniyesine kadar kendim için yaşarım. (Robin Saharma hayranıyım, tüm kitaplarını severek okudum.)

Bu arada siteni ilk kez ziyaret ettim. Güzel bir site, paylaşımların için teÅŸekkürler. YüreÄŸine saÄŸlık Tunç…

28
Haziran
2007
12:10

Iyi güzel diyorsun da Tunç ölüm geldiğinde olay farklı oluyor.. Aynı futbol maçına başlamadan atıp tutarsın, maça başlayınca tüm stratejiler gider. Karşı taraf nasıl oynarsa ona göre oynarsın, onun gibi.. çünkü azrailin stratejisini bilmiyoruz ince nokta bu!

Hakikaten biz de öleceÄŸiz degil mi? Derinlemesine düşününce tuhaf geliyor…

8
Temmuz
2007
22:31

[…] Bugünü son günümüzmüş gibi yaÅŸarsak ufak ÅŸeyler dert olmaz. Bir yıl sonra bunlar bize zaten önemsiz gelecek. […]

25
Temmuz
2007
18:21

Bundan yaklaşık bir ay önce iş yerimize biri geldi yaklaşık kırkbeş yaşlarında sohbet etmeye başladık ve adresi lazım oldu. Nerede oturdunu sordugumda tam mezarlıgın karşısında dedi. Güldüm, her zaman mezarlarımı izliyorsun dedim. Soguk bir espiri ile evet dedi, bilerek oraya ev yaptım dedi. Neden diye sordugumda ölümü hiç unutmamak ve böylece her iki taraftada daha mutlu olabilmek için dedi.

Günlerdir ne kadar boÅŸ ÅŸeylere üzüldümü kızdımı anladım, bir de sizin yazınız okuyunca bunu paylaÅŸmak istedim. Gercekten son nefesimizi verdimizde tüm makam para şöhret herÅŸey kalacak sadece yaptıgımız iyilik ve kötülükler anılacak. Umarım bir gün bunu hepimiz fark ederiz o gün gelmeden…

20
AÄŸustos
2007
16:19

Tam da ben de aynı düşünceleri içimden geçirirken bu tip yazı ve mesajların karşıma çıkması bugünlerde beni şaşırtıyor. Şimdi bu çekim yasası değil de ne? :)

28
AÄŸustos
2007
18:18

“Hayat bir gündür o da bugundür” belki klasik, belki sıradan bir söz ama bu aralar hayata bakışımı en iyi ifade eden söz.

Ya bugün hayatımın son günü olsaydı ya da olmayacağı ne malum. Ya biz kendimiz için bir şeyler yaparız ya da birilerinin bizim için düşündüklerini yaşarız.

Sayfanızı çok beÄŸendim atelyenizde bir çekiçte ben tutmak isterim, düşüncelerin kesiÅŸtiÄŸi yerde buluÅŸmak üzere…

8
Eylül
2007
22:07

Bugün de yarın, dün olacak.. İşte hayat böyle akıp geçiyor ve bizler birçok hayalimizi beklentimizi söylemek istediklerimizi gerçekleştirmeden veya dillendirmeden yaşıyoruz günlerimizi. Sonra durup arkamıza baktığımızda ben neleri kaçırmışım ya da ben neler yapmışım diye baka kalıyoruz. Gördüklerimiz çoğumuzu tatmin etmiyor.

Ben hayatın içinde sürekli durarak arkama bakanlardanım. İyi mi yoksa kötü mü yapıyorum bilmiyorum ama böyle düşündüğüm için, yapmak istediklerimi yapmaya çalıştığım için çoğu zaman hayal kırıklığına da uğradım (belki de yapamadım yaptım sandım, anlatamadım anlattım sandım.)

Hayat zor, insanları anlamak zor ama n’olursa olsun insan yaptıklarından piÅŸman olmamalı, yapamadıklarına piÅŸman olmalı.

Bugün benim son günüm olsaydı koşulsuz sevdiklerime koşardım ,uzakta da olsalar, karşılıksız da olsalar onlara koşardım. Ama soru şu işte neden bunu son gün yapıyoruz?, hergün yapabilmek varken..?

