Youtube Yasak, Türban Serbest… Sessiz Kalmaya Devam!

Ben devlet büyüğü olarak senin için neyin iyi, neyin kötü olduğuna karar veririm. Senin için kötü olan şeyleri yasaklarım, sen rahat ol!

Daha önce de yaptım, bilirsin.

Geçen sene aynı sebepten dolayı Youtube’a, üç beş site için onbinlerce Türkçe blog sunan wordpress’e ve terbiyesiz şeyler yazan Ekşi Sözlük’e sansür getirdim ki sen kötülüklere maruz kalma.

Tanrım, nasıl bir yönetim anlayışı bu? Her geçen gün uzaklaşacağımıza yaklaşıyoruz İran, Kuzey Kore, Suudi Arabistan veya Çin gibi ülkelere. [Bu ülkelerdeki devlet büyükleri de çok iyi bilirler ya doğruyu, yanlışı!]

Şimdi yine Youtube‘a erişim yasaklandı.

Atatürk’e iğrenç hakaretler içeren video’lar var Youtube’da, doğru. Amaç sadece o video’ları kaldırtmak olmalı. Yapamadınız, gücünüz yetiyorsa siteyi tümden kaldırtın. Bunun için uluslararası yasal merciler var başvurabileceğiniz. Ancak bunlar çok zor işler.

Kolayı var, ben kendi vatandaşlarıma yasaklarım.

Böylece o rezil video’lar sitede kalır, tüm dünya izlemeye devam eder. Ama Türkiye’de yaşayanlar izleyemez! Giremediği için siteye tepkisini bildiremez. Diğer milyonlarca işe yarar görüntülere de ulaşamaz.

Az buçuk bilgisayardan anlayanlar için ise basit bir dns değişikliği yeterlidir bu yasağı delmeye. Bakınız: Vatan gazetesindeki “Yasaklanan Youtube’a Erişmek 2 Dakikalık İş.”

Kısaca, devekuşunun bile “hadi canım” diyeceği bir durumdur bu.

(Bu arada kendi video paylaşım sitesi olan Mynet’in yasak için “cezasını buldu” alkışları acaba kendisi mağdur olsa ne yapardı dedirtecek cinstendir.)

Terör yanlısı Tv kanalları uyduda cirit atarlar. Açık açık şeriatı isteyen kanallar gibi. Çocuk pornosu siteleri gırla. Atatürk karşıtı gazeteler de öyle. Saymakla bitmez. Tabii ki Youtube’u tek tuşa basarak kapatmak kadar kolay değil bunlarla mücadele etmek.

Esasında daha da kolayı var. Alacaksın interneti [Çin, İran ve Tunus gibi ülkelerde olduğu gibi] lokal bir ağa, internet olacak sana intranet. O zaman abiler zaten ne isterse biz o kadarını görebileceğiz.

Hepimiz biliyoruz, bir iki güne o video’lar kalkar, sansür de biter.

Kimse sokaklarda yürümeyecek bunun için. Bir grup gencin yarın 3H Hareketi, üç beş köşe yazısı ve blog yorumlarıyla sınırlı kalıp, unutulacak. Ta ki bir sonraki video ve yasağa kadar.

Bakın internetteki farklı sitelerdeki okuyucu yorumlarına. “Ne olmuş ki yasaklandıysa, Youtube olmadan yaşayamıyor musunuz?”

Doğru, yarın internet’in lokal bir ağda devlet tarafından filtrelendiğini gördüklerinde de “Ne olmuş, internet’in var hala işte. Devlet babamız koruyor bizi.” diyecek düşünce şeklidir bu.

Şimdi bir dakika…

Doğruyu söylemek gerekirse, bizim devlet büyüklerimiz özde “yasağa karşılar!” Baksanıza türban yasağını kaldırmak için yapılanlara. Türkiye’nin en önemli gündem maddesi bu, 2008 yılına tümden damgasını vuracak kadar da büyük.

İlginçtir, esasında bir “yasağın kaldırılmasına” tepkimi yazacaktım bugün. Çünkü kızgındım.

Çünkü dün hayal dahi edemeyeceğimiz şeylerin bugün birer birer gerçek olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı, RTÜK Başkanı, Merkez Bankası Başkanı… Devleti en yukarıda temsil eden herkesin eşi türbanlı. [Baş örtüsü değil, türban.]

Türban zihniyetinin siyasi irade olarak çoktan kabul edildiği, muhalefetin kalmadığı bir Türkiye’de yaşıyoruz artık.

Dolayısıyla tepe tamam, şimdi tabana inme zamanı. Önce üniversiteler, sonra lise ve orta okullar. Kamu çalışanlarının ne suçu var denecek sonra. Hatta hakimlerin, savcıların, doktorların…

Daha dün türban için “siyasi bir simge değil, inanç gereği” diyen ağızlar, inandırıcı olmadıklarını anlayıp şimdi ağız değiştiriyor: “Ne olmuş siyasi simgeyse?”

Doğru… Kara çarşaf, sarık, cüppe, takke, fes, kavuk, külah da öyle!

[Anneannemin inanç gereği taktığı baş örtüsü ne zarifti oysa. Ne kadar da yakışırdı rahmetliye.]

İşte sindire sindire bir planın hayata geçmesi bu olsa gerek. Eskiden “sinsi plan” denirdi, dikkat ediyor musunuz artık o kadar “açık” oynanıyor ki oyun, buna “sinsi” diyen de pek kalmadı.

Bu planda kullanılan silahın adı “demokrasi.” Hedefe varılınca inilecek trenin adı. [Bakınız: "Yumrukları Hep İçeride Kalacak" yazımıza gelen yorumlar.]

Çok kişiye göre ne türban, ne de Youtube göründüğü kadar büyütülecek olaylar değil! Bana göre ise bunlar hep küçük (sözde) masum denemeler, alıştırmalar. [Atatürk yaşarken nasıl da öngörmüş bugünleri.]

29 Mayıs 2006 tarihinde kaleme aldığımız Ekşi Sözlük’ün karartılmasıyla ilgili söylediklerimizle de bitirelim bu yazımızı.

Başbakanımızın son moda deyimi ile bu kadar “kalemşörlük” yeter!

Önce Yahudiler için geldiler,
Sesimi çıkarmadım…
Çünkü ben Yahudi değildim.
Sonra komünistler için geldiler,
Sesimi çıkarmadım…
Çünkü ben komünist değildim.
Sonra sendikacılar için geldiler,
Sesimi çıkarmadım…
Çünkü ben sendikacı değildim.
Sonra benim için geldiler,
Ve artık ses çıkaracak kimse kalmamıştı.

49 yorum var
Tunç Kılınç | 20/01/08 | Dikkatimi Çekenler   
  1. Youtube konusu her yerde haykırdığım bir mevzu. Aslında bu açıkcası devekuşuna benziyor..

    Dünya’da herşey oluyor ama o kafasını kuma gömüp saklandığını zannediyor.. Bizimkilerin zihniyette sadece bundan ibaret, bizim insanımızın kafasını kuma gömelim ama videolar vs. devam etsin. Görmesinler.. Ama işte yine zeka, 2 dakika’da açılabiliyor..

    İşin komik yanı Tunç, sende gördüm, mynet’in buna ceza adı altında haber yazması. Ülkemin komik manzaraları diyorum sadece..

    İkinci konuya hiç girmiyorum, aynı hisleri paylaşıyoruz bunu bil!

    20/01/08, 20:53
  2. Youtube’yi yasaklayan “T.C. Ankara 12. Sulh Ceza Mahkemesi”dir. Türban dediğiniz şey’i serbest hale getirmeye çalışan mahkeme değildir.

    “Youtube Yasak, Türban Serbest” derken iki konuda da aynı grup/kişi söz sahibi gibi yazılması yanlış.

    20/01/08, 21:13
  3. Tunç merhaba,

    Eleştirdiğin zihniyetle aynı ilkesel kulvarda buluştuğunun farkında değilsin maalesef.

    Faraza; “Youtube yasak olmalı, türban serbest” diyen AKP ile “Youtube serbest, Türban yasak olmalı” diyen Tunç arasında teorik olarak hiçbir fark yok. Her ikisi de özgürlüğü kendileri ve kendileri gibi düşünenler için istiyor.

    Oysa bir başka kulvar daha var. Herkes için özgürlük istemek gibi. Mesela ben ve benim gibi düşünenler. Hem başörtüsüne özgürlüğü savunuyorum ve yasağın kalkmasına destek veriyorum, hem de youtube yasağına sebep olan kanunu çıkarttığı için AKP’yi eleştiriyorum.

    Youtube eleştirisi:

    http://www.dusunceler.org/garabet/2008/01/19/fesat-yuvalari/

    Başörtüsü yasağı eleştirisi

    http://www.dusunceler.org/1/2008/01/17/bir-ulke/

    Tutarlılık budur, senin tavrın değil.. Maalesef..

    Bir şey daha.. “Türban”a ilişkin isimlendirme bunu kullananların değil, başkalarının yakıştırması.

    “Şeriatçı, yobaz, takiyyeci” vs. ile suçlanamayacağı için Etyen Mahcupyan’ın bugün Taraf’ta yazdığı yazıdan alıntılayayım:

    “[...] Diğer muhalefet partisine ve onun çevresindeki söyleme geldiğimizde ise karşımıza içler acısı bir surum çıkmakta. Baykal Başbakan’ın “velev ki siyasal simge olsa” diye başlayan cümlesini “ha şöyle siyasi simge olduğunu kabul et” diye yanıtlamış. Siyasi simge olsaydı başörtüsü yasaklanabilirmiş gibi.

    Gerçek şu ki başörtüsünü ister simge olarak kabul edin isterse etmeyin; veya nasıl bir simge olarak kabul ederseniz edin yasaklanması insan haklarına ve en temel ahlakî ve vicdanî ilkelere aykırıdır. Bir ülkede laiklik kamusal alanın meşru kıyafetinin saptanması biçiminde anlaşılmaktaysa, orada asıl olanın despotluk olduğu açıktır. Öte yandan Baykal’a göre “Türkiye’nin tarihinde türban diye bir olay olmadığı için” başörtüsü siyasi simge sayılmalıymış. Bu zat herhalde değişim diye birşeyin farkında olmayan bir ‘sosyal demokratlığın’ temsilcisi. var olan herşeyin geçmişte de olması gerektiği, aksi halde kabul edilemeyeceğini söylediğine göre bu zatın Cumhuriyet devrimlerini hangi meşruiyete göre savunduğu da belli