150

Aşk; Hoşumuza Giden Bedenlerin İçine Hayal Ettiğimiz Ruhları Yerleştirmenin Adı mı?

Fikir Atölyesi’ne anlamlı, düşündüren hatta zaman zaman başka diyarlara götüren o kadar güzel yorumlar geliyor ki.. Her sabah, her gece, her fırsatım olduğumda çocuklar gibi heyecanla okuyorum onları.

Geçenlerde “Yüz Yıl Sonra Dünyada Bambaşka İnsanlar Olacak” yazımıza gelen bir yorum da aldı beni benden… 21. yorum, yazan Deniz.

“Hayata çok da başkalarını katmamak gerekiyor bence. İlle de her gün beni mutluluğa götürecek bir şeyler yapmak zorunda olmamalıyım. Yani bilinçli olarak. Yani tanımadığımız insanlara gülümsemek ya da birilerine beğendiğimiz bir özelliğini söylemek gibi şeylerden bahsediyorum. Tamam, bunlar insana kendini iyi hissettiriyor ama bunları yapmak için benim kendimi iyi hissediyor olmam gerekiyor önce… İçimden geldiği için yapmalıyım…

Sabah gözümü açtığım için mutlu olmalıyım herşeyden önce. Eminim o mutluluk yüzüme yansıyordur ya da farkında olmadan gülümsüyorumdur. Eğer o günü yaşayacağımın gerçekten farkındaysam karşılaştığım insanlar da benimle bu farkındalığı paylaşıyor olmalı. Çünkü onlar da bana gülümsüyorlar :)

Ama her zaman değil..

Çünkü bazı sabahlar o günü yaşamak için bir sebep bulamıyorum. Düşünüyorum. Yataktan çıkmak için iyi bir sebebim olmalı… Yok! Yüzyıllarca hareketsiz kalmak istiyorum. Bunu engelleyemem, insanım. Mutsuzluk da bana ait bir şey.. Onu da yaşamalıyım. Herkes yaşamalı.. Yoksa mutluluğun ayrımına nasıl varabilirim??

Farklılıksa şurada ortaya çıkıyor. Bir gün geriye dönüp mutsuz geçirdiğim zamanların sebeplerine baktığımda, gülecek bir şeyler bulabiliyorsam – ki gerçekten çok komik şeylerle karşılaşıyorsun – ‘dünya gerçekten keyifli bir yer’ diyebiliyorum…

Dünya mucizelerle ve sürprizlerle dolu.. Bence olduğu gibi kabul etmek lazım. Güzel günler kadar kötü olanlar da yaşadığımı hissettiriyor bana… Kalbimin boş olduğu günler yerine aşk acısıyla bir meyhanede içmeyi tercih ederim örneğin.. Günler hep aynı geçecekse, varsın içimde hüzün hareket etsin, gezinsin.. En azından nefesimi derinleştirir..”

Aynı yorumu ertesi günü tekrar okuduğumda sanırım beni en çok sonu etkilemişti:

“Güzel günler kadar kötü olanlar da yaşadığımı hissettiriyor bana… Kalbimin boş olduğu günler yerine aşk acısıyla bir meyhanede içmeyi tercih ederim örneğin.. Günler hep aynı geçecekse, varsın içimde hüzün hareket etsin, gezinsin..”

Aşk gerçekten de yataktan çıkmak için en iyi sebeplerden biri.

31 Aralık 2006’da “Aşk” için içimden gelenleri sıralamışım Yaşamın Listesi’ni yapan İlk 5’de.

1. Acı çekmek (bilerek, isteyerek, haz alarak)
2. Kör olmak (önceki herşeyin anlamının azalması)
3. Uğruna her türlü saçmalığı yapmaktan keyif almak
4. Adını bile duymanın sende kimyasal değişiklik yaratmaya yetmesi
5. Yaşam enerjisi (kendi varoluş farkındalığının doruk noktası)

Mutlaka sizin de kendinize özgü bir hikayeniz var aşk için. Hele yaşadıysanız onu… Sizde bıraktığı izler olumluysa, o aşk yanı başınızdaysa bugün de, buraya farklı şeyler yazacaksınız. Acısı kalmışsa yüreğinizin bir yerlerinde… O zaman başka.

Ama hepsi aşk.

Aşıkken kaçımız aşkın sebebini sorgular ki. Onu doyasıya yaşamak varken…

Bugüne kadar İlk 5’deki yazıya gelen 77 yorum içinde aşka dair o kadar muhteşem anlatımlar var ki, bazılarını paylaşmak istiyorum sizle. Hepsi farklı katılımcılardan…

– Shakespeare’in dediği gibi, hoşumuza giden bedenlerin içine hayal ettiğimiz ruhları yerleştirip bunu “aşk” sanıyoruz!

– Aşk, karşındakini bulunmaz hint kumaşı sanmanla hıyarın teki olduğunu anlaman arasında geçen zamandır.

– “Bir gün beni bırakıp gidersen ben de seninle gelebilir miyim” dedirten durum.

– “Dünyaya bir daha gelsem sevgilim arar bulur yine seni severim” diyebilmektir aşk.

– Aşk yirmi yaşında bir kızın mühürlü dudakları, yasaklı elleridir. Ve o ellere dokunup o dudakları doyasıya öpmek caizdir.

– Gelip geçicidir; üstelik geleceği ve gideceği zamanı söylemez…
– Çilek tadındadır.
– Ekmek, şarap, sen ve ben…
– “İyi ki varım” diyebilmek…
– Gözlerine bakarken ağladığını farketmek.
– “Zarar veririm” endişesiyle dokunmaya bile korkmak.

– Günü yaşamaktır aşk;
1- Müzik dinleyerek uyanmaktır (yatakta salınarak).
2- Şıpıdık terliklerle havuza paytak paytak yürümektir (havlu POpoya dürülmüştür).
3- Gazete okuyarak, hafif bir kahvaltıdır dostlarla birlikte edilen, portakal suyudur içilen.
4- Hep beraber en kral ortama gidip akşamüstü içerek, müzik dinleyerek, dostlardır sizi sarhoş eden, şen kahkahalardır, hakikattır, sırdaştır o canlılık, arJanTİNDe en baba CAnQU’nuzdur.
5- Arabayla deli gibi evde geçireceğin ateşli dakikaları düşünerek hızlanmaktır AŞK…

– Bir gece otobüse binip bilmediğin bir şehire o’nu görmeye gitmektir…
– Geçmişin-geleceğin önemini yitirmesi, sadece o anın anlamlı olması…
– Bir gün terkedileceğini bilmek…

– “Aşk kısa süreceğini baştan bildigimiz bir şenliğe konuk olmaktır. Bir keşfetme tutkusudur. Ortak yaşamaya başlayıpta da aşık olduğumuz insanın bütün yanları, yönleri, incelik ve ayrıntılarıyla tanıdığımız zamana kadar sürer aşk. Gündelik yaşamın yavanlığı içinde aşkın görkemli parıltısı biz istemesekte solar. Vahşi doğası kaçınılmaz olarak evcilleşir. İlişkiye dinginlik ve sevecenlik egemen olur. (…) Eğer sevgiye dönüşemiyorsa biter.” (İnci Aral: ‘Anlar İzler Tutkular’) AŞIK olmamışlar da alıntı yapar böyle :)

– Uyanınca ilk O’nu düşünmek.
– Yatarken en son O’nu düşünmek.
– O’nunla birlikte geçirdiğin zamanın hiç bitmemesini istemek.
– Buluşmaya giderken O’nu gördüğün zamandan O’na doğru yürüyüp “nasılsın” diyene kadar ki geçen zamanda normalde dakikada bilmem kaç defa atan kalbinin ritminin normalde olduğundan bilmem kaç kat daha fazla atması (yüce Rab’bim ben mi kurdum bu cümleyi? Aşk insana neler yaptırıyor?)

– Onu düşündüğünde kalbinin şiddetinden neredeyse ağzında attığını hissetmektir.
– Ondan her ayrıldığında kokusunu ellerinden koklamaktır. Sanki elleri hep ellerinde gibi.
– Gece yatarken onun avuç içlerinde uyumak isteğidir.
– Aşkın ilk zamanlarında heyecandan hiç bir şey yiyememek, daha sonra mutluluktan yemek yiyemediğiniz günlerin acısını birlikte çıkarmaktır.
– Ve aşk ne yazık ki hayatta her zaman herşey demek değildir. Aşk uzaktan güzeldir bir kelebek gibi. Ellerine alıp sevmeye başladığında onu incitirsin ve belki de dikkatsizlik ile onu öldürebilirsin.

– Aşk bir rüya’dir, uyanınca biter.
– Aşk bir para’dır, harcanınca biter.
– Aşk bir baş kaldırıştır, idamla biter.
– Aşk bir köleliktir, azad olunca biter.
– Aşk bir arzudur, vuslatla biter.

– Aşk; beyindeki elektrik kesintisidir… Böylece vücut kalpteki jeneratör ile çalışmaya başlar. Ne yazık ki jeneratör benzinle çalıştığından maliyeti yüksektir… Geçici bir durum olduğundan elektrik gelince onu kapatırız.

– Hayatta sadece bir kere yaşanır.
– Aşk diye bir şey vardır ve sahicidir.. Yalan veya efsane değildir.. Aksini söyleyenleri kendi hallerine bırakmak en iyisi.

– Mazoşizm
– Obsesyon
– Özlemek
– Kıskançlık
– Mutsuzluk
Sonuç: uzak durmak lazım!

– Aşkı çizmek mümkündür asıl zor olan onu silmektir.
– Aşk başkalaşmaktır…

– Aşk = Hayattır.

———–

Şimdi ise merak ettiklerim geliyor:

Siz hiç aşık oldunuz mu? Neydi o?

Ben zamanında olan şanslılardanım. Ter kokusunun en güzel parfüme tercih edildiği günlerdi…

Bugün pişmanlık hissetmemem ne peki? Bunda suçu zamana atacak kadar duygusuz da değilim… O zaman?

Henüz bilmediğim başka birisiyle, bir daha, yeniden… Olur mu? Bilmem. İstemem de bilmeyi. Bozulmasın büyü.

Yoksa siz de kalbinizin boş olması yerine aşk acısıyla bir meyhanede içmeyi tercih edenlerden misiniz? İçerken eskisi mi geliyor, yoksa yenisinin hayali mi sizi çeken?

Yıllar bazı şeyleri basitleştirirken, diğerlerini içinden çıkılmaz yapıyor. O yüzden belki de bu hayat enerjimiz…

Yorumlar 150

  1. Zeynep

    karnında kelebeklerin uçuşmasıdır, onu düşününürken gülümsemektir, O’nun için herkese ve herşeye karşı gelebilmektir, delicesine sevmektir, yoklugunda acı çekmektir, kendinden çok onu düşünerek desteğe ihtiyacı oldugunda kendi ihtiyaçlarını hiçe sayıp onu mutlu etmek için çaba harcamaktır, haksız oldugunu bile bile hiçbirşey diyememektir, kör olmaktır, çıkarsızca sevmektir, dokunmak istemek, sabah beraber uyamak ve uyanmak istemektir, o istiyor diye kendi isteklerinden vazgeçmek onun için yaşamayı kabul etmektir. birlikte bir ömür geçirme hayalleriyle yaşamak, çocukların kime benzeyeceğini tahmin etme durumudur.

    kişinin birey olmaktan çıkıp karşısındaki insan için yaşamaya başşlamasıyla terk edilme arasındaki zamanın çarçabuk geçmesidir. bir tarafın her zaman daha azzsevdiği diğer tarafın deli divane oldugu durumdur. bazen çok kırılsan da çekip gidememektir. gözü açık olan tarafın her zaman kazandıgı duygusal süreçtir. gelip geçicidir. kör olan taraf ameliyat olup da gormeye başladıgında kabusa donuşen, ‘bunun için mi zamanımı harcadım’ dedirten durumdur :) bununla beraber kör olur badem gözlü olur dedirten durumdur. karşılıklı anlayış fedakarlık emek ve hoşgörü ile ömrü uzayan, saygısızlık sadakatsizlik ilgisizlik ve anlayışsızlıkla hayatta kalma süreci kısalan hayaller bütünüdür.