14
Eylül
2007
11:47

Slm ilk önce ;)

Valla ne güzel bir blog bu yaw :)) takipcin olacağım galiba…

Bu arada “bugün son gününüz olsa neler yapmak isterdiniz” demiÅŸsin. Ben bunu yaklaşık 4 senedir uyguluyorum kendime. Bazen ölümü düşünüyorum. Yapamadıklarımı, yaptıklarmı, falan filan iÅŸte. Kendime gelmemi saÄŸlıyor bu düşünce. Fani iÅŸler bunlar diyorum :)

Ama hiçbir zaman bugün son günüm ben istediÄŸimi yapayım içimde bir sey kalmasın diye de ortalıkda gezmedım. Bu saçma olurdu cünkü. Hem zaten ölümü düşünüce aslında “istediÄŸini” yapmak da boÅŸ oluyor..

Neyse çok uzattım galiba:)) Bugün son günüm olsaydı gider bütün aburcuburları miğdeme doldururdum :P (şaka şaka)

Kolay gelsın:)

24
Eylül
2007
00:19

Bugün hayatımın son günü olsaydı, yapmak istediÄŸim ÅŸeyi yapmak için yeterli vaktim ve daha pek çok ÅŸeyim daha olmadığı için gözlerimi kapayıp hayaliyle yetinmek zorunda kalırdım… Son gün biraz sığ ÅŸeylerle geçiÅŸtiriliyor sanırım. Son bir hafta ya da son bir ay… Son bir sene? Yetmiyor…

Küçüklüğümde kendimi pencerenin önünde yağmuru seyrederken hatırlıyorum. Düşünmeye itiyordu beni yağmur. Favori konularımdan biri tanrı diğeri ölümdü.

Nasıl yaÅŸayacağımı ve ne zaman öleceÄŸimi bilsem ne yapardım? ÖleceÄŸimi bilerek nasıl yaÅŸarım? Neler düşündüğümü hatırlayamıyorum ama ölümü bir türlü kavrayamazdım (aslında tanrıyı da.) O yaÄŸmur seanslarımın sonucunda ÅŸu cümle yerleÅŸmiÅŸ sanırım dilime. “Yarın uyanacağımızın garantisini kimse veremiyor, bu durumda… hadi yapalım.”

Sınırlı bir alanda, sınırlı bir zaman için olsa da..
Eğer bir gün son günüm olacaksa, bilmemeyi tercih ederim..
EÄŸer bu gün son günüm olacaksa, burada okuyup yazarken mutluyum…

24
Eylül
2007
15:56

Bu yazı da diğerleri gibi güzel.

Çok güzel bir site… TeÅŸekkür ederim kendi adıma.

30
Eylül
2007
01:57

EÄŸer son günüm olsaydı tek istediÄŸim ÅŸey kendim ve ailem Allah’ın rızasını kazanmaktan baÅŸka bir isteÄŸim olmazdı.

Aslında bir şeylerin farkındayız ama kalplerimiz mühürlü. Ne kadar uyanmak istesekte haram işleye işleye kalplerimiz kararmış. O yüzden hiç bir şeyin farkında olamıyoruz.

Bu hayatı hiç bir zaman anlayamayacağım. Korktuğum tek şey var o da o daracık, karanlık mezarda tek başıma kalmak.

3
Ekim
2007
12:17

[…] Blogları elimden geldiÄŸince takip etmeye çalışıyorum; bu sıralar Türkçe bloglarda okuduÄŸum en anlamlı yazılardan biri, Fikir Atölyesi’nden Tunç Kılınç’a ait: Bugün Hayatınızın Son Günü Olsaydı… […]

15
Ekim
2007
15:36

merhabalar, öyle bir ruh halindeyken karşıma çıktı ki siteniz ve bu yazı…

dün hayatımın en kötü günlerinden birini yaşadım.
bilmem sizin de başınıza gelir mi…
öyle anlar vardır ki biri size birşey der ya da birşey yapar
siz öylece kalıverirsiniz rüya gibidir o an biri beni çimdiklesin yaa
ayaklarım yere basıyor mu gerçekten yaa ne kadar da uzun sürdü bu rüya biri beni uyandırsın… dersin dakikalarca içinden.

