Profesyonel kurumsal hayatı, uzun yıllar farklı şirketlerde farklı sorumluluklarda yaşadıktan sonra "tamam" demiş bir gün. "Alışkanlıkları değiştirmek çok zor olsa da bu kararı almakla iyi etmişim. Edindiğimiz deneyimleri aktarabileceğimiz bir başka hayatımız olmayacak çünkü" diyor şimdi.

Kjell Nordstrom ve Jonas Ridderstrale’nin o müthiş sözünü hatırlatıyor:

"Günümüz toplumu, benzer eğitim almış benzer çalışanların; benzer fikirlerle benzer ürünleri, benzer kalite, benzer fiyat ve benzer yöntemlerle sattıkları benzer firmalarla dolu."

"Fark yaratma" konseptine bu yüzden aşık. Bu aşkını da Fikir Atölyesi'nde yazılara döküyor.

"Tunç’u biraz daha yakından tanımak isterim" derseniz buraya; "birlikte bir kahve içelim" derseniz de buraya tıklamanız yeterli.

2
Eylül
2006

Yazar:
Kategori:

Fran Capo dünyanın en hızlı konuşan kadını. Guinnes Rekorlar Kitabına geçen bir hız rekoru; dakikada 603 kelime. Bu, saniyede 10 kelime demek!

Kurduğu farklı maceraperest gruplarıyla buz otellerde uyuyor, dağlara tırmanıyor, su altı mağaralarına dalıyor, yeni yerler keşif ediyor, yarış arabaları kullanıyor… İnsanların kalıplardan çıkıp sınırları zorladıklarını görünce de ondan mutlusu yok. Yazdığı dokuz kitaptan biri olan “Adrenaline Adventures: Dream it, Read it, Do it!” adlı kitabını, insanların dışarıya çıkıp, dünyayı keşif etmeye motive edebilme amacıyla yazmış.

kilimanjarabooksigning.jpgDünyanın en hızlı konuşan kadını olmasının yanında, Kilimanjaro Dağının zirvesinde ve ayrıca denizin derinliklerindeki Titanik enkazında kitabını imzalayan ilk yazar olma ünvanlarıyla Guinness‘e giren iki dünya rekoru daha var.

Aynı zamanda konferanslarda motivasyon ağırlıklı konuşmalar yapıyor, kitap yazıyor, seslendirme sanatçılığı yapıyor, maceraperest ve komedyen.

Onun kadar zengin olmasa da, Fran Capo da hayata Richard Branson gibi bakabilenlerden: ?İşi iş, oyunu da oyun olarak görmüyorum. Herşey hayatın ta kendisi!?

Tüm bunların başlangıcı beklemediği anda karşılaştığı bir soru ve buna pek de düşünme fırsatı olmadan, cesaretle verdiği “evet” cevabı. Yani herşey bir “evet” ile başlıyor. Hayatımızda önümüze ne fırsatlar çıkıyor ve hangilerini (bize çok doğal gelen mazeretlerimizden dolayı) farkında bile olmadan kaçırıyoruz?

Ufak barlarda komedyenlik ve bir radyo istasyonunda sunuculuk yaparken gelen o fırsatlardan birini kaçırmayan Fran Capo

Ve işte onun hayatını değiştiren ‘evet’inin hikayesi:

Yaptığım stand-up komedyenlik işi bana New York’ta WBLS-FM isimli radyo istasyonunda hava ve trafik durumu sunuculuk işinin kapısını açmıştı. Sunuculuğu Mae West’in uzun süredir kayıp olan kız kardeşi June East karakterini canlandırarak yapıyordum.

fran.jpgBir gün, the Daily News’den gazeteci Dinah Prince beni aradı ve benim hakkımda bir makale yazmak istediğini dile getirdi. Makale için yaptığı röportaj bittikten sonra bana şu soruyu sordu: “Daha sonra ne yapmayı planlıyorsunuz?”

O zaman planladığım herhangi bir şey yoktu, bu nedenle zaman kazanmak için ne kasdettiğini sordum. Karşımda The Daily News’dan bir kadın oturuyor ve benimle ilgilendiğini dile getiriyordu! Bu yüzden ona bir şeyler söylemeliydim.

Ağzımdan şu sözler döküldü: “En Hızlı Konuşan Kadın olarak Guinness Rekorlar Kitabına geçmek istiyorum.”

Makale ertesi gün gazetede çıktı. Yazar benim En Hızlı Konuşan Kadın olma hakkındaki sözlerime yer vermişti. O gün saat 5:00 dolaylarında, Larry King Live programından bir telefon aldım, beni programa davet ediyorlardı. Rekoru o programda kırmamı istiyorlar ve beni saat 8:00′de bir limozin ile alacaklarını söylüyorlardı. Sadece üç saatim vardı. Ben ‘baskı’ diye işte buna derim!

Larry King Live programını daha önce hiç duymamıştım ve telefondaki kadının Manhattan Kanalı’ndan olduğunu duyunca, kendi kendime, “Hmm, bu kanal şu porno kanalı, değil mi?” dedim, ama karşımdaki kadın ısrarla bana bunun ülke çapında bir televizyon programı olduğunu ve böyle bir şansın insanın karşısına yaşamında sadece bir kez çıkacağını söyledi.

O gece New Jersey’de çıkmam gereken bir programım vardı ve yerime birini bulmam gerekiyordu. Buldum da… ve bana verdikleri süre dolmadan beş dakika önce telefon açıp, Larry King Live’da çıkmak üzere hazır olduğumu söyledim.

Sonra da şovda ne yapacağımı düşünmeye başladım kara kara. Guinness’i aradım ve en hızlı konuşma rekorunun nasıl kırılabileceğini sordum. Bana ya Shakepeare’den ya da İncil’den birşeyler okumamı önerdiler. Birden, annemin bana ezberlettiği doksanbirinci ilahi aklıma geldi. Shakespeare ile hiçbir zaman çok iyi geçinmemiştik, bu yüzden tek şansım İncil’di. Hiç durmadan prova yapıyordum. Çok heyecanlıydım. Saat tam 8:00′de beni bir limuzin aldı.

larryking.jpgStüdyoya gidene kadar yolda provamı sürdürdüm. Stüdyoya vardığımızda artık dilim tutulmuştu. Görevli kadına, “Peki ya rekor kıramazsam ne olacak?” dedim. “Kırıp, kırmamanız Larry’nın umurunda olmaz” dedi. “Onun önemsediği tek şey, bir şeyi ilk kez onun televizyonunda denemeniz.”

Kendi kendime düşündüm: Başına gelebilecek en kötü şey ne? Ulusal bir televizyonda aptal durumuna düşmek mi? Hiç önemli değil. Bunun rahatlıkla üstesinden gelebilirim. Peki ya bir rekor kırarsam ne olurdu? Bu işte harika bir şey olurdu.

Böylece elimden gelenin en iyisini yapmaya karar verdim ve yaptım da. Rekoru kırdım ve ulusal bir televizyonda dakikada 585 sözcük konuşarak Dünyanın En Hızlı Konuşan Kadını ünvanını kazandım. (Aynı rekoru bir sonraki sene Las Vegas’daki Guinness Museum’da dakikada 603.32 sözcük konuşarak yeniledim.)

Meslek yaşamımda bir anda yıldızım parlamıştı.

Bana sık sık bunu nasıl başardığımı sorarlar. Ya da ilk kez nasıl sahneye çıktığım veya ilk kez ne zaman bungee jumping yaptığım gibi, başardığım pek çok şeyi nasıl başardığımı. Onlara çok basit bir yaşam felsefesinden yola çıktığımı söyledim:

Herşeye önce ‘evet’ yanıtını veririm, sonra da kendi kendime “Şimdi bunu nasıl başarabilirim?” sorusunu sorarım. Daha sonra da düşünürüm: Başaramazsam, başıma gelecek en kötü şey nedir? Başaramazsam, başaramam. Peki ya başıma gelebilecek en iyi şey nedir? Başarmak!

Yaşam sizden başka ne bekleyebilir ki? Kendiniz olun ve iyi vakit geçirin!

Ve Steve Jobs‘ın bir sözüyle de bitiriyor:

?Her gününü hayatının son günüymüş gibi yaşa, günün birinde haklı çıkarsın.?

fran1.jpg
3
Eylül
2006
21:13

Daha onceden hic duymamistim, ilk defa burda okudum gercekten cok ilginc.

Yapamadigimiz cogu seyin arkasinda surekli bir basaramama korkusu var aslinda cok dogru, ve bu korku icimizde ne kadar buyurse yapilacak seyden kacis da o kadar fazla oluyor. Sonucta da potansiyeliniz olan bir seyi, sirf kafanizda yarattiginiz senaryolar yuzunden basaramiyorsunuz.

Bu yaziyi favorilere ekleyip yilma noktalarinda tekrar tekrar okumak lazim:)

Bu arada Guinness’in de rekor kirmak icin oneri vermesi ilginc degil mi?

4
Eylül
2006
02:33

Bazen öyle şeyler sunuluyor ki bizlere, başaramama korkusunu aşamıyor, cesaret gösteremiyoruz. Sonra da “zaten çok gereksizdi”, “bilmem kim daha güzelini yapar”, “ya benim yaptığım onunların istediği değilse” gibi avunacak lakırdılarla aslında pes ediyoruz.

Bu yazıyı ilk okuduğumda yaşamım boyunca gözüm kapalı “evet” diyebildiğim şeyleri düşündüm. Birkaçı başarısızdı ama asla pişman olmadım, birer tecrübe olarak yer edindiler bende…

Cesaretsizlik kimi zaman varolan potansiyelimizi performansa dönüştürebilmemizi engelliyor malesef.

Sevdim bu kadını…

6
Eylül
2006
19:26

Sonunda başımıza ne geleceğini bilmediğimiz birşeye niye hiç düşünmeden, rahatlıkla hayır deriz ki; belki de bekleyip sonunu görecek kadar cesur değilizdir, bundan dolayı hayatta hep hayırlarımız evetlerimizin önüne geçip bizi ele geçiyordur.

Ben bu kadını ve bunun gibi korkularının arkasına sığınmadan ‘evet’ diyebilen insanları kutluyorum.

7
Eylül
2006
09:18

Geçenlerde bir yazı okudum (nereden okuduğumu hatırlamıyorum) ama unutmadığıma göre beni derinden etkilemiş belli.

“Hayattaki en büyük engel kişinin kendisidir ve yapamama kaygısı en büyük rakiptir”diyor. Guinness?in yaptığı gibi kendi içinde ruhunu bağımsız kılacaksın…

8
Eylül
2006
20:21

Benim yaşadıklarımdan öğrendiğim, bir kere insanın yüreğine korku yerleşirse ve herhangi bir şeyi yapamamak için binlerce bahane uydurursa zihnimiz, ancak elimizdekilerle yetiniriz.

Unutmayalım ki kalp akıldan daha zekidir, onun sessiz çığlığına kulak verelim. Dünyayı ve kendimizi sevelim, kainat sevgiyle döner…

28
Eylül
2006
00:50

Her insanda iki göz, iki kulak, bir tane de ağız var…
Ben derim ki iki kere duy, iki kere gör ve bir kere konuş.

Şans herzaman yüzüne gülmeyebilir.

15
Ekim
2006
22:26

Hakikaten ilginç bir kadın. İlk defa burada okuyorum kendisi hakkındakileri. “Herşeye önce ?evet? yanıtını veririm” ifadesi de ilginç. Hiç HAYIRsever biri değilmiş. :) Ama yüzde yüz katıldığım bir söylemi var o da “Kendiniz olun ve iyi vakit geçirin!”. Tabii bu arada ayağına kadar gelen fırsatları da iyi değerlendirmiş.

4
Aralık
2006
10:18

Son yıllarda duymaya alıştığımız onlarca başarı hikayesinden biri.. Okuması çok keyifli ve insanı gerçekten düşündürtüyor.

Ancak ben insanın gerçekten istemesinin yeterli olmadığını düşünenlerdenim. Bazen yaşadığınız ülke, imkanlar ve içinde bulunduğunuz ortam size set çekebiliyor. Tüm bunlar her ne kadar başaramayanın (İngilizce’de “loser” derler ya) bahaneleri gibi gözükse de, korkarım hayatın gerçeği.

Gerçekten isteyelim… İnanalım. İmkansızı başarmak insanoğlunun elinde elbette. Ancak olur olmaz her şeye “evet” diyerek, “şimdi nasıl başaracağım?” diye düşünenlere minik bir tavsiye; bu abla kadar şanslı olmak için Allah’a dua etmeyi unutmayın…

14
Aralık
2006
12:40

Güzel bir yazıydı.

Başarısızlığın önündeki en büyük engel mazeretlerdir…

23
Aralık
2006
22:20

Gerçekten güzel bir hikaye ancak evet diyebilmek için doğru zaman ve doğru yerde bu tip fırsatların çıkması gerekiyor. Hangi zamanın ve mekanın doğruluğunu nasıl belirleyeceğiz bilmiyorum.

Pek çoğumuz bir çok şeye sonuçta “aptal” durumuna düşmemek için hayır diyoruz belki de. Toplum olarak bardağın hep boş tarafını görüp, boşluğuyla ilgili eleştiriler yapıyoruz.

Halen çok okuyan mı bilir, çok gezen mi bilir tartışmalarından kurtulup; “çok gezen okuyarak gezerse veya çok okuyan gezerek okusa” diyebilsek, o zaman bu memlekette aptal gibi görünmenin bir rahatsız ediciliği kalmazdı sanırım.

24
Aralık
2006
02:12

Çok güzel bir öykü… Ama, yurdumda insanlara ‘evet’ demekten çok ‘hayır demeyi bilmelisin’ ahkamı öğretilmekte. Bunu aşabilen ender insanlara ise deli denmekte… Malum delilelere de fazla imkan tanınmamakta.

Sonuç; yetmiş milyon nüfus, on milyon işsiz (gizli işsizler de dahil, çünkü üretime bir katkıları yok), reel olarak 2500-3000 dolarlık milli gelir, gasp, kapkaç, vurgun, soygun, yolsuzluk ve daha neler neler?

6
Ocak
2007
01:16

Ben kısaca şunu söyleyeyim:

Korkularınla yüzleş, hayallerini yaşa.

25
Ocak
2007
16:40

Korku bence insana bir şeyi doğru yaptıran şeydir. Kendine güveni tam, gayet ukala, yaptığından son derece emin ve umursamaz bir insanın işinde mutlaka hatalar çıkacağını düşünürüm.

Ancak fazlaca korku insanı gece yatağına yatarken sürekli gece lambasını da yaktırabilir, ikisini ayırmak lazım. Korkmasaydın, o korkunun verdiği heyecan olmasaydı, paraşütle atlarken adrenalin salgılamasaydın niye atlıyorsun ki ama demi :D

6
Şubat
2007
13:57

Ama ben hala korkuyorum. Özellikle evet dedikten sonra bundan sonra nasıl başaracağım kısmı, işte orada birşeyler yapamazsa o zaman ne olacak?

Herşeyde bir hayır var diyecek hali yok!

8
Mart
2007
22:43

Sanırım herşey “başaramazsam ne olur” diye düşünmeye başlayarak düzeliyor. Aksi takdirde korkular başarısızlığa bile izin vermiyor.

Kendine gerçekten inanabilmek, aslında bu gerçek başarı.

12
Nisan
2007
21:17

evet!evet!evet! gerçekten çok motive edici bir hikaye. Bravo kadına cok cesur gerçekten. İnanıyorum ki bu yazıyı okuyanların hayattaki evetlerinde bariz bir artış olur. Kadın çok konuşuyor ama ben duymamıştım, fikir atölyesi sayesinde öğrendim. Son bir şey, vah vah bu kadının erkeğine…

18
Nisan
2007
15:37

İnsanın kendisini tanıyarak bir şeyleri istemesi en sağlıklısıdır. Kişinin yapamayacağı işlere talip olup daha sonra duygusal çöküş yaşaması sarsıcıdır.

Bence kendini tahlil + durumları ve koşulları tahlil ve sonrasında da hareket en isabetli davranıştır. Kuvveti ortaya çıkaran motivasyona bu yoldan ulaşmalıdır.

Selamlar Ey farklı yaratılan Dünya insanları… Keşmekeşinize ve çabanıza selam..

27
Nisan
2007
14:45

Başarıyla ilgili bir yorum yapmadan önce başarıyı tarif etmeli bence, neymiş bu başarı?

Şu an için matematikten 90 almakken yarın iyi bir iş sahibi olmak, daha sonra kariyer yapmak, akabinde boğaza nazır bir eve sahip olmak… Liste böyle uzayıp giderken geriye dönüp baktığında sadece bir şeyler için çalıştığın, bir şeyler uğruna koca bir ömrü çarçur ettiğin geliverir…

Biri için değil, insanlık için değil sadece maddeler için… Neden kimse bizim maddeler için değil de maddelerin bizim için olduğunu anlamak istemiyor. Yani başarının bir şeylere sahip olmak değil, bir şeyler yapabilmek olduğunu…

Engel diye bir şey yoktur aslında, eğer olduğunu iddia ediyorsak bu kendi kuruntumuzdan başka bir şey değildir :)

30
Nisan
2007
16:00

[…] Başıma gelebilecek en kötü şey diyor; en fazla randevu vermezler. Ben de o zaman fikirlerini değiştirip bana bir görüşme ayarlanana kadar lobilerinde şımarık çocuklar gibi oturur, beklerim diyor. […]

8
Haziran
2007
01:18

[…] Başıma gelebilecek en kötü şey diyor; en fazla randevu vermezler. Ben de o zaman fikirlerini değiştirip bana bir görüşme ayarlanana kadar lobilerinde şımarık çocuklar gibi oturur, beklerim diyor. […]

6
Eylül
2007
17:57

Herkese selam.

Başarıya aç bir lise öğrencisi olarak daha fazla başarı öyküsü yayınlanmasını istiyorum.

Tüm başarıların çalışanın olması dileğiyle…

12
Şubat
2008
11:45

ben bu yazıyı birçok kez okudum ilk yayınlandığından bu yana..

ama bugün, şu an bana bir ilham verdi. denemek istediğim bir yol var.

peki başamazsam başıma gelebilecek en kötü şey nedir? aptal durumuna düşmek mi? insanların benimle alay etmesi mi? izole edilmek mi? tüm bunlar başıma kendi yolumu denmeden de gelmiyor mu? ee kimin umrunda o halde.. benim değil..

bunu önemseyerek benimle ilgili fikirleri değişecek herhangi biri olacaksa.. bunu bir an evvel görmek o kişi ile onunla ilişkim açısından en iyisi değil mi?

deneyeceğim..


Yorum Takibi
Yorum RSS: Bu yazıya yapılan yorumları RSS yolu ile takip etmek için
Sen de Düşünceni Paylaş










Yorum Önizleme


© 2006 - 2008 Fikir Atölyesi - Tunç Kılınç
Kaynak belirttiğiniz sürece içerikten faydalanabilirsiniz. Sizin için üretildiler.
septic system price texas bad side effects of viagra