  2. esra

    uzağında da olsa onunla olabilmektir aşk,
    onun nefesiyle uyumayı istemektir her gece,
    ve o kavuşacağın günü düşünerek yaşamaktır,
    bir gün bitse bile, belki de biteceğini bile bile çekip gidememektir,
    bitmesi gerekse bile bitirememektir aşk…

  3. RABİA

    aşk bir aptallıktır! güzeldir ama imkansızdır, hayata at gözlüklerini takarak baktığın bir dönemdir, yanlışların yapıldığı hayatı iki kişiden ibaret sandığın, zor ve yoran bir süreçtir yani elde edinceye kadar? ama bir o kadar da mükemmeldir o duygu bulutların üstünde gezersin ulaşılmaz olandır aşk. karşılıklı aşka inanmam ben o sevgidir ama aşk biten bişeydir tek taraflıysa bakidir?

    evet ben şimdi aşığım hem de deli gibi karşılığı yok elde etsem bitecek biliyorum, kendimi de böyle kandırıyorum zaten…

  4. alev

    Belki de uyurken günaydınları biriktirmektir ona söylenecek… bazen de uyandığında o meşhur acıyı yaşamak, biriktirdiklerinin elinde kalmasıyla çoğalan…

  5. Nur

    Kimine göre aşk amaçtır
    Kimine göre aşk araçtır
    Aşk ne amaç ne de araçtır
    Tadilmayı bekleyen en güzel hazdır..

  6. Aras

    eğer her aşkın fiziksel çekimle başladığını düşünürsek. evet. aşk için öncelikle karşımızdaki kişinin dış görünüşünden çokça hoşlanmalıyız.

  7. sterlicyaa

    Yüzündeki çizgilerin, çukurların, izlerin üzerinde dolaşırken burkuyorum bileğimi. Yine sana düşüyorum! Kırsan da kanatlarımı ve ne kadar vazgeçemesem de kırdığın kanatlarımdan.

    İçimin yarısı zemheri, yarısı cehennem?

    Buza kesmiş yanım közümü üşütür, ateşim buzumu yakar. Yanarak ve donarak, canım acıyarak ve daha da alçalarak severim seni. Yokluğunu sevmekten korkarak, içimi öldürmeden diri tutarak, işkence altında ifadem alınır gibi severim.

    Kendimden kaçtıkça sana düştüm, ayaklarının dibine?

    Oysa sen, ne itip geçecek kadar başkasıydın, ne de tutup kaldıracak kadar bendin. Eğilip saçlarımı okşadın yalnızca, kendi yarana dokunur gibi? Kendi yarana dokunur gibi ekşiterek yüzünü, ezip geçtin. Senin, kendine acıyacak vaktin yoktu. Herkes için bir şeyler yapmalısın. Ve yıkmalısın yaparken bir şeyleri , içi(m)ni yıkmak zorundasın.

    Kahramanlar maskeli olur, çizgi filmlerden beri bildiğim seremoni. Masken yüzüne yapışır, sen maskene? Bir odadan bir odaya onsuz geçemezsin. Aynada aslına bakamazsın. Vaktin de yoktur buna. Hayatın hayatıma bir üç noktayla karışır.
    Zira ömrün, yarım kalmış bir yakarıştır?

    Aşkın (ki varsa gerçekten) tüm sebep ve sonuçlarına haiz bir biçimde ve korunaksız ve pazarlıksız ve çırılçıplak severdim ben seni. Korunaksızlığımın bu denli gaddarca bir yıkıma zemin hazırladığını bilemedim. Sevdim sadece, kapadım gözlerimi. Senden aydığımda bir kabusa uyandım, kerbeladaydım. Tarih böyle yıkımları, pervasız katliamları yazmaz ama bilir tarihçiler. Birileri dünyayı kurtarmaya gittiğini sanırken, ezer gücünün yettiğini. Senin ezdiğin gibi?

    Yoruldum yüzündeki çizgilerin üzerinde gezinmekten. Çok yoruldum burkmaktan bileğimi, burkmaktan yüreğimi? Durmadan sana düşmekten yoruldum. Yorgunum?

    Kırsan da kanatlarımı, vazgeçemesem de kırdığın kanatlarımdan!..

  8. dilek esra

    SERSERİ AŞIK
    aşk..

    En güzel duygulardan biridir, fakat sevdiğin kişiye açılmalısın. Çünkü onun bunu bilmeye hakkı var. Belki o da seni seviyordur. Sen sen ol hep sev, ama onu hiç aldatma, onun güvenini sarsma, yoksa senden ayrılmak zorunda kalır. Eğer onu seviyorsan onu mutlu edeceksin. O ne derse desin ona katlanacaksın. Sen bunları göze alıyosan gerçektenden seviyor ve seviliyorsundur. Bundan emin ol. Sevdiğin için herşeyi yap. Çünkü sen aşıksın be arkadaşşşş…

  9. Pingback: Fikir Atolyesi İçimdeki Serseri

  10. umutsuzz

    aşkın keşke bi rengi olsa da anlayabilsek o mu değil mi..

    hayatıma aşık oldum diyebileceğim kimse girmedi tam da kendimi aşkın olmadığına inandırmışkan bu siteyi buldum. aslında galiba hep aşık olduğumu zannedip içimde yaşayıp bitirmişim tek kişilik kendi kendime o kadar çok alışmışım ki. 2. kişi zor geliyor anlıyacağınız. tanıdığım erkeklerde hep aynı tip kendimi bulmak için çok fazla insana aşık olmaya uğraştım ama olmadı. bu yaştan sonra da çok zor zannedersem.

    güvenimi yitirmişken yaşayıpta anlatılanlara gıpta etmemek mumkun değil. çok şanslısınız ona sarılın bi daha bırakmayın derim.. acı çekenlere gelince bence siz de karşılaşmamışsınız.. karşılaştığınızı sanmışsınız umarım bi gün gerçek aşkımızı buluruz eger kaldıysa..

  11. yusuf

    birseyi hayal edip görmemek en izdirabtir ama hayal edip yasamakta guzel birseydir. hayal et bence hayat bir diramdir hayatin tadi olmayinca tabi olursa bir cennetir bu dunya bir cenetir ama bu cennetin kiymetini bilmeli.

  12. yusuf

    bence insanoglu nicin yasiyor onu önce bilmeli. bence ask dunyanin en guzel seyidir tabiki aski yasamak ask sevgi ister ask sefkat ister ask herseyden ustundur.

  13. everest

    aşk..
    yıllar öncesine ellerini uzattığında
    çekip çıkaramadığın,
    acısı yüreğinde saklı
    yaşanmamış bir parçandır…
    öylece masum duran..
    .

  14. Pingback: Fikir Atolyesi Can Yücel Yanlış Biliyor!

  15. özlem

    bacaklarını karnına çekip saatlerce yatmaktır, yağmurların içine yağarken bir tane daha çentik atmaktır duvardaki kaybedenler bölümündeki hanene.. fakat her aşk güzel başlar..

    ben şimdi çentik atmakla meşgulüm birine aşığım ama o değil ve ne gururum kaldı ne de başka kadınsı kaprislerim:( gitmemesi için delirip anahtarı kapıdan çekip yutmakla tehdit etmektir aşk:) (ben yaptım, bunu bile yaptım yani)

    çok enteresan mistik şeyler yaşıyorum çok aşık olmakla alakası var mı bilmiyorum ama üzgünüm çok..

  16. Deniz TAPKAN

    öyle hissettiğim zamanlarda günlüğüme yazdığım cümlelerin bir kısmını buraya aktarırsam nasıl hissettiğimi anlyabilirsiniz.. :)

    insan neden öleceğini bile bile yaşar? böyle doyumsuzca? böyle inadına gülerek?
    insan biteceğini ya da gideceğini bile bile neden sever birini? böyle doyumsuzca?

    kibritçi kız hikayesini hatırlattı bu bana.. biteceğini bile bile her kibritte biraz daha ısınmak isteyen kibritçi kızı.. ta ki kutudaki kibritler bitene kadar..

    görmemezlikten gelmek yok saymaz ki olan biteni. ama hayır bu defa bu ruh haline sürüklenmicem.

    nasıl olsa herşeye alışır insan, hem de ‘her’şeye..

  17. GÜZİ

    kerim yorumun çok hoş:) okurken yorumları hüzünlü hüzünlü güldürebildin beni

    galiba bende sana katılanlardanım.;.
    herşeye rağmen o heyecanı içinde duyabilmek en güzel keyiflerden birtanesi ve buda ”aşk” sa GELSİN AŞK BİLDİĞİ GİBİ GELSİN:)

  18. Aydın

    Aşk onunla geçireceğin 5 dakika için can atmaktır… Ondan ayrıldıktan sonra yürüdüğün yolların uzunluğunu anlayamayacak kadar çoşku dolmaktır..

    Aşk ruhunu ortaya koymaktır… Ruhunun derinliklerinde duyduğun hazdır….

  19. ozlem

    Heyy sen aşksın ben aşkım daha yormayın kendinizi ASKolsun..
    ASK tan yaratıldık bilinmek istedi ve seni yarattı beni yarattı ASK sığmadı denizlere dağlara enginlere geldi insanın minicik kalbine sığdı sol goğsundeki atan sey var ya hiç kesintisiz… işte onun adı Aşk…. hepimiz AŞkız.. hepimiz… SEVMEYİ oğrenmeliyiz ve AŞK içimizde dışarı çıkarmalı ve onu ve olumune onu yaşamalı

    Aşksızlığa mahkum etmeyin o zarif bedenlerinizi kız erkek bu değişmez eğer ki ediyorsanız bu dünya yansın ..

    En derin saygı ve sevgilerimle..

    Ozlem..

  20. neslihan

    bence ==aşk== diye brşey yotur. aynı elma şekerine benzer başda gözüne çok hoş cazibeli gelir düşünün bi kıpkırmızı… sonra onu yalamaya başlarsın tabi zamn gectikce elmaya daha çok yaklaşırsın… ve sonunda o kıpkırmızı görüntü gider yerine adece elma ve sapı kalır….

    aşk da böle bişidir başda gözünü döndürecek kadar sevimli gelir zaman geçtikçe elma şekeri gibi yavaş yavaş güzelliğini yitirir. ardından çıkacak olan ise ya gerçek sevgidir ya da sevgi kokusu sürülmüş kocaman bi yalandır. (sap da diyebiliriz)

    TUNÇ BEY SİZDEN RİCAM BU KONUYU YAZI HALİNE GETİRİP ELEŞTİLMESİ…

  21. ata

    günümzde aşk diye birşey kaldığını pek inanmıyorum çünkü insanlar kalabalıga uyuyor bana göre aşk fedakarlıktır…

  22. safiye

    Sitenizi geç keşfettim, yazılarınız güzel tebrikler…

    “AŞK bir korsedir. Gün gelir, hiç beklenmedik bir yerde, hiç beklenmedik bir anda, atıverir çıt çıtlarından biri yahut çözülüverir iplikleri. Neler olup bittiğini anlamaya vakit kalmadan, korsenin cenderesinden kurtulan yağlar sürüsepet dışarı çıkmıştır çoktan. O keşmekeşte, göz açıp kapayıncaya kadar eski haline dönüverir gövde. Aşk bir korsedir. Niçin bu kadar kısa sürdüğünü anlayabilmek için haddinden fazla şişman olmak gerekir…”

    Elif Şafak/Mahrem

    Ben de alıntı yapmak zorunda kalanlardanım.

  23. minimal

    Aşk yağmurlu bir günde şemsiyesiz kalmak gibidir. Sırılsıklam olursun ama hiç pişmanlık duymazsın. Aşıksın çünkü istesen de duyamazsın, kalbin o an için aşka programlanmıştır.

    Eve gider onun da içinde olduğu hayaller kurar, sanki gerçekten olmuş gibi de acayip mutlu olursun. Kalbinden öyle olmasını umut eder.

