Yaşamak dünyada var olan en istisnai şey. İnsanların çoğu ise -artık- sadece çevrimiçi, hepsi bu!
Bu aralar pek bir sosyaliz. Facebook, Twitter, Friendfeed, Msn derken, bir bakıyoruz saatler geçmiş ekran karşısında. Geçen vakit eğlenceli olunca, pek farkına da varmıyor insan.
Değer mi; bağımlı mı olduk; sokaktan kopuyor muyuz soruları (biraz da geçenlerde bir seminerde yaptığım gevezelikten dolayı) beynimde fazlaca dolanınca, sizin de görüşlerinizi merak ettim. Bu yazı ondan.
“Sosyal ağ” lafı artık neredeyse Facebook ile aynı anlama geliyor! Hatta öyle ki, Facebook’un kuruluş hikayesinin filmi bile çekiliyor şu sıralarda. David Fincher’in yönetmenliğini yaptığı “The Social Network” filmi 15 Ekim 2010 tarihinde vizyonda olacakmış.
Neyse, biz önce Facebook’la ilgili birkaç bilgi paylaşalım:
Nisan 2010 itibariyle dünyada Facebook:
- 180+ ülke ve 70 farklı dil,
- 400+ milyon aktif [son 30 gün içinde en az bir kez giren] kullanıcı,
- Üyelerin %70’i A.B.D. dışından,
- Yarısı her gün hesabına giriyor,
- Her girişte 55+ dakika vakit geçiriyor,
- 60+ milyon kişi her gün durumunu güncelliyor,
- Her ay 3+ milyar resim,
- Ve her hafta 5+ milyar parça bilgi paylaşıyor.
500+ bin aktif uygulama ve bunları geliştiren 1+ milyon girişimci var. 250 uygulamanın her birinin 1+ milyon aktif kullanıcısı mevcut. 100+ milyon kişi cep telefonundan da ulaşıyor ve cebi kullananlar Facebook’da 2 misli daha aktif.
ABD ve İngiltere’den sonra, Türkiye 3. en büyük Facebook ülkesi!:
- 21.4 milyon aktif kullanıcı, [toplam nüfusumuzun %30’u!]
- %60’ı 25 yaş altı,
- %65’i erkek,
- Üniversite mezunu olan 2.7 milyon kişi.
Diğerleri:
- Msn: 300+ milyon aktif, %10’u Türk! [Dünyada ilk üç içindeyiz!]
- Twitter: Aylık 2+ milyon aktif Türk.
- YouTube: Yasak! Ancak Başbakanımız giriyor! Yasak haliyle bile YouTube, Türkiye’den en çok tıklanan ilk 5 site içinde!
Ayrıca; Bloglar, FriendFeed, LinkedIn, Flicker, LastFm, DeviantArt, Vimeo, G-Talk, Delicious, SlideShare, FarmVille, SecondLife, WarCraft, EkşiSözlük ve daha yüzlercesi…
Sosyal iletişim platformları arasında Facebook açık ara önde. Dünyada 400 milyondan daha fazla nüfusa sahip ülke sayısı ise sadece iki; Çin ve Hindistan. Fazla değil, bundan 2.5 yıl önce Fikir Atölyesi’nde ilk kez paylaştığımızda, Facebook üye sayısı 46 milyondu. Bir yıl önce ise var olan 200 milyon üyenin 10 milyonu Türk kullanıcılardı.
2011 senesi içinde ise Facebook’un bir milyar aktif üyeye ulaştığını görmek hayal olmayacak. Bu da dünya nüfusunun altıda veya yedide biri demek!
“Şu anda ne yaptığımızı” eskiden sadece Msn’deki iletimizde paylaşırken, şimdi binlerle, milyonlarla paylaşıyoruz. Çevremizde olup biteni “önce” biz duyurmak istiyoruz, var içimizde bir habercilik aşkı [microblogging > vatandaş gazeteciliği]. Hem buralar daha bir güncel, daha samimi ve belki de en önemlisi, daha inandırıcı.
Sevdik sonuçta:
- İletişiyoruz, paylaşıyoruz [ifade özgürlüğü, kusma ihtiyacı],
- Sorumuz varsa fikir arıyor ve buluyoruz,
- Yeni kişilerle tanışıyor, iş birlikleri yapıyoruz [dayanışma],
- Kimseye muhtaç olmadan yaptıklarımızı, becerilerimizi gösteriyoruz,
- Dinleniyor, takip ediliyor ve tepki alabiliyoruz [İlgi görme],
- Sokakta örgütlenmek zor iş, sosyal ağlarda kolay,
- Bol resim, video, şamata, gırgır [eğlenceli].
Bunlar, sosyal ağları neden sevdiğimizin görünen nedenleri de, asıl neden, Michelangelo’nun şu lafında gizli olabilir mi:
“Çoğumuz için en büyük tehlike, hedefi yukarı çekip ulaşamamakta değil, çok aşağılarda tutup ulaşmakta.”
Eskiden hep takma isimlerle vardık mesela. Dilediğimizi söyler, internetten bir zarar gelmez derdik. Geliyormuş oysa. Hem de iş ‘kitlesel yayın’a girdiğinden misli misli geliyormuş. Ancak Facebook’la ivme kazanan “gerçek kimliğinle” var olma durumu, azalttı gibi bu anonim olma durumunu. Geçtim onu, biz terfi beklerken, Facebook profilimize bakanlar bile var!
Gülen yüzler dünyası sonuçta. Kendimizi olduğu gibi gösteren [habersiz çekilmiş, pek de hoşumuza gitmeyen, photoshop'lanmamış!] resimler pek yer almaz mesela buralarda. Çünkü bu yaşadığımız “kurgulanmış bir alt hayat” belki de:
- Ben sıradan biri değilim!
- Kendime de hayranım ayrıca.
- Hayal ettiğim gibi görünüyorum, sanal karizmayım, ne var ki bunda?
- Yıldız olmak istiyorum, olmadı onları takip edersem belki onlar gibi hissederim.
- Tabii bir de televole’lerden alışkın olduğum bir teşhir ve dikizleme keyfim var ki, karışmayın!
Büyük Birader’in de pervasızca her attığım adımı kayıt altına aldığı bu “kurguladığım alt hayat” güzel de, sahi, ben kimdim?
- Sistemin benden istediği, benim de keyifle yaptığım, hep tüketen,
- Anlık yaşadığım bu konforlu uyuşukluğumda memnun,
- Her geçen biraz daha bağımlısı olduğum,
- Sokaktan uzaklaştığım,
- Bayağılığa prim verdiğim biri miyim?
Veya pardon… Bu yukarıda yazılanların televizyondan bir farkı var mı ki?
Bugünün televizyon programları da bana hayal ettiğim bir alt hayatı kurgulamam için var güçleriyle çalışmıyor mu? Kim nerede, kiminle, ne giymiş, ne demiş ağırlıklı magazin programları, özendiğim Polat Alemdar’lar, yatak odası problemlerini milyonlar önünde tartışan insanlar… Ne farkı var ki?
Yok gerçekten! Çünkü olmayan bir şeyi sosyal ağlar yaratmıyor. Yaratamaz da. Ve sosyal ağlar, geleneksel medyanın ta kendisi olmak üzere.
İnsanların olduğu, toplaştığı yerlerde görüşler olacak. Tartışmalar olacak. İlgi görme ihtiyacı aynı. Kendimizi gösterme, sosyal olma, ait olma ihtiyaçları aynı. Teşhir (sadece çıplaklık değil, beynin içindekiler için de), bayağılık, hatta nefret ve kin kusma…
İnsanların olduğu her yerde bunlar var. Sosyal ağlarda da olacak. Kültürün başka bir aynası sonuçta. Tek olumlu fark ise; artık olup biteni daha yakından takip edebiliyor ve dilersek de fikirsel katkı sağlayabiliyoruz. Sessiz kalmak istemediğimiz anlarda, elimiz kolumuz eskisi kadar bağlı değil. Karizma olma çabası dışında kalan zamanlarda, akıllı fikir tartışmalarının kazancı büyük.
Gelişen teknoloji ile beraber değişen, esasında sadece iletişim platformları. Bir de tanımlarımız:
Msn’de görüntülü konuşmak “görüşmenin”, Sms atmak “ilgi göstermenin”, Twitter veya Friendfeed’te yazmak “paylaşmanın”, Facebook’ta olmak da “var olmanın” yeni adları olmuş.
Maslow mesela. İhtiyaçlar Teorisi‘ni yazarken bugünlerin ağlarını görebilseydi… “Sosyal olma ihtiyacını” geçin, piramitte bir yukarıda yer olan ve saygı ve başarıyı kapsayan “benlik ihtiyacı” için bile artık sosyal ağlarımız var!
İyi ki de var şu teknoloji! Yoksa bunca “koşuşturmaca içinde” nasıl sever, sevilir veya bir yerlere ait olurduk?
Albert Einstein’ın şu “Nasıl oluyor da kimse beni anlamıyor, ancak herkes çok seviyor?” sorusuna biz şimdi yeni bir tane daha ekleyebilir miyiz?
“Nasıl oluyor da herkes beni anlıyor, ancak sadece seviyor’muş’ gibi yapıyor!”
İster sokakta, ister evde… İnsanların çoğu birbirine benziyor. Doğal olarak çevrimiçinde de başladık benzemeye! Kjell Nordstrom and Jonas Ridderstrale demişti:
“Günümüz toplumu; benzer eğitim almış benzer çalışanların, benzer fikirlerle benzer ürünleri, benzer kalite ve benzer fiyata, benzer yöntemlerle sattıkları benzer firmalarla dolu.”
Benzer firmalarda ve benzer hayatlarda tıpatıp da benzer oluyoruz. Sıradan kısaca! Sonra da sanıyoruz ki, [aynen o ustaca kurgulanmış televizyon dizi veya reklamların zayıf yanımıza konuştuğu gibi] şimdi de sosyal platformlarda, üstelik bu sefer kendi elimizle kurguladığımız hayatlarda, artık “sıradan” değiliz.
Oscar Wilde zamanında; “Yaşamak dünyada var olan en istisnai şey. İnsanların çoğu ise sadece varlar, hepsi bu.” demişti. Önce bu lafı günümüze uyarlayıp, sonra da sözü size bırakalım.
“Yaşamak dünyada var olan en istisnai şey. İnsanların çoğu ise [artık] sadece çevrimiçi, hepsi bu.”




Son 10 günde belki de 10-12 defa bu ve benzer konular hakkında konuşulan yerlerde bulundum, okudum, konuştum vs. Hatta bugün 3 saatlik dersin 1 saatini hoca bu konuya ayırdı yine bu konu hakkında uzunca tartışıldı. (Dersin içeriğinin bu konuyla alakası yok). Bu kadar sık karşıma çıkmaya başladıkça korkmaya başladım ben de iyice. Bilgisayar başından kalkamaz olduk!
This comment was originally posted on FriendFeed
27/04/10, 01:10Son zamanların populer konusu, siz de güzel yorumlamışsınız. bana göre ve genel olarak bu konu üzerinde kesin yargıya varılamayan nokta ise, bunun yarar mı zarar mı getireceği. Hoş çoğu insan ikisinde de hemfikir.
This comment was originally posted on FriendFeed
27/04/10, 01:16Bu güne kadar bir çok blog, köşe yazısı (gazete) ve dergide sosyal ağlar ve internet kültürünün iyi ya da kötü getirileri ile ilgili yazılar okudum. Bu şu ana kadar okuduklarım içinde en iyilerindendi.
İnternette anonim kalma gerekliliği ve hakkı yine sosyal ağların gerekliliği, kullanım alanı, standart insan modeli ve yazıda değindiğin diğer tüm konular için gerçekten teşekkür ediyorum. Fakat bahsedilen kullanım tarzı yine yazıda geçen standart (ben seri üretim demeyi tercih ediyorum) insan modeline özgü bence.
27/04/10, 02:53Biraz önce adı sanı önemli bir derneğin yöneticisinin facebook sayfasında (bunu bile facebook’tan öğreniyoruz) üniversiteli gençlerin dedikodu siteleri kurduklarını öğrendim. Böylesi iğrenç ötesi bir kişisel özelliğin yayılması çok üzücü. Bu topraklarda böyle gençler yetişmiyordu. Bu topraklarda bir başkasının arkasından konuşanı insanlar hemen dışlıyordu, ne kültürümüzde, ne tarihimizde dedikodu ve benzeri şeylerin hiç birisi yoktu. Hangi ara oluştu bu.
Erdemli olma, ahlaklı olma, iyi insan olma isteği ve çabası ne zaman kayboldu? Anlamak imkansız. Bu yığınların arasına karışmamak, bu gereksiz milyonların dışında kalmak, interneti sadece ve sadece iş için kullanmaktan başka yapabilecek bir şey yok artık. Yoksa insani bütün dürtülerimiz yakında tamamiyle kaybolacak.
27/04/10, 06:13internetin etkileşimin yerine konulanabileceğine değil artırabileceğine inananlardanım. sonuçta insanlar tv izlemek yerine etkilişimde bulunuyorsa bu daha iyidir.
This comment was originally posted on FriendFeed
27/04/10, 07:16Yarar mı zarar mı getireceğinin pek tartışma konusu olduğunu sanmıyorum. hayatınız elden gidiyor ve siz yaşamıyorsunuz. Size şimdiye kadar verilen en büyük oyuncak internet, herşey gibi bunundan suyunu çıkarttınız. Kapatın bilgisayarları ve dışarı çıkın.
This comment was originally posted on FriendFeed
27/04/10, 09:34İnternetin etkileşimin yerine konulanabileceğine değil artırabileceğine inananlardanım. Sonuçta insanlar tv izlemek yerine etkilişimde bulunuyorsa bu daha iyidir. Tv, cep telefonu vb hepsi için aslında benzer yaklaşımlar olmuştu ama insanın 5 duyusuna hitap etmediği sürece hiç bir aracın yaşamanın yerini alabileceğini zannetmiyorum.
27/04/10, 08:22Durdurulamaz ve geri döndürülemez bir durum bu. İnsanlığın internet üzerindeki sosyal ağlara bu hızda bağımlı hale gelmesi ‘buna ihtiyacı olduğu’ anlamına gelmezse nedir? Sonuçta insan içinden geleni yapar, ve bir görüşe göre içimizden gelen şey gerçekten ihtiyacımız olan şeydir, ve insan içinden geldiği gibi yaşamalıdır. Ben bu görüşe kısmen katılıyorum sanırım, ama emin de değilim, hala üstünde düşünmekteyim.
Şu var ki fiziksel dünyada kendini ifade edemeyen, istediği ilgiyi göremeyen, dilediğince keyif süremeyen bir insanın ‘hijyenik sosyalleşme ortamları’na bağımlı olmasını çok anlaşılır buluyorum. Bu kesinlikle böyle devam edecektir. İnsanlığı uyaran bu tür iyi niyetli yazılar bunu durdurmaz ancak sonuçlarının sürpriz olmaması için faydalı olabilir.
Merak ettiğim şey bunun nereye kadar devam edeceği? Acaba Wall-E filminin senaristi bir gün kahin diye mi anılacak gelecek tarihçiler tarafından? Yoksa insanlar herşeyde olduğu gibi buna da doyacaklar bir gün ve bir vehamet idrak edip ‘ulan hayat geçiyor, sandalyede, monitör önünde geçen bir ömür istemiyorum!’ diyerek eski fiziksel sosyal ortamlarını tekrar mı inşa edecekler? Belki de yepyeni bir iletişim biçimi çıkar sonunda meydana değil mi?
27/04/10, 08:35Merhaba. Ben buraya yazmaya ve yeni yazıları beklemeye çok alıştım :) yine yorum yapacağım…
Benim çok merak ettiğim bir konu var. Türkiye en çok facebook, msn, bilimum sosyalleşme ortamı kullanan ulke olarak çıkıyor istatistiklerde peki acaba bu sitelere para kazandıran ülkeler listesinde ne durumdayız? En sonlarda olduğumuzu düşünüyorum kendimi ve arkadaşlarımı baz alarak… tabi bu dediğim görsel reklam olayı değil de hani tıklayınca para yazan reklamlar için. veya facebook un kredi kartı gerektiren bazı applicationları için..
Demek istediğim gençler olarak bayıla bayıla internet kullanıyoruz ama bir sebebi var. Burası bedava, başka hiçbir şey bundan daha ucuz değil.. Kafeye gidip bir çayla 2 saat oturmak bile..
Yoksa dışarı çıkıp spor yapmayı bilmez mi bizim gençlik? gerçi bilmiyor, öyle bir eğitim almamışız. Spor konusu apayrı bir konu, kişisel gelişime ne kadar faydalı olduğunu herkes bildiği halde kimsenin spora teşvik ettiği yok çocukları gençleri. Spor yapmak bile pahalı ayrıca bazılarımız için..
Nasıl internet facebook olduysa dışarı çıkmak da cafede oturmak olmuş. Başka birşey yapan yok, kimsenin hobisi yok, ilgilendiği birşey yok. Neden? çünkü onlar da para… Kafede bir çayla 2 saat oturmak ta en ucuzu dikkat ederseniz…
Ben tabi üniversite gençliğinden kendi etrafımda gördüklerimden bahsediyorum sadece…
Neyse ki gelişmekte olan ülkeyiz.. geliştiğimiz zaman dışarı çıkıp spor yapan, hobisi olan, oturmaktan başka bir şeyler de YAPABİLECEK gençler olacağız.. hele bir gelişelim balakım :)
Kolay Gelsin Herkese.
27/04/10, 09:01Çok güzel bir yazı… Müthiş tek kelimeyle… Bir solukta okudum, ama bir daha okumak istemiyorum sanki, çünkü bu aynaya bakmak beni rahatsız ediyor ama aynı zamanda aynadan da vazgeçemiyorum…
Gül’ün dediği gibi ‘geri dönüşü olmayan ve durdurulamayan’ bir dönem, mutlaka ki olması gerekiyor çünkü Kova Çağındayız, Kova (humanity) demektir, yani bireysellik yerine topluluklar, insanlar, kardeşlik… Fransız İhtilali’ yapıldığı zaman Kova burcunu yöneten, devrim, teknoloji, uzay, kardeşlik, eşitlik yıldızı Uranüs keşfedilmişti… Uranüs gezegeni Kova burcunu yönetir ve biz 2000′den beri Zeitgeist’da da anlatıldığı gibi Kova Çağı’ndayız…
Yani artık tek başına böbürlenmeler, önemli olmalar, başarılar fazlaca yok. Herkes üretecek, paylaşacak, insanlık bir aile olarak sosyalleşecek ve bunun tek bir yolu vardı, o da internet üzerinden sosyal paylaşımdı…
Her güzelin bir kusuru, her gülün bir dikeni olduğu gibi bu dönemin de kusurları ve dikenleri var, ki Tunç bunları da harika olarak özetlemiş, Ama aynı zamanda dünyanın evrim basamağında geçmesi gereken bir süreç o yüzden bu çağ da böyle bir geçişi durdurulamaz ve önlenemez bir şekilde yaşışor… Yapılacak tek şey ‘akışta kalmak’ belki de…
27/04/10, 09:44“Yaşamak dünyada var olan en istisnai şey. İnsanların çoğu ise -artık- sadece çevrimiçi, hepsi bu!”( http://twitthis.com/b5ay3s )
This comment was originally posted on Twitter
27/04/10, 11:59http://www.fikiratolyesi.com/2010/04/27/yasamak-dunyada-var-olan-en-istisnai-sey-insanlarin-cogu-ise-artik-sadece-ce…; http://ff.im/jt4Hv
This comment was originally posted on Twitter
27/04/10, 14:26Bu aralar pek bir sosyaliz. Facebook, Twitter, Friendfeed, Msn derken, bir bakıyoruz saatler geçmiş ekran karşısında. Geçen vakit eğlenceli olunca, pek farkına da varmıyor insan.
This comment was originally posted on FriendFeed
27/04/10, 14:26bunu google reader’da görüp gerçek zamanlı friendfeed ve twitter’da paylaşmakta yazının içeriğiyle orantılı ayrı bir ironi oldu.
This comment was originally posted on FriendFeed
27/04/10, 16:29ben epeydir böyle bir yazı bekliyordum Tunç :)) nihayet yazdın. yüreğine sağlık.
mustafaijaz.wordpress.com/2010/04/05/kendimle-doyasiya-celismek-istiyorum/
bir zen üstadının deyişiyle: bir şeye ne kadar hızlı girersen o kadar hızlı çıkarsın.
bu sosyalleşme tarzı bir şekilde error verecek ve yeniden ileti-şim, sokak, sevmek, paylaşmak hakkında düşünmeye başlayacağız belki de.
yine de çok can sıkıcı bir dilemmada kaldığımız gerçek.
selamlar, sokakta görüşürüz :))
27/04/10, 16:06gerçekten tespitlere yaklaşımız ve yorumunuz harika… yüreğinize sağlık:)
ama tv’dense ben de bilgisayarımı tercih ederim, çünkü kontrolü bendedir. ama gereksiz sosyal etkileşimlere karşı bilinçli değiliz. türkiyenin nüfusu belli, bu kadarını kendimiz abartıyoruz.
27/04/10, 20:21İnsanların birbiriyle iletişim kurdukları zaman – yüzyüze yapılan iletişim hariç – kullandıkları her vasıta (telefon, internet vb.) aslında iletişimi kolaylaştırmaktan çok, kişilerin birbirlerini yanlış anlamalarına sebep oluyormuş gibi geliyor.
Özellikle benim gibi insanlarla iletişim kurmakta zorlanan biri için artık internet bir kolaya kaçma aracı, eskiden olsa illa ki telefon açıp sesini duyacağım bir arkadaşa sadece facebook’dan bir mesaj atıp geçebiliyorum, düzgün konuşmayı/yazmayı unutup internet diline (slm nbr?) takılıp kalabiliyorum ve evet maalesef bir facebook bağımlısıyım/olma yolunda ilerliyorum, çünkü birkaç kez düşünmeme rağmen hesabımı dondurmaya elim gitmiyor bile…
27/04/10, 22:28“The Social Network” by David Fincher!
Fight Club’tan sonra Tyler Durden nick name’leriyle dolmuştu sanal alem; ironik… Fincher’ın elinden çıkma bir Facebook hikayesinin “hadi birbirimizin statu(s)lerine statu(s) katalım”dan öteye geçeceği kesin! Dünyada “en çok” ve “en birinci” olduğumuz şeyler nedense pek övünemeyeceklerimiz arasından çıkıyor. Facebook??? Fincher’ın filminden sonra veririz belki son kararı…
Bu arada Michalengelo Facebook’ta arkadaş listemde olsaydı ve yazınızdaki o cümleyi girseydi yorum olarak; “Beğen” tuşunu tıklardım üstüne yorum bile yapmadan…
28/04/10, 01:20Yaşamak dünyada var olan en istisnai şey. İnsanların çoğu ise -artık- sadece çevrimiçi, hepsi bu! http://shar.es/m5zKM
This comment was originally posted on Twitter
28/04/10, 23:09Kendimi bu yazıyı paylaşırken yakaladım bir an. Balık hafızamdan mı yoksa koşulsuz teslimiyetli alışkanlıklarımın eseri miydi bilemedim. Yer ve gök mesafesinde haklılık içinde Dilemma mı dedi birisi?
28/04/10, 21:17asosyal olduğumuzun bir göstergesi aslında bu sanal ağlar. doğru dürüst iletişim kuramadığımız için yüzyüze chatyapıyoruz.
BİLGİ olmadan FİKİR sahibi olamazsın bu yüzden mesaj, tweet atıyoruz, pasif bir toplum olduğumuzdan e-group kurup prostesto ediyoruz. spor yapmadığımızdan internetde oynuyoruz. yalan dolan kendi kendimizi kandırıyoruz, sıkıysa yap bir google, facebook da görelim sanal alemin 3.ncüsü milletimiz…
28/04/10, 22:25İşte beklediğim yazı. Eline sağlık Tunç, fikrin dert görmesin. Teşekkürler. :)
29/04/10, 00:12Hayatın anlamı denge üzerine kurulu bence. Hayatta en güzel şey olan sevgini bile fazlası insanda saplantı olarak tanımlandığına ve bazen hayatı zehir ettiğine göre, ne yaparsak yapalım kendi ölçümüzü koymayı bilmeliyiz.
Günümüz koşullarında kitle iletişim araçları yok gibi davanmak biraz zamandan kopuk yaşamak olur. Fakat evde ailemizle ya da dışarda arkadaşlarımızla hiç konuşmazken tüm vaktimizi telefon ve internet üzerinden iletişim kurmaya harcıyorsak, burada bir arıza var bence. Çünkü tüm teknolojik gelişmelere rağmen insan sosyal olma ihtiyacı hiseden bir canlı ve bunu uzun süre ihmal ederse başka sorunlarla karşılaşması kuvvetle muhtemel.
Ve bence en önemlisi iletişimin hası elinde bir bardak çayla dostunun gözlerini görebildiğin zaman yapılandır.
29/04/10, 08:48slm millet, herşey iyi güzel bi organizyonla yeni kapı sahilde pikniğe ne dersiniz !!
iyi bi hafta sonu.
29/04/10, 21:14Yaşamak dünyada var olan en istisnai şey. İnsanların çoğu ise -artık- sadece çevrimiçi, hepsi bu! http://shar.es/mc6f7
This comment was originally posted on Twitter
30/04/10, 23:47Nedense okuyunca ilk aklıma “ne var yani?” sorusu geldi… Bu konuşmalar sanırım her grupta sessizlik anında ortaya atılan “hava da pek güzel canım” ifadesinin zamanla değişmiş hali. “Neymiş efendim facebook yüzünden sanal sosyallik başlamış, insanlar komşusundan uzaklaşırken uzaklarına yakınlaşmış”.. Evet belki haklısınız.. Bir çok insan farkında olmadan hayatını bu tip sitelerde heba ediyor. Facebook karşısında geyik çevirdiği ya da dedikodu peşinde dört nala koşturduğu süre boyunca daha iyi bir şey yapabilir. Ama ne?
Tamam facekolik arkadaşımız bilgisayarını kapamış olsun. Bir an evin sessizliği ile karşılaşıp paniğe kapılmaz mı? Aman Allah’ım ne de yalnızım demez mi? Hadi demedi, yakınında bulunan kumandaya uzanıp TV’yi açsın. Perşembe gecesi yaşanıyorsa bu sahne karşısına çıkacak ilk şey Aşk-ı Memnu… Aman bizim facekolik için ne hayırlı ne hayırlı… Facekolik “yok artık” diyip TV’yi de kapasa, alsa eline kitap, biraz okusa. Yok bu da olmadı, “çok sessiz” dese ve kalksa.. Yürüyüş yapsa, şöle güzel İzmir’in havasını bol bol solusa.. Peki ya sonra… Sonra iş.. Sonra maaş derdi, sonra faturalar, kira…
Bir dünya dert içersinde insanın kendini sevdikleri arasında her hangi âlemde kaybetmesi büyük sorun mu? Ben, belki bir çok insan gibi, sadece yazları yazlık arkadaşları ile yaşayan bir insandım.. Lise ne kadar güzel olsa da liseydi, her zaman beklediğim an, o 3 aylık tatil olurdu. Her gidişimde daha sınırından geçmeden kalbim durcak gibi olur, acaba ne yaşayacağım bu sene derdim içimden. Kim bilir neler olacak.. Koşa koşa sarılırdım arkadaşlarıma, saatlerce konuşur, ağlar sonra bol bol gülerdik. O anlarda kaç kişi arkadaşını itip “aaa dur ben bi facebook’uma bakım, malum bugün hiç çevrim içi olmadım, beni merak etmesinler” derdi ki… O hayatımızın en güzel anlarında…
Ama sonra zaman değişti. Büyüdük, olgunluk üstümüze sadece yaşı değil, bir de yaşa göre davranma zorunluluğunu getirdi! Yazlığa gidilemez oldu, malum iş güç. İki haftadan daha fazla izin kullanamazken, sen kiiiimmm diri diri canlarını görmek kiiimmmm.. Ancak facebook gibi yerlerde görebilirsin resimlerini, yaşadıklarını, fikirlerini… Tabi ben facebook ahalisinin tamamen şanslılarındanım. Bi de bu dostluğu hiç yaşamamış, hala facebooktan arayanlar var.
Yalnızlık Tunç bey… Bence çevrim içi olmanın nedeni yalnızlık, biraz da özlem. Şimdi ben size soruyorum, sizce insanların yalnızlıklarını, özlemlerini Facebook gibi basit siteden gidermeleri sigara içmeleri kadar kötü mü?
01/05/10, 11:25Dün de Serdar Kuzuloğlu’nun aynı konuya başka bir pratiğin içinden bakan yazısını okumuştum. Bunu okuyan şunu da okuyabilir diye:)
03/05/10, 19:05Her ne kadar düşüncelerimi yazıya dökecek kabiliyete sahip olmasam da, kendini bu tür konulara kafa yormaktan alı koyamayanlardanım.
Dün olduğu gibi, bugünde güdülmesi gereken bir sürü var, etinden sütünden faydalanılan bir sürü. Değişen sadece otlak, hepsi bu.
04/05/10, 18:40Yine çok sağlam bir tespit:)
07/05/10, 21:45Yaşamak dünyada var olan en istisnai şey. İnsanların çoğu ise -artık- sadece çevrimiçi, hepsi bu! – http://goo.gl/B3cI
This comment was originally posted on Twitter
09/05/10, 17:06yaşadığının farkında olan insan vaktinin çoğunu sanal ortamda harcamayandır… sanal sosyallik popüler kültürün ürünüdür.
illa ki her yeni akımı takip etme peşinde olanlar düşünsünler bunu… hayatta yapılacak çok şey var… interneti amaç olarak değil önce araç olarak kullanmayı bilelim.
10/05/10, 19:51Butun sosyal ağlar biraz disiplin meselesi. Ben arkadaşlarımdan uzakta yaşayan biri olarak birçok şeyi facebooktan öğreniyorum, kim evleniyor, kimin çocuğu oluyor, kim mezun oldu, kim işini değiştirdi… Bu kadar insanı maalesef telefon veya e-mail ile takip etmekten çok daha kolay. Hem gözden uzak, gönülden ıraklık durumunu da bir nebze telafi ediyor.
Diğer taraftan facebook uzerinde davet gönderilen bütün uygulamaları blokluyorum. Beni en fazla bir kere rahatsız edebiliyorlar. Videoları seyretmiyorum. Hatta arka arkaya 3 video gonderen kisileri çok özel bir durumları yoksa gizliyorum.
Dolayısı ile facebook’u sosyal hayatımda gördüğüm bir boşluğu doldurmak için kullanmaya çalışıyorum. Facebook da, telefon, e-mail vs gibi bir araç; ne için ve nasıl kullanmak isterseniz…
11/05/10, 14:32Bu aralar fazlasıyla kişisel gelişim ya da kendimce sorunlu olduğumu düşündüğüm konularla ilgili okumakta olduğumdan belki de evrensel çekim yasası diyelim karşıma da benzer konular çıkıyor.
İlk olarak etrafımızda olup biten, ya da içinde ya da içimizde dönüp duran her neyse bunun sorumluluğunu üstlenmemiz gerekiyor. Neyi yaratıp, neyi düşlersek, gerçekleşecek olan ne yazık ki o..
şunu demek istiyorum ki, aslında insanların kendilerini bir kutu, ya da başka deyimle sanal bir düzeyde hapsedip kilitlemedikleri sürece aslında iletişim kurmak adına bir adım atabilmelerini doğru buluyorum, hatta destekliyorum.
önemli olan şu ki dün akşam tamda bu konuyla ilgili bir kitabı noktaladığımdan (kayıp gül), kendimizi başkalarının düşünceleri ve beğenileri doğrultusunda şekillendirip bir şeyleri sırf alkış ve de beğeni için yapmayalım.. sadece kendimiz için, başka türlü olamadığımız için bunu yapalım,yaşayalım.
Ama yaşadığımız hayat içinde o kadar güvensizleştik ki, ne insanların beğenileri, ne söyledikleri, ne başka herhangi bir tepkileri bizim için doğru, yeterli ya da samimi..
peki o zaman neye inanacağız?!
12/05/10, 16:14Bu tespit’ten yola cikarak dünyada haddinden fazla Insan varmis sonucuna ulasiyoruz. Atalarimiz veya Insanoglu gerekli oldugunu düsündügümüz cogu seyi bulmuslar.
Herkes sosyal olmaya calisiyor fakat kahveye gitmek, futbol izlemek, dügünlere katilmak ve adi sosyal aktivite olan seyler en büyük asosyallik örnegi. Yozlasiyoruz.
Aksini savunan varsa muhabbete davet ediyorum.
herkese selamlar
13/05/10, 01:52Çok merak ediyorum 10 sene sonrasını…
13/05/10, 22:18Merak ediyorum bunları hayatımıza bu kadar sokmaya gerçekten bu kadar gerek var mı?
Ben 24 yaşındayım ve çocukluğumu düşündüğümde sosyal ağlar, twitter ve buna benzer internet siteleri yokken gayet sosyal olabiliyorduk. Şimdiki çocuklara baktığımda bırakın bizim zamanımızda ki gibi misket oynamayı, bisiklete binmeyi, arkadaşlarıyla dışarıda vakit geçirmeyi, sokağa bile çıkmaya vakit bulamıyorlar bilgisayar başından kalkıp.
Peki bu çocuklar büyüdüklerinde ne olacak? Ne kadar sosyal olabilecekler gerçek hayatta? Tüm bunlar sadece çocuklar için değil bizler içinde geçerli. Sosyal ağlarda bu kadar zaman harcamaya değiyor mu gerçekten? Sokağa çıkmak varken…
21/05/10, 21:12Facebook meraklısı değilim. Zaten ne buluyorlar bunda anlamış değilim. Ama internet bağımlısıyım diyebilirim. Fakat vaktimi okuyup öğrenmekle, araştırmakla geçiriyorum internette. Onun ötesi boş kanımca.
23/05/10, 11:06Bloğunuzu uzun zamandır takip ediyorum, yorum yazmak bugüne kısmet oldu :).
Yazınızı çok güzel buldum, özellikle vermiş olduğunuz istatistiki bilgilere hayran kaldım :) Hele ki Youtube konusunda bahsettiğiniz, kapalı olmasına rağmen dünyada en çok girilen ülke arasında yer almamız kopma noktam oldu tutamadım artık kendimi, hala gülüyorum :):):)
Yazı konusunda ise size katılıyorum, insanlar artık dışarıya çıkmaktan çok netten konuşmayı tercih ediyorlar, şahsen gençler olarak artık kahveye gidip batak atmaktansa, bilgisayardan oynamak daha cazip geliyor, en azından diğer işlerle de o sırada uğraşabiliyoruz. Bununla birlikte ekran başında geçen süre artıyor ve aslında sosyallik gibi gözüken bu facebook, twitter kurmacalarında dış dünyaya kapandığımız için asosyalleşiyoruz.
Teşekkürler.
25/05/10, 13:39bir çözüm üretmek gerekiyor.. birbirimizden şikayet edip duruyoruz. ama elimize ne geçiyor. bir şeyler yapılmalı ber hareket başlatılmalı.
nasreddin hocaya demişler haocam senin kadın çok geziyor, cevap çok manidar; çok gezse bize de uğrardı… bu söz mucibince çok fazla “sosyal sanal” tipler olsalardı buralara da uğrarlardı.
ben zannetmiyorum ki bu yazıyı okuyanlar bu yazıda bahsedilenler kadar vahim. yazar kardeşimin hassasiyeti çok güzel tebrik ederim. yalnız mustafa Kutlunun dediği gibi bir iyilik yapmalıyız..
27/05/10, 21:01abi aslında işe yarıyor:D
29/05/10, 19:41baksana olmasa eger facebok 1yıla aşkın suredir nasıl koçum olcaktın sen benim:D
nasıl babacım derdim sana:D
iyiki warsın facebık…
her ne kadar final donemi senden kopamasakta seviyoruz seni facebık:D
valla tunç abi yazında çok haklısın. şu anda moralim çok bozuk, canım çok sıkkın. okulda son yazılılar başlıyor. yapamadığım derslerin verdiği yoğun sıkıntı, stres var. bu yüzden ders de çalışamıyorum. çalışma isteğim gelmiyor çünkü zaten anlamıyorum. aman her neyse işte canımın gerçekten çok sıkkın olduğu şu anda hemen bilgisayarı açıp facebook’a girmek istedim. face’de videoları izleyip arkadaşların yorumlarını okumanın beni eğlendirdiğini düşünüyorum. bir de “kapitalizm” oyunu…
hayatta en sosyal olduğum yer facebook. insanlara söylemek isteyip de söyleyemediklerimi orada bir şekilde (resim,video…) anlatabiliyorum. video paylaşıyorum, insanlar beğeniyor. bu da beni mutlu ediyor. gerçekten mutlu ediyor. çünkü gerçek hayatta takdir edilecek herhangi birşey yapamıyorum. kurulu bir robot şeklinde yaşatılıyorum. ama internette özgürüm.
gugıl’ı açınca aklıma senin bu yazın geldi. ben de ilk olarak buraya aklıma ne gelirse, geldiği gibi yazmak istedim. yazmayı istediğim daha çok şey var ama niyedir bilmiyorum hem biraz üşeniyorum, hem de bu kadarının yeterli olduğunu düşünüyorum. çünkü daha fazla yazarsam bastırdığım düşüncelerimin ortaya çıkmasından ve bu sefer de yaşadığım hayat, daha doğrusu yaşamak zorunda bırakıldığım hayata isyanım daha da artacak. bu sefer hiçbir şeyden zevk almamaya başlıycam. bizimkilerle tartıştığımdan daha fazla tartışıcam. ve belki de yazılıda kopya çekmeye tenezzür bile etmiycem.
bu yazı için çok teşekkürler. bunları anlatmaya gerçekten çok ihtiyacım vardı. annemle babama anlatamıyorum. çünkü onlar sözümü yarıda kesip, odama gidip kimya çalışmam gerektiğini söylüyorlar. bu yazı için gerçekteten çok teşekkürler tunç abi…
30/05/10, 20:40Yazınız bende de içimde kalanları söyleme isteği uyandırdı.
Evet olduğumuz değil olmak istediğimiz bir dünya facebook, Doğan Cüceloğlu diyor “Mış gibi yaşamlar” diye. Mış gibi yaşıyoruz facebookta. Bir fikre bağlıymış gibi, bir gruba üyeymiş gibi, bir çok arkadaşımız varmış gibi, aslında hepsini çok severmişiz gibi, aslında çok güzelmişiz gibi, çok eğleniyormuşuz gibi..
ama gerçek, karşılaşsak selam vermeden kısa da olsa bir sohbet etmeden geçmeyeceğin bir arkadaşını online görüpte umursamadığımız, vakit kaybetmek istemediğimiz. Gerçek, offline olup herkesi görüp kendimizi saklamamız, mış gibi yapmamız. Gerçek, gerçekten yaptıklarımız azaldığı için, sohbet konularımızın facebook olması.
Kolay gelsin hepimize.
05/06/10, 09:28Hayat ne kadar sanallaştı. Albümlere face’den bakıorum. Bilgisayarı çökertitm, tüm fotolarım gitti. Face’i kapatmaya kıyamadım, belki bu yüzden. arkadaşlarım burda gülümsüyorlar bana. ‘Hadi albümlere bakalım ‘deyip-benim DSİ mnzaralı küçük odacığımda, fotoğraflara bakıp bakıp yüz buruşturduğunuzu ya da beğendiğinizi göremiyorum.
Yani anılar üretemiorum, eskilere sarılıyorum ben de. Ve çok özledim arkadaşlarımı. telefon görüşmelerimizin, mektuplaşmalarımızın yerini de aldı çok bilmş fcbk. sen ne anlarsın.
05/06/10, 15:27Sanal Hayat konusu bana hep Matrix flimini hatırlatıyor. Sanal hayat ile Matrix flimi arasında bir ilişki kurulup, bu konu hakkında çok farklı düşünceler ortaya çıkarılabilir, kanımca…
24/07/10, 23:55Çok güzel bir yazı olmuş, ellerine sağlık Tunç :)
26/07/10, 14:44[...] Kaynak:http://www.fikiratolyesi.com/2010/04/27/yasamak-dunyada-var-olan-en-istisnai-sey-insanlarin-cogu-ise… Yazar:http://www.fikiratolyesi.com/author/admin/ Nisan 28th, 2010 in Yaşam [...]
[...] durum. Bunun Facebook, Twitter ve diğer sosyal ağlarla olan ilgisini Tunç Kılınç’ın şu yazısından okuyarak [...]
[...] “çevrimiçiyim, o halde varım!” :) [...]
[...] Fikir Atolyesi Yaşamak dünyada var olan en istisnai şey. İnsanların çoğu ise -artık- sadece …. Posted in Uncategorized | Leave a Comment » [...]