22

Başıma gelen hem en büyük şans, hem de en büyük felaketsiniz.

Bu, ?büyümü sancıları? içinde olan birinin, anne ve babasına hitaben yazdığı ikinci mektuptur. Tek amacı ileride kendisine hatırlatmaktır. Başka da bir amacı yoktur! (İlk mektupsa şu linkte.)

“söylesene bana baba,
annemle evlenirken hiç dedin mi,
işte bu hatundan olsun istiyorum çocuğumu.

söylesene bana anne,
babamle evlenirken hiç dedin mi,
işte bu adamdır çocuğumun babası.

yoksa o günün şartlarında,
siz birbiriniz için en iyi alternatif miydiniz?
deli gibi yürekten severek mi evlendiniz,
yoksa ‘zamanı’ mı gelmişti imza atmanın?

söylesenize,
ben gelene kadar
kaç kardeşim gitti çöpe?

tesadüfler sonucu bugün nefes aldığımın farkındayım da,
ağrıma giden,
sizin tesadüfler eseri anne baba olmanız.

deneme yanılma ile yetiştirdiniz beni.
benim üzerimde öğrendikleriniz kardeşime yaramışdır da,
bir canı nasıl deneme tahtası yapabildiniz?

bana bir desene baba,
o müthiş sülalemizin devamı için mi gerekliydim ben?

en çok da ne üzüyor beni biliyor musunuz,
iyi niyetinizle bana kötülük yapıyorsunuz.

seviyorsunuz tamam da,
beni ‘ben’ olduğum için değil,
‘sizin’ çocuğunuz olduğum için.

siz o ‘ben’i tanımıyorsunuz ki.
hayalinizdeki çocuk değilim işte ben.
istemiyorum da artık oyuncağınız olmayı.

siz kendi hayatınızda yapamadıklarınızı denediniz hep üzerimde,
isteyip de olamadıklarınızı…

kendi hayallerinizle limitli bir gelecekti oysa o.
benim hayallerimi anlamaya ise ne vaktiniz vardı,
ne de enerjiniz.

sevmek yeter sandınız hep.

elinizden fazlası gelmiyor,
o zaman n’olur huzur verin, akıl değil.
akıl sizin aklınız,
yaşamsa benim.

başıma gelen hem en büyük şans,
hem de en büyük felaketsiniz.

farkında değilsiniz,
kayıp gidiyorum ellerinizden.”

Yorumlar 22

  1. Led Ekran

    Bu kelimelere rastladığım için ; çok düşündüm.. Fakat hiç bir zaman cevabını bulamayacağımız sorular geldi aklıma …

  2. eray

    tunç um…
    tek kelam etmeme gerek yok… beni nasıl duygulandırdıgını biliyorsun… seviyorum seni

  3. Yazar
    Tunç Kılınç

    ?Sizin diye bildiğiniz evlatlar gerçekte sizin değildirler.
    Onlar kendilerini özleyen Hayat?ın oğulları ve kızlarıdırlar.
    Sizler aracılığıyla dünyaya gelmişlerdir ama sizden değildirler.
    Sizlerin yanındadırlar ama sizlerin malı değildirler.

    Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi asla.
    Çünkü onların kendi düşünceleri vardır.

    Onların bedenlerini barındırabilirsiniz ama Ruhlarını asla.
    Çünkü onların Ruhları geleceğin sarayında oturur.
    Ve sizler düşlerinizde bile orayı ziyaret edemezsiniz.

    Kendinizi onlara benzetmeye çalışabilirsiniz.
    Ama onları kendinize benzetmeye çalışmayın hiç.
    Çünkü Hayat ne geriye gider ne de geçmişle ilgilenir.

    Sizler, evlatların birer canlı ok gibi fırlatıldıkları yaylarsınız.
    Yayı gerenin elinde seve seve bükülün.
    Çünkü oku atan O güç, uzaklaşan okları sevdiği kadar,
    Elindeki sağlam yayı da sever.?


    Halil Cibran

    Ermiş [The Prophet]

  4. nubi

    bu mektupta yazanlari her gün düsünüp aglamaktan yoruldum… ama bekliorum mutlu sonu…

  5. shywex

    nalan haklı tunç, belki cinssin, belki haklısın belki de çoğumuz bu şekilde büyükdük, çoğumuzun belki de başka hayalleri vardı ama dinlemediler ama çoğu zaman bizim iyiliğimizi istediler. Bizim onların doğrularına gitmemizi istediler peki sebep neydi? Belki de onlar da bu şekilde yetiştikleri için.

    Aynen okuduğum bi yazıdaki gibi “Aileme süperman oldum desem ilk sorucakları şey sigortan var mı?”

    Cins dediğime bakma yazın gerçketen çok güzeldi ve kafamda bazı şeyler canlandı, ilerde bi çocuk yaparsan ben ona bunları yapmıcam yaptırmıcam. o kendi doğrularına kendi bulacak ben sadece kapıyı göstercem.

  6. wime77

    Bir kez baba bir kez
    Bir kez bende
    Tıp diğerleri gibi
    Babam halletder
    ya da bir kez baba
    Oğlum halleder demeni
    Bekledim.
    Hala bekliyorum.

    Sıfırın altındayken
    Senden değil para istemeyi
    Bekledim sadece bir kez sarılmanı
    Bir kez bana destek olmak istemeni bekledim

  7. derinAksay

    hep büyümeyi özler çocuklar. hep büyümeye koşarlar. ben de öyleydim. 25 yaşındayım ben de çok kırdım ailemi, onlar da beni kırdı muhtemelen zamanın o yerlerinde.

    ama şimdi geçmişe dönüp baktığımda büyümeye özendiğim için yaptığım gülüp geçtiğim çocukluklardı, hırslarımdı, sabırsızlığımdı… ama en önemlisi ailemle şu anda aramda hiçbir sorunun olmaması.

    HER CANLI, HER İLİŞKİ BÜYÜRKEN ACI ÇEKİYOR. bunu bildim ben. ve acılar, kırgınlıklar daha mı değerli yapıyor ne?

    çocuk da olsam kendi hayallerimin peşinden gittim ve onlar da gördü şu noktada aslında kötü bir şey yapmadığımı. onların da telaşı o şartlar altında beni korumaktı belki de…

    insan gerçekten kendini de ailesini de olgunlaşınca anlıyor. daha benim çok vaktim var. anne olmam gerek. ama en önemlisi geçmişte ne yaparsan yap veya şimdi her zaman arkanda onlar. seni koşulsuz kabul eden onlar. sadece anlamak gerek her ilişki büyürken acı çekiyor…

    geçmişi muhasebe etmem açısından güzel bir yazıydı.
    ellerine, yüreğine sağlık…

  8. tugrul

    Kulbu kırık bir fincan ile mutlu olabilir mi insan? ondan kahve içer mi? Eğer kendi istediği, kendi kazandığı, kendi aldığı en önemlisi sevdiği bir fincan ise bence olabilir. Belki çok hoş gözükmeyebilir belki sıcaktan eli yanabilir ama zaten hayatın her zaman mutluluk ve rahatlıktan oluştuğunu kimse söylemedi bize, bunu farkedin anneler bunu farkedin babalar.

    Ayşe hanıma nacizane bir genç olarak bir tavsiyede bulunucam haddim olmadan, eğer onu kurslara siz göndermemiş olsanız ve bir gün eve gelip anne ben tulum çalmak istiyorum, anne ben graffiti çiziyorum, anne ben latince öğrenmek istiyorum, anne ben hayatta sadece herkes seviyor diye değil ben hoşlandım diye birşey yapmak istiyorum demesini beklerseniz eminim daha kararlı bir kızınız olucak.

    Ben de kızınızın tam tersi bir hayat yaşadım ne istiyorsam yaptım. basketbol oynarken kendımı kaybedıcek kadar eglenıyordum, 9 yıl altyapılarda profesyonel takımlarda oynadım, graffiti çizmeye bayılıyordum babam 3 kere karakoldan aldı benı, makine muh istiyordum 3. denememde de olsa makıne muh okuyorum, bırakın kendi icin degerli bisey istesin ve alsın, sizin için degerli olması onemli degil onun icin degerli olsun, tek yapmanız gereken onu yonlendırmemek…

  9. ayşe

    iki çocuk annesiyim. yaşım 52.

    anneye ve babaya (babaya daha çok) kayıtsız şartsız itaat edilen bir dönemde büyüdüm. ama üniversitede hangi okula gideceğime karışmadılar. gece gezmesi olmadıkça pek çok yere gidebildim. kiminle evleneceğime karışmadılar. ama kendi bildikleri gibi yetiştirdiler. çok da yakından ilgilendikleri söylenemezdi.

    arkadaşlarım düzgün insanlardı. kendim çalıştım. özel ders, dil kursu, paralı özel okul, spor, müzik, tatil, dışarıda yemek, ailece eğlence vs yoktu hayatımızda. kendi kendimize yetiştik. onlar da kendi doğrularına göre yetiştirmeye çalıştılar.

    sonra kendi çocuklarımız oldu. kızımı aldım tepeme koydum. kimseye emanet edemedim. benim en kıymetli varlığımdı. ona kendim baktım. benim yapamadıklarımı ona elimden geldiğince sunmaya çalıştım.. spor yapsın dedik. yüzme, tenis, voleybol denedik, piyano çalsın dedik. başka bir şey iste dedik.. hiç birini beğendiremedik.

    okul hayatı tembellikle geçti. dersler kötü. asilik diz boyu. yanlış gördüklerimi söylediğimde bir ton laf işitirim. dil papuç kadar (bizim babamıza cevap vermemiz mümkün müydü acaba? kırıcı bir söz söyleyebilir miydik ki? ne kadar kızarsak kızalım ne kadar istediklerimiz yapılmasa da. ama ne onlar bana ne de ben onlara kırgınım bugün).

    lise dönemi her yönüyle feciydi. her veli toplantısından ağlayarak eve dönerdim. dil öğrensin diye özel okullara bir ton para harcadık. ayrıca çok da zorlanarak yaptık. vakıf okulları sağolsun üniversiteye de girdi. istediği bölüm için yeterince çalışmadı, (istediği bölümü okuyabilirdi. biz hiçbir meslekte ısrarcı olmadık) sevmediği bir bölüme girdi. başka okulun istediği bölümüne girmesini söyledik. dinlemedi.

    insan her şeyi deneye yanıla öğrenemez. hayat o kadar uzun değil. tecrübelere de güvenmek gerekir. anne babaya biraz güvenmek gerekir.

    kendime göre çok çırpındığımı düşünüyorum. çok çatıştık çok kırıldım. sonunda konuşmaz oldum. kendime göre doğru olanı yapmaya çalıştım.

    yaradandan ona bir evlat vermesini diliyorum. kendi gibi….
    tuzla buz olmuş bir cam vazo gibiyim.

  10. Rukiye

    Zaman zaman bu halet-i ruhiyeye bürünmüyor değilim. Ancak sonrasında vicdan azabı da çekmiyor değilim. Ne idi o insanların suçu? Gerçekten canlarından çok sevdiklerine, kendilerince en güzel olanları yakıştırmak…

    Evet sorsalardı ne isteyebileceğimi, ne ile mutlu olabileceğimi, anlasalardı, anlamaya çalışsalardı…falan filan. Evet sormadılar, soramadılar, sorulabilir böyle birşeyler var mıdır bilemediler, bilmediler… yok istemediler… sonu gelmiyor. Belki de anlamaya çalıştılar ancak benim beklentim böyle değildi.

    Yahu ben öğretseydim onlara, ben gösterseydim… onların o yapamadıklarını ben yapsaydım ya. Her an herkesin çok rahatlıkla silebildiği beni asla hiç bir şartta silmeyen, mutlaka bir açık kapı bırakan, başıma gelen o en büyük sıkıntılarda ne olursa olsun istemediğimi söylesem de hemen yanıbaşımda biten, sevindiğimde gerçekten gözlerinin içi parlayan…. evet beni deli gibi seven bu insanları ben tamamlasaydım ya.

    Belki de anlaşılmaya, sevilmeye, kendini değerli hissetmeye, sayılmaya, huzura… evet belki de onların benden daha çok ihtiyacı var.

    Onlar beceremedi, ben becerseydim ya…

    Yaradan’ dan evlat istiyorum, onları daha da iyi anlamamı ancak yaptıkları hataları yapmamamı sağlıyacak…

  11. psyche

    Küçügüm, emin ol ki sana yapılanları kendi çocuklarıma yapmayacağım için karşılaştıgım insanlara sevgili, eşten önce ‘baba’ sıfatını yakıştırmaya çalışıyorum. Ne yazık ki olmuyor küçüğüm, kalbim ile mantığım aynı anda konuşamıyor!

  12. Ömer Can

    duygularımı benden daha iyi anlatan bir mektup olmuş bu.

    19 yaşında, sadece ailem istediği için sevmediğim bir bölümde okumak zorunda bırakıldım. onlar için adam olmanın anlamı bu, oku da ne olursa olsun. bense o bölümü sevmeye sevmeye 5-6 yılda bitirip, sonrasında da o mesleği yapmayacak ve daha büyük bir kaos’un içinde olacağım, farkındayım ancak bugün başka birşey yapamamanın da ezikliğini yaşıyorum.

    evet onlar da beni seviyor da, keşke daha az sevip beni daha çok tanımak için efor harcasalardı. veya keşke ben daha cesur olup zamanında onların (ne kadar iyi niyetli olsa da) baskılarına boyun eğmeseydim.

    yarın kendi ekonomik bağımsızlığımı kazanınca değişecek tabi ki birşeyler. umarım çok geç kalmam.

    yarama tuz bastığınız için teşekkür ederim, ama iyi oldu :))

  13. Pingback: Tweets that mention Fikir Atolyesi Başıma gelen hem en büyük şans, hem de en büyük felaketsiniz. -- Topsy.com

  14. nalan

    haklısın belki,
    belki bizi de öyle büyüttülerdi.
    ne bileyim,
    genel geçer değerler bizi öyle yaptı size de biz…
    içinden çıkamadım
    en iyisi 57 yaşımda daha fazla yorulmayayım.
    sadede geleyim
    cinssin oğlum Tunç
    valla
    başka birşey diyemiyorum.

  15. Yazar

Düşünceni Paylaş!

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir