Bipolar mı, Yoksul Olmak mı?
Dönem dönem (nöbetler halinde);
- yerinizde duramayacak kadar çok hareketlisiniz.
- hızlı, takibi zor, konudan konuya atlayarak konuşuyor,
- abartılı boyutlarda neşe gösterileri içindesiniz.
- kendinizi aşırı güçlü, zeki, önemli ve güzel buluyor,
- imkansızı dahi başarabileceğinize inanıyorsunuz.
- normalde ilgilenmeyeceğiniz kişilere karşı bile cinsel dürtüler hissediyorsunuz.
- konsantrasyon kaybı yaşıyor ve dikkatiniz çabuk dağılıyor.
- uyku ihtiyacınız azalmış,
- hiç olmadığı kadar yemek yiyor,
- kazancınız üzerinde para harcıyor,
- hatta çevreye abartılı armağanlar veriyor,
- ve her zamankinden farklı görünmeye çalışıyorsunuz.
Bunu takip eden; aşırı harcamaların, girilen aşırı ilişkilerin, sınırları zorlayan aşırı eforun sizi tükettiği başka bir dönemi de yaşıyorsunuz. Bu nöbette de;
- yorgunluktan bitkin düşüyor,
- günlerce yataktan çıkmak istemiyor,
- kendinizden nefret ediyor,
- hayatın berbat, hiçbir şeyin ise yolunda gitmediğine inanıyorsunuz.
- özgüveninizin dibe vurduğu,
- herkesin size kötülük edeceğini sandığınız bir ruh halindesiniz.
- hatta intiharı dahi düşünecek kadar kendinizi mutsuz hissediyorsunuz.
Diğer bir söylemle; bir dönem neşe krizi (mani), sonrasında da durgunluk ve karamsarlığı (depresif) uç noktalarda yaşıyorsanız, manik-depresif bir hastalık olan “bipolar” olabilirsiniz.
İngilizcede “bi” iki demekse, “polar” da kutup demek ya, o yüzden bu işin Türkçesine “iki uçlu” duygudurum bozukluğu da deniyor.
Bir gün enerjimiz tavan yapıp yerimizde duramıyor, diğer bir gün de bitkinlik ve bıkmışlık duyguları içinde hiçbir şey yapmak istemiyor, hayatla bağımızı kesiyoruz.
Hani şu “iki ucu boklu değnek” dediklerinden!
Manik durumdayken konuşkan, özgüvenli, hatta yaratıcı ve üretken olabilirken; depresif evrede ise ciddi bir endişe ve umutsuzluk hakim. Manikdeyken kendimizi apartmanın üst katından atlasanız bir şey olmayacak gibi hissederken, depresyonda intiharı dahi düşünebiliyoruz. Her ikisi de tehlikeli ve yıpratıcı. Bu sosyal ilişkileri bozan, çevremizdeki kişisel algınızı yerle bir eden bir durum olduğu kadar, birey olarak çok da yorucu.
Aslında hepimiz bir gülüp bir ağlıyor, bir sevip bir nefret ediyor, bir coşup bir kabuğumuza çekiliyoruz. Bu doğru ve aslında hayatın da ta kendisi. Ancak bu iniş çıkışlar sıklaşan gitgellere dönüşüyorsa, o zaman “bir dakika” deyip kişisel farkındalığı arttırmakta fayda var.
Çünkü bipolar bir hastalık. “Hızlı yaşa genç öl” veya “bak yaratıcı şahsiyetler de bipolarmış” denemeyecek kadar ciddiye alınması gereken bir durum.
Şimdi bir iyi haber, bir de kötü.
İyisi; profesyonel destek alındığı taktirde bu şiddetli duygu dalgalanmalarının kontrol altına alınabildiğini okuyorum.
Kötüsü: “bipolar uzmanı” olmayan bir “psikiyatr doktor” bipolar olan insana yanlış tanı koyabilir ve başka hastalıklarla karıştırabilirmiş. Bu da yanlış ilaç tedavisinden tutun, sürecin uzamasına veya ağırlaşmasına kadar istenmeyen sonuçlara neden olabiliyormuş. Aman dikkat!
Bana bipolar hakkında bir şeyler öğrenme isteği yarattığı için Erol Kara’ya teşekkür ediyorum.
>>>>>
Blog Hareket Günü
Geçen sene ‘çevre’ konusunu ele alan “Blog Action Day” katılımcıları, bu sene de ‘yoksulluk’ temasında karar kılmışlar. Amaçları bir günlüğüne bile olsa, tüm dünyanın ilgisini 15 Ekim’de yoksulluğa çekip, insanları düşündürtmek.
Şimdi söz Koray Al’da:
Teşekkürler Koray Al. Kaynak: Blog Action Day.
28 yorum var


“Blog Action Day”e hep destek tam destek diyebilmek isterdim ancak “bloga yazmak”tan öte bir etkinliğim ol(a)mayacağından girişmedim bile. Ne de olsa ben bir “bipolar”ım.
Tunç Kılınç: “Bipolar korkusuzdur, kimseyi takmaz.”
23/09/08, 04:06slm. bu “bipolar” durumunu hepimiz bence çok yaşıyoruz fakat çoğu zaman fark bile etmiyor olabiliriz ve baya tehlikeli bir durum, direkt hayat kalitemizi düşürüyor. ve bu ülkede gerçekten profesyönel yardım almak biraz zor lakin bu da bir ticarete dönüştü. zorla bağımlı yapılıyoruz haplara ve seanslara. tıp gibi bir yere gittiğinizde çok zeki oldu için doktorlarımız on dakikada anti depresan verip bir dahaki ay yenisini vermek üzere yolluyolar.
“bolg action day” önemli bir proje. internet daha da fayda yaratabilir dünya için…
23/09/08, 10:28Erinç’in dediklerine katılıyorum. Kendimden örnek vereyim.
Neşeliyimdir işlerim yolunda gitmese de. Düşünür akılcı ve kararlı davranırım. Panik olmam. Etrafımdakilere neşeli görünmeye gayret ederim, kendimi de öyle hissetmem için çalışırım, diğer türlü etrafımdakileri olumsuz etkilerim. Kendimi önemli zeki ve güçlü hissediyorum aşırı mı bilmiyorum. Normalde ilgilenmeyeceğim insanları bazen çekici bulurum ve buna kendimde şaşırırım ya kokusu ya giyimi etkilemiştir. Çevreme abartılı armağanlar vermem kendimi bilirim. Diğer olumsuzlukları az yaşarım. Yorgun düşerim enerjim biter uykusuzluktan ya da içinde bulunduğum baskılı ortamdan. Etrafımdaki olumsuzluklardan.
Bunları göz önüne aldığınızda bipolar mıyım?
Pisikiyatri doktorlarının özellikle Türkiye de “DELİ” doktoru sıfatıyla anılması ve birçok kez diğer uzmanlık dallarından az kazandıklarını düşündüğünüzde bir intikam havasını soluyorlar gibi geliyor. Kaldı ki ben gittiğim bir doktora anlatıklarımı kardeşi olan arkadaşımdan duyduğumda güvenimide kaybettim. Gizli kalmayacağı bir bilgiyi internete rumuzla yazar beni tanıma şansı olmayan insanlara yazarım, daha güvenli olur herhalde.
Okulda “Bipolar ve unipolar transistörler” üzerine aldığım dersler aklıma geldi. Ne günlerdi. Elektroniği icad etmek isteyen adamdım.
23/09/08, 11:12Bipolar hakkında bir bilgi yoktu teşekkürler ikinize de.. Bu sendromu hemen her insan yaşayabiliyor aslında. Sabah kalktıgımda güne umutla, neşeyle bakabiliyorum. Pozitif düşünebiliyorum. Enerjik oluyorum bu da beraberinde bir sinerji getiriyor. Gel görelim ki akşama kadar negatif bir olayla karşılaşmayayım işte o zaman bitik hissediyorum kendimi! Çaresiz… Çareyi determinizme teslim olarak buldum. Herşeyin bir nedeni olduğunu düşünüyorum bu da beni umutsuzluğa sürüklemiyor…
Blog action day’in bu yılki teması gerçekten anlamlı. Çünkü dünya giderek kutuplaşıyor. Zenginler varlıklarını daha da artırıyorlar. Fakirlerse tam tersi! “Kapitalist kast sistemi” diyorum ben buna. Belki de 50-100 yıl sonra insanlar ekonomik olarak sınıf atlayamacak hale gelecekler. İnşallah yanılıyorumdur!
23/09/08, 12:34Bipolar yazısını acayip ilgiyle okudum… Eskiden daha da ilgiyle okurdum. 20 ile 35 yaş arası süren ‘ergen’liğim boyunca bipolara çok yatkındım… Şimdi biraz daha duruldum…. Yoga, meditasyon ve aile dizimi, benzeri uygulamalar sağolsun.
Aşağıdaki filmler, kahramanları bipolar bozukluk olan filmler, bulabilenler izleyebilir… Sophie’s Choice özellikle şizofreniye de girer ama çok ilginç bir filmdir…
Bipolar Bozukluk:
23/09/08, 19:14- Call Me Anna (1990)
- Vincent & Theo (1990)
- Sophie’s Choice (1982)
- Mr. Jones (1993)
Keşke.. yardım, iyilik ve karşılıksız sevgi vs. gibi kavramları “birilerinin” güdümünüde değil de, her an hatırlasaydık ve gereğini yapsaydık..
23/09/08, 20:28bu bipolar bozukluk durumunu uc noktada yasıyorum.. henüz 20 yasındayım. inanılmayacak kadar yorucu.. erken yaslandığımı hissediyorum.. saka değil gercekten. BORDERLINE KISILIK BOZUKLUGU hakkında da bir yazı hazırlasan Tunç süper olur. ellerine sağlık.
23/09/08, 21:19Bütün bunlar bana sanki ekonomik durum ile alakalı gibi geliyor. İyi kazanınca bipo filan olanı görmedim.
23/09/08, 21:41BORDERLINE KISILIK BOZUKLUGU katılıyorum, ilginç olabilir.
23/09/08, 22:26Arkadaşlar, bipoların para ile ilgisi yok, dünyanın en zengini de olsanız en fakiri de olsanız bu hastalığa yakalanıyorsunuz, kadın-erkek olmanız hiç bir şeyi değiştirmiyor, her ikisi de aynı oranda bu hastalığa yakın. İşin açıkçası Allah size hastasınız artık dediği noktada hastasınız, geri dönüş yok ve ömrünüzün sonuna kadar bu hastalığı taşıyacaksınız.
Aslına bakılırsa bipolar psikolojik bir hastalık DEĞİLdir tamamen FİZYOLOJİK bir hastalıktır. Nasıl?:
Beyinde salgılanan seratonin hormonu az salgılandığında depresyona giriyorsunuz, çok salgılandığında maniye giriyorsunuz. Bu hormon ve hormonlar beyinde değil de böbreklerinizde olsaydı, böbrek hastası olacaktınız, hormonların salgılanıp salgılanmaması tamamen fizikidir, sonucunda beyin etkilendiği için psikiyatrik-psikolojik bir hastalık haline geliyor.
Bu arada psikoloji ile psikiyatriyi yanlış kullanıyoruz, bunca yıllık bu konularda araştırmacıyım ama ben bile ayrımını zor yapıyorum, Tunç Beyden bu ayrım için bir yazı bekliyorum, acaba sizler nasıl bu iki ayrı konuyu anlıyorsunuz?
Geçenlerde bir kişi intihar teşşebbüsünde bulundu ve gazeteler psikolojik durumu bozuk bir kişi diye tanıttılar ama bana göre psikiyatrik bozukluğu olan bir kişi idi. Basın ve insanlar bu iki kelimeyi BİLMİYORLAR.
Bir başka konu: Hepimiz kendimizi psikolojik bakımdan normal zannediyoruz. (dikkat edin psikolojik dedim) Yıllardır bu konular üzerine bilgi topluyorum ve şu sonuca vardım: Gün içerisinde başımız - kolumuz nasıl ağrıyorsa RUHumuzda yara alıyor ve ağrılar yapıyor ama baş ağrınız nasıl geçiciyse ruhunuzun ağrısıda geçici ve sonlanıyor ama dikkat etmezseniz HAYAT STANDARTLARINIZDA düşmelere kalitesiz yaşama yol açıyor.
Psikiyatrik vakaları ise şöyle yaşıyoruz: Gün içerisinde karabasan gibi bir şey üstümüze çökerde sıkkınlık yaşarız, kalbimiz-göğsümüz ağrır ve yerimizde duramayız yaaa, işte buna Anxteye denir ve her insan bunu gün içinde veya günaşırı yaşar veya sıklıkla yaşar. Depresyondan daha fazla yaşadığımız bir psikiyatrik hastalıktır, ilaç tedavisi söz konusu olabilir bu durumda bir psikiyatriste gitmenizi tavsiye ederim.
Depresyonda CİDDİ bir PSİKİYATRİK hastalıktır en çok bayanlarda görülür, ilaç tedavisi zorunludur ve kesinlikle bir psikiyatriste gitmenizi öneririm.
İnşallah psikiyatristle psikolog arasındaki farkı algılayabilmişsinizdir, birisi ilaç verirken diğeri yani psikolog ilaç veremez… İlkönce bunları çok iyi bilmeliyiz ki nasıl bir doktora gitmeliyiz bunun bilincinde olalım. Ruhsal motivasyona ihtiyacınız var ise psikologun kapısına gideceğiz aynı anda ruhumuzda ciddi ağrılar var ise ki kendisini belli eder (depresyon-anxteye gibi) bu durumda ilaç tedavimiz lazım ve psikoloğa ek olarak bir psikiyatriste kesinlikle gitmeliyiz. Bilinçli bir insan her ikisine birden gider.
Daha çok yazabilirim ama şimdilik sizi yormayayım…
Saygılar.
23/09/08, 22:55Merhaba,
Bu ilk yorumum olacak buraya ama ilk okuyusum degil, bir suredir takipteyim:)
Bu konuyu-bipolar- bir cook eski tanidigima gecen sene konan tani nedeniyle 1 yildan fazladir arastirdim, okudum- (ve hala okuyorum)- okudukca hayretlere dustum, o yillarca toplumda tanimlanamaz kabul edilemez ve bazen zaptedilemez davranislarinin megerse neden ve nasil oldugunu ogrendikce… Simdi EROL un blogundaki 2 kitabi da indirdm onlari da okuyacagm.
Acaba yardim edebilir miyim diye gecen sene yahoogruplari arastirmis ve bir bipolarlarin kendi olusturduklari, bir de bipolar yakini olan kisilerin (es, cocuk, kardes, ebeveyn) olusturdugu 2 gruba uye olmustum. Ne yazik ki Turkiye’de ise sadece bir gruba rastlayabilmistim (google gruplarda). Sonra o sitede birinin tavsiyesiyle “Durulmayan Bir Kafa” - isimli kitabi da buldum okudum, yazari Kay Redfield Jamison da bir bipolar, ama tedaviyi sonunda kabul etmis ve bu kitapta kendini anlatiyordu.
Neyse ilk yorum icin uzun oldu galiba :)) Kisaca guzel bir “diger” konu daha bulmussunuz. Toplumda illa birine touched. Elinize saglik.
25/09/08, 12:10KB
Sadece 15 Ekim değil aslında hep aklımızda tutmak gerek yoksulluğu. Ve unutulmamalıyız ki; yok geldik, yok gideceğiz, ne kadarına sahip olsak da doyana kadar yiyebilecek, sızana kadar içebileceğiz.
Liste yi uzatmak mümkün ama devamı 15 ekimde…
25/09/08, 17:05Siniri bozuk
Sen dünyaya gelmeyi yiyip içmek ve mal mülk sahibi olarak bakıyorsan yazık yaşadığın bu hayata bence.
Rusya da yoksuldu bir ara hatırlarsanız ama kafaları doluydu. Aç kaldılar, bedenlerini satmak zorunda kaldılar ama kafalarında bir amaç vardı. Bir ülke yoksulsa bu parasızlıktan değil akıl yoksulluğundandır.
Ayrıca her yardım kabul edilmez, edilemez. Yoksulllar bunun farkına varmalı. Tabi adamın karnı aç ne yapacak? Aç karın düşünemez mi? O karın hep yarı tok bırakılırsa düşünemez. Aç karın düşünür.
Türkiye’ye bir bakın. Karnı tok cebinde cep telefonu olan bilgisayarı olan ama hayata dair en ufak bir beklentisi ya da çabası olmayan on milyonlarca FİKİR yoksulu insan var. Blog yarışmasını hatırlayın. Ülkede 5 milyondan fazla hızlı internet erişimi olan insan var. Kaç tanesi blog takip ediyormuş? 10 bin tanesi.
Diğer taraftan ise yoksul ama kafasında binlerce fikri olan insanlar var. Bu insan yoksul mu? Bir süre böyle kalabilir ama uzun sürmez süremez. Bu yaşadığımız modern bilime ve dini inançlara aykırı.
O yüzden siniri bozuk yoksulluğu değil ben öldüğümden arkamda ne bırakacağım diye düşün senin bu dünyaya geldiğini hatırlatacak? Bu ülkede öldükten sonra hatırlanan çok az iyi insan var. Şansın yüksek bence bir dene. Diğer taraftan imkan olursa izleriz beraber. Yoksa da bir şeyler ayarlamaya çalışırım senin için.
Biz yok gelmedik. Yok gitmeyeceğiz de.
26/09/08, 02:10Taki tek bir insan DNA sı kalmayıncaya kadar.
Wime77
Bir kaç seferdir yorumlarıma bir şeyler karalıyorsun. Teşekkür ederim beni adam yerine koyuyorsun ancak, ben senin kadar derin düşünecek kapasitede değilim. Sığ bir insanım. Kafam da fazla çalışmaz zaten. O yüzden rica edeceğim benim yorumlarıma engin bilgilerinle yorum yapıp yorulma. Emin ol buna değmez.
Ben ve sığ fikirlerim, biz böyle mutluyuz.
26/09/08, 12:22Bu kadar olacağını tahmin etmemiştim ne bileyim kusura bakma.
26/09/08, 22:00çok merak uyandırdı bende bu konu, araştıracağım :S heyecanlandırdı da.
29/09/08, 18:46bipolar bozukluk ile ilgili sizin yazınıza ve sevgili arkadaşların paylaşımlarına ek olarak, farklı bir yaklaşımda bulunmak istiyorum…
her ne kadar bu konuda çok fazla klinik çalışma yapılmış olmasa da “bipolar bozukluk ile migren” arasında bir ilişki olduğu bilinmektedir.
migrenlilerde de her türlü duygu durumu bozukluğuna anlamlı derecede sık rastlanmaktadır ve bu duygu bozukluklarının en fazla işaret ettiği nokta bipolar durumudur.
özellikle migreni olan kişiler yazınızda bipoların semptomlarını saydığınız ruh hali içine giriyorlarsa bunu nöroloji ya da psikiyatri uzmanları ile mutlaka paylaşmalıdırlar.
migren her ne kadar Türkiye de “başağrısı” olarak değerlendirilse de aslında dünya sağlık örgütü tarafından kişinin günlük hayatını etkileyebilen/kısıtlayabilen hastalıklar arasında gösterilir. migrenli olmak resmen bir hastalıktır aslında!
özellikle migreni olan hastalar atak öncesi sık duygu değişiklikleri yaşadıkları için gerçekte bipolar olsalar bile bunu migrene bağladıkları için kişi kendi duygu durumundaki dengesizliğin farkına varamaz… bu da kişinin hayatında pek çok olumsuzluğa yol açabilir… yaşanan tüm psikolojik anormallikler migrene bağlanır ve kişinin kabul ettiği tek hastalık “migrendir” …
ayrıca psikiyatride bedenselleştirme / somatizasyon denen bir durum vardır. yaşanan psikolojik sorunlar, kişinin bedensel bir sorununun olduğunu düşündürür ve o şekilde dışarı yansıtır. yani aslında bipoların nöbetini geçiriyordur ama “migren atağı öncesi durum bu” diyerek ciddiye almayabilir…
bu konu ile ilgili bu yazı da araştırma yapanların “geniş düşünmek adına” işine yarayabilir.
sevgi ve diğer iyi dileklerimle.
30/09/08, 12:54insanların haleti ruhiyesine isimler koyup doktorları hocaları zengin etmek çok mantıklı hakkatende, mayası insandan bahsediyoruz millet, robottan dil saçmalama ve hata yapma hakkı başkasına ve kendisine zarar vermediği sürece… müsadenizle kabına sığmasın. sizinkisi şekilcilik kıl tüy yün yumağı. velhasıl bipolar feleğin virane ruhlara oyunu. belki de…
30/09/08, 13:513 gundur yazayım mı yazmayayım mı diye kaldım ama duramadım, haksızlığa dayanamam!
EROL nickli kisinin verdigi linkteki ve nedense(!) “yazan: isimsiz” imzalı 112 sayfalık kitabı bayramda okudum; yukarıdaki yorumlarda belirttigim gibi.
Bipolar kisiligi anlatan bu “kurgu” kitap cok guzeldi, aydınlatıcıya benziyordu …. taki sonuna varıncaya kadar. Aslında basit bir oyunla hikayeye katılmış “Gamze Özcelik” yani GERCEK BIR KISILIK hakkında itham/iftira/dogruyadayanlış bir karalama oldugunu biliyor muydunuz TUNÇ Bey??? Sanıyorumki siz bunu sonuna kadar okumadan o blogdan alarak burada link verdiniz. Cunku tanıdıgım veya umdugum kadarıyla sonuna kadar okumus olsaydınız benim gibi hayrete duser ve uzulurdunuz sonunda ve kesinlikle burada yer vermezdiniz:(
Yazık, cok yazık….
04/10/08, 19:17İlk kez on sekiz yaşımda tanıştım,psikiyatrik rahatsızlığımla.On dokuz ve yirmi yaşlarım arasındaki en güzel dokuz ayımı Bakırköy Akıl Hastanesinde geçirdim.Çıktığımda önceden kazandığım Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki eğitimimi sürdürebilmem için çok fazla şansım kalmamıştı.Askerlik arasında yinelenen rahatsızlığım,sonrasında bir kamu kuruluşunda başlayan memuriyet yaşamım,sınava girip yeniden aynı okulu kazanmam,sonuç olarak okuyamayacağıma karar verip okulu bıraktım.Bu arada evlendim,iki oğlum büyürken on iki kez yataklı tedavi gerektiren rahatsızlık yinelemelerim oldu.Her seferinde ülkeyi kurtarması gereken kişiydim.İçimdeki ateşi söndürmek için,eşim de dahil beni hastaneye yatırmaya uğraşıyorlardı ve ne yazık ki bunu başarıyorlardı.Kor halindeyken üzerine su dökülen bir ateş gibi sönerek çıkıyordum,hastaneden.Oysa Sezen Aksu Beni yak, kendini yak, herşeyi yak diyordu.Sanki benim için söylüyordu.Ne zaman ki, içimde küllenen ateş alev aldığında yine hastane yolu görünüyordu.İki yıl önce emekli oldum.Ancak rahatsızlığımdan emekli olamadım.Son hastane tedavimin üstünden bir yıl geçti.Ömür boyu kullanmam gerektiğini artık benimsediğim Lithurili düzenli olarak kullanarak,ne yazık ki yeniden rahatsızlanacağımın bilincinde sürdürüyorum yaşamımı.
10/10/08, 16:05İlk kez okudum enteresan fikirler, yorumlar… ben de takipçisi olmak istiyorum, şimdilik yorum yok:) ama hayatımızın gerçekleri, yurdum insanı tabiki bizleriz.
11/10/08, 15:02Görevim gereği yaz aylarını arazi çalışmalarıyla geçiriyoruz.1991 yılı, Düzce’deyim. Sezen’in Gülümse albümü yeni çıkmış. Otobüste seyahatteyken muavine rica ederek dinliyorum. Çay bahçesinde yine öyle. O yaz aynı kasetten altı adet aldığımı anımsıyorum, sonuncusu evde. Bir şekilde diğerleri bir yerlerde kaldı.
İşimden fırsat buldukça Ankara’daki evime dönüyorum. Bu arada öyle bir duyguya kapıldım ki, sanki o şarkıların sözlerini birlikte yapmışız.
Yine bir Ankara dönüşüm esnasında otobüse Bolu’dan üç beş genç kız bindi. Daha önceden de içeride epeyce kız vardı. Bir süre sonra sudan bir sebepten bilet paramı iade ederek beni otobüsten indirdiler. Başka bir otobüsle Ankara’ya geldim. Terminalde genç bir kızı ağlarken gördüm. Bu bende o anda benim yolda planlı olarak indirildiğim ve kızlara kötülük yapıldığını düşündürdü.
Güllerim solmuştu, kaldırımlar da.
Geçen yıl eylül ayında üç aylık maaşımla İstanbul ve Ayvalık üzerinden İzmir’e geçtim. Terminalde bir reklam panosunda gördüğüm adamı kendi gençliğime benzettim. O anda birden güllerimin solduğu kaldırımlardaydım. Gece boyu saatlerce oradan oraya amaçsızca yürüdüğümü anımsıyorum. Sanki ruhum bedenimde değildi. Neden sonra gördüğüm bir polis aracını durdurarak yardım istedim, neyseki evimin telefon numarasını unutmamıştım. Eşim ve çocuklarım gelerek beni aldılar. O altı kısa gün içerisinde bütün paramı harcamıştım.
12/10/08, 12:38Yazınızın başlangıç kısmındaki maddeleri okurken yine biri beni tarif ediyor dedim :)
Yıllardır bu duygu durum karışıklıkları içinde olmama rağmen manik depresif olduğumu farkedebilmem biraz uzun zaman aldı. Psikiyatriste gittiğim vakit sosyal fobi teşhisi koyulmuştu lakin mani döneminde hiçte sosyal fobiden muzdarip biri gibi olmuyordum.
Demek istediğim bu iki duygu durumunun uç noktalarından biri olan depresif dönem, yanında sosyal fobiyide getirebiliyor. Bi alana bi tanede bedava hesabı. Kendimden yola çıkarak yaptığım bi genelleme aslında bu. Yani aslında kronik sosyal fobiniz olmadığı halde depresif dönemlerde en sosyal fobik insan olabiliyorsunuz.
Bundan önce bu konuları çok okumuş, çok araştırmış ve kendi teşhisimi koymuş biri olarak Erol beyin dediklerine tamamen katılıyorum. Bu durum seratonin hormonunun dengesiz salgılanmasından kaynaklanıyormuş ve doğru bir teşhis sonucu doğru bir ilaç tedavisiyle halledilebiliyor. Tabii ki asıl çözüm bu durumun farkına varabilmekte.
23/10/08, 09:46bu belirtilerin tam tersi olursa antibipo hastalığı mı oluyor, ne oluyor? bir defasında bende de tam aksi olmuştu da o yüzden soruyorum…
28/10/08, 14:43Yaşasın bipolarlık.
05/11/08, 15:57Bipolar rahatsızlık psikiyatride 1.ölümcül hastalıktır. Bircok arkadas kendisini bu hastalıkla özdeşleştirmeye çalışmış ancak bu hastalık çok tehlikeli ve intihar oranı cok yuksek bir hastalıktır.
12/11/08, 00:24ben 7 senedir bu hastalıkla uğraşıyorum… aslında ilk seneler adı ne onu bile bilmiyordum doktorlar çok fazla da açıklama yapmıyor zaten hatta bu siteyi de bi ilaç torbasındaki yazıdan dikkat ederek buldum. hayat çok zorlaştı zaten ama bi de bu kadar hassas olunca daha zor diye düşünüyorum.
ilaç tedavisi şart diyor doktorum ben de içiyorum hepsi bu ama terapiler de çok işe yarıyordu ilk hastalandığımda grup terapisi almıştım ama istanbul’da buna fırsatım olmadı, biraz da maddiyat tabii. acaba bu açıdan devlette nereler var bileniniz var mı arkadaşlar?
20/11/08, 00:15[...] http://www.fikiratolyesi.com/2008/09/23/bipolar-mi-yoksul-olmak-mi [...]