Seth Godin bir yazısında insanların “neye inandıklarını”, diğer bir yazısında ise “ne istediklerini” yazmış:
*İnanmak:
İnsanlar senin onlara söylediklerine inanmazlar.
Ender de olsa, senin onlara gösterdiklerine inanırlar.
Kendi arkadaşlarının söylediklerine ise daha fazla inanırlar.
Kendi söylediklerine ise herzaman inanırlar.
**İnsanların ne istedikleri:
Başkalarında olandan, ancak farklısı.
Bütün fiyatların aynı olmadığı bir menü.
Onların yanında oturan kişilerden daha fazla ilgi.
Başkalarına sunulan fiyattan biraz daha azı.
Diğer kişilerden daha önce çıkan yeni bir model (daha sonra o modelin diğer kişiler tarafından da sevilmesi kaydıyla.)
Tüm koltukları satılmış bir sinema gösterimine bilet.
Mağazanın en iyi müşteri temsilcisinden hizmet, tercihen mağaza sahibinden.
Daha iyi bir muamele görmek, ancak abartılı derecede değil.
Fark edilmek, ancak çok da dikkat çekmemek.
Doğru olmak.
BenceWOM‘dan Murat Tanören de insanların ne istediklerine iki ekleme yapmış:
1 = Başkalarına ‘birşeyler’ tavsiye etmek.
2 = Kendi fikirlerinin sorulması.
(1 + 2 = Ağızdan Ağıza Pazarlama - WOMM)
Biz de tüm bunlardan hareketle, ‘taraftar müşteri yaratma‘ adına şu sonucu çıkarabilir miyiz?
“İnsanların ellerine arkadaşlarına gösterebilecekleri** birşeyler* verirseniz, kendi fikirlerinin sorulması için zemin de hazırlamış olursunuz. Bu durumda onlar da ellerindekini seve seve tavsiye ederler, yani gönüllü taraftarlık yaparlar.”






