<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fikir Atolyesi</title>
	<atom:link href="http://www.fikiratolyesi.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fikiratolyesi.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 23 Jan 2012 21:07:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1</generator>
		<item>
		<title>Mutlu Olmak mı?</title>
		<link>http://www.fikiratolyesi.com/2012/01/23/mutlu-olmak-mi/</link>
		<comments>http://www.fikiratolyesi.com/2012/01/23/mutlu-olmak-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jan 2012 23:13:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tunç Kılınç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayatın İçinden]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[basit]]></category>
		<category><![CDATA[deli olmak]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiratolyesi.com/?p=2667</guid>
		<description><![CDATA[Yaşadığım unutulmaz anlara dönüp baktığımda, Gördüklerim neredeyse hiç değişmiyor&#8230; Yanımdaki mutlu insanlar. Kendisiyle dalga geçtiği kadar hayatı ciddiye alan, Samimi olduğu kadar karmaşık, Sevdiği kadar yalnız&#8230; Her sabah sanki silah zoruyla uyandırılmış gibi olan o sersem halleriniz beni benden alıyor&#8230; Ne güzel insanlarsınız. Sıkça duyduğum &#8220;abi sen nasıl bu kadar mutlusun&#8221; sorusunun cevabı sizde saklı! [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşadığım unutulmaz anlara dönüp baktığımda,<br />
Gördüklerim neredeyse hiç değişmiyor&#8230;<br />
Yanımdaki mutlu insanlar.</p>
<p>Kendisiyle dalga geçtiği kadar hayatı ciddiye alan,<br />
Samimi olduğu kadar karmaşık,<br />
Sevdiği kadar yalnız&#8230;</p>
<p>Her sabah sanki silah zoruyla uyandırılmış gibi olan o sersem halleriniz beni benden alıyor&#8230;<br />
Ne güzel insanlarsınız.</p>
<p>Sıkça duyduğum &#8220;abi sen nasıl bu kadar mutlusun&#8221; sorusunun cevabı sizde saklı!<br />
Sabahları uyanma nedeni olan hayallerinize ortak oluyorum,<br />
Daha ne isterim?</p>
<p>[Öyle işte!]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiratolyesi.com/2012/01/23/mutlu-olmak-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gelsin 2012, Bildiği Gibi Gelsin!</title>
		<link>http://www.fikiratolyesi.com/2011/12/27/gelsin-2012-bildigi-gibi-gelsin/</link>
		<comments>http://www.fikiratolyesi.com/2011/12/27/gelsin-2012-bildigi-gibi-gelsin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Dec 2011 16:37:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tunç Kılınç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayatın İçinden]]></category>
		<category><![CDATA[2011]]></category>
		<category><![CDATA[2012]]></category>
		<category><![CDATA[emir cerman]]></category>
		<category><![CDATA[güray kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[müge cerman]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[yeni yıl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiratolyesi.com/?p=2659</guid>
		<description><![CDATA[2006 yılından beri oynadığımız oyuna geldi yine sıra. Ne çabuk geçiyor değil mi yıllar? Daha önce yorumlarınızla katıldıysanız harika, dönün bakın şimdi neler demişsiniz 2011 için, veya önceki seneler için&#8230; Olmadı, şimdi katılın. Bir sene sonra kendi yazdıklarınızı okumak epey şaşırtıcı oluyor. Üç soruyu birlikte cevaplandırıyoruz. 1.) 2011 denince ne hatırlıyorsun? Geçen sene bugünlerde, 2011&#8242;de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.fikiratolyesi.com/2006/12/29/gelsin-2007-bildigi-gibi-gelsin/" target="_blank">2006</a> yılından beri oynadığımız oyuna geldi yine sıra. Ne çabuk geçiyor değil mi yıllar?</p>
<p>Daha önce yorumlarınızla katıldıysanız harika, dönün bakın şimdi neler demişsiniz <a href="http://www.fikiratolyesi.com/2010/12/26/gelsin-2011-bildigi-gibi-gelsin/" target="_blank">2011</a> için, veya <a href="http://www.fikiratolyesi.com/2009/12/27/gelsin-2010-bildigi-gibi-gelsin/" target="_blank">önceki</a> <a href="http://www.fikiratolyesi.com/2008/12/28/gelsin-2009-bildigi-gibi-gelsin/" target="_blank">seneler</a> <a href="http://www.fikiratolyesi.com/2007/12/29/gelsin-2008-bildigi-gibi-gelsin/" target="_blank">için</a>&#8230; Olmadı, şimdi katılın. Bir sene sonra kendi yazdıklarınızı okumak epey şaşırtıcı oluyor.</p>
<p>Üç soruyu birlikte cevaplandırıyoruz.</p>
<p><strong><em>1.) 2011 denince ne hatırlıyorsun?</em></strong></p>
<p>Geçen sene bugünlerde, 2011&#8242;de kendimden beklentim için şöyle yazmışım:</p>
<p>&#8220;Yürekten gelen sevgimi verirken canımın daha az yandığı, doğru kişilere daha fazla dokunduğum, yeni delilerle tanıştığım, dünyayı gezmeye devam ettiğim, bir iki keyifli işten yaramazlıklarıma yetecek kadar para kazandığım ve en önemlisi sağlıkta kimseye muhtaç olmadığım bir yıl&#8230;”</p>
<p>Dünyayı gezmeye devam şeysi hariç, iyi bir yıldı 2011. Güzel insanlar tanıdım, &#8216;<a href="http://www.fikiratolyesi.com/2006/12/04/geride-nasil-bir-miras-birakmak-istersin/" target="_blank">geleceğini bildiklerim</a>&#8216;le daha çok şey paylaştım, hoşgörü ve sabır katsayım arttı, bolca kendimle yüzleştim ve üzerinde titrediğim o &#8216;şey&#8217; çoğu günler için uyanma nedenimdi.<br />
<span id="more-2659"></span><br />
Bu aralar ise epey zorlu geçiyor. Yılın son günleri, birçok açıdan benzediğim ve yaşadıklarında kendimi gördüğüm sevgili Güray amcamın da son günleri. Gideceğin yerin buradan daha güzel olduğundan eminim olsam da, seni çok özleyeceğimi biliyor olmak çok sancılı be adam. [Ve yazıyı yayına vermek üzere olduğum şu saniye vefat haberi geldi. Hayat işte böyle bir şey!]</p>
<p><strong><em>2.) Aynı soruya, mutlu bir insan olarak, bir yıl sonra bugün nasıl cevap vermek isterdin?</em></strong></p>
<p>&#8220;Daha çok insana dokundum, onların hikayesini daha iyi anladım, sağlık sorun olmadı&#8230; O &#8216;şey&#8217; bebek güzel doğdu. Belki ikincisine başladım. Bir de, 2012 &#8216;K&#8217;lerin yılı oldu: Küba, Kapadokya, Konya ve yine Kaş.&#8221;</p>
<p><strong><em>3.) Bir üstteki yorumu yazan kişiyle yüz yüze olsaydın, verdiği cevaplara dayanarak ona ne derdin?</em></strong></p>
<p>Bu soru (mecburen) bir tek bende cevapsız kalıyor. Bu yazıya ilk yorumu yazacak kişi için ise ben “bir üstteki kişi” oluyorum!</p>
<p>Yılın son yazısında size bir Emir Cerman <a href="http://www.rotuonline.com" target="_blank">yapımı</a> ile veda ederim. [Kim bu Emir derseniz, buyrun onu bir de sevgili annesi Müge'nin kaleminden <a href="http://www.mugecerman.com/hayalinde-muzik-muziginde-hayalleri-olan-bir-genc-emir-cerman" target="_blank">okuyun</a>.]</p>
<p><object width="400" height="233"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/USWaTln5bEs?version=3&amp;hl=en_US&amp;rel=0" /><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="233" src="http://www.youtube.com/v/USWaTln5bEs?version=3&amp;hl=en_US&amp;rel=0" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Sevdiklerinizin dibinde,<br />
Sağlıcakla kalın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiratolyesi.com/2011/12/27/gelsin-2012-bildigi-gibi-gelsin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>36</slash:comments>
<enclosure url="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2006/12/03-Gelsin-Hayat-Bildigi-Gibi-feat.-Sezen-Aksu.mp3" length="4734976" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Size bir söz yazdım bugün, yolladım rüzgarla!</title>
		<link>http://www.fikiratolyesi.com/2011/12/23/size-bir-soz-yazdim-bugun-yolladim-ruzgarla/</link>
		<comments>http://www.fikiratolyesi.com/2011/12/23/size-bir-soz-yazdim-bugun-yolladim-ruzgarla/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Dec 2011 15:09:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tunç Kılınç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayatın İçinden]]></category>
		<category><![CDATA[blog]]></category>
		<category><![CDATA[doğum günü]]></category>
		<category><![CDATA[olsun halil sezai]]></category>
		<category><![CDATA[tunç kılınç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiratolyesi.com/?p=2647</guid>
		<description><![CDATA[Dün yazmam gerekiyordu bu yazıyı, gitmedi elim. Bugün İstanbul&#8217;daki yağışlı havaya uyanmam, rüzgara çıkıp üşümem, ıslanmam ve dönüp sıcak kahvemi yudumlamam gerekiyormuş. &#8216;Sana bir söz yazdım bugün, yolladım rüzgarla&#8217; diyor Halil Sezai arkada. 22 Aralık Fikir Atölyesi&#8217;nin yedinci doğum günüydü. Gün mutlu, şarkı hüzünlü. Bilmem&#8230; Bu geldi işte bu sefer de içimden. Hüzünlü anlarımda bile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dün yazmam gerekiyordu bu yazıyı, gitmedi elim.</p>
<p>Bugün İstanbul&#8217;daki yağışlı havaya uyanmam, rüzgara çıkıp üşümem, ıslanmam ve dönüp sıcak kahvemi yudumlamam gerekiyormuş. &#8216;Sana bir söz yazdım bugün, yolladım rüzgarla&#8217; diyor Halil Sezai arkada.</p>
<p>22 Aralık Fikir Atölyesi&#8217;nin yedinci doğum günüydü. Gün mutlu, şarkı hüzünlü. Bilmem&#8230; Bu geldi işte bu sefer de içimden. Hüzünlü anlarımda bile tuhaf bir mutluluk duymaya başladım ben!</p>