dün yaÅŸadıklarımın ÅŸokuyla bunları düşündüm sadece…
sonra hayır hepsi gerçek kızım diyebildim ve o an ölmek istedim…
yere göğe koyamadığınız o yüce insan sizi öyle bir yerin dibine sokmuÅŸtur ki…
iÅŸte bu ölüm olmalı diyorum ÅŸimdi…
dün hayatımın son günüydü…
bitmek bilmeyen uzadıkça uzayan acıttıkça acıtan…
yaralayan tuzla buz eden bir gündü…
ÖLÜMDÜ…

bugün…
bugün nefes alıyorum evet etrafımda birileri yaÅŸam belirtisi gösteriyor…
ben hala yas tutuyorum… kendi yasımı…
acılar da bizim için ölüm de bizler için biliyorum…

evet çoÄŸumuz bugün hayatımızın son günü olsaydı ne yapardık sorusuna sevdiklerimi arardım onlara sıkıca sarılırdım gibi cevaplar veririz…
ama öyle anlar olurki sevdiklerimiz hiç tereddüt etmeden bizi öldüren oluverir…
hemde göz açıp kapayıncaya kadar…
sevgi bir yap boz gibidir…
yapmak zaman alır bozmaksa bir o kadar kolay…

çok mu karamsar oldu bu yorumum :)

15
Ekim
2007
22:04

EÄŸer bugün son günüm olsaydı…

Önce hiç uçuramadığım uçurtmanın tadını çıkartırdım. Annemi doya doya öper, sarılır kucağında ölümü beklerdim…

19
Ekim
2007
16:34

Kitap almak isterdim, bir ÅŸiir kitabı ve ÅŸimdi bunu yapmaya gidiyorum…

Bu siteyle bugün tanıştım ama geç olduÄŸu için piÅŸman olmak yerine daha da geç olmadığı için şükür ediyorum…

Tunç seni tanıdığıma çook sevindim :))

22
Ekim
2007
20:38

Oyun bitince ÅŸah da, piyon da aynı kutuya konur…

Babamın anlatmayı sevdiÄŸi fıkra vardır; doktor hastasına bir hafta ömrünüz kaldığını söylesem ne yapardınız der… Adam anneme daha sevgiyle sarılırdım, kızımı eleÅŸtirmekten vazgeçerdim, teknemle denize açılırdım, karımdan boÅŸanırdım, oÄŸluma hayatını yaÅŸa derdim diye saymaya baÅŸlar…

Doktor peki ne duruyorsun, ÅŸimdi yap der…

26
Ekim
2007
22:23

Bugün son günüm olsaydı kimsenin beni bulamayacağı bir yere giderdim, tek başıma kalmak ve orada huzur içinde ölmek, o kadar.

27
Ekim
2007
06:26

Hayırlı günler herkese. Yaratılmamızın gayesi hangimizin daha iyi iş yapacağı olduğu için şu an yaptıklarımı yapardım. Yani hatalarıma dönmemek üzere tevbe ve rabbin emirlerine itaat ve ona inanmak ve ona dayanmak ondan gayrisi boş.

Tanışmak dileğimle, Elektronik Mühendisi Muhammet Zülfikar Erol, 43 yaşındayım.

28
Ekim
2007
23:57

bugün son günüm olsaydı,henüz başlamamış olan hayatımın bitiyor olmasına çok üzülürdüm.çünkü hala kendimi bulmuş değilim.düşünüyorum başkaları için yaşamış kendi hayatımı unutmuşum.

29
Ekim
2007
11:45

Bugün hayatımın son günü olsaydı, çıkardım dışarı şöyle Åžile’ye doÄŸru yol alır ve bir çifliÄŸe girer hayvanlarla vakit geçirirdim. Doyasıya eÄŸlenir, yerli yersiz konuÅŸur insanlara sataşır, açılın yoldan ben gelıyorum diye bağırırdım. Arabamla hız yapıp nasıl olsa birkaç saat sonra öleceÄŸim deyip basabildiÄŸim kadar basardım gaza ve hayatımın son noktasını kendi ellerimle verirdim…

1
Kasım
2007
12:47

Bugün hayatımın son günü olsaydı, itiraf etmek isteyip de edemediklerimi ederdim birilerine… Sonra Portofino’ya gider ÅŸarap içerdim… Belli mi olur, belki ölüm orada yakalar! Tabi günü orada bitirirsem…

3
Kasım
2007
13:17

Bu soruyu sorduktan sonra harekete geçip hayatında istediğin şeyleri yapmak, hayallerini gerçekleştirmek, yola çıkmak; özgür bir ruh ve büyük bir sorumluluk gerektirir bana göre.

Bu soruyu kendime defalarca sordum ama geçen ay harekete geçtim ve işimden ayrıldım. Buna karar vermek gerçekten çok zor oldu, dediğim gibi bu sorumluluk ister..

Sevgiler.

7
Kasım
2007
15:30

ölmeyecekmiş gibi dünya için çalış
yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış
islamiyet bunu göstermiş zaten

10
Kasım
2007
00:05

İnsan herzaman ölümü aklından çıkarmamalıdır. Ve ona göre hareket etmelidir diye düşünüyorum.

10
Kasım
2007
03:06

Güzel bir yazı; çarpıcı…

Lakin hayatımızda gerçekler ve hayaller gibi iki yol ayrımımız var.

Birini kalbimiz, birini beynimiz yönetmekte. Bugün ölecek olsaydım dediğimizde duygularımız devreye giriyor ve duygusal gereksinmelerimize dönüyoruz. Peki mantığımız bugün ölmediğine göre, yarın ne yapacaksın diye sorarsa?

İşte o zaman hemen sorunlarımız ve yaşamsal ihtiyaçlarımız devreye girip, bedenimizi sabah kaldırıp sıkıcı da, sevdiğimiz de olsa işimize yönlendiriyor.

Onun için bugün ölecek olsam yarın ölmeyecek arkadaÅŸlara onların ölmeyeceklerini söyleyip hayatını ve iÅŸlerini daha verimli kullanmalarını tavsiye ederdim…

Bir de ölmemeleri için dikkatli olmalarını :)

Ayrıca iyi ki bugün ölmedim de bu güzel blogda düşüncelerimi yazabildim…

14
Kasım
2007
13:13

Bu hep tartışılan, üzerine yazılar yazılan bir mevzudur; kendin için yaşa başkaları için değil. Senin yazını kastetmiyorum tabi ama tamamen kendini düşünmek üzerine veriliyor bazen mesajlar. İnsanların çoğu da yanlış noktaya yöneliyor bence.

Ben, bu hayatta sadece kendimizi düşünemeyeceÄŸimiz gerçeÄŸi vardır diyorum. Hayatta sadece biz yokuz. Sevelim ya da sevmeyelim hayat bize mecburi (!) sorumluluklar veriyor. Sorumluluktan kaçanlar ve kaçmayanlar olarak görüyorum ben bu durumu yani. Bu demek deÄŸil ki her ÅŸeyi çevrendekileri mutlu etmek için yap. Ama sadece kendini düşünmek bencilliktir. Özellikle Amerika’lı kiÅŸilerden çok gelir kendin için yaÅŸa öğütleri nedense..

Ben etrafımdakileri üzmek pahasına mutlu olamam ki. Burada bir orta yol bulmak lazım. Her zaman hayatta istediğimizi yapamayacağımızı bilip, hayatı böyle kabul etmek asıl başarı bence.

Hayatta doğuştan gelen bir şans faktörü var mesela. Bazı kişiler bu nedenle daha rahat istediğini yaşabiliyorken, başkasının hiç bir zaman bu seçeneği olmayabileceğini unutmamak lazım. Doğuştan şanslı olanların bu gerçekleri fark edemediğini ve dışarıdan gazel okumanın kolay olduğunu söylemeliyim :)

Evet kendine inanmak, cesaret gerekir ama şans da çok önemli bir faktördür bunu da unutmamalı..

Hayatın herkese istediği gibi yaşayabilme şansını vermesini umarım. Buna rağmen huzurlu ve mutlu değilseniz sizde başka bir sorun var demektir.

En azından kendinize karşı dürüst olup be istediğinizi tekrar düşünün derim..

21
Kasım
2007
15:56

Bugün geriye kalan hayatımızın ilk günü olduğu gibi son günü de olabilir. Ölüm bu ne kadar ürpertici ve soğuk olsa da her canlı bir gün ölücek.

Bazen düşünüyorum da bugün benim son günüm olsa diye neler yapardım.. Neler yapmazdım ki son dakikama kadar bir çok ÅŸeyi sığdırmak isterdim yaÅŸamıma…

21
Kasım
2007
16:56

Her gün zaten hayatımızın son günü.
dün sondu,
bugün son,
yarın da son.

Bir an önce hissettiklerimizi bir an sonra hissetmiyoruz.
Her şey hayatımızdan siliniyor gibi gözüküyor. Fotoğraf kareleri gibi.
Çok şey var ve her şeyden çok var.
Sürekli yenileniyoruz her an her gün.

Yaşadığımız andır belki de son döneceğimiz yerin bilincidir ancak ve ancak bize yetecek ve mukim olan tevekkül. Hayy diri olandan çağrıya kulak vermektir ve bu gün hayatımın son günü olsaydı diyebilmektir erdem.

22
Kasım
2007
08:21

Åžimdi yaptığım gibi son anımda da tekrar edebilmek için ÅŸahadet getirirdim, Allah’ı hiç unutmadan ölmek isterdim.

29
Kasım
2007
00:51

Bugün hayatımın son günü olsaydı… Düşünmek bile kendi sonuna üzülmek gibi trajikomik:):):) Herhalde ben de o masala inanıp prensin yanına koÅŸardım, öptüğünde tekrar hayata dönebilme ümidiyle:):) Gerçi bu biraz daha öldürücü olabilir, neyse o da konumuzla alakasız bir mevzu:):):)

Gerçekten en sevdiÄŸim kiÅŸinin yanında geçirmek isterdim… KeÅŸke böyle bir imkan olsa, yani ne zaman son günümüz onu bilebilsek, son 1 ay kala en sevdiÄŸim kiÅŸinin yanına taşınırdım herhalde ya vedalaÅŸamadan ölürsek:D

Evet her günü bugün sonmuÅŸ gibi yaÅŸamalı; en iyisi bu kimseyi kırmadan, sevdiklerini ihmal etmeden…

30
Kasım
2007
15:29

Gelen bir yorumda dikkatimi şu cümle çok çekti ve tekrara da yarar gördüm:

“evet hergünü bugün sonmuÅŸ gibi yaÅŸamalı en iyisi bu kimseyi kırmadan” cümle bu.

İlave olarak şunu söylemek istiyorum, bu bana şunu hatırlattı:

Kıldığın namazı sanki son namazın gibi düşün ve özenerek allah’tan baÅŸka bir ÅŸey düşünmeden tam hakkıyla namaz kıl.

Ben ÅŸu an 43 yaşındayım bu ana nasıl geldik sanki 1 anda…

Düşünüyorum da bu son gün konusuyla ilgili olarak…

Evet o gün geleck ve biz o zaman diyeceğiz ki ben ne zaman yaşadım ki?

Pişman olmanın fayda vermeyeceği günden sakının. Bir de son olarak FM frekansı 97.4 ü dinleyin, son güne hazırlık başlasın artık.

Selam ve sevgilerle.

6
Aralık
2007
22:36

Selam, bugun son günüm olsaydıııı ne yapardım?? Bunu duyduğumda ne yapcamı düşündüm.

Evet bana Behçet Hastasısın 6 yıldır dediler. Çok rahat söyledi doktor, koptum o an hayattan. Göz yaşlarım durmadan akıyor. Ayakta duracak halim yoktu. (oturuyordum hiç halim bile olmadan)

Ailemden ayrı uzakta yaÅŸamak buna daha da etki yaptı. Doktor kaleme sarıldı. ilaçlar yazmaya baÅŸladı bir taraftan “ya genç yaşı” diyor öbür doktor. Bir yandan beni inceliyorlar, bir yandan saÄŸlık karnemi karıştırıyorlar.

Telefona sarılıp göz muayenesi yapılacak acil deniyor, ben atlıyorum %100 gözlerim falan diyorum. Muayene başlıyor, ağlıyorum halen. Doktor ne zaman duracak ağlaman deyip devam etmek istiyor, ses yok ben 5 dk diyorum işaretle.

Ne yapacağımı bilmeden ayrılıyorum hasteneden…

Düşünüyorum her an kör olup, felç geçirebilirim. Konuşma güçlüğü çekebilirim (bunu iyi yanı çok hızlı konuştuğum için insanlar beni anlayamazdı, artık onların istediği olacak yavaş konuşacağım). Sabahlara kadar bütün hastalık sitelerine bakıyorum sabah işe git ağla dur. Geleceğime ağlıyorum.

2 hafta sonra topladım kendimi, ben ölmeyeceğim. Kör de olmayacağım. Yeneceğim bunu. Ne yapmak istiyorsam onu yapacağım. Aileme söylemiyorum bu arada 2 ay boyunca.

Karar aldım. Benim hayatımda Behçet diye biri var, benliğime kadar hissediyorum. Hayatımın aşkı diyorum, ayrılmak istemiyor benden.

Sonra çıkan sonuçlarda beyin ve göz damarlarına vurmayacak hastalık deniyor. Mutluyum. İlaçların bazıları kesiliyor, kortizonlar var tabi, alırsın 10 kilo normalde. Kiloyu takan ben, boÅŸver salla dedim, napÄ