    Ama şimdiki zamanda bence saf ve çıkarsız aşklar eskisi gibi değil. Şimdiki aşklar biraz çabuk tüketiliyor. Ve tanımladığımız aşk tarifi değil de zamanı doldurmak için geçirilen flörtler oluyor. Bu demek ki hiç yok değil. Tabi ki var ama biraz nadir görülüyor.

    Ben dilerim ki ben de dahil herkes gerçek aşkı bulsun ve sıkı sıkı sarılıp ne olursa olsun bırakmasın.

  24. buse

    aşk: hergün onu görmek ama yüzüne bakmaya cesaret edememekmiş.. ya da sevdiğin adamın aslında arkadaşını seviyor olmasıymış.. ama arkadaşının da onu sevmiyor olmasıymış..

    ne kadar karmaşık değil mi? işte ben hergün bu ikilemi yaşıyorum.. ama arkadaşıma tavır alamam ki.. onun hiç bir suçu yok çünkü..

    nefes almak her geçen gün zorlaşıyor benim için.. nasıl geçecek bu duygu bilmiyorum ama gücüm kalmadı.. neden hep hakettiğimizi alamayız..

    bazen karşısına geçip bağırasım geliyor.. seni seven benim diye.. ama olmuyor..

    işte benim hikayem de böyle.. bir gün geçeceğini biliyorum.. ama geçtiği gün ben artık eski ben olmayacağım..

  25. Nil AKBULUT

    AŞŞKKKKKK
    AŞK bana göre bir kelebektir

    nasıl mı?

    kırda gördüğümüz hayran kaldığımız bir kelebektir, sahip olmayı düşlediğimiz kanatlardır rengarek, biz kovalamaya başlayınca o kaçar, biz direndikçe sahip olmaya o daha da uzaklara gider ama birgün hiç beklemediğimiz bir anda omuzumuza konuverir.

    işte herşey o an başlar, ya kelebeğe sahip olup ellerinin arasına aldığımızda tutma ayarını tutturamadığımız belki de canını yaktığımız ya da heran canını acıtmaktan sakındığımız için bir türlü ellerimizin arasına alamadığımızdır. acısı da vardır muhakkak ya senin olacaktır ya da sen ona omuzunda durabilecek kadar sahip olacaksındır…

    oysa ki ben gönlüme konmasını bekliyorumm kelebeğin, sonra da omuzuma… :)

  26. HÜSEYİN

    Kısa ve öz, AŞK;

    Kendini sevmeyen veya sevemeyen birinin, bir başkasıyla, kendisinin sevilecek değerli, güzel biri olduğunu keşfetmesidir.

  27. Mehmet Tunabaş

    Bu siteye tesadüfen bloglar sayfasında rastladım. Emin olun çok ilgimi çekti ve bir iki satır yazı yazmadan geçemedim.

    Herkes bilgisine ve tecrübesine göre aşkı yorumlamaya çalışmış, çok güzel tespitlerde bulunan arkadaşları yürekten kutluyorum. Ben de başka bir cepheden AŞK’a bakmak istiyorum;

    Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:

    Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil…

    Bir gün, adanın batmakta olduğu duygulara haber verilmiş… Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.

    Aşk, adada en son kalan duygu olmuş, çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.

    Ada neredeyse battığı zaman; Aşk yardım istemeye karar vermiş.

    Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde geçmekteymiş.

    Aşk, “Zenginlik, beni de yanına alır mısın?” diye sormuş.

    Zenginlik, “Hayır, alamam. Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok.” demiş.

    Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir ‘den yardım istemiş.

    – “Kibir, lütfen bana yardım et!”

    – “Sana yardım edemem, Aşk.

    – “Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin.” diye cevap vermiş Kibir.

    Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş :

    – “Üzüntü, seninle geleyim.”

    – “Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var.”

    Mutluluk da Aşk’ın yanından geçmiş;

    Ama o kadar mutluymuş ki Aşk’ın çağrısını duymamış.

    Aşk, birden bir ses duymuş.

    – “Gel Aşk! Seni yanıma alacağım…”

    Bu Aşk’tan biraz daha büyük birisiymiş.

    Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş.

    Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk ‘a yardım eden yoluna devam etmis. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk,

    Bilgi ‘ye sormuş: “Bana yardım eden kimdi?”

    – “O, Zaman idi” diye cevap vermiş Bilgi.

    – “Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?” diye sormuş Aşk.

    Bilgi gülümsemiş:

    – “Çünkü sadece Zaman Aşk’ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir…” olmuş.

    Saygılarımla..

  28. Celiné

    DAMALI KEDİ

    Ben boyle heyecanlanmazdım, izin vermezdim kendime tutardım nefesimi. Yuzumu cevirirdim klise olmus cumleleri duymamak icin. İçtenligini kaybetmiş gozleri gormemek icin. Kacardım zoraki, amacı olan sohbetlerden. Bıkmıstım artık donuk duran maskeleri indirmekten. Cok sıkıldım hem de cok haklı cıkmaktan..

    Özluyorum maskesi olmayan adamı, üzülüyorum gecen zamana, ayaklarının yerden kesildigini hissederken, ellerin, kolların bosalırken birden, aniden tokezleyip yuz üstü dusmekten. Dusuyorum, kırılıyorum ve sen yanımdan gecip gidiyosun hem de arkana bile bakmadan. Korkuyorum, kalkamıyorum ilk seferde, bagırmak istiyorum arkandan ama yapamıyorum. Avuc içlerim cok acıyor…

    İkiye bolunuyorum, gitmek kaybolmak istiyorum, kabullenmeyi red edercesine savasmak, geri dondurmek istiyorum seni. Ama gidene kal denmez, ne kadar istesen de..

    Yavas yavas kalkıyorum , tökezleyerek yuruyorum arkandan. Bastıgın yerlere basıyorum, gectigin yerlerden geciyorum ama seni yakalayamıyorum. Kulaklarımda cınlıyor soyledigin sevgi sozcukleri defalarca ve defalarca.. Yasanılan onca anıya ve umarsızca gidisine ragmen ne kadar caresiz hissetsem bile biliyorum ki bitmesinin suclusu ne sensin ne de benim. Tek bildigim bembeyaz oldugunu sandıgım saf yuzunden siyah damlaların akması..

  29. işfırsatı (rnguler@ttmail.com)

    Aşk.. Hiçbir karşılık beklemeden seviyorsan, işte aşk budur, karşılık beklemeden sevmeni sağlayan içindeki heyecandır, duyduğun özlemdir.

  30. Nihal

    Siteyi dün keşfettim. Kayıp zamana yazık dedim.

    Sevgililer gününde aşk tanımlarını okudum. Biri şöyle diyor:

    “Vahşi doğası kaçınılmaz olarak evcilleşir. İlişkiye dinginlik ve sevecenlik egemen olur. (?) Eğer sevgiye dönüşemiyorsa biter.”

    Evet, doğru, biter. Ancak.. dönüşürse de o şey artık sevgidir, aşk değildir. Güzel ve bambaşka bir şeydir ve o artık aşk değildir. Yanlış mıyım:)

  31. Filiz

    Aşık olmak zor zanaat, yaşamak daha da bi zor… Kendine özgü bir kimyası var aşkın, sizinkini ters düz eden. Bir anda sizi içine çeker, alır başka alemlere götürür.

    Bir fırtına belki, iki yüreğin birbirine sarılıp sığındığı.. Hırpalar, yorar haşindir rüzgarı… Bir an’ dır, diner fırtına gün gelir. Yerini kimi zaman ılık meltemlere bırakır, kimi zamanda kara kışın ayazına, acının yakıcı soğuğuna.

    Aşk an’dır, ne başlangıcı ne de sonu belli olan…

  32. Fulya

    Aşk demiş her söze başlayan… peki ya @şka haksızlık edilmemiş mi bunca zaman?

    @şk; sadece seni seviyorum diyeni sevmek değildir, o gitse bile peşinden gidebilmektir. sizin için öle birisi varsa bile etrafınızda, onu görmeyip sizin aşık olduğunuzun yanında olabilmektir.

    bu kadar sene aşık oldum sandım ama malesef aşkı şimdi yeni tattım. 1 sene olacak nerdeyse, aşkın ilk günki duygular ile olmasını beklemek olmaz tabi ki.

    kendinize aldığınız bir elbiseyi düşünün. yeni bir elbise. gözünüz gibi baktığınız yeni elbiseniz. ilk giyişler yıpranmasın diye dikkat edişler ne kadar da heyecan verir ve korkutur sizi değil mi? ya sonra git gide yıpranmaya başlar o elbiseniz ve en önemlisi de eğer artık eskidi yenisini alıyım demeye başlarsanız… işte siz aşık değilsiniz. sadece yaşadığınız bir hevesmiş. oysa, yıpranan size göre eskiyen elbisenizi tamir etseniz, yama yapsanız ilk günki gibi olmasa da yine sizi mutlu edecektir.

    aşk fedakarlıktır, o ne yaptı değil, sizin aşk için ne yaptığınızdır…

    aşkın sevgiye dönüşmesi ise “işte en vazgeçilmezi de budur.”

  33. müge

    her seferinde bu farklı der insan.. bu yıllardır aradığım ‘o’ kişi…

    ama her seferinde yanıldığını görmek incitiyor, daha da inciten; yanıldığını görmene rağmen hala, yanıldığını düşünmendeki yanılma payını arzuyla içinde aramak ve bunun sonucu olarak hala bir şeyleri kurtarabilmek umuduyla çırpınmak… çırpınmanın karşılığını alamadıkça insan daha da mutsuzlaşıyor ama tepkisizleşemiyor birtürlü.

    halbu ki mantıklı düşünecek olsa ayrıldıktan sonra karşı taraftan bir şey yoksa anla artık o seni sevmekten bıkmış, sevmiyor, kimbilir belki başka birisine hissediyor artık senin ona karşı hissettiklerinin benzerini.. ama işte bunları kabullenmek gerçekten çok çok zor..

    kimin ayrıldığının önemi yok, sonuçta olmayacak şey değil, belki severken ayrılmak zorunda kalmışsındır ama onu her geçen gün daha çok özlersin ve belki o da beni özleyip bana döner umudu ve saflığı içinde bekler durursun.. ama o sanki ne zamandır hep senin ayrılmanı beklemiş gibi ne arar seni ne de merak eder ya da gururunun önüne geçip sen onu aradığında sanki o güzel günleri, duyguları yaşamamışsınızcasına, küstahça, ona göre dostça(!), rahat ve heyecansız, ruhsuz bir şekilde seninle konuşabilir..

    insanlar maalesef bu kadar ruhsuz ve değişken olabiliyorlar, bu çok acı bence..

    şimdi kendime kızıyorum çünkü bu kadar üzülmemin nedeni sanırım onu hayatımın merkezine koymuş olmamdı. ona hak etmediği kadar çok değer vermeseydim keşke.. ama o zaman da bu aşk olmazdı ki.. hayat çok tuhaf..

    ben hala her sabah uyanırken ve her gece uyumadan, tabii tüm gün de dahil olmak üzere onu düşünüyorum.. ama o muhtemelen pek düşünmüyor, herşeyi bitirdi gözünde, hatta öyle kökten bitirdi ki hemen yeni bir ilişkiye başlayacak kadar kökten.. bazen çıldıracak gibi oluyorum, onun bu tepkisizliği beni o kadar incitiyor ki, yaşadığımız herşey mi yalandı diye düşünmekten alamıyorum kendimi.

    güçsüzlükten nefret ederim ama aşk beni güçsüzleştiriyor her seferinde.. aklıma saçma sapan şeyler geldiği oluyor mesela onun hayatında biri varsa benim de hemen olmalı ki unutabileyim onu gibi.. ama sonra bunun hayali bile iğrenç geliyor.. zaten başkası hayatıma girse onda onu hayal ederim heralde, ne kadar zavallıca! onun için zorla hayata sokulmuş 3. kişiler bana göre değil. ama işte onun hayatındaki kişi zorla değil de gayet aşkla mı hayatında acaba! bunları düşündükçe delirecek gibi oluyorum.

    hergün hayatıma kaldığım yerden devam etme kararı alıyorum, onu düşünmeden, hayatıma kaldığım yerden daha da güzel bir yerden hatta.. ama olmuyor.. içimdeki aşk günden güne öfkeye dönüşüyor ve zihnimde yavaş yavaş şu kadınca bir duygu olan intikamın sahneleri canlanıyor. onun aklının başına gelmesi durumunda iş işten geçmiş olup tekme basmanın verdiği hazzı yaşamanın hayali ve bundan sonra içimdeki ukdenin kısmen de olsa azalması durumu.

    ne kadar çocukça ve basit değil mi..!

    ama aşk insanı bu kadar basit düşündürecek kadar acımasız maalesef. yoksa bizler miyiz acımasız olan acaba, aşkı içimizde aynı bedene karşı fazla barındırmayı beceremeyenler..

  34. Yedinci Oda

    Aşk; kendine yenilmektir.. kısa ve öz ama herşeyi taşıyor aşka dair içinde bu tanım..

    aşk.. kendine yenilmektir evet..

  35. nihal

    Aşk ikilemdir aslında. Hiç bir zaman emin olamamaktır karşındakinden. Bir arzudur, bir bakmışsınız geçmiş. Deli gibi aşık olduğunuz o kişi bambaşka bir insana dönüşüvermiş. Aşk, hiç beklenmediği bir anda yüreğinizi delip geçemektedir. Sonsuza kadar sürecek sanmaktır ve hep yanılmaktır.

    Aşkı yaşarken geleceği düşünmeyen insan yoktur bence. Geleceğinize dair planlarda aşkınıza da yer vermektir.

    Aşkın yarısı heyecan, sevgi, mutluluk doludur; diğer yarısı acı, hüzün, gözyaşı doludur. Ama insan her iki yüzünü de yaşamalı aşkın, iki yüzüyle de büyümeli olgunlaşmalı.

    Aşk her daim vardı dünyada, olmaya da devam etmeli..

  36. Elif S. B.

    “aşk bitti.
    elimden sanki minik bir balık kayıp gitti.
    aşk bitti.
    içimden sanki bir şeyler kopup gitti.
    aşk hiç biter mi?
    hiç bir şey olmamış gibi boşlukta kaybolup gider mi?
    aşk hiç biter mi? aşk hiç biter mi?

    kalır adımızla bir sokak duvarında,
    bir ağaç kavuğunda, bir takvim kenarında,
    kalır bir çiçekte bir defter arasında,
    bir tırnak yarasında, bir dolmuş sırasında,
    kalır bir odada, bir yastık oyasında,
    bir mum ışığında, bir yer yatağında,
    aşk hiç biter mi? aşk hiç biter mi?

    kalır dilimizde yinelenen bir şarkıda,
    bir okul çıkışında, bir çocuk bakışında,
    kalır bir kitapta, bir masal perisinde,
    bir hasta odasında, bir gece yarısında,
    kalır bir durakta, yırtık bir afişte,
    buruk bir gülüşte, dağılmış yürüyüşte,
    aşk hiç biter mi? aşk hiç biter mi?

    kalır bir sokakta, bir genel telefonda,
    bir soru yanıtında, bir komşu suratında,
    kalır bir pazarda, bir kahve kokusunda,
    bir tavşan niyetinde, bir çorap fiyatında,
    kalır bir yosunda, bir deniz kıyısında,
    bir martı kanadında, bir vapur bacasında”

    Ask hic biter mi? hayır… hep kalır… oradadır…

  37. aslı

    aşk gerçekten var ve ben ona deliler gıbı aşığım, ne yapacağımı bilmiyorum onu çok seviyorum, her an aklımda ve 2 gündür heyecandan uyumuyorum…

  38. Selen

    Aşk gerçekten var mı? Fedakarlığı gösteren sadece bir tarafsa, aşk bunun neresinde? Aşk sonradan bir saplantıya dönüşürse ya…

    Sizlerin aşk dediği sadece sizin aşkınız, başkasının değil, belki karşınızdakinin bile değil . O yalnızca sizin. Aşk 2 kişilik derler ya hayat o kadar kısa ki, o 2. Kişi bunun kıymetini ne zaman anlayacak çok merak ediyorum!

    Aşk güzel bir şey aslında ve sadece bir defa yaşanır, tadı da bir ömür damaklarda kalır… Bir de o acı tarafı olmasa, ayrılık olmasa, kavga gürültü olmasa?

    Bir de o 3.ler!!!

  39. Arman

    “Aşk sonsuz bir döngü gibidir, bilgisayarın gücü yettiği yere kadar devam eder.”

    Yukarıdaki yazıları okudukça ya hakkatten be ulan doğru bu. Helal vallahi. Doğru yazmışlar. Çilek tadı yazıyor deme. Hele ki ‘bir gün beni bırakıp gidersen ben de seninle gelebilir miyim’ beni bitiren cümle oldu. Ben bunu söylemeyi çok istedim. Gururum izin vermedi. Gururumu yendiğimde o yanına yeni yol arkadaşı bulmuştu.

    İşte ben gene o duyguyla karşı karşıyayım. Biri var ki beni bırakmasını istemiyorum ama yaşadığımı hayat itibari ile ve tecrübelerim itibari ile ya dokunmaya korkuyorum ya da dokundukça sıkmaktan korkuyorum.

    Sanırım gerçekten de aşk bu. Ne yapacağını bilememek. Yaptığından ise iyi ya da kötü zevk almak. Saçmalamak. Hayata BungeeJumping yapmak.

  40. UMUT AKMAN

    Aşk sevgilinin gözlerine doyasıya bakabilmektir. O kömür gözlerde kaybolmaktır aşk.

    Aşk yarin yanında olsa da yine de özleyebilmektir. Her geçen gün saatleri, dakikaları saymaktır aşk.

    Aşk yağmurla birlikte ağlayabilmektir. Damla damla akan gözyaşları arasında kalmaktır aşk. Aşk bir duygu selinde boğulmaktır. Onunla olacağın günleri düşünerek avunmaktır aşk.

    Aşk kavuşamayacağını bilsen de yari bekleyebilmektir. Acı çeksen de sevebilmektir aşk. Aşk onu her gördüğünde içine bir alevin düşmesidir. Her daim yanmaktır aşk.

    Aşk sevmeyi sevmektir. Aşka dair herşeydir aşk. Aşka aşık olmaktır aşk…

  41. kübra

    aşk son günlerde yaşadığım sandığım şey mi?

    bence aşk karşındakinin de seninle aynı hisler içinde olduğunu düşünmek ama öyle olmadığını anlayınca da varolanı kabul edip yaşadığınız birkaç anıyı aklından geçirip durmak… bunun o kadar yararsız bişey olduğunu bile bile yine de bunu yapmaktan kendini alamamak.

    Mantığını zorlaman sonucu yine de olması gerektiği gibi hareket etmemek, sana daha az değer veridğini anladığın andan itibaren onu daha bi kıymetleştirmek mi aşk?

    ilerde karşında başkası çıktığında unutacağını bile bile hayır, bu farklı diyen mi yoksa?

    farkında olduğum herşeyin geçici olduğu buna rağmen neden onun ismini bir kenara atıp hayatıma tekrardan yönelemiyorum, neden?

  42. Keen On

    Benim yorumum direk aşk üzerine değil, o deli duygunun bana ve yasemin’e yaşattıkları hakkında!

    Evet yenik düştü aşk ama imkansızlıklara, zorluklara değil yalanlara, cesaretsizliklere ve güvensizliklere.. belki en başından başlamalıyım..

    Yasemin’in de dediği gibi burası küçük bir şehir ve o geçmişten tanınan birisi, bense bir öğretmen değil kendi halinde yeni bir stajyer avukatım.. saklama ihtiyacı duymuyorum bazıları gibi.. işimde yeni olduğum için sırf zaman öldürme adına bir arkadaşlık sitesinde tanıştık, hiç tarzım olmadığı halde internet aşklarına inanmadığım halde ona karşı engel olamadığım duygular, müthiş bir çekim gücüne kapılmış halde buldum kendimi..

    Geçer dedim, sonuçta yüzünü bile görmediğim birisiydi, hem ben aşka inancımı yitireli uzun yıllar olmuştu imkansızdı böyle birşeyin olması, ben aşık olamazdım..

    Sonra arkadaşlığımızın devamı süresince tıpkı Yasemin’in de dediği gibi çeşitli gel gitler kopmalar yaşandı.. birbirimizin yüzünü dahi görmeden öyle bir tutkuyla bağlanmışız ki birbirimize, ben onun başka bir şehirde olduğunu sandığım halde her gün yanımda hissederek bir gün kavuşacağız ümidiyle aşkımı içimde yaşadım ve günler böyle geldi geçti.

    Sonunda buluşmaya karar verdik ve onu gördüğüm anda şaşkınlıktan ölüyordum. yasemin her gün adliyede karşılaştığım ama benim ona olan aşkımdan kafamı bile çevirip bakmadığım dikkatimi bile çekmeyen birisi, bir adli memur.. üstelik daha eski yıllardan da tanıdığım birisi..

    Şok oldum, kendimi aldatılmış kandırılmış hissettim ama kızamadım, yapamadım çünkü ona aşıktım, görünce bir kez daha anladım ki ben o duyguyu içimden söküp atamamışım, çıkartamamışım ve onunla dolu dizgin tekrar kanatlanmış adeta uçmaya başlamışım.

    Beni hergün adliyede gördüğü halde, bana o kadar yakın olduğu halde nasıl dayanabildiğini sordum. sadece şartlar, anne olmam, dul olmam dedi ve sonumuzun başlangıcı ağzından çıkan ilk cümlede dökülüverdi..arada geçenler o kadar da önemli değil ta ki düne kadar..

    Dün sevdiğim kadın, bana yeniden bu duyguları yaşatan yasemin öldürücü darbeyi vurdu..

    İlişkimizin devamı için evlenmemiz gerektiğini söyledi. yok olamaz, aklıma sırf benimle evlenmek için bu aşk oyununu oynayacağı fikrini getirmemeye çalışıyorum ama olmuyor. başka bir çıkış yolu bulamıyorum çünkü ben onun her dediğine evet dedim, sadece biraz zaman istedim kendi ayaklarımın üstünde durabilmek, her türlü özgürlüğüme sahip olabilmek için.. ama o tek çözümün kendisi ile evlenmemiz olduğunu söyledi..

    Bir şey diyecek halde değilim, işim gereği susmayan çenem bu durum karşısında durdu kaldı, nutkum tutuldu..

    Yorum sizindir başından beri tüm seyrine şahit olan site takipçileri.. aklınıza neden bunları yazdığım gelecek tabi onu da açıklayayayım.. artık numarasını sildim. her gün iş icabı göreceğimi bildiğim halde yüzünü bile görmek istemiyorum ve belki de çekip gideceğim buralardan.. artık yeniden aşka inanmıyorum ki inanmamakta da çok haklıymışım..

    Son sözüm; beynimizin yarattığı bu duyguyu, benim gibi hayatınızın merkezine koyup bütün dünyanızı yıkmasına izin vermeyin.. elveda yasemin.

  43. hiç aşık olmadım(!)ona aşık olmadım hiç

    Bu sözü kendime arkadaşlarına herkese her gün sıklıkla söyleyipte hala yüreğinin bir yerlerinde bir acı duymaktır aşk. Zamanında yapılan yanlış seçimlerin engellediği bir duygudur aşk. İtiraf edememe ve etsen de bir şeyi değiştirememe çabasıdır aşk.