<p><em>Çaresiz bütün kelimeler,</em><br />
<em>Bir yalan gibi hep suçlu&#8230;</em><br />
<em> Senin hala gözlerin soğuk.</em><br />
<em> Ve yağmurlu&#8230;</em><br />
<em> İçimde her gün büyüyen çığlıklar var.</em><br />
<em> Olsun zaten &#8216;yazmak&#8217; hep böyle&#8230;</em></p>
<p><object width="360" height="213"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/dEWALZQ7rHk?version=3&amp;hl=en_GB&amp;rel=0"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/dEWALZQ7rHk?version=3&amp;hl=en_GB&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" width="360" height="213" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object><br />
<span id="more-2647"></span><br />
Bir önceki <a href="http://www.fikiratolyesi.com/2011/12/04/fikir-atolyesinin-dogum-gunu-yazisini-siz-yazin/%20" target="_blank">yazıda</a>; burası sizin için ne ifade ediyorsa, size ne hissettiriyorsa bana onu yazın ve o içinizden gelenlerle de doğum günü yazımız çıksın demiştim. Blogda ve <a href="https://www.facebook.com/FikirAtolyesi">Facebook</a> sayfamızda neler deyip, bakın beni nasıl utandırmışsınız:</p>
<blockquote><p>&#8216;Günlük&#8217; türünün günümüzdeki değişen örneklerine sözü getirip dersime &#8216;blog&#8217; sıfatıyla konuk ettiğim; dile getirilen tüm &#8216;fikir&#8217;leri ilgiyle izlediğim bu &#8216;atölye&#8217;nin cazibesini, hayatın tam içinde, ama rotasını bir noktadan sonra sadece istediği sulara doğru kırmış hayattan özgür bakış açısında buluyorum. &#8211; Elifin Günlüğü</p>
<p>Fikir Atölyesi’ni çok geç tanımış olmama rağmen, benim hayatımdaki etkisi, hayatı yaşamak için değil, insanlığa, tıpkı senin gibi kalıcı bir değer bırakmanın önemini anlamak oldu. &#8211; Adnan Topçu</p>
<p>Sen kozmik bir şaka gibisin! Çoğu zaman hislerimin kelimelere dökülmüş halisin! Öğretmensin! Senden öğrendiklerimi paylaşabildiğim kadar çok genç insanla – çocukla paylaşmaya çalışıyorum! Nasıl bir birikimsin ki tanımlayamadığım! Öyle güzel anlatıyorsun ki! Cuk! &#8211; Eda</p>
<p>Fikir Atölyesi’ni genellikle Facebook’tan takip ediyorum. Ve bende uyandırdığı his şu: İnsanların özgürce bir şeyler karaladıkları bir sokak duvarı gibi. Üzerine püskürtme tüp boyalarla yazılan duvarlar gibi. “Özgür, salaş ve kafasına göre.” &#8211; Esra Nur</p>
<p>Burnun soğuktan donmuştur, ellerin tutmaz olur, ayakların sanki sırıl sıklammış gibi sızlar… Kapıdan içeriye girer girmez elime tutuşturulan sıcak kahvem benim. İçimi ısıtmaya devam et. &#8211; Begüm</p>
<p>Çok uzun zaman önce tesadüfen görüp, incelemediğim için bin pişman olduğum harika yapıt… Yaklaşık bir haftadır daimi giriş yerim. &#8211; Doğan</p>
<p>Fikir Atölyesi&#8217;nin hayatımdaki anlamı; Tunç’u, Aliyi, canım annemi, sevdiğim beni ve kızdığım sevmediğim beni bile bulduğum bazen sığınak, bazen çılgın bir parti, bazen önemli derslerin alındığı ve verildiği bir okul… &#8211; Zeynep Kılınç</p>
<p>Fikir Atölyesi ve sevgili Tunç’un yaşam öyküsü benim için faili meçhul bir kıyak olsun umdum :) Olur olmaz, bu işler belli olmaz ama girdiğim ilk andan beri kapısının gıcırtısında huzur bulduğum ve kapanmamasını umduğum han… &#8211; Jass</p>
<p>Fazla bir şey ifade etmiyor, Tunç’un yazdığı yazıları okumayı seviyorum :) &#8211; nano</p>
<p>Tüm site içeriğini okumaya zaman ayıramadığım halde, ısrarla takip edip tüm yazıları okumaya çalıştığım bir blog. &#8211; Fatih Koçak</p>
<p>Fikir Atölyesi canın sıkıldığında teklifsiz kapısını çalıp bi kahve yapsana çok canım sıkkın dediğinde, seni her koşulda gülümsetebilen bir dost gibi… Kahve her yerde var ama dost kahvesi gibi içini ısıtan var mı? Tamam kabul, çok geç keşfettim ama buradayım ya işte, mutluyum :)) &#8211; scubayan</p>
<p>Zihin haritası hakkında araştırma yaparken tanımıştım seni. Hayatımda senin için ayrılmış olan yeri doldurdun. Farklı bakış açılarınla, verdiğin gazla veya dobralığınla güzel bir yere koydun kendini. Bütün ömrün boyunca vazgeçilmez olman dileğiyle. &#8211; Uğur</p>
<p>Bizim de fikirlerimiz var, hem de atölyemizde el emeği göz nuruyla işlenmiş, öyle fabrikadan seri üretim de değil. Çok değerli benim ülkemin gençliğini köreltmeye çalışanlara inat, pırıl pırıl fikirler üretilecek ki, geleceğimiz aydınlık olacak. &#8211; Nazım Alagöz</p>
<p>Önceleri daha çok cevaplar icin okuduğum ama şimdi, daha da önemlisi, sorular üreten bir yer oldu Fikir Atölyesi benim için. Tunç hayatı yaşamakdan bahsedince, bunun benim için ne anlamda geldiği, veya derinleşerek basite varmanın mı, yoksa olaylara masum gözle olduğu gibi bakmanın mı anlam verdiği gibi sorular ile beni bulan bir yer oldu. &#8211; sz</p>
<p>&#8220;Bir şeyler yapmam gerek&#8221; fikrinin bunalımında, yaratıcılık ve özgün olma faktöründen uzaklaştığımı sitede geçirdiğim 2 saatin içinde daha da iyi farkettim. Anlayabilen herkese aydınlık nüanslarla dolu, her cümlesinde çokça fayda bulabileceğimiz bu yerde artık ben de varım. O kadar özlemişiz ki tecrübe dolu fikirleri, etraftaki boş lakırdıların aksine gümbür gümbür akıp giden yazılarınız gerçekten yüz güldüren cinsten. Bundan sonra bilgisayarı açar açmaz girmek için heyecanlanacağım adreslerin en başında burası olacak! &#8211; Özge</p>
<p>Benim için Fikir Atölyesi bir blogun ötesinde soyut bir kavram. Bunun sebebi tabii ki Tunç Kılınç. Yaptığı işi sevmesi, insanları sevmesi ve her şeyi güzel bir yerlerden yakalayabilmesini izlemek çok keyifli. 5 yıl oldu okuyorum, daha da okuyacağız &#8211; Aras</p>
<p>Eskisi kadar yazılarını güncel olarak takip edemesem de, yorumları okumasam da, öyle zamanlarda yaralarıma parmak basan yazılar yazıyorsun ki, ne diyeceğimi blemiyorum, nutkum tutluyor. &#8211; wim77</p>
<p>Çok şey paylaştık&#8230; İyi ki seni tanıdım&#8230; İyi ki doğdun&#8230;Faili Meçhul Kıyaklar&#8217;ın oldu&#8230; Hayata dair soruların&#8230; Cevapların&#8230; Buldukların bulamadıkların aradıkların&#8230;Yolculuk devam etti&#8230; Serüvenin kendisi bu yolu hep birlikte almaktı zaten&#8230; Başına tarih konmuş ve sonuna konmamış olarak&#8230; Ucu açık hayatın tüm güzel renklerine, tadlarına, kokularına, serüvenlerine, kötü ve iyi anlarına, şehirlerine, müziklerine, filmlerine, sinemalarına, sokaklarına&#8230; &#8211; Aycan Aşkım Saroğlu</p>
<p>Fikirler açık, sansürsüz nice yıllara. &#8211; Mert Tepeören</p>
<p>Fikirlerinize Sağlık.. Bir ömür boyu:)) &#8211; Tülay Demir</p>
<p>Bu Atölye&#8217;de neler üretildi neler&#8230; En yakışan slogan bu sanırım :) &#8211; Ömer Kızılçay</p>
<p>Hareketli fikirler dileriz! &#8230;büyü, koş, ateşle&#8230; &#8211; Ekrem Sağır</p>
<p>Fikir Atölyesi; aklıma ilk çağrıştırdığı, yapsak mı birine şu kartlarla hınzırlık diye düşünürken bile kocaman sırıtık bir yüz haline dönüştüğümüz FMK&#8217;nın doğumhanesi olduğu ve tabi ki Tunç ve onun biraz da buradan bakalım tarzındaki yazıları. Ayrıca sadace sanalda değil, reelde de acaba böyle bir atölye olabilir mi, birbirini hiç tanımayan insanlar oraya gelip fikirlerini tartışabilir mi diye düşünmemi sağlayan Fikir Atölyesi, iyi ki doğmuş&#8230; &#8211; Melek Tir</p></blockquote>
<p><em>Size bir söz yazdım bugün,</em><br />
<em> Yolladım rüzgarla&#8230;</em><br />
<em> İçinde mutluluk vardı,</em><br />
<em> Küçücük bir blogla&#8230;</em></p>
<p>Hepiniz…<br />
İyi ki var oldunuz hayatımda.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiratolyesi.com/2011/12/23/size-bir-soz-yazdim-bugun-yolladim-ruzgarla/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fikir Atölyesi&#8217;nin doğum günü yazısını siz yazın!</title>
		<link>http://www.fikiratolyesi.com/2011/12/04/fikir-atolyesinin-dogum-gunu-yazisini-siz-yazin/</link>
		<comments>http://www.fikiratolyesi.com/2011/12/04/fikir-atolyesinin-dogum-gunu-yazisini-siz-yazin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Dec 2011 14:43:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tunç Kılınç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayatın İçinden]]></category>
		<category><![CDATA[blog]]></category>
		<category><![CDATA[doğum günü]]></category>
		<category><![CDATA[tunç kılınç]]></category>
		<category><![CDATA[tutku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiratolyesi.com/?p=2634</guid>
		<description><![CDATA[Fikir Atölyesi basit bir blog olsa da, burası benim için hep girmeyeceğim sokaklara girdiğim, bilmeyeceğim yüzlerce insanla tanıştığım, belki de en önemlisi; değişen Tunç&#8217;la yüzleştiğim bir yer oldu. Olmaya da devam ediyor. Uzunca bir süredir üzerinde heyecanla çalıştığım &#8216;bir şey&#8217; var. Ve bunu size anlatmamak için zor sabrediyorum. Ancak o&#8217;nun gün yüzüne çıkması için biraz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.fikiratolyesi.com/"><img class="size-medium wp-image-2636 alignleft" title="Fikir Atölyesi" src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2011/12/FikirAtolyesi-300x255.jpg" alt="Fikir Atölyesi" width="166" height="141" /></a><a href="http://www.fikiratolyesi.com" target="_blank">Fikir Atölyesi</a> basit bir blog olsa da, burası benim için hep girmeyeceğim sokaklara girdiğim, bilmeyeceğim yüzlerce insanla tanıştığım, belki de en önemlisi; değişen Tunç&#8217;la yüzleştiğim bir yer oldu. Olmaya da devam ediyor.</p>
<p>Uzunca bir süredir üzerinde heyecanla çalıştığım &#8216;bir şey&#8217; var. Ve bunu size anlatmamak için zor sabrediyorum. Ancak o&#8217;nun gün yüzüne çıkması için biraz daha zamana ihtiyacım var. Emin olun, o zaman dolunca bunu ilk bilen yine sizler olacaksınız.</p>
<p>Ancak şimdi, sizden ufak bir ricam var. Çünkü görüşleriniz benim için değerli.</p>
<p>22 Aralık 2005 tarihinde doğan bu blog sizin için ne ifade ediyorsa, <strong>size ne hissettiriyorsa</strong> işte onu istiyorum sizden. İster bu yazıya, ister <a href="https://www.facebook.com/FikirAtolyesi" target="_blank">Facebook</a> sayfamızdaki <a href="https://www.facebook.com/photo.php?fbid=269050666476181&#038;set=a.110056912375558.4879.104096682971581" target="_blank">şu yazıya</a> yorum olarak&#8230; İsterseniz de Twitter&#8217;a. (Twitter mesajınızın sonuna <a href="https://twitter.com/#!/tunckilinc" target="_blank">@tunckilinc</a> eklerseniz bulmam kolaylaşır).</p>
<p>Dilerseniz; &#8220;Benim için Fikir Atölyesi ______ .&#8221; cümlesindeki boşluğu doldurun, dilerseniz de baştan kendi cümlenizi kurun. İçinizden ne gelirse o&#8230;</p>
<p>Ben de yazdıklarınızı, virgilüne dokunmadan yine sizin isminizle, 22 Aralık&#8217;daki yedinci doğum günü <a href="http://www.fikiratolyesi.com/2011/12/23/size-bir-soz-yazdim-bugun-yolladim-ruzgarla/" target="_blank">yazıma</a> aynen aktaracağım.</p>
<p>Hepiniz&#8230;<br />
İyi ki var oldunuz hayatımda.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiratolyesi.com/2011/12/04/fikir-atolyesinin-dogum-gunu-yazisini-siz-yazin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>23</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hıyar heriflerin işi değildir aşk!</title>
		<link>http://www.fikiratolyesi.com/2011/11/16/hiyar-heriflerin-isi-degildir-ask/</link>
		<comments>http://www.fikiratolyesi.com/2011/11/16/hiyar-heriflerin-isi-degildir-ask/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Nov 2011 17:55:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tunç Kılınç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayatın İçinden]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet inam]]></category>
		<category><![CDATA[aşık olmak]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşk nedir]]></category>
		<category><![CDATA[eros]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[hesabi insan]]></category>
		<category><![CDATA[insan olmak]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık]]></category>
		<category><![CDATA[karamsarlık]]></category>
		<category><![CDATA[küçük hesaplar]]></category>
		<category><![CDATA[sebat etmek]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[vefalı olmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiratolyesi.com/?p=2613</guid>
		<description><![CDATA[“Bilge dediğin hem fırlama olur, hem de puşt!” diye başlayıp, &#8220;Yemeğin tıkınmaya, sevişmenin düzüşmeye döndüğü bir çağda yaşıyoruz&#8221; ile devam eden Ahmet İnam yazı dizimizi üçüncü ve son bölümüyle tamamlayalım. - Hesabi insan. Hesabi insan, kendini aşma olanağının farkında olmayan insandır. Hesaplayamadığı hazinelerin farkında değildir. İnsan olmasını gerçekleştiremeyen bir varlıktır. Bir anlamda hesabi insan, insanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Bilge dediğin hem fırlama olur, hem de puşt!” diye <a href="http://www.fikiratolyesi.com/2011/10/04/ahmet-inam-bilge-dedigin-hem-firlama-olur-hem-de-pust/" target="_blank">başlayıp</a>, &#8220;Yemeğin tıkınmaya, sevişmenin düzüşmeye döndüğü bir çağda yaşıyoruz&#8221; ile devam eden <strong><a href="http://www.fikiratolyesi.com/2011/11/01/yemegin-tikinmaya-sevismenin-duzusmeye-dondugu-bir-cagda-yasiyoruz/" target="_blank">Ahmet İnam</a></strong> yazı dizimizi üçüncü ve son bölümüyle tamamlayalım.</p>
<p><em><strong>- Hesabi insan.</strong></em></p>
<p>Hesabi insan, kendini aşma olanağının farkında olmayan insandır. Hesaplayamadığı hazinelerin farkında değildir. İnsan olmasını gerçekleştiremeyen bir varlıktır. Bir anlamda hesabi insan, insanın yüz karasıdır. Ama hesap, yaşamaktan korkan insanlar için çok büyük bir güvence. Çünkü kendinizi aşabilmeniz, &#8216;hayat bu kadar değil&#8217; demekle olanaklı. &#8216;Peki ne kadar&#8217; dediğiniz zaman serüvene girmeniz gerekir. Yani artık keşfedilmemiş ülkelere, yelken açılmamış denizlere gideceksiniz. Ama orada büyük fırtınalar, büyük canavarlar karşınıza çıkabilir ve yok olabilirsiniz.</p>
<p>İşte insan kendini güvence altına almaya çalıştığı anda hesap yapıp, kendi kendini tüketmeye başlıyor. Bunu ikili insan ilişkilerinde de görüyorsunuz. Dostlukların ve aşkın yaşanamamasının ardında da böyle küçük hesaplar yatıyor.</p>
<p>&#8216;Yoldan çıkmışlar, çıktıkları için çoktan varmışlar&#8217; diyorsunuz. Yola çıkmak için günlerce hazırlanamayanlara, ya yoldan çıkarsam korkusuyla yolculuk yapamayanlara ne diyeceksiniz?</p>
<p><em><strong>- İçimizdeki hayvanlığı bastıracağız diye, içimizdeki insanlığı da bastırmışız.</strong></em></p>
<p>Yalnız kaldığım zaman, genellikle gece ikiyle dört arasında mutlu olurum. Televizyonu açarım ama seyretmem. Sesini dinlerim, duvarlara bakıp öyle düşünürüm, belki yazasım gelir bir şeyler karalarım. Uykum gelince, &#8216;bu dünya düzelmez arkadaş&#8217; deyip yatarım. &#8216;Bugün de kurtaramadık dünyayı ne yapalım&#8217; derim!<br />
<span id="more-2613"></span><br />
Hesabi duruş, mutluluğu öldüren şeydir. Örneğin Nietzsche, hayatı boyunca bunu anlattı. Ama Nietzsche’yi okuyup karamsar olan adamlar var, onlara sopayla girişmek istiyorum bazen. Adam demiş ki, ben bir enerji kaynağıyım. Benim insan gibi insan olabilmem, içimdekilerin olabildiğince bastırılmadan ortaya çıkabilmesidir. Oysa yaşam buna izin vermiyor, birbirimizi maskelemek zorunda kalıyoruz. Gerçi Freud medeniyetin temelinin bu olduğunu söylemiş.</p>
<p>Biz de içimizdeki hayvanlığı bastıracağız diye, içimizdeki insanlığı da bastırmışız. Hâlâ içimizdeki erotik enerjiyle ilişkimizde sakatlık var. Erotik yanımız ortaya çıktıktan sonra ayıp bir şey yaptığımızı düşünüyoruz. Onun için vatan millet sakarya, ilim aşkı, sanki hiç eros yokmuş gibi davranıyoruz, dava adamı kalıbına sığınıyoruz.</p>
<p>İşte bütün bu kalıpların dışında felsefe; çözüm arayanların değil, soru soranların yeridir, şeytanla muhabbettir. Ne zaman ki şeytan sizi alt eder, o zaman insan olduğunuzu anlarsınız.</p>
<p><em><strong>- Sevmek bilgelik gerektirir.</strong></em></p>
<p>Felsefe dediğimiz çaba, sevgi ve o sevgiyle yaşanan bilgece bir yaşamı gerektiriyor. Bilgece yaşanan bir yaşam, yalnızca bilgiyle yaşanan bir yaşam değildir. Bilgiyi özümseyerek, içselleştirerek, bilgiyle mutlu olmaya çabalayarak yaşanan bir yaşamdır. Bunu anlayabilmek için &#8220;sevginin bilgeliğini&#8221; anlamak gerekir.</p>
<p>Sevmenin büyük bir bilgelik gerektirdiğini düşünüyorum. Herkesin birbirinden kolayca nefret ettiği, tiksindiği bir dünya düşünün. Bunu bireyler arasındaki ikili ilişkilerden tutun da, uluslararası ilişkilerdeki &#8216;ben seni yerim, sen beni yersin&#8217; gibi Hobbesçu bir dünya düzenini içinde düşünün. Sevmenin anlamı büyük ölçüde kaybolmuş&#8230;</p>
<p>Elbette bu dünyada bilge insanlar var ama bilge toplumlar, kültürler yok. Oysa bilge kültür ve toplumlara ihtiyacımız var. Maalesef toplumlararası ilişkiler çok acımasızca, çok hesabi ve insana yakışmayacak düzeyde birbirinin kuyusunu kazma ve birbirini bir tehdit olarak görme doğrultusunda yürütülüyor.</p>
<p><em><strong>- Vefalı insan olmak zor zanaat.</strong></em></p>
<p>Vefa öncelikle sevgi kokar. Vefasız sevgi vardır ama sevgisiz vefa yoktur.</p>
<p>Vefalı insan &#8216;söz veren&#8217; insandır. Seven ve sevgiyle bağlanma sözü veren insan. Söz veren ve sözünü tutan insan. Vefalı insan sevgiyle söz verip, sevgiyle bağlanıp, bu bağlılığını sürdüren insandır. Neden bağlanır? Sevdiğine karşı sorumludur da ondan.</p>
<p>Vefada sebat var. Kararlılık, direnme ve sabır var. Vefa, sevginin sınanıp başarılı olduğunu duyurur bize kokusuyla. Vefa bir eylemle sürer. Yetişiriz sevdiğimize. Kısaca vefa, sevginin dirençli bir bağlanma ile sevilene yetişmesidir. Onda; sevgi, karar, kararlılık, eylem boyutları vardır. Elbette anlayış, vefanın pınarındadır.</p>
<p>Böyle bir çözümleme ile bakılınca vefanın ne denli zor gerçekleşir olduğunu görüyoruz. Vefalı insan olmak zor zanaat. Yaşadığımız çağda vefa oldukça eskimiş ve anlamını yitirmiş bir kavram olarak görünüyor. Derin duygularla yoğrulmuş, kendimizi adamaya hazır olduğumuz ve iç dünyamızın zenginliği içinde yaşayabileceğimiz sevgiler azaldı. Sevmenin güzel insan olma ile ilgili bir çaba, bir başarı yolculuğu olduğu unutuluyor. Sevgiyi yaşamaya çabalayanlar onun bir vefa sokağından geçtiğini de bilirler.</p>
<p>Paylaşmalarla yaşanır sevgi. Etkileşimlerle. Tam da o paylaşmaların orta yerinde birbirine karşılıklı güvenin, anlayışın, dostluğun bulunduğunu görürüz. Anlarız: Sevgiye, sevdiğime, dostuma sorumluyum. Sevgideki sorumluluk yolunu tuttuk mu, vefa meydanına varırız. O meydan vefa kokar. Bu koku hem yaşama sevinci verir bize, hem de borcumuzu hatırlatır.</p>
<p>Seviyorsak, yaşam enerjisini almada bir ayrıcalığımız var demektir. Bu ayrıcalığımızı hayata yeniden ödemek zorundayızdır. Seviyorum, demek ki borçluyum. Demek ki, bana bu sevgiyi olanaklı kılan hayata vermem gerekenler var. Yılmadan. Korkmadan. Yan çizmeden. Kaçmadan.</p>
<p><em><strong>- Hıyarların, hamhalat heriflerin işi değildir aşk!</strong></em></p>
<p>Aşkta benim teorim şu; aşk doğuştan hormonlarla ilgilidir ama aynı zamanda kazanılması, edinilmesi gereken de bir şeydir. Emek ister. Hormonu iyi salgılayan aşık olduğunu sanabilir, çıldırabilir, azabilir ama aşk ayrı bir şey. Bir sanat, bir güzellik yaratmaktır aşk. Hıyarların, hamhalat heriflerin işi değildir.</p>
<p>Diyelim ki kızın birini görüyorum, içime bir ateş düşüyor ve aşık oluyorum. Yok öyle yağma, böyle beleş bir şey olabilir mi? Ateş düştükten sonra ne halt yediğine bağlı olarak aşk olur ya da olmaz. Ateş düştükten sonra o ateşi düşüren kişiye gidip onu söndüreyim hemen diyorsan, orada aşk yoktur. Ama aşk düştüğünde; kendimizi, hayatı, yaşadığımız kültürü anlamaya ve dönüştürmeye çalışıyorsak, işte aşk odur. Bize insan olduğumuzu hatırlatır ve büyük bir sorumluluk yükler.</p>
<p>Aşık olduğum zaman aklıma şu gelmeli; aşığım, demek ki yapacak çok iş var. Yani sevgilimle pastanede buluşacağım veya bir arkadaşın evine gidip yiyişeceğiz… Bu da yapılmalı tabi de, yalnız bunu yapıyorsanız aşk falan yoktur. Yani burada, arkadaşın evine gittik, yiyiştik. Aşka giriş bile yok, burada yiyiş var. Yani aşk, o yemekten aldığımız enerjiyle bir yere bir ağaç dikebiliyorsak, bir insana yardım edebiliyorsak, farklı kitaplar okuyabiliyorsak ancak o zaman gereğini yerine getirdiğimiz şeydir.</p>
<p>Aşk eşittir sevgili değil! İki kişilik de değil, çok kişiliktir aşk. Bütün dünyayı düşman belleyip, Leyla’yı sevmek değildir. Leyla’da bütün insanlığı sevmektir.</p>
<p style="text-align: center;">&#8212;&#8212;&#8211; o &#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p><em>&#8216;Ahmet İnam&#8217; yazı dizimizin ilk iki yazısı ise şunlar:</em></p>
<p><em> &#8211; <a href="http://www.fikiratolyesi.com/2011/10/04/ahmet-inam-bilge-dedigin-hem-firlama-olur-hem-de-pust/" target="_blank">“Bilge dediğin hem fırlama olur, hem de puşt!”</a></em><br />
<em> &#8211; <a href="http://www.fikiratolyesi.com/2011/11/01/yemegin-tikinmaya-sevismenin-duzusmeye-dondugu-bir-cagda-yasiyoruz/" target="_blank">&#8220;Yemeğin tıkınmaya, sevişmenin düzüşmeye döndüğü bir çağda yaşıyoruz&#8221;</a></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiratolyesi.com/2011/11/16/hiyar-heriflerin-isi-degildir-ask/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yemeğin tıkınmaya, sevişmenin düzüşmeye döndüğü bir çağda yaşıyoruz.</title>
		<link>http://www.fikiratolyesi.com/2011/11/01/yemegin-tikinmaya-sevismenin-duzusmeye-dondugu-bir-cagda-yasiyoruz/</link>
		<comments>http://www.fikiratolyesi.com/2011/11/01/yemegin-tikinmaya-sevismenin-duzusmeye-dondugu-bir-cagda-yasiyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Nov 2011 18:27:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tunç Kılınç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayatın İçinden]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet inam]]></category>
		<category><![CDATA[anlam sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[delikanlı olmak]]></category>
		<category><![CDATA[delikanlılık]]></category>
		<category><![CDATA[entel]]></category>
		<category><![CDATA[entelektüel]]></category>
		<category><![CDATA[erdem]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[insan olmak]]></category>
		<category><![CDATA[kokuşmuşluk]]></category>
		<category><![CDATA[serseri olmak]]></category>
		<category><![CDATA[şikayet etmek]]></category>
		<category><![CDATA[tembellik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiratolyesi.com/?p=2585</guid>
		<description><![CDATA[“Bilge dediğin hem fırlama olur, hem de puşt!” diyen Ahmet İnam yazı dizimizin ikinci bölümüyle devam edelim&#8230; - Keman çalabilecekken tembellik edip çalmıyorsan, çok ayıp ediyorsun. İnsanlık adına en büyük ayıp, olabileceği kadar olamamak, yapabileceği kadar yapamamaktır. Ben bundan daha büyük ahlaksızlık bilmiyorum. &#8216;Adam iyi bir adam da, tembel&#8217; diyorlar. Tembel diye bir söz bilmiyorum. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Bilge dediğin hem fırlama olur, hem de puşt!” diyen <strong><a href="http://www.fikiratolyesi.com/2011/10/04/ahmet-inam-bilge-dedigin-hem-firlama-olur-hem-de-pust/" target="_blank">Ahmet İnam</a></strong> yazı dizimizin ikinci bölümüyle devam edelim&#8230;</p>
<p><strong><em>- Keman çalabilecekken tembellik edip çalmıyorsan, çok ayıp ediyorsun.</em></strong></p>
<p>İnsanlık adına en büyük ayıp, olabileceği kadar olamamak, yapabileceği kadar yapamamaktır. Ben bundan daha büyük ahlaksızlık bilmiyorum. &#8216;Adam iyi bir adam da, tembel&#8217; diyorlar. Tembel diye bir söz bilmiyorum. Bence tembeller ahlaksızdır, kötümserler de ahlaksızdır. &#8216;Dünya batıyor, bittik, mahvolduk Türkiye&#8217;nin sonu yok, Avrupa bizi almayacak, yarın zelzele olacak, İstanbul yıkılacak, kıyamet kopacak&#8217; gibi&#8230;</p>
<p>Hayata hep böyle kötümser tabloyla bakmanın ahlaksız olan yanı nedir biliyor musunuz? Olabileceğimizi olmamaktır, bu topluma verebileceğimizi verememektir. Olumlu anlamda yetenekleriniz, potansiyeliniz neyse onları gerçekleştirmemektir.</p>
<p><em><strong>- Memlekette feci şekilde kokuşmuş bir şeyler var.</strong></em></p>
<p>Şimdi tabi bu lafı bin beş yüz sene önce Platon da söylüyormuş, beş yüz sene önce Hamlet de söylüyordu, otuz yıldır da ben söylüyorum. Hayatımız kokuşuyor, güzel bir söz değil ama böyle. İnsanların seyrettiği televizyon dizileri kötü, okuduğu kitaplar kötü, ama benim şikayetim bunların kötü olduğunu söyleyen insanlardan.<br />
<span id="more-2585"></span></p>
<p>Sürekli şikayet edene &#8216;entel&#8217; diyoruz. Ne kadar çok şikayet ederseniz o kadar entelektüel oluyorsunuz. Oysa entelektüel mutlu bir adamdır, burada mutlu demek memnun anlamında değil. Mutludur, yaşanan çirkinlikleri görür, fakat bunları kabul etmez. Çirkinlikleri nasıl düzeltebileceğini düşünür, yolunu yordamını bulur.</p>
<p>Kokuşmuşluk önce kendimizle olan ilişkimizde başlıyor. Kendimizi çok fazla değerli gördüğümüzü sanmıyorum. İşin beteri kendimizi adam yerine de koymuyoruz. Yemek yemiyor artık çağımız insanı. Tıkınıyor&#8230; Yemeğin tıkınmaya, sevişmenin düzüşmeye döndüğü bir çağda yaşıyoruz. Bütün bunlar yozlaşmış bir hayatı gösteriyor, çünkü ortada zevk yok. Zevkin hançerlendiği bir yaşam var.</p>
<p>Hançerden kurtulmanın yolu da hazların peşinden koşmak değil tabi. O da hayatımızı sürdürmek için, sabah sekiz akşam beş çalıştığımız işler kadar kokuşma belirtisi.</p>
<p><em><strong>- Serseri olmak çok daha iyi bence!</strong></em></p>
<p>Eğlenmek için yaptığımız şeyler de otomatikleşiyor. Çünkü şu film seyredilecek deniliyor, herkes o filmi seyrediyor; şu yazar okunacak diye emir geliyor, herkes o yazara çullanıyor. Fakat herkes o yazardan ne anlıyor? Madem ki farklıyız, herkes o farkı yaşamalı. Ama fark da bize giydirilen bir şeye dönüşüyor. Beymen’den giyinince farklı oluyorsun. Kendimizden kaynaklanmıyor. Yani diplomalar, nasıl yaşayacağımız, her şey bize dışarıdan giydiriliyor. Ama kim giydiriyor derseniz, kimse giydirmiyor aslında, birbirimize giydiriyoruz. Böyle olunca yaşama sevinci kayboluyor. Bu çok büyük bir tehlike.</p>
<p>Başarılı olsan, başarının hiçbir ölçütü olmadığı için, nerede duracağını bilemiyorsun ve başarı dangalağı oluyorsun. Sürekli önüne havuç konmuş eşek gibi koş Allah koş. İşkolik oluyorsun. Başarısız olsan, geride durmaya tahammül edemiyorsun. O yüzden başarı ve başarısızlığın dışında bir hayatı seçmiş olabilirsin; yani serseri olmak çok daha iyidir bence. Başarısızlık ve büyük beklentiler bir aradaysa, o zaman anti-depresancı oluyorsunuz.</p>
<p>Bunların dışında üçüncü bir yaşamın peşindeyseniz, yaratıcı olmak zorundasınız. Yani dünyaya posta atmış, egemen değerlerin dışında bir insan olmak gerekir. Dünyaya posta atabilmeniz için de önce kendi değerlerinizin olması gerekir.</p>
<p><em><strong>- Pısırık ve güvensiz insanların bu kokuşmuşluktan çıkma şansı yok.</strong></em></p>
<p>Mutsuz ve sinirliysen bol bol sigara içersin ve kısa bir süre sonra ölürsün. Mutsuzluk uzun sürmez. Trafikte kavga edersin, bir araba sopa yersin. Sevgilinle sevişemezsin, iktidarsız olursun. Onun için rahat olmak lazım. On derste rahat olma kitapları şimdi çok satıyor. Orada yazanların tam tersini yaparsan belki biraz rahatlarsın.</p>
<p><em><strong>- Hıyardan delikanlı olmaz!</strong></em></p>
<p>Şöyle zannediliyor; delikanlı yaşam biçimi diye bir yaşam biçimi var. Hayır, &#8220;delikanlılık&#8221; bir tavırdır. Mesela delikanlı adammış savaşa gitti şehit oldu, verdiği sözde durdu, delikanlı adammış hiç taviz vermedi denir. Delikanlı deyince biraz kaba saba insan anlaşılıyor. Bunun delikanlılıkla ilgisi yok. İnsan çok ince olarak da mücadeleci ve kavgacı olabilir. İnce olarak delikanlı olmak, mesele bu. Kabadayı olmak bir marifet değil.</p>
<p>Delikanlılık için cahil, kaba, kendini bilmez -ki ben onlara kitaplarımda biraz argo olacak ama &#8216;hıyar&#8217; adını vermişimdir- hıyardan devrimci de olmaz, psikiyatrist de. Hıyardan delikanlı olmaz, hıyar incelmemiş yontulmamış kaba insan. Ve maalesef çağımız bu kaba insanı işadamı, başarılı siyasetçi, &#8216;tuttuğunu koparan aslan gibi delikanlı&#8217; diye nitelemektedir.</p>
<p>Hani o eski Yunan Kültürü&#8217;nde Aristoteles&#8217;in, Platon&#8217;un söz ettiği dört büyük erdem vardı ya, işte o erdemler delikanlılıkta da var. &#8220;Cesaret, ölçülü olmak, adil olmak ve hikmet sahibi&#8221; olmak. Bence delikanlılıkta bu dört erdem bulunur. Oysa biraz önce değindiğim gibi, bu sözcüğün kötü kullanımları da vardır: Kaprisli, ne yaptığını bilmez oradan oraya savrulan&#8230; İnsanı geliştirmeyen, inceltmeyen, düzeltmeyen, toplumda hoş olmayan davranışlara da delikanlılık denilebiliyor.</p>
<p>Acar; yani hiçbir zaman kokuşmayan, tembelliğe izin vermeyen, yerinde durmayan, zıpkın gibi, ateşli, arayan, coşkulu demek. İşte delikanlılık böyle bir var oluş durumudur. Bakın, ben delikanlılığı bir ruh hali olarak ya da sosyal boyutuyla Marx Weber gibi bir sosyolojik tip olarak görmüyorum. Delikanlılık felsefe açısından bir varoluş tarzıdır.</p>
<p><em><strong>- Ne yiyeceğiz ne içeceğiz, hangi vitaminleri almak lazım?</strong></em></p>
<p>Benim dişlerime bakabilirsiniz, röntgenimi çekebilirsiniz, bir sürü test yapabilirsiniz, &#8216;maşallah hiçbir şeyiniz yok, turp gibisiniz&#8217; diyebilirsiniz. Ama bu testleriniz, benim noeziyatrik açıdan, yani &#8220;anlam sağlığı&#8221; açısından sağlıklı olduğumu gösteremeyebilir. Nice anlam sağlığı bozuk, &#8216;turp gibi insan&#8217; etrafta dolaşıyor.</p>
<p>Bizim insanımız ilginç insandır, aslında muhterem insandır ve dünyaya kıymetini duyuramadığımız insandır ama tuhaflıkları da vardır. Her şeyin pragmatik çözümü olduğunu düşünür. Pragmacı kültürden geliyoruz biz. Çoğunun öyle laf dinleyecek sabrı yok. Her şeyin basit bir formülü olması gerek diye düşünür. Gazete köşelerinde de &#8216;ne yiyeceğiz ne içeceğiz, hangi vitaminleri almak lazım&#8217; sorusunun yanıtı bol bol yer alıyor.</p>
<p>Anlam sağlığı en azından dört bileşeni içeren bir bileşke kavramdır. Bunlar; beden sağlığı, duygu sağılığı, düşünsel sağlık ve insanlarla ilişkilerimizi içeren, çevremizle ilgili çevresel sağlık diyebileceğimiz bir sağlığı da içine alıyor.</p>
<p>Anlam sağlığımızın bozukluğundan dolayı çok acı çekiyoruz. Sanıyoruz ki bu çektiğimiz acılar hayatın karşımıza çıkardığı gerçeklerin doğurduğu acılardır. &#8216;Gerçek&#8217; diye değiştirilemez, başka türlü olamaz bir varlığın olduğunu sanıyoruz. Ne ise hep öyle kalan ve onun da ne olduğunu ustalar, üstatlar, köşe yazarları, din alimleri, psikologlar, psikiyatristler, filozoflar, ukalalar vb.&#8217;nin bildiği, bir gerçek.</p>
<p>Ben başlıyorum kurmaya ve anlam dünyamı buna göre düzenlemeye. Fakat yaptığım işin anlamlarla ilgili olduğunun farkında değilim. Psikologlar da böyle anlatmıyor. Anlam sağlığının yaşanabilmesi bilinç düzeyi ile ilgili bir şey. Sorunumun anlamlarla ilişkimden kaynaklandığını fark etmem gerekiyor.</p>
<p><em><strong>- İnsanın en büyük tutkusu, kendine insan olduğunu kanıtlaması.</strong></em></p>
<p>İnsan doğanın verdikleriyle yetinemeyen bir varlık. Doğa insanı eksik bırakmış. İnsan kaplumbağanın sağlam kabuğuna, bir aslanın pençelerine sahip değil&#8230; Birçok hayvan türünde olduğu gibi doğar doğmaz yürümeye başlamıyor, uzun yıllar bakılması gerekiyor. İnsan bedeniyle aklı arasında problemleri olan, doğanın vermediğini de isteyebilen, tutkuları olan, aklının sınırlarının doğa tarafından belirlenmediği bir varlık.</p>
<p>Dolayısıyla insanın bu kadar olmayışı insanı insan kılan çok temel bir özellik. İnsan, bu kadar olmadığını anlayan ve bu kadarlığını aşmaya çalışan bir hayvandır diyebiliriz (Nitekim Aristoteles, &#8220;insan akıllı bir hayvandır&#8221; demişti). İnsan bunu sanat, teknoloji, bilim ve felsefe alanlarında yapıyor. İnsan sürekli kendini aşmaya çalışan ve umutlarının peşinde koşan bir varlık olarak görünüyor. Bu da geçmişten devraldığıyla yetinmemesini sağlıyor ve hakikaten her çağda insan farklı yüzleriyle görünüyor.</p>
<p>Dostoyevski &#8216;Yeraltından Notlar&#8217;da, &#8216;İnsanın en büyük tutkusu kendine insan olduğunu kanıtlamaktır&#8217; diyor. Çağımızda da insan zaman zaman hayatın bu kadar olduğuna inanmaya başlıyor. Teknolojinin getirdiği konformizm içinde kendini güvencede bulduğu ortamlarla yetinmeye kalkıyor. İşte o zaman büyük kokuşma meydana geliyor. Ve içindeki enerji buna isyan ettiği için mutsuz oluyor; savaşlar çıkıyor, sahip olduğu değerler bozulmaya başlıyor, nihilizmin tamamen içine giriyor ve kötü bir dünya oluşturarak mutsuz bir yaşam bataklığında çırpınıp duruyor.</p>
<p><em>Sevdim ben Ahmet İnam&#8217;ı diyorsanız: “<a href="http://www.fikiratolyesi.com/2011/10/04/ahmet-inam-bilge-dedigin-hem-firlama-olur-hem-de-pust/" target="_blank">Bilge dediğin hem fırlama olur, hem de puşt!</a>”</em><br />
<em> Bir <a href="http://www.fikiratolyesi.com/2011/11/16/hiyar-heriflerin-isi-degildir-ask/" target="_blank">sonraki yazıyla</a> da bitiriyoruz bu yazı dizimizi.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiratolyesi.com/2011/11/01/yemegin-tikinmaya-sevismenin-duzusmeye-dondugu-bir-cagda-yasiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>17</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Steve Jobs&#8230; Haklı Çıktı!</title>
		<link>http://www.fikiratolyesi.com/2011/10/06/steve-jobs-hakli-cikti/</link>
		<comments>http://www.fikiratolyesi.com/2011/10/06/steve-jobs-hakli-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Oct 2011 12:01:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tunç Kılınç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dikkatimi Çekenler]]></category>
		<category><![CDATA[aç kal budala kal]]></category>
		<category><![CDATA[apple]]></category>
		<category><![CDATA[azim]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[kansere yakalanmak]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[steve-jobs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiratolyesi.com/?p=2596</guid>
		<description><![CDATA[“Başarı ve tükenişi uç noktalarda yaşamış biri olarak; gerekirse dünyanın sana sunduklarından vazgeç, hatta okula bile gitmeyebilirsin, ancak asla maceracı ruhundan taviz verme” diyen&#8230; Yakalandığı ilk kanserden dolayı ölümle burun buruna gelince de; “Her gününü hayatının son günüymüş gibi yaşarsan, günün birinde haklı çıkarsın” deyişini kendi yaşamının parolası yapmış biriydi o. Ve haklı çıktı! 2005 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-thumbnail wp-image-2597 alignleft" title="steve jobs" src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2011/10/steve_jobs_apple-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />“Başarı ve tükenişi uç noktalarda yaşamış biri olarak; gerekirse dünyanın sana sunduklarından vazgeç, hatta okula bile gitmeyebilirsin, ancak asla maceracı ruhundan taviz verme” diyen&#8230;</p>
<p>Yakalandığı ilk kanserden dolayı ölümle burun buruna gelince de; “Her gününü hayatının son günüymüş gibi yaşarsan, günün birinde haklı çıkarsın” deyişini kendi yaşamının parolası yapmış biriydi o.</p>
<p>Ve haklı çıktı!<br />
<span id="more-2596"></span></p>
<p>2005 yılında Stanford Üniversitesi mezuniyet töreninde yaptığı &#8220;Aç Kal, Budala Kal!&#8221; konuşmasında ölümle ilgili bakın neler demişti <a href="http://www.fikiratolyesi.com/2006/03/14/ac-kal-budala-kal/" target="_blank"><strong>Steve Jobs</strong></a>:</p>
<p><em>&#8220;Hiç kimse ölmek istemez. Cennete gitmek isteyenler bile, oraya gitmek uğruna ölümü göze almak istemezler. Oysa ölüm hepimizin ortak sonu.</em></p>
<p><em>Şimdiye dek hiç kimse ölümden kaçamamıştır&#8230; Bunun böyle de olması gerekir, çünkü ölüm hayatın en güzel icatlarından birisi. Hayat’ın değişim ajanı. Yenilere yer açmak için, eskilerden kurtulmanın tek çaresi&#8230;</em></p>
<p><em>Şu an için yeni sizsiniz, ama günün birinde, üstelik pek yakında siz de eskiyecek ve aradan çıkarılacaksınız. Bu kadar acımasız olduğum için üzgünüm, ama gerçek bu.</em></p>
<p><em>Zamanınız kısıtlı&#8230; Bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına takılıp kalmayın. Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün, kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin.</em></p>
<p><em>Ve en önemlisi, kalbinizin ve sezgilerinizin yolundan gidecek cesarete sahip olun. Kalbiniz ve sezgileriniz ne yapmak istediğinizi bilirler&#8230; Bunun dışındaki her şey ikinci planda.&#8221;</em></p>
<p><img class="alignright size-thumbnail wp-image-2599" title="steve jobs" src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2011/10/steve_jobs_rip-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Başarı ve azim konularında <a href="http://www.fikiratolyesi.com/2007/11/18/kahramaninizla-yaptiginiz-hayali-sohbetler-bir-gun-gercek-olsa/" target="_blank">hayali kahramanlarımdan</a> biriydi Steve.</p>
<p>O, yenilikçi ve yaratıcı yaklaşımıyla bugün yaşamı kolaylaştıran ve eğlenceli hale getiren birçok <a href="http://www.apple.com/" target="_blank">Apple</a> ürünün babası olabilir&#8230; Benim içinse, hayata karşı duruşu ve söylemleriyle, insanlığa olan katkısıydı hep daha önemli olan.</p>
<p>Steve Jobs elli altı yaşında daha önce yendiği kansere bu sefer yenik düşmüş görünebilir. Ancak sayısız insanın kalbinde ve vizyonunda o her zaman var olmaya devam edecek&#8230;</p>
<p>[Steve Job'u biraz daha yakından tanımak isterseniz, şu yazıya bir göz atabilirsiniz: <a href="http://www.fikiratolyesi.com/2006/03/14/ac-kal-budala-kal/" target="_blank">Aç Kal, Budala Kal!</a>]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiratolyesi.com/2011/10/06/steve-jobs-hakli-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahmet İnam: &#8220;Bilge dediğin hem fırlama olur, hem de puşt!&#8221;</title>
		<link>http://www.fikiratolyesi.com/2011/10/04/ahmet-inam-bilge-dedigin-hem-firlama-olur-hem-de-pust/</link>
		<comments>http://www.fikiratolyesi.com/2011/10/04/ahmet-inam-bilge-dedigin-hem-firlama-olur-hem-de-pust/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Oct 2011 13:59:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tunç Kılınç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayatın İçinden]]></category>
		<category><![CDATA[acı çekmek]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet inam]]></category>
		<category><![CDATA[bilge olmak]]></category>
		<category><![CDATA[bilgelik]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[filozof]]></category>
		<category><![CDATA[gönül felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[hüzün]]></category>
		<category><![CDATA[kuşkuculuk]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu olmak]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız olmak]]></category>
		<category><![CDATA[yiğitlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiratolyesi.com/?p=2578</guid>
		<description><![CDATA[Rakı balık sofrasında tanışıp, sabahlara kadar sohbetlemek istediğim ne kadar çok insan var&#8230; Prof. Dr. Ahmet İnam da eklendi şimdi o listeye! &#8220;Ben hep celep olmak istedim, ancak felsefe profesörü oldum. Şimdi bunu herkes yalan sanacak. Ama ben çok ciddiyim&#8230; Koyun çobanlığıyla başlayıp oradan da celep olmaktı hayalim&#8221; diyen Ahmet hocamıza, peki siz kimsiniz dendiğinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-2589" title="ahmet inam" src="http://www.fikiratolyesi.com/wp-content/uploads/2011/10/ahmet-inam-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Rakı balık sofrasında tanışıp, sabahlara kadar sohbetlemek istediğim ne kadar çok insan var&#8230; Prof. Dr. <strong>Ahmet İnam</strong> da eklendi şimdi o listeye!</p>
<p>&#8220;Ben hep celep olmak istedim, ancak felsefe profesörü oldum. Şimdi bunu herkes yalan sanacak. Ama ben çok ciddiyim&#8230; Koyun çobanlığıyla başlayıp oradan da celep olmaktı hayalim&#8221; diyen Ahmet hocamıza, peki siz kimsiniz dendiğinde verdiği cevapsa <a href="http://www.hurriyet.com.tr/pazar/3631802.asp?gid=59" target="_blank">şu</a>: &#8220;Hıyarım. Türk’üm. Çaresizim.&#8221;</p>
<p><a href="http://www.phil.metu.edu.tr/ahmet-inam/ozgecmis.htm" target="_blank">Ahmet İnam</a> ODTÜ Felsefe Bölüm Başkanı, Türkiye Felsefe Kurumu üyesi ve Türk Felsefe Derneği Başkan Yardımcısı. Fakat kendine filozof <a href="http://www.dailymotion.com/video/xd2lbm_doyan-cuceloylu-yle-ynsan-ynsana-se_shortfilms" target="_blank">denmesini</a> sevmiyor: &#8220;Filozof olduğumu düşünmüyorum. Ben ancak bu toprakların geçmişiyle bütünleşmiş, bilgelik yolunda yürüyen bir bilge çırağı olabilirim.&#8221;</p>
<p>Mantık, bilim felsefesi, bilgi teorisi, felsefe tarihi, kültür felsefesi ve ahlak felsefesi alanlarında çalışmalarını sürdürüyor. Çağımız insanını bilim, sanat, din ve kültür etkinlikleri içinde kavramaya çalışan bir felsefeci, bir eğitmen, bir yazar&#8230; Ancak belki de en çok o bir &#8216;gönül felsefecisi.&#8217;</p>
<p><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmet_%C4%B0nam" target="_blank">Ahmet İnam</a> 1947 Sandıklı doğumlu. Ve Sandıklılı olmaktan gurur duyuyor:</p>
<p>&#8220;Bize yerelliği ıskalayan bir evrensellik öğretilmeye çalışıldı. Yerel olmak, doğduğun bölgenin diliyle şivesiyle konuşmak, onun adetlerini taşıyor olmak uygar olamamanın, yeterince gelişememenin, aydın olamamanın bir sonucu gibi algılandı. Oysa insan kendi topraklarından gelen güçle insan olabiliyor. İnsan eğer bir dünya vatandaşı olacaksa, önce doğduğu yerin insanı olmalı&#8230; Ben Sandıklılıyım ve benim eğer bir farklılığım varsa, bu topraklarda doğmuş olmamdan gelen farklılığımdır.&#8221;</p>
<p>Okudukça sevdiğim, sevdikçe daha çok <a href="http://aksam.medyator.com/2010/10/31/ahmet_inam/46/tum_yazilari.html" target="_blank">okumak</a> istediğim bir adam oldu Ahmet İnan&#8230; Ve size okuduklarımdan derlediğim üç bölümlük bir yazı dizisi hazırladım. İşte bu ilki&#8230;<br />
<span id="more-2578"></span></p>
<p><strong><em>Yazmasam çıldırabilirim.</em></strong></p>
<p>Çok yazıyorum. Çok yazdığım için çok fire verdiğim söylenebilir ama korkmuyorum. Yazmasam çıldırabilirdim ve çıldırabilirim de&#8230; Her zaman çıldırmakla normal insan olmak arasındaki çizgide olduğumu düşünüyorum. Şimdiye dek çıldırmamışsam bunun bir şans olduğunu sanıyorum; yani bu benim büyük bir başarım değil. Nedense işler rast gitti.</p>
<p><strong><em>Bilge dediğin hem fırlama olur, hem de puşt!</em></strong></p>
<p>Bilge, hayatın bütün hazlarının ardından koşar ama o hazların hiçbirinin dangalağı olmaz. Serserilerle konuşur, berduşlarla arkadaşlık eder, bir sürü dedikodunun farkındadır, magazinleri izler ama bulaşmaz. Günde on beş dakika televizyon izler ama sonra genellikle evleri iki katlı olduğundan yukarı çıkar, Mevlana’yı Farsça’sından okur, yatmadan önce iki bardak şarap içer.</p>
<p>Bilge adamda hem sokakta süren hayatı yaşayabilme yeteneği ve gücü vardır, hem de o hayatın dışına çıkabilme cesareti. Yani bilge insan hayatın içindedir. Leman’ı, Penguen’i okuduğu zaman esprileri anlar, mel mel bakmaz. Yani ben bilgeyim, bu adamlar ne biçim espri yapıyor, çok ayıp demez. Son çıkan küfürleri bilir. Yeni küfürler üretir. Yaşamdan tat almayı bilir ama bunu hiçbir zaman ayağa düşürmez. Ayağıyla yaşadığı yaşamı yukarı çeker. O küfür ettiği zaman, küfür onda besmele gibi bir şey olur.</p>
<p>Bizde bilge; &#8216;yerinden kalkmaz, ak sakallı, yemek yemez, çişi gelmez biri&#8217; olarak bilinir. Oysa bilge dediğin doğal gaz kuyruğuna girer, sırasını kapan olursa kavga eder, gerekirse karakolluk olur. Bu tanıma göre bilgelik, akademisyenlikle pek örtüşmüyor.</p>
<p>Akademisyenlik kötü bir iş&#8230; Bilgeliğe aykırı. Otuz yıldır millete not veriyorum, kusturucu bir şey, bıktım anasını satayım, hepinize sıfır diyeceğim bir gün! Ya da hepinize yüz, ne fark eder. Bilgelikle akademisyenlik arasında bir ilişki olabilir, o da yaşı 18-20 olanlarla sürekli bir arada olmaktan kaynaklanan bir şey. Bu avantajı kullanırsanız, yeni kalabilirsiniz.</p>
<p><strong><em>Felsefenin gücü insan aklının gücüdür.</em></strong></p>
<p>Felsefenin gücü insanın hayat karşısındaki problemlerini anlama ve çözme gücüdür. Elbette insan aklı sınırlıdır. İnsanın felsefeyle uğraşması insanın Tanrı olmaya soyunması anlamında -haşa- değildir. Çünkü felsefe haddini bilmekle başlar.</p>
<p>Sokrates, Atina meydanında, agorasında dolaşıyor ve hiçbir şey bilmediğini söylüyordu. Çünkü bildiği konusunda hep kuşkuları vardı. Ve bildiğini söyleyenleri hep eleştiriyordu. Demek ki felsefe haddini bilme ile yapılabilecek, sınırlarını bilme, çaresizliğini bilme ile yapılabilecek bir etkinlik&#8230;</p>
<p>Ama bunun yanında kendine güvenle, korkusuzlukla, cesaretle yapılabilecek bir etkinliktir. Çünkü felsefi serüvenin bir güvencesi yok. Hayatın anlamı konusunda düşünür, araştırır, bir şeyler söyleyebilirsiniz. Ama söyledikleriniz saçma sapan, anlamsız şeyler de olabilir. Belki daha hazini, daha önceden söylenmiş bir şey olabilir. Siz onu &#8216;yeni bir şey söylüyorum&#8217; diye söyleyebilirsiniz. Felsefeyle girişilen ilişki, dolu ve zor bir yaşamdır.</p>
<p><strong><em>Asfaltta sizden önce nicelerinin yürüdüğü yollarda yürümek kolaydır.</em></strong></p>
<p>Sağlıklı kuşkuculuk, yeni olana, farklı olana açıklığı sağlayabilir. Ama ölçüyü kaçırdınız mı mızmız, korkak ve silik olursunuz. Kendinize olan güven, savunduğunuz düşüncelerin sorumluluğunu taşıma, bağlanma cesaretiniz sizi &#8216;yiğit&#8217; bir düşünür kılar. Yanılabilirsiniz ama yiğitçe.</p>
<p>Düşünmek ve yaratmak cesaret ister. Yiğitlik yobazlık değildir. Çoğunuza eskimiş değerlerden devşirilen bir kavram gibi görünebilir. Unutmayalım, büyük bilimciler yiğit insanlardı. Olgulara karşı açıktılar. Denenmemiş yollarda her türlü tehlikeyi, &#8216;kepaze olma&#8217; riskini göğüsleyerek yürüdüler.</p>
<p><em><strong>Yalnızım ama kimsesiz değilim.</strong></em></p>
<p>Elbette ki yalnızım. Etrafımda insanlar varken yalnızım&#8230; Çünkü bu yolculuk yalnızlıktır. Eğer yalnız değilsiniz bilge çırağı da olamazsınız, hele hele filozof hiç olamazsınız. Bir başına insan olduğumu düşünebilirim ancak kimsesiz değilim.</p>
<p><em><strong>Acıların çocuğu!</strong></em></p>
<p>İki yalnızdık babamla&#8230; Birbirimizle iç dünyalarımız hakkında hiç konuşmadık. Yalnızlıklarımız arasında gizli bir iletişim olduğunu sezerdim. Bu sezgi yalnızlığımı daha da yoğunlaştırırdı.</p>
<p>Ağlar mıydı? Anımsamıyorum. İçerdi ama içkinin onu içmesine izin vermezdi. Acısını gürültü çıkararak yaşamadı hiç. Kendisiyle paylaştı. Acısıyla derinleşti. Güzelleşti. Acılarla yıkanıyordu babamın ruhu.</p>
<p>Acı çekmeyi, acıları karşılamayı bilmek elbette bir yaşama ustalığı ister. Bizim ıstırap kültürümüz, mazoşizme, arabeske çok kolay kaydırabilir insanı. Örneğin kendinizi kolayca &#8216;acıların çocuğu&#8217; olarak görebilir, acılarınızdan zevk almaya başlayabilirsiniz.  Babam bunu yapmadı. Abartmadı. Kaçmadı. Sonuna kadar yaşadı acılarını ve onları zaman içinde tüketti.</p>
<p>Bence yiğitçe bir tavırdı bu. Acılarla karşılaşabilmek cesareti, bize kendimizle karşılaşabilme cesareti sağlayabilir. Acı çekmenin bir estetiği, bir etiği olduğunu onda gördüm. &#8216;İçlenmek&#8217; bir sanattır, şairin dediği gibi. Acı çekmek de sanattır. İnsan olma sanatının yollarından biridir. Babam ki, ustaydı bu sanatta.</p>
<p><em><strong>Bak nasıl da yapıştırdım lafı adama!</strong></em></p>
<p>&#8216;Hüzün&#8217;, ne hesap kitaba dayalı bir pişmanlık, ne de yaşanmış olanlar üzerinde geleceğe yönelik bir yaşama planının yarattığı duygu. Hüzün; yaşıyor olmanın, var olmanın ince bir sızısı. Sevinçle acının bir harmanı. İçinde sonsuzluğu duyan bitimli insanın garipliğini hissedivermesi. Sürekli olarak kendini güçlü göstermenin gülünçlüğünü, ikiyüzlülüğünü içinde yumuşak, dingin bir ruhsal ağrı olarak duymanın adı, hüzün.</p>
<p>Siyasette yok. Yöneticilerimizin çoğunda yok&#8230; Hüznün terk ettiği dünya, sığlığın ve kabalığın egemen olduğu bir dünyaya dönüşüyor. Hüznü duyabilen insan, yaşadıklarını, yaşamış olduklarını gözden geçirebilen, bunu içtenlik ve açıklıkla yapabilendir.</p>
<p>Hüznü yaşayan bireylerin olmadığı bir toplum, kendini gözden geçirmekte eksik ve özürlü kalır. Kendine, dünyaya, ilişkilerine bir hüzün mesafesi ile bakamaz. Hedefine, çıkarına ulaşmayı gözeten aklı ile gergin, hesaplı ve tetiktedir sürekli olarak. Kendini hep bir tehdit altında hisseder. Bu tehdit altındalık duygusu, hayatı seyri, temaşayı (teoriyi) olanaksız kılar. Üzülürken gergin, sevinirken, sevişirken gergin, eğlenirken gergindir. Ebette siyaset içindeyken de&#8230; Huzurluyken bile gergindir. Bu toplumdaki bireylerde, her &#8216;gevşeme&#8217; bir saldırganlıkla son bulabilir.</p>
<p>Hayata bakışlarındaki sözlerden bir kaçı şu ve şunun gibi sözlerden oluşur: &#8216;Bak nasıl da yapıştırdım lafı adama&#8217;, &#8216;Bak nasıl da mat ettim&#8217;, &#8216;Bana, ait olduğum topluluğa inancıma kimse bir söz söyleyemez, kodum mu oturturum&#8217;. Yüksek perdeden konuşmayı severler, konuşurken güçlerinin etkinliğini görmek için sık sık karşılarındakilerin gözlerinin içine bakarlar.</p>
<p>Hüzün kendini içtenlikle, açıklıkla kabul edebilen bireylerin yaşantısıdır. Hüznü yaşayabilen, içi ile dışı arasındaki boşluğu en aza indirebilendir. Hüznü yaşayamayan, anlayamayan bir toplum kendini karşılayamaz. Kendinin karşısına çıkamaz. Sanat ve düşüncede ince ayrıntılarla zenginleşen ürünler ortaya koyamaz. Papağandır. Çevresini izler. Bir yerlerden bir şeyler alıp, kendi hayatına uygulayıp durur.</p>
<p><em><strong>Mutluluk tesadüfen gelmez.</strong></em></p>
<p>Hazırlık ister. Anten açıklığı&#8230; Mutluluk, mutluğu hak edecek karakter ister. Mutluluğu hak edecek ne yaptım ki mutluluğu diliyorum? Ey ben, ey gafil ben!</p>
<p>Örneğin, yarıştığın, geçmeye çalıştığın bir rakibin seni aşarak başarılı oldu. Onu tebrik edebilir misin için yanmadan? Tüm varlığını kaybettin, bir işe girdin ve battın. Sevdiğin bir insan gülümseyerek selam verdi sana, içtenlikle, sevgiyle selamını alır, selamlaşabilir misin? Hayatta sürekli başarısız olduğunu düşünüyorsun. Ne kazandın ise yitirdiğini düşünüyorsun. Çok sevdiğin bir müzik çalıyor, çok sevdiğin bir kahvede, güneş batarken. Güneşe ve müziğe gülümseyebilir misin?</p>
<p>Düşmanların seni sürekli sıkıştırıyor. Eleştirilip aşağılanıyorsun. Canın sıkkın. Yorgun ve bıkkınsın. Bir köpekçik, yağmurda ıslanmış, elinde tuttuğun bir simidi istiyor senden. &#8216;Defol git köpek!&#8217; mi dersin, yoksa sevgiyle titrer mi için? Hasta yatağında öleceğini düşünüyorsun. Hiç sevmediğin bir insan geçiyor tesadüfen odanın önünden ve sana &#8216;geçmiş olsun!&#8217; diyor. Yüzünü çevirir, &#8216;defol git lanet adam&#8217; mı dersin?</p>
<p>Mutluluk sınavlardan geçiyor. Mutlu olmak için ne yaptım ben? Soru bu. Hak ettim mi mutluluğu? Neden mutlu etsin hayat beni, dünyada bunca mutsuz varken?</p>
<p>Birçok insan mutluluğu kaybetmekten korktuğu için mutlu olamıyor. &#8216;Şimdi, mutluyum dersem nazar değer, mutsuz olurum.&#8217; Korkaktan mutlu olmaz. Yitirmekten korkmamalı. Bulmuşsak yitirebiliriz de, bundan doğal ne olabilir ki? Kayıplar olduğu için mutluyuz. Mutsuz olabildiğimiz için.</p>
<p>Mutluluk bir karakter özelliği. Bir ömür boyu bu ahlak karakterini elde etmek için hazırlamalı kişi kendini. Geçici hazların, yaşantıların adı olmamalı mutluluk. Veya rastgele keyiflerin adı. Mutluluğu hak ettiğini irdeleyerek düşünen insanın mutluluğunun üstüne yoktur.</p>
<p style="text-align: center;">——– o ——–</p>
<p><em>İkinci yazımız: <a href="http://www.fikiratolyesi.com/2011/11/01/yemegin-tikinmaya-sevismenin-duzusmeye-dondugu-bir-cagda-yasiyoruz/" target="_blank">&#8220;Yemeğin tıkınmaya, sevişmenin düzüşmeye döndüğü bir çağda yaşıyoruz.&#8221;</a></em></p>
<p><em>Ve bu da dizinin son yazısı: <a href="http://www.fikiratolyesi.com/2011/11/16/hiyar-heriflerin-isi-degildir-ask/" target="_blank">&#8220;Hıyar heriflerin işi değildir aşk!&#8221;</a></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiratolyesi.com/2011/10/04/ahmet-inam-bilge-dedigin-hem-firlama-olur-hem-de-pust/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Merak Ettiklerim!</title>
		<link>http://www.fikiratolyesi.com/2011/08/10/merak-ettiklerim/</link>
		<comments>http://www.fikiratolyesi.com/2011/08/10/merak-ettiklerim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Aug 2011 13:05:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tunç Kılınç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dikkatimi Çekenler]]></category>
		<category><![CDATA[cevapsız sorular]]></category>
		<category><![CDATA[hayal kırıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[hayatın öğrettikleri]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[şefkat]]></category>
		<category><![CDATA[umursamak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiratolyesi.com/?p=2568</guid>
		<description><![CDATA[Doğumdan sonra büyümeyen tek organımız &#8216;göz&#8217;müş. Bu iyi de, ey burun ve kulaklar, sorarım size&#8230; Ölene kadar genişlemeye devam ediyorsunuz, amacınız ne? İnsan vücudunun %97 mükemmellikte olduğunu düşünüyorum! Mesela, yokluğunda hiç özlenmeyen bademcikler neden var? İlerleyen yaşlarda kulaklarda neden kıl çıkar? Hıçkırık ne iş? Böbrekten, gözden, kulaktan ve akciğerden ikişer tane var&#8230; 20 tane de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğumdan sonra büyümeyen tek organımız &#8216;göz&#8217;müş. Bu iyi de, ey burun ve kulaklar, sorarım size&#8230; Ölene kadar genişlemeye devam ediyorsunuz, amacınız ne?</p>
<p>İnsan vücudunun %97 mükemmellikte olduğunu düşünüyorum! Mesela, yokluğunda hiç özlenmeyen bademcikler neden var? İlerleyen yaşlarda kulaklarda neden kıl çıkar? Hıçkırık ne iş?</p>
<p>Böbrekten, gözden, kulaktan ve akciğerden ikişer tane var&#8230; 20 tane de parmak varken; kalp neden tek? Biri yedekte bekleyip, diğeri sektiğinde devreye girse ya! [Ben -elimde olmadan- bugün de birden çok kişiye aşık olabiliyorsam, asıl sebep bu olamaz!]</p>
<p>İnsan aşık olunca, sol beyin neden kendini yok sayıyor? Gerçi iyi de ediyor&#8230; Acaba diyorum, bu sol beyin baştan hiç olmasaydı, dünya daha şefkatli bir yer olur muydu? [Günün sonunda kendi kendini yok eden tek ırk hala insanoğlu.]</p>
<p>Umursamadan söylenen &#8216;seni seviyorum&#8217;lara nasıl kanabiliyoruz? [Oysa, 'umursamak' merak etmektir. Merak eden de fiziksel, olmadı ruhen, olmadı beynen senin yanındadır hep. Sen hissedersin onu, bunu anlatmaya da kelimeler yetmez...]</p>
<p><span id="more-2568"></span>Yalan söyleyerek beni bir kez kandırabilirsin. Yalanlarına devam ediyorsan ya ben salağım, ya da senin çevren çok geniş! Ayrıca doğruyu söylemek bu kadar kolayken, insan neden zoru seçer ki? [Diyelim seçtin, geceleri nasıl rahat uyuyorsun? 'Anlık alt etmeler' midir bir yalanıcının zafer tanımı?]</p>
<p>Neden herkes bağırıyor? Overlokçu, aygazcı, eskici, hoca, davulcu, sevgili&#8230; [Ayrıca tek askere giden veya ilk evlenen de siz değilsiniz... Bir rahatlayın yahu!]</p>
<p>Adamın zamparalığı &#8216;çapkınlık&#8217; olurken, kadınınki neden &#8216;kaşarlık&#8217;?</p>
<p>Nasıl oluyor da &#8216;o üç-beş saniye&#8217; için bu denli &#8216;salak durumlara&#8217; düşebiliyoruz? [Peki... Orgazmı 30 dakika süren domuzların düştüğü durumun bir adı var mıdır?]</p>
<p>Kadına &#8216;bayan&#8217; diye hitap eden, erkeğe neden &#8216;bay&#8217; demiyor? [Erkek erkek, kadın da kadın değil mi yahu?]</p>
<p>Arabaların neden iki yanında da benzin depo kapağı yok?</p>
<p>Lezzetli şeylerin çoğu neden zararlı?</p>
<p>İki lafı bir araya getiremeyen adam milyon dolara para demezken, dünyayı daha yaşanır hale getirmeye çalışan dürüst biri karın tokluğuna eyvallah diyor. Neden vicdanlı ve dürüst olmanın prim yapmadığı bir dünyada yaşamak zorunda bırakıldık?</p>
<p>İlahi adalet varsa; neden bazı bebekler açlıktan ölüyor, neden doğumdan gelen sakatlıklar var, neden sefaleti yaşayanlar var, neden iyiler az yaşıyor? Neden&#8230;?</p>
<p>Bir annenin çocuğuna gösterdiği şefkati, biz neden birbirimize gösteremiyoruz?</p>
<p>[Bilmiyorum demek, uçmak veya yeni sorular eklemek serbest!]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiratolyesi.com/2011/08/10/merak-ettiklerim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>54</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sen kimseye kulak asmadan, rüzgara karşı uçabiliyor musun ona bak.</title>
		<link>http://www.fikiratolyesi.com/2011/07/14/sen-kimseye-kulak-asmadan-ruzgara-karsi-ucabiliyor-musun-ona-bak/</link>
		<comments>http://www.fikiratolyesi.com/2011/07/14/sen-kimseye-kulak-asmadan-ruzgara-karsi-ucabiliyor-musun-ona-bak/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jul 2011 16:52:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tunç Kılınç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayatın İçinden]]></category>
		<category><![CDATA[anı yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[hayata uyanmak]]></category>
		<category><![CDATA[hayatın öğrettikleri]]></category>
		<category><![CDATA[kendimle yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[kendini sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu olmak]]></category>
		<category><![CDATA[nefes kesen anlar]]></category>
		<category><![CDATA[pişmanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[umursamak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiratolyesi.com/?p=2554</guid>
		<description><![CDATA[Yerine kimseleri koyamayacağını sanıp, belki de aldandığın kişiler olacak hayatında. Ve sen uslanmadan acı çekmeye devam edeceksin&#8230; İşte o zaman anlayacaksın yaşadığın şeyin aşk olduğunu. Sahiplenmeden seveceksin&#8230; Unutma ki, sen bile sana ait değilsin. Bakmayacaksın da öyle rengine, cinsine&#8230; Gözleri mesela&#8230; Yetecek onu deli gibi sevmene&#8230; Yolda yürürken kızmayacaksın mesela ona baktıklarında&#8230; Hem zaten dert [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yerine kimseleri koyamayacağını sanıp, belki de aldandığın kişiler olacak hayatında. Ve sen uslanmadan acı çekmeye devam edeceksin&#8230; İşte o zaman anlayacaksın yaşadığın şeyin aşk olduğunu.</p>
<p>Sahiplenmeden seveceksin&#8230; Unutma ki, sen bile sana ait değilsin. Bakmayacaksın da öyle rengine, cinsine&#8230; Gözleri mesela&#8230; Yetecek onu deli gibi sevmene&#8230;</p>
<p>Yolda yürürken kızmayacaksın mesela ona baktıklarında&#8230; Hem zaten dert de etme&#8230; Bulduğu müddetçe o sende aradığını, devam da edecek yanında kalmaya&#8230; Merak edeceksin ama vermeyeceksin kendini ele&#8230; En çok da kendine.</p>
<p>Hatırla bak&#8230; &#8216;İyi ki nefes alıyorum&#8217; dediğin zamanlar, sevildiğini bildiğin o anlardan ibaret. &#8216;Zaman dursa şu an&#8217; dediğin anlar da hep tekrar özlem duyma korkusundan.</p>
<p>En güzel anında bile terk etse seni, karışmayacak kafan çok fazla. Çabuk toparlanacaksın. Olmuyorsa da&#8230; Acı çekmenin bile derinlerde bir yerde sana haz verdiğini kabul edeceksin. Onu yaşamayı bilecek; yaşarken yazacak çizeceksin belki de&#8230;</p>
<p>Kötü bitiyorsa bir gece, ertesi sabah uyanmak için bir nedenin olacak&#8230; Bulamıyorsan da, zorlamayacaksın daha fazla. Son demeyeceksin belki ama bitmesinin yeni bir kapı açacağını hatırlayacaksın. Var herkesin bir alıcısı da, sen ne satıyorsun ona karar ver.</p>
<p>Aşağılanma pahasına, bileceksin eskileri yok etmeyi. Ancak denk gelir de bir gün&#8230; Mutluluğu, senin mutluluğundan daha önemli olacak kişiyi bulacak olursan&#8230; Kaçırma sakın. O&#8217;dur işte senin hayat arkadaşın.</p>
<p><span id="more-2554"></span><br />
Seni &#8216;nasıl olsa cepte&#8217; görenler de olacak. Unutma, sen istedin zamanında o cebe girmeyi. Becereceksin şimdi girdiğin gibi de çıkmayı.</p>
<p>Uğruna emek verdiğin kimse aslında seni hayal kırıklığına uğratmadı. Kabul et, sorun senin kendi hayallerinde. Sorun senin kendi zafer tanımında.</p>
<p>Sana &#8216;en kötü günümüz böyle olsun&#8217; değil, &#8216;en güzel günümüz böyle olsun diyenler&#8217; gerek. Çıkar diğerlerini hayatından. Unutma ki çok da umurunda değilsin zaten onun bunun. Sen önce kendi kendinin umurunda ol.</p>
<p>Anlaşıldığını hissetmek! İnsanoğlunun en çok arzuladığı şey işte bu olmalı. O zaman öyle dostlar edin ki, leb demeden sen, anlasın onlar lebleyi. Anlasınlar da, bilsinler de sana çaktırmadan hala dinlemeyi.</p>
<p>Yeni arkadaşlarını &#8216;neden&#8217; yerine, &#8216;neden olmasın&#8217; diyenlerden seç&#8230; Göreceksin bu bile tek başına yetiyor hayatı daha eğlenceli kılmaya.</p>
<p>Rahatsız olduğun her şey kendine bir ayna esasında&#8230; Tanı onları. Tanı da, elindeki güç başkasını değil, sadece kendini değiştirmeye yetiyor. Zorlama.</p>
<p>Zayıf yanlarını görür endişesiyle insanlarla yakınlaşmaktan korkma. Bırak kim neyi görecekse görsün. Dedim ya, insan kendine bile yabancı.</p>
<p>Gelecek için endişe duymaya devam ediyorsan, yetmemiş demek ki&#8230; Yaşadığın pişmanlıklar seni değiştirememiş. Hataların veya hayallerinle ilgili de artık senle konuşan kimse kalmadıysa, senden vazgeçtiler demektir&#8230; Ya mekan değiştireceksin, ya da kendini.</p>
<p>Tek bir kişi bile olsa, biri senin varlığından ötürü daha rahat nefes alsın&#8230; Kafayı her yastığa koyduğunda da, &#8216;yeni güne uyanabilecek miyim&#8217; diye sor. Göreceksin, uyanıkken aldığın her nefesin değeri artıracak.</p>
<p>Değer vereceksin yaşadıklarına da, henüz yaşamadıkların olacak hep seni daha fazla hayata bağlayan. O yüzden yaşarken aç be gözünü kardeşim. Bak tam şu saniye mesela&#8230; Bitti işte o an bile.</p>
<p>Meydan oku! Ona buna değil de, kendi hayatına&#8230; Yapabileceğin halde bugün yapmıyorsan, erteledin bak yine yaşamayı&#8230; Yok işte yaşayacağın başka bir hayat. Çık dışarı, bırak kendini sokağa. Şimdi&#8230;</p>
<p>Uğruna ölmeyi göze alacak bir şeyin yoksa veya bulmak adına bugünden harekete geçmiyorsan, yokluğunun da pek önemi olmayacak. O yüzden dene her şeyi en az bir kez&#8230; Dikkat et bak, bugün sana en unutulmaz anları yaşatan şeyler, geçmişte yapmaktan hep en fazla korktuğun şeylerdi&#8230; O zaman korkma artık. Yeter! Ölme, yaşa&#8230;</p>
<p>Bir ömür yetmiyor ki kendini keşfe&#8230; Gerek de yok o yüzden filozof falan olmaya&#8230;</p>
<p>İnsanların kahrını çekip delireceğine, sen delir, onlar senin kahrını çeksin. Çünkü kendini bir şey sanmazsan, kaybedecek şeyin de olmuyor.</p>
<p>Ancak öyle bir hayat yaşa ki, bitmesin anlatacak hikayelerin&#8230; Ve yeniden dünyaya gelsen, yine &#8216;kendin&#8217; olmak iste&#8230; Sevdiklerine verebileceğin en değerli hediye, sadece daha mutlu bir sen. O yüzden hayat senle oyun oynayacağına, sen onunla oyna&#8230;</p>
<p>Ha unutmadan! Biliyorum&#8230; Bunları okumak sana öyle çok da fayda falan sağlamayacak. İlla ki yaşanması gerekiyor çünkü. Hem zaten ben&#8230; Hiçbir şey hakkında artık eskisi kadar emin değilim ki.</p>
<p>O yüzden, geçeceksin bunları! Sen kimseye kulak asmadan, rüzgara karşı uçabiliyor musun ona bak.</p>
<p>Hadi ben kaçar&#8230;<br />
Sen de iyi bak kendine.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiratolyesi.com/2011/07/14/sen-kimseye-kulak-asmadan-ruzgara-karsi-ucabiliyor-musun-ona-bak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>32</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