    Asıl aşk nedir biliyor musunuz? Keşke yapmasaydım ve şimdi olsa yine kabul etmezdim deyip kalbinden adını hiç bir zaman silememektir aşk…

    Bu arada ben ona aşık olmadım…

  44. imkansız aşk

    Direk olarak aşık olduğun kişiye ona aşık olduğunu söylemelisiniz ama ben söyleyemiyorum…

  45. arroway

    Merhaba,

    Deli gibi anlamlar yüklediğiniz birisini insan üstü görme haliniz, kendi benliğinizi tehdit eder konuma geçer geçmez kan akışınız normale döner ve renkler canlı parlaklığını yitirir, hayat sür-git çabaların ancak duygusal travmalar devre dışı bırakılırsa peak yapıp sizi sıradanlıktan çıkaracağı boyutta “rasyonel” algılanmaya başlanır, duygu nesneye, maşuk takım arkadaşına dönüşür…

    Bunca güzelliği bir anda tepetakla etme yetisi olan egoyla savaşında hep mağlup olduğu, kuyruğu dik tutamadığı ve şımarık bir şekilde arkasını dönüp çekip gittiği için, kalıp mücadele etmediği için onu yok sayıyorum, yüz vermiyorum…

  46. özcan

    Bu siteyi yeni keşfettim; harika, öncelikle bunu söylemeliyim.

    Aşk’a dairse: Aşk bir kelebek gibidir; tutarsan ölür, tutamazsan uçar gider.

  47. kfbnbsyz

    “Bilge, aşkı için bilgedir. Ahmak olana gelince; aşka akıl sır erdirdiğini sandığı için ahmaktır.” (Paulo Cohelho’nun “Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım” adlı kitabından.)

    Aşkı tanımlamaya çalışmamalı belki de.. Sonu gelmiyor çünkü.. Ne deseniz yakışıyor ona..

    Sevişmek dediğin Aşka vesile..
    İnsan ruhlara Aşık olur..
    Sevdikçe başkasını..
    Kendini bulur..
    (Murathan MUNGAN)

  48. seher

    aşk heyecandan dizlerinin titremesi ve hatta yere düşmek :)
    hatta aşık olduğunun bi işe yaramaz biri olduğunu bildiğin halde onu görmeden duramamak…
    o seni bilmese bile…
    sayısal sınıfının dersini kırıp EA derslerine girmek…
    ve bunlar çook eskilerde kalsa bile…hatta üzerinden epey bi sevgili eskitsen bile yine de hergece onu düşünmek….
    onu düşününce nedense aklıma hep ezginin günlüğünün aşk şarkısı gelir…
    bi kalp yarası…
    şeytan tırnağı ağrısı :)
    ve yaşadığın her aşk sandığın olayın bitmesi…
    ümitsiklik..
    vazgeçiş…
    ve korku…
    yaşlanmak :)

  49. ebrushka

    AŞK DEDİKLERİ…

    AŞK: en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o, adı kendisidir zaten. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur. “Aşık oldum” dediğiniz an akan sular durur, küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlar. Çünkü aşkın dili tektir.

    Aşk cesaret ister, kocaman bir yürek ister. Nedir bu aşk denilen şey? Elle tutulmaz, gözle görülmez bir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar, güzellikler?

    Aşk, hayatın bize hazırladığı en güzel süprizdir, bu yüzden kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir. Daha ne olduğunu anlamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz. Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik, aşkın sırrını çözerdik heralde. Ama o zamanda aşkın insanı alıp götüren büyüsünü tamamen kaybederdik.

    Aşk hayata ve zamana karşı işlenen en büyük suç ortağıdır, aşk hayatın bütün tek düzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu baş kaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette yaşanılan aşkı suçlamak, yargılamak, karalamak da aşka yakışmaz. Bu önce haksızlık, kendinize saygısızlık olur.

    İnsan sonuna kadar savunmalı aşkına karşılık görmese de, acıçekeceğini hissetse de, yarın terkedileceğini bilse de, ailesini karşısına alacağını bilse de taviz vermemli aşkından. “SENİ SEVİYORUM” diyebilmeli göğsünü gere gere. Aşk işte o zaman aşktır.

    Ve bunun doğrusu yanlışı yoktur hep hazırlıksız yakalar insanı. Evli olmanız, sevgilinizin olması, bağlılıktan korkmanız, ailenizden çekinmeniz, hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiç mi hiç umrunda değildir. İşte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelme yürekliliğidir, belki de yeni hayata geçebilme yoludur…

    Aşkın ne zaman geleceği belli olmadığı gibi, ne zaman da gideceği belli değildir. Fazla vakti yoktur onun, uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülü de yoktur. Bir başka gözle bakmaya, başka bir tene dokunmaya başlaması o kadar da zor değildir…

    Aşktan değil onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aşkınızı.

    Biliyor musunuz hayat zaten kocaman bir yalan. Bu kadar sahteliğin içinde gerçek ve doğru olan tek güzellik AŞK, lütfen ona haksızlık etmeyin. Aşkına, sana aşık olana sahip çık ve onu kaybetme.

    “SENİ SEVİYORUM” demek için geç kalma.

    Sevgiyle kal…

  50. Yeliz Şen

    Merhaba,

    Aslında niyetim facebook’la ilgili yazınıza yorum yazmaktı ama, diğer yazılar ve yorumlar arasında gezinirken burada takılıp kaldım nedense. Aşk yine her şeyin önüne geçiverdi; tıpkı benim ve aslında “aşk”a aşık olan benim gibilerin hayatında olduğu gibi.

    “Aşk; hoşumuza giden bedenlerin içine hayal ettiğimiz ruhları yerleştirmenin adı mı?”… Kimbilir, belki öyledir… Büyükler için yazılmış bir masal, bir illüzyon, beynimizin bize oynadığı küçük bir oyundur belki… Ya da hepimizin ezberini bozacak kadar “gerçek”tir. Hem ne olduğu, ne olmadığı, tanımı çok da önemli değil sanki. Hepimizin DNA’sı bir mi ki, aşkın tarifi hepimiz için bir olsun!

    Aslolan, aşkın bize ne verdiği… Aldıklarına rağmen, ne verebildiği. Sizi bilmem ama, benim için aşk hayatın bana sunabileceği en büyük hediye. Kabul ediyorum, çoğunlukla sürpriz pakette! Hani bazen kocaman bir hediye paketini açar açar da sonunda en dipte küçük bir not bulursunuz ya, öyle. (Bu da hayatın cilvesi!)

    Ama söyleyin… O parlak ambalaj kağıtlarını bir bir açtığınızda; içtenlikle verilmiş, gerçek bir aşk bulabilme umudu bile güzel değil mi? Zaten bu zamanda hala aşka inanan bir avuç (bundan çok emin değilim:) insanı, işe gitmek için yataktan başka hangi güç kaldırabilir ki!!!

    Öte yandan… Herkesin aşkı kendine büyük, kendi kadar büyük hatta! Herkesin aşk hikayesi farklı… Kiminin kısa, kiminin uzun, kiminin ise son satırı daha yazılmamış belki.

    İnandığım bir şey var ki; hayatta yaşadığımız, karşılaştığımız her şeyden biz sorumluyuz. Yani hayat herkese kendi hikayesinde başrol oynama fırsatı veriyor bir kere… Bunu görmesine rağmen, “yok ben esas kız/esas oğlan olmayayım, mümkünse figüran kalayım” diyenlere söyleyebileceğim bir şey yok. Rahatlarını hiç bozmasınlar; zaten onlar ucuz aşk romanlarının bile kahramanı olamazlar. Çünkü gerçek aşk yürekli olanları seçer…

    Uzun lafın kısası; büyük bir aşk için bazen büyük bir adım atmanız gerekebilir. (Biraz cesaret yani!!!)

  51. Nesli Ergün

    Bence aşk; uğradığı limandan gelip geçen bir rüzgar… Hangi limanda ne kadar kalacağı belli olmayan bir rüzgar. Şanslıysanız direnç gösterebileceğiniz şanssızsanız kapılıp gideceğiniz bir rüzgar…

    Maalesef ben şanssızdım, esen ılık bir meltem değil poyrazdı! Dirensem de kattı beni rüzgarına, savurdu. Şimdi ise yorgunum ve inşallah artık şiddeti az rüzgarlar benim limanıma uğrar :)

  52. belgin ayhan

    Çoook güzel düşünceler var burada, insanı diyardan diyara götüren…

    Ama benim lügatımda aşk; aşkın kendisi değil sonrasında çekilen aşk acısıdır.

    Hani demiş ya bir arkadaşım kalbimin boş olmasına tercih ederim meyhanede aşk acısı çekmeyi. Mutlu aşk yoktur!!

    Benim için aşkın bir başı vardır, cicim ayları da denir, ilk heycanlar yaşanır herşey güllük gülistanlıktır.
    Bir de sonu vardır, aşkı iliklerimde hissettiğim zamanlar..

    Bence sevilmek değil, sevebilmektir aşk.

  53. sebahat

    Aşka dair yazılan bütün sözlerde kendimi gördüm, hissettiklerimin kelimelere yansıması…

    Aşk benim için şu an kararsızlığı ifade ediyor. Bir türlü vazgeçemediğim. O kişi miydi vazgeçemediğim yoksa bu duygu muydu bilemedim. Kendi derinliğimde kaybolmamak adına hayat oyununa daldım, çaresiz kaldığımı hissettiğimde.

  54. K. Aycan Saroğlu

    ‘Aşk Vermediğin Sözü Tutmaktır.’
    Darian Leader; Freud’çu psikoterapist ve ‘Kadınlar Neden Yazdıkları Her Mektubu Göndermezler’ adlı şahane tespitleri olan, eğlenceli kitabın yazarı…

    bir de
    ‘aşk varsa tesadüf kuşları devreye girer’… Milan Kundera..

  55. yasemin

    evet … ben yasemin …
    aşk yenik düştü …
    19 eylüldeki yazımı okuyanlar beni anlar…
    olmadı … korktum …
    gelecek tepkilerden korktum…
    yarın görüşecektik…
    yemek yiyecek sonra sinemaya gidecektik.
    bir haftadır şunu mu giysem bunu mu telaşım sona erdi…
    içimdeki heyecan yerini üzüntüye bıraktı…
    o sonuna kadar diyor …
    ama ben küçük bir şehirde az cok tanınan biriyim…
    göze alamıyorum…
    yalnızım ve mutsuzum….

  56. emel aydınlı

    Hikayeler çoktan yazılmış, biz sadece oynuyoruz belirli zaman aralıklarında, istediğimiz bedenlere kendimizi bulabildiğimiz (yada öyle sandığımız) ruhlarda aşkı yaşıyoruz. Aslında işin özünde içimizdeki sevgiyi karşımızdakinde konumlandırıyoruz, adına da aşk diyoruz.

    Aslında hepsi birer nesne. Nasıl görmek istiyorsak öyle görüyoruz onu. Benimkisi korkuların ardına gizlenen bir düştü bilinç altımda verilen sözlere sadık kalınmadığının bilinçliliği vardı hep. Yine de yaşamak istiyorsunuz kör olmuşcasına.

    Hayatı yansımalarda görmek zor iki aynayı birbirine tuttuğunuzda ışıltısı büyüler ama kör olursunuz…

  57. zeynep..

    Aşk.. Dünyada olmama halidir.. Gözün, gönlün yalnız onu görmesidir.. Yalnız onla olmak, yalnız onu görmek, yalnız onu duymak istersin.. Sanki sana verilerin en büyük mücevherdir. Gözün gibi bakarsın, o kadar çok bakarsın ki..

    Hayatımda bir defa aşık oldum ben.. Ve o artık yok. Onsuz ne yaparım diye ağladığım günler, gitti diye kazağını alıp kokladığım günler, onunla uyuduğum geceler, yemek yemeği bile unutup safinaza döndüğüm günler, evinde yatağı yok diye gizli gizli evimden yatak alıp götürdüğüm günler geliyor aklıma şimdi.. Komik ama gerçek :)

    Ve daha neler neler yapmamışım ki.. Ama hızlı tüketmişiz birbirimizi, geride sadece ona duyduğum sevgi ve saygı var. Yine de bu da güzel..

    Aşk bir zamanlıkmış bunu anladım ben, sevgiyse ömürlük… Keşke ömrümüzün sonuna kadar birine aşık olsak ve hiç tükenmesek, hep çoğalsak..

  58. İnci

    Aşk, göze almaktır. Çukuru bile bile, göre göre o çukura atlamak gibi… Hiç duymadım ki mutlu ve karşılıklı bir aşk.

    Bir celladı var bir kurbanı aşkların… Ne yazık ki kimin hangi rolde olacağının kararını kimse veremiyor.

    Çukur kendi içine çekeceği kişiye kendi karar veriyor…

  59. Mehmet

    Ezgi “Düşünün bir, genellikle aslında hoşunuza gitmeyen, bu benim tipim demediğiniz kişilere karşı gerçek aşkı hissetmemiş misinizdir?”

    Gerçekten aşk budur. Hiç tipim değil dediğiniz, bununla hiç kendimi uyumlu görmüyorum dediğiniz kişiye aşık oduğunuz zaman, o sizin için en güzeli, en uygunu, en tatlısı, en mükemmeli olur. Hiçbir şeyini görmezsiniz. Yargılayamazsınız, olduğu gibi seversiniz. İşte aşk budur.

    Aşkta duygu vardır. Mantık susar. Ben de aynı şekilde hiç aklıma dahi gelmeyecek birine aşık olmuştum. Aşk bu…

  60. Mehmet

    Sadece ben değilmişim herkes aşık olmuş :)
    Aşk beyninin her hücresiyle onu düşünmektir.
    Sabahlara kadar uyuyamamaktır aşk.
    Dünyada tek önemli şeyin o olduğunu zannetmektir.
    Herşeyin durmasıdır aşk.
    Gelip ortalığı yıkan herşeyi yerinden oynatan ve çekip giden bir fırtınadır aşk.

    Bende böyle bir fırtına geldi geçti.

    Şimdi gülüyorum kendime. Nasıl olmuşta aşık olmuşum bir anda? Oysaki hayatta o kadar çok şey var ki düşünülecek, o kadar iş var ki yapılacak. Tek şeye odaklanmak, herşeyi o zannetmek bir süre güzel tabii. Bir gün bitmeli aşk.

  61. dilék

    Aşk…
    herkeste farklı tanımlar, hisler, heyecanlar, yaşanmışlıklar ve yaşanılacaklar….
    işte bu yüzden AŞK sanırım İNSAN demek…
    nasıl hiç bir İNSAN bir başkasına benzemiyorsa,,,
    yaşanılan hiç bir AŞK da bir başkasının yaşadığı aşka benzemiyor… Partnerinizin bile size olan aşkı, sizin ona olan aşkınıza benzemez…

  62. emre

    Herkese selamlar, benim size tavsiyem hayatta en azından ilk ve son kez aşk olun. Kendinizdeki cesreti göreceksiniz…

  63. kübra

    Aşk belki de keşfetme ve tanıdıktan sonra sevgi!

    Ben de birine aşık oldum. Ya, gercekten objektifim veyahut insanın sevdiği ya o, onun için en mükemmeli geliyor. kıyamıyorsun…. ne bi arkadaşa benziyor ne de dosta,değişilmiyor.. zaten sevdiğin de dostun da o oluvermiştir.. çok sevdiğim kişi benim sözlüm… seni çok seviyorum!!!

  64. Ezgi

    Aşk; Hoşumuza Giden Bedenlerin İçine Hayal Ettiğimiz Ruhları Yerleştirmenin Adı mı?

    Hayır, aşk; hoşumuza gitmeyen bedenlerin içine bile hayal ettiğimiz ruhları yerleştirebilmenin şaşkınlığıdır aslında… Nasıl olur da yerleştiririz, nasıl olur da o beğenmediğimiz bedenle yaşananlara aşk deriz… Düşünün bir, genellikle aslında hoşunuza gitmeyen, bu benim tipim demediğiniz kişilere karşı gerçek aşkı hissetmemiş misinizdir?

  65. Gülter Özgür

    Aşka tutulunca insanın ayaklarını yerden, nefesini de dudaklarından keser. Bütün herşey boştur, sadece aşk ve o vardır. Rüya gibidir ve uyanınca da yakar kavurur insanı. Ondan sonra da işte böyle dizeler dökülüverir satırlara.

    ::Sözün Bitip Duyguların Yaşandığı An ::

    kalbimin derinliklerinde yanan alevin notaları,
    yitip giden sevdamın gözyaşları,
    kimbilir ki ne zaman
    bir daha geri döner
    aşkımın ilk kıvılcımları
    rengi solmuş fotoğrafların
    arasından buldum
    bir zamanlar
    gözlerimizin içinde eriyip gittiğimiz
    günlerin resmini
    içim yandı ahhh

  66. Ibrahim AKAY

    “Aşk imiş her ne var alemde, ilim bir kil’u-kal imiş ancak.” Fuzûlî

    16ncı yy.’dan bizlere böyle seslenmiş üstad.

    Bu kelimeyi daha az kullanmak gerek sanırım. Çok yüce ve ulvi olan bu kelimeyi, şimdilerde ‘yapmak’ eylemiyle kullanır olduk. 18 bin alem içerisinde bu duyguyu fıtratında bulunduran tek varlık bizleriz. İnsanlar… Ancak böyle olmasına rağmen bu duyguyu sadece insanlara karşı hissetmeyiz. Kainattaki her şeye karşı hissetmemiz mümkündür bu duyguyu. Dolayısıyla her insan içinde bir kainat taşıyor olmalı… Ama biz bunu fark edemeyiz çoğu zaman. İşte bu fark edemeyişimizi “bilmek” erdemiyle açıklayabiliriz. Bilmediğimiz için yaşayamadığımız duygular, dünyalar…

    Aşk, bugün hemen herkesin yapmaya çalıştığı gibi ilan etmek, duvara, göğe, denize, eşe-dosta ilan etmek, duyurmak değil; aksine gizlemek, sevgilinin adını ağzına yerleştirmeyip dile düşürmemektir. Çünkü Aşk, yanmaktır. Ne kadar çok ilan edilirse, yangın o denli çabuk söner… İbadetlerin gizliliği de bundandır. Allah’a aşık olan bir kimse, onun sırrına sabır gösteren bir kimse, göz yaşını gizliden döker… Aşikar olan yaş insandır…

    Bunu bizim klasik edebiyatımızda da görebiliriz aslında. Hatırıma gelen ilk mesnevi, yine üstad Fuzûlî’nin “Leyl’i Mecnun” mesnevisidir.

    William Shakespeare ve Fuzûlî aynı yüz yılda yaşadılar. Biri batının bir aşk hikayesini anlattı, diğeri de doğunun. Shakespeare, Verona’da aralarında kan davası olan iki ailenin hikayesini anlattı. Fuzûlî ise doğunun en hüzünlü aşk hikayesi olan Leyla ile Kays’ı anlattı. Batı edebiyatçılarından, bu iki edebiyatı da çok iyi bilen edebiyatçılara sorduklarında, Leyla ile Kays’ın çok daha üstün olduğunu itiraf ediyorlar.

    Mecnun = Çılgın demekti. Peki madem ki çılgındı, neden biz bunca yıldır bu çılgının peşinden koşuyoruz? Neden hala onu anlamaya çalışıyoruz veya arıyoruz? Bunun cevabını ben de bilmiyorum. Ama ilgilendiğimiz bir gerçek.

    Aklıma gelen başka bir geçek de şu: Bizim edebiyatımızda bayan şair hemen hiç yok denecek kadar azdı. Ama şimdi bayanlar da şair olmaya çalışıyor. Sanırım burada sosyal açıdan da bir tespit yapmak gerek. Burada yolunda gitmeyen bir şeyler var bence. Ben bayanların şiir yazamayacağına inanırım. Çünkü yaradılış böyledir. Nisa, niyaz etmez. Naz eder… Yani kadınlar dil dökmezler, şiiri yazdırırlar. Acaba kadınlarımız da fıtratlarını mı unuttu? Erkekler naz eder oldu. Acaba onlar da mı unuttu? Ne dersiniz?

    Sevgili Efendimiz’in o güzel hadis-i şerifiyle bitireyim: “İnnema’n-nisâ şakayıku’r ricâl” – “Şüphesiz kadın, erkeğin şakayığıdır.”

    Saygılarımla…

  67. deniz

    Çoğuna göre hayata hayat yapan şey.. hatta abartırsak yaşamanın amacı… onu bulmak.. onu bulunca hayatı da bulacağım..

    Aşk: şimdiye kadar başımdan bir kaç kez geçtiğini düşünüyordum.. yani ciddi anlamda.. yolda bir taş abi görüp, yanımdakine az önce aşık oldum demekten fazlası olan.. Bir kaç isim sayabilirdim aslında.. ama bakıyorum da şu an herhangi birini düşünmeden yaşayabiliyorum.. tatlı anılara dönüştüler sadece..

    Gerçek aşk, tatlı anıya dönüşecekse eğer, saçların beyazlaşıp tontonlaştığında yanında anılarının kahramanının elini tutuyorken dönüşmeli bence… yani görünen şu ki, kahramanım henüz hikayeye girmedi..

  68. Bluetigar

    Siteniz gerçekten çok güzel! Benim de Pagerank’i 3 olan komik bir bloğum var. Sizin gibi kaliteli sitelerle link değişimi yapmak istiyorum. Bloğuma cevabınızı ve linkinizi yazarsanız memnuniyetle link değişimi yapabiliriz…

    Ayrıca bir şeyi merak ettim neden Google Adsense reklamları yok sitenizde? Pagerank’iniz de 5 gayet iyi para kazanabilirsiniz. Parayı hayır işlerinde de kullanabilirsiniz, eğer lazım değilse. Malum memeleketimizde fakir çok…! Adsense hakkında bilgi ve başvurmak için şu adresime bakabilirsiniz. Gerekli tüm bilgiler orada var. Cevaplarınızı bloğuma yorum olarak yazarsanız sevinirim.

    Başarılarınızın devamını dilerim…

  69. Murat

    Merhabalar,

    Kısaca; okudugum en muhteşem aşk konulu yazılardan birisi, yorumları ayrıca sevdim, herkese tebrikler.

    Yasemin isimli yorum yazan arkadaşa ise; senden 4 yaş küçük olmasının veya daha fazlasının ne önemi var demek zorundayım. Seviyorsanız, anlaşıyorsanız keyfini çıkartın. Çocuğunun velayetini vermemek isteme konusunda sonuna kadar haklısın ama hep bu şekilde mi yaşayacaksın?

  70. Ayf

    Aşk Bir Sudur İç İç Kudur ile Klişeleşerek, “Aşk; Karşındakini Bulunmaz Hint Kumaşı Sanmanla Hıyarın Teki Olduğunu Anlaman Arasında Geçen Zamandır” İle Güncelleşip Tanımlandırılan ve Geçen Zamanla Birlikte Tanımlandırılmaya Devam Edilecek Olan, Aynı Yemeğin Zamanla Isıtılıp Isıtılıp Değişik Tatlarda ve Farklı Kişilerin Ellerinden Yenilmesi, TATMA SANATI’dır AŞK..

  71. Duru

    Sessiz adımlarla gelip kapını çaldığında onu içeri almaktır. Hesapsızca, sorgulamadan, yargılamadan, geçecek günlerin çetelesini tutmadan, sonunu düşünmeden anını yaşamaktır. Her bir dokunuşunu hisetmektir her koklayışını özümsemektir.

    Seyrettiğin filimden dinlediğin müzikten zevk almaktır. Aynaya baktığında sadece kendi yüzünü görmemektir. Kalabalıklar arasında yalnız hissetmemektir. Hep birinin nefesini ensende hissetmektir.

    Yediğin yemeğin içtiğin kahvenin tadını alabilmektir. Saçlarını onun parmaklarıyla taramaktır. Yaptığın makyajın, sürdüğün kokunun, giyindiğin kıyafetin nasıl göründüğü bile daha fazla anlam taşımasıdır.

    Yaşamaktır aşk. İçindeki coşkudur, heyecandır, tutkudur, tutuklu kalmaktır. Yüzündeki gülümsemedir. Geceleri uyuyamamaktır. Hep bir karın ağrısıdır.

    Bütün değerlere, bütün inançlara, bütün kalıplara ya da kalıplaşmış beyinlere ha …… diyebilmektir AŞK.

  72. yasemin

    aşk… adı bile güzel… ama ne yazık ki yıpratıyoruz… nelerle mi… acabalarla, kuşkularla… kıskançlıklarla… ve çevrenin etkisiyle…

    şu anda 29 yaşındayım, eşimden 2 yıl önce ayrıldım… eski eşim evlendi, ikiz cocukları bile oldu… ben 6 yaşındaki oğlumla hayat mücadelesi verirken, birgün bir arkadaş sitesine girdim… ve yine bulunduğum şehirden bir öğretmen ile mesajlaşmaya başladık…

    işin kötü yanı yaşının benden küçük olması… evet 24 yaşında ve hiç evlenmemiş… yani bekar… gerçekten fikirlerinden etkilendim, resmini görünce elektrik aldım… ama mantık girdi devreye ve ona birlikte olursak çok yıpranacağımızı söyledim… hem aynı şehirdeyiz… hem yaş farkı… onun hiç evlenmemiş olması, aileler ve benim güzel oğlum… bu arada ilişkim duyulursa avcı gibi bekleyen babası hemen velayet davası açacak ve oğlumu benden almaya kalkacak…

    bunları ona defalarca anlattım… o alışırız dedi varım dedi… ben de varım dedim… evet biliyorum birgün bitecek… malesef bitecek… hiç istemesemde bitecek… ama bu sefer duygularıma göre hareket edeceğim… belki yıpranacağız ama… olsun bu aşk sarhoşluğu çok güzel… onu düşününce heyecanlanmak, telefona sürekli elinin gitmesi, onu özlemek, hayal kurmak… özlemişim bunları…

    anne olabilirim , çalışabilirim, ama aşık olmaya da hakkım var değil mi, yeterki düzeyli ve yalansız olsun… hoşçakalın…

  73. Fatih Uzal

    Ask yüksek süratle araba kullanmak gibi heyecan verici, tutkunun damarlarda kol gezdiği anları yaşatan zaman dilimidir…”

    Ve benim için şu ana kadar aşkın tanımı bir bayan tarafından şans eseri bir atışma sonucu yapılmıştır..

    “Aşk, erkek ve kızın kendilerince tanımlarını zaman içinde birbirlerine ögrettikleri an anlam kazanan kavramdır…”

  74. Derya Ongun

    Aşk tanıdıktır, tanımadığımız ama gördüğümüzde “işte bu” dediğimiz tanıdıktır, beklemediğin zamanda karşına çıkan ama çıktığında da şaşkınlıkla değil, “işte geldi” zıplamasıyla karşıladığın tanıdıktır.

    Bilirsin gözgöze geldiğinde, tanırsın, yanılma ihtimali neredeyse yok gibidir. İçinden birisi bazen “yok canım saçmalama” dese bile o ses cılız kalır, yankılanamaz bile, heyecanla kıpırdayan kalp/ruh dansının ortasında, pistte, kaynolur gider. Danstır aşk, aniden başlayan sürpriz müzikle kendimizin bile şaşırdığı muazzam bir uyumla başladığımız danstır.

    Sevgiliden ayrıldığında onu düşüneceğini bildiğin için üzülmemektir, aynı zamanda da yanındayken bile özlediğindir. Zıtlıkların eşsiz uyumudur…

    Geri dönüp baktığımda tüm aşklarımın böyle başladığını görüyorum, bundan sonrakinin de böyle başlayacağını biliyorum ve gene biliyorum ki gözgöze geldiğimde tanıyacağım onu… Dedim ya yanılma ihtimali sıfırdır aşkla karşılaştığınızda…

    Ayrıca kabul etmen de gerekmez, içerdeki zaten bağlantıyı kurar sormadan, danışmadan sana, kalp devreye girer ve ruhla kırmızı telefondan görüşür, anlaşırlar ve işte… aşıksındır……. Çok güzeldir aşk çok…

  75. Dursun Ferikel

    Hımmmmm ve AHHHHHhhhhhh..
    Unuttuğum bir şey daha GETİRİLDİ :) aklıma.

    550 günlük askerlik yaşantım boyunca…
    Toplam 30 gün izinli olduğum yani yanyana olduğumuz düşünülürse, geriye kalır 520 gün askerliğim.

    Son 10 günde de;
    -Aşkım, artık mektup gönderme bana çünkü tezkere aldıktan sonra buraya (Ağrı’ya) mektubun gelmesin alamam onları, dediğimden askerliğimin bitişine 10 gün kala mektup yazmayı bırakmıştı aşkım bana.
    Geriye kaldı 510 günlük askerlik yaşantım.

    Evet, ben Türkiye Cumhuriyetinin askerleri arasında sevdiğinden en çok mektup alan kişiyim. Tamı tamına 510 gün için, 500 adet mektup aldım eşimden.

    Bölük komutanımız Burhan Yüzbaşı askeriyeyi oyaladığım konusunda biraz sitemde bulunsa da :) sağolsun hiç üşenmeden tüm mektuplarımızı okumuştu.

    Aşk mı? İşte Aşk budur..

  76. Gulchi

    Koca dünyada kendini yalnız hissetmektir “aşkın sonu.” Başını hatırlamamak, sonu için hep korkmak ama o kaçınılmaz sonu korktuğu gibi yaşamaktır.

    İlk gençlik zamanlarında “o” olmadan yaşayamayacağını düşünmek, biraz daha büyüyünce “o”nun yokluğunun asıl hazzı verdiğini hissetmek; ama her halukarda mantığın bittiği yerde, “asla yapmam” dediğin herşeyin kıyısında gezinmektir aşk.

    Acı çekmeyi sevmek, bir kaosun içinde boğulmak, sıradan hayatımızda başka insanlara yakınacağımız bir dert edinmek, melonkolik olmaktır aşk…

    Aşk, bitip gittiğinde, ardından işte böyle depresif cümleler döktürendir…

  77. dilek

    Diğer bütün spermleri can hıraş gayretle alt edip ilk kahramanlığımı yaşayan ben de; sonsuzluğun içinde toz haline dönüşmeden önce aşkı belki de yaşanması olasılık olan en güzel duyguyu hele bir de karşılıklı olanının ruhu besleyen en güzel besin olduğunu savunanlardanım.

    Kim ne derse desin gönül hep onbeş pır pır, kanatlarını çırptıkça hem hissediyor hem de hissettiriyor.

    Tek aşkım, son aşkım sözü de saçma geliyor. Şimdi sen, ayran gönüllüsün de ondandır diyebilirsiniz ama insan değişik zamanlarda birden fazla aşk yaşıyor, yani biri bitince diğeri başlıyabiliyor. Konuyu ve yorumları okurken farkettim; yaşadıklarımın hepsi de kavgayla başlamıştı, hiç romantik bakışmalar günlerce yapılan serenatlar değil de hep didişme oldu.

    Hmm, bu da soru işareti getirdi şimdi romantik başlayanlar mı sonsuza kadar sürer? İlk ve son aşkım diyenler böyle başlayanlar mı? Evet ama önemli olan nasıl başlaması değil de birlikte paylaştıklarımız değil midir?

  78. Dursun Ferikel

    Benim (bizim) için;

    Aşk, yanındayken bile “O”nu özlediğini hissetmektir.
    Aşk, “O”na sarıldığında, sarılma eyleminin duygularını tercüme etmeye yetmediğini düşünmektir.
    Aşk, her sabah veya gece yarısı uyandığında “O”na gülümseyebilmektir.
    Aşk, akşam işten eve dönerken, “O”nu göreceğini düşünerek yolda kendi kendine gülümsemektir ve 5 dakika sonra evde olacağını bildiğin halde dayanamayıp sesini duymak için onu aramaktır.

    Aşk, sevdiğin kişinin içine, hayal ettiğin kişinin kimliğini koymak değildir. Çünkü bir süre sonra aşkımızın içinde gördüğümüz kendimizin parçası olan o kimlik aşkın bitmeye başladığının işareti olacaktır.
    Aşk, “O”nun kimliğini özgür bırakmaktır. “O” insanın kimliği bize karşı duyduğu sevgi ile parlayacaktır eğer parıldama yoksa “O” kişi, bizim “O” insanımız değildir.
    Aşk, kaçmak veya kovalamak değildir, kendi kimliğinle teslim olmaktır.

    Aşk, şu kısa hayatta 2 kişinin kimlik ispatının savaşı değildir, birlikte gülümsemek, birlikte ağlamak, birlikte hayal etmek, birlikte mücadele etmektir.
    Aşk, salatanın sona kalan suyunu ekmeğinle sıyırdığınla onu kendin yemeden “O”na uzatmaktır :)
    Aşk, ona süpriz bir kahvaltı hazırlarken, heyecanlanmak ve o uyanıpta bu süprizi bozmasın diye dua etmektir. Ben henüz başaramadım “O” hep uyandı :)

    2000 yılında başlayan birlikteliğimiz, 2004 yılında yol değiştirerek nikah masasında yeni bir yola girdi. Ancak aşkımız hayatımız ve bizi biz yapan kimliklerimiz hiç değişmedi.

    Aşk, sadece “O” insan ile yaşanandır gerisi lafıgüzaftır…

    Çok değerli bir dostumuzun bize yıldönümü hediyesi olarak yazdığı – hikayeleştirdiği, aşkımla/eşimle tanışma hikayemizi sizlerle paylaşmak isterim.
    Kendisine (Tamer Yılmaz) o gün o masada bana cesaret verdiği için tekrardan teşekkür ediyorum.

    *****************************************
    Kız belki heyecandan, belki utancından adını bile söylemedi, delikanlı ismini bile bilmediği ama evet işte ‘o insan’ dediği kişinin hayaliyle oradan ayrıldı. Ve içinden şunları geçirdi…
    “Eğer bu kişiyle bir hayat birlikteliğimiz olacaksa ve bu hayatta her konuda birlikte mücadele edeceksek, ben kendime düşen kısmını yaptım, şimdi sıra onda tabiî ki eğer ‘o kişi’ ise…
    *****************************************
    Eğer okumak isterseniz… Bu Yaşanmış Bir Aşk Hikayesidir

  79. Noname

    SEVGILERDE

    Sevgileri yarinlara biraktiniz
    Cekingen, tutuk saygili.
    Butun yakinlariniz
    Sizi yanlis tanidi.

    Bitmeyen isler yuzunden
    (Siz boyle olsun istemezdiniz)
    Bir bakis bile yeterken anlatmaya herseyi
    Kalbinizi dolduran duygular
    Kalbinizde kaldi.

    Siz genis zamanlar umuyordunuz
    Cirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi soylemek.
    Yillarin telaslarda bu kadar cabuk
    Gececegi akliniza gelmezdi

    Gizli bahcenizde.
    Acan cicekler vardi,
    Gecelerde ve yalniz
    Vermeye az buldunuz
    Yahut vakit olmadi.

    Behcet Necatigil

  80. ufuk

    Gerçek aşk gözlerine umudu, kalbine heyecanı, kanatlarına rüzgarı veren bir yeniden doğuştur.

    İnsana yanlızlığı sayesinde kaybettiği gücü ve cesareti yerine getiren bir sıyrılıştır. Unuttuğumuz hayatın amacına tutunmamızı sağlayan serin bir yaz akşamıdır. Gözeneklerimizi varoluşla dolduran sevinçtir. Yarın’ın önemi yoktur, nerede hangi dili konuştuğunun önemi yoktur, onunla artık hür ve kutsanmışsındır.

  81. Kerim.

    “Bir gece otobüse binip bilmediğin bir şehire o’nu görmeye gitmektir…”

    Bu cümleyi okuduktan sonra şöyle bir duraksadım. Ve içimden ekledim:

    – Cüzdanını çaldırıp gece parkta uyumaktır.
    – Ona sarılıp, öpeceğini düşündükçe karnında kelebeklerin uçuşmasıdır. (Kendi Tecrübelerim)

  82. Nihan

    Ben aşkı tanımlayamayanlara ya da aşkın olmadığına inananlara inanamıyorum. Çünkü Allah önce bize aşkı veriyor. Hem de her şeyden önce…

    Aşkın tanımı benim için sevdiğimin gözlerindeki tılsımdır, yıldızlardır. Biliyor musunuz ben ilk defa birinin gözlerinde yıldızlar gördüm. İlk defa birinin ellerini tutmaktan çekinmedim ve ilk defa yürekte koparak birini öptüm… Bunlar aşk işte…

    Aşk var. Hem de öyle çok ki…

    Mutluluktan öldürür de aşk, bir cümle ile mutsuz da kılar adamı… Ama ben o acıya bile razı olanlardanım. İyi ki aşığım. Aşk acısını bile seviyorum… İyi ki aşk var..

  83. TugCe

    Aşk küçükken duvara gidip kafa atmak ya da elini sobaya değdirmek gibi bir şey aslında.

    Biliyorsun ki acıyacak, herkes söylüyor, “evladım yapma elin yanacak, başın acıyacak” diye ama sen yine de gidip yapmak istiyorsun. Kendin görmen lazım, biraz büyük olduğunu ve de korkmadığını kanıtlamak, biraz meydan okumak, biraz gösteriş, biraz macera, adrenalin, biraz eğlence, biraz kafanı eseni yapma mutluluğu, sonrasında a bolca acı gibi bir şey…

    Elin yandığında ilk başta hissetmezsin değil mi, “aa bak yaptım acımadı” duruşu, gülümseyiş sonrasında hissetmeye başlayınca acıyı farketmek..

    Yine de sanırım acı çekmek aşksızlıktan daha güzel, hüzünü acısıyla beraber çiğnemek bir nevi ve bundan zevk almak… Mazoşistçe… Ve bir obsesyon kesinlikle…

    Yine de aşık olurken aslında sözsüz bir anlaşma imzalıyorsun, tıpkı ameliyatlardan önce atılan imzalar gibi…
    Geçer diyorsun, geçiyor da… Ama geçinceye kadar sen aslında kendinden geçiyorsun :)

  84. zeynep

    Sabah 11.00’de okudum yazınızı. O saatten beri bir sekmede açık duruyor.

    O saatten beri düşündüm düşündüm bir aşk tarifi yapamadım. Ben kime aşıktım emin olmadım.

    Sonra aklıma Louis Aragon’un “Mutlu Aşk Yoktur” şiiri geldi. Müsadenizle ben de ondan alıntı yapayım (yaşamadan alıntı yapan gillerden biri de ben olayım =).

    bir tek aşk yoktur acıya gark etmesin
    bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara
    bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda
    ve senden daha fazla değil vatan aşkı da
    bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin
    mutlu aşk yoktur
    böyledir ikimizin aşkı da

    Cemal süreyya bu son mısrayı
    ama şu aşk ikimizin öyle de olsa diye çevirmiştir ki, o da ayrı anlamlıdır.

    Belki de mutlu aşk olmadığını bile bile umut etmektir aşk, kimbilir?

  85. ömer

    Hiçbir Neden Yokken, ya da Biz Bilemezken Tepemiz Atmış…
    ve Konuşmuşuzdur.
    Onca Neden Varken ve Tam Sırası Gelmişken
    Hiçbirşey Yapmamış ve Susmuşuzdur.
    Aynı Anda Aynı Sessiz Geceye Doğru içim Sıkılıyor Demişizdir.
    Aynı Sabaha Uyanırken Kimbilir Aynı Düşü Görmüşüzdür.
    Olamaz mı?
    Olabilir.

    Onca Yıl Sen Burada
    Onca Yıl Ben Burada
    Yollarımız Hiç Kesişmemiş
    şu Eylül Akşamı Dışında.

    Belki Benim Kağıt Param,
    Bir şekilde, Döne Dolaşa
    Senin Cebine Girmiştir.
    Belki Aynı Posta Kutusuna,
    Değişik Zamanlarda da Olsa, Birkaç Mektup Atmışızdır.
    Ayın Karpuz Dilimi Gibi Batışını İzlemişizdir Deniz Kıyısında.
    Aynı Köşeye Oturmuşuzdur Köhnede
    Belki de Birkaç Gün arayla
    Olamaz mı?
    Olabilir.

    Onca Yıl Sen Burada
    Onca Yıl Ben Burada
    Yollarımız Hiç Kesişmemiş
    şu Eylül Akşamı Dışında.

    Bostancı Dolmuş Kuyruğunda
    Sen Başta Ben En Sonda Öylece Beklemişizdir.
    Sabah 7:30 Vapuruna Sen Koşa Koşa Yetişirken,
    Ben Yürüdüğümden Kaçırmışımdır.
    Aynı Anda Başka insanlara,
    Seni Seviyorum Demişizdir.
    Mutlak Güven Duygusuyla,
    Başımızı Başka Omuzlara Dayamışızdır.
    Olamaz mı?
    Olabilir.

    Onca Yıl Sen Burada
    Onca Yıl Ben Burada
    Yollarımız Hiç Kesişmemiş şu Eylül Akşamı Dışında.
    Söylenecek daha ne kaldı ki…

  86. ülke

    Aşk…

    Sözünde dursun söyleyeceklerin, hem dilinin ucunda düşecekmiş gibi, hem amansız saklı bir karıncadan bile. Aklın fikrin ermesin. Say ki, cehennem ateşinde sınanıyorsun.

    Bir şarkı mı duydun sevdiğinin adını bezemiş dillendiriyor, sustur. Benzetme kimsenin içinden dökülmüşlere. Kimsenin şarkısına şiirine. Sen sırt çantana sakla adını. Bir şiir, dillere destan mı sevmiş?. Yanmış mı dağlar lal mi olmuş? Anlatmaz hiçbir demir kapı göze aldıklarını.

    Sen bir rüzgarsın diyelim ki;

    Ağırlığınca yoklarsın heybetinden yaklaşılmayan bir ağacı. Ama koklarsın, koparırsın, dökersin. İşin bu.

    Aşk öylemi ya?

    Aşk rüzgarın işi mi?

    Yeryüzüne saçılmış milyarlarca insan arasında, yalnız birine, bir ömür yandığın iş mi? İşten sayılır mı dağları karşına almak cesareti?

    Aşk işten sayılır mı?

    Değil; kafanın içine işlediğin, hiç bir kağıda dökmeye kıyamadığındır aşk…
    Adını yazmak rüyasına durduğun vakit; bin tane yıldızın ard arda indiğidir gökyüzünden.
    Seyretmeye hiç alışık olmadığındır, kendi suretini bu kadar benimsemişken.
    Aysız bir gezegendir..

    Biçilmemiş kumaştır, hangi terzi gelse eli tutulur. Plansız şehirlerdir, öyle karmaşık ki her şeyi, küfürün biri bin para.

    Aşk kafanda tuttuğundur, yaşın kaç olursa olsun, zıpkın gibi, can yaka yaka durur orada öylece.

    Tutanaklara geçti gülüm;

    Aşk yazılı delilsiz bir davadır…

    Tanık, sanık kaldırmaz…

  87. Goddess Artemis

    Benim aşk’a bakışım, tam da ODTÜ Felsefe Bölüm Başkanı Ahmet İnam üstadın anlattığı gibi:

    “Aşk, Leyla’nın ardında Mecnun olmak değildir. Aşk, Leyla’da tüm kainatı ve tüm yaratılmışları sevmek, onların iyiliği, güzelliği, mutluluğu için -karşılık düşünmeksizin- bir şeyler yapmak ve bu yaptıklarından sonsuz bir haz almaktır.”

  88. eda suner

    Aşk sevgi dostluk insanlık hepsi aynı bence. Sadece hislerimize yüklediğimiz anlamlar farklı. Mevlana’ya da aşk duyarsın eşine de. Sıfatlara takılmamamak lazım.

    Hep hayaller değil midir bizleri ayakta tutan?

    Akıllar; teselliye sığınırlar zaten o ruhları o bedene yerleştirmek için. İter kakarlar.

    Ama sert bir tokatla 10 numara büyük gelir bedene o nazik ruh..

    Silkeler atar…. Kusmalar başlar işte o zaman.

    Ben bununla mı beraber oldum diye serzenişler, kendi teninden iğrenmeler, kendine olan güvenini yitirmeler….

    Ama önemli olan en sonunda;

    “Nelerimi alıp gitti bilmem ki? Bir yerlerim çoğaldı!” diyebilmektir…

  89. Sefer

    “Ben söyleyeyim size sevilmek ne demektir, ben bilirim onun ne olduğunu. Sevildiğim için değil, sevilmediğim için, ömrümde beni gerçekten sevmiş bir tek kişi olmadığı için bilirim.

    Sevilmek, bir kimsenin gözünde eşsiz olmaktır; sizi seven kişi, size yeryüzünde bir tane diye bakmıyorsa, sizi sadece insanlar arasında bir insan, ancak sevilecek bir insan sayıyorsa, kabartmayın koltuklarınızı, siz de sevilmemişsiniz demektir. Sizi başkalarıyla ölçebiliyorsa, sonunda sizi hepsinden üstün bulsa dahi, bilin ki sizi sevmiyor, gerçekten sevmiyor, hoşlanıyor sizden, işte o kadar, yerinize bir başkasını koyabilir.”

    diyor Nurrullah Ataç. Sevgiyi, sevgisizlik üstünden anlatarak inanılmaz bir şey gösteriyor hepimize..

    Sağlıcakla kalın..

  90. saniye

    Benim için aşk önceden neydi nasıl ifade edebilirim bilmiyorum ama şimdi aşk; uzak kalmak ne kadar acıtsa da içimi, yanında olup içimdeki o güzel hisleri yok etmesine izin vermek yerine, kaçıp, herşeyi içime saklayıp yaşamak…

  91. Mehmet

    Yazın ortasında, güneşin altında; her atışın tek sayıldığı ve ellide biten üçe üç tek pota basket maçı sonrası, buz gibi bir şişe suyu kana kana içene kadar geçen sürede yaşadığınız ve o bir şişe buz gibi suya karşı hissettiğiniz şeydir aşk. O suya ne kadar geç ne kadar zor ulaşırsanız, aşkınız da o kadar arzulu ve o kadar uzun sürer. Şişeyi dikip nefes almadan dibini gördüğünüz anda da aşka noktayı koydunuz demektir.

    Fermat’ın son teoremine (350 yıllık) 10 yaşında tesadüfen rastlayan Andew Wiles 30 yılını bu teoremin ispatına ayırmış, ispattaki ufak bir hata için 14 ay çalışmış ve başarmış. “Çocukluğumda Fermat’ın son teoremiyle karşılaştığımdan beri o benim en büyük tutkum olmuştur.” diyen biri için bu başarı aşkın bitişidir.

    Evet. “Aşk bir arzudur, vuslatla biter.”

  92. Burak

    “Hoşumuza giden bedenlerin içine hayal ettiğimiz ruhları yerleştirip adına ‘aşk’ diyoruz.” Bu vurdu beni.

    Elimi ayağımı nereye koyduğumu bilmiyorum onu ilk gördüğümde. Saçmaladım, konuşamadım, tam bir embesil gibiydim.

    Salak bir mükemmeliyetçiyim ben.. Yaşamak varken ertelemeyi seçtim. O da uçtu gitti.

    Ben onu çok sevmiştim,
    Ona rağmen,
    Kendime rağmen.

    Hala şiirler yazıyorum. Hala onun için yazıyorum.

    Bazen yukarıda yazdığı gibi düşünüyorum, çok uzun mesafeler vardı aramızda. Ben onun güzel yüzüne istediğim ruhu yerleştirdim. O kadar uzaktı ki farkına varamadım.
    Ya da kendimi böyle kandırıyorum.

    Bazı acılarla ömür boyu yaşarsın, bazılarından ömür boyu kaçarsın. Ben ne halt ettiğimi bile bilmiyorum.

Düşünceni Paylaş!

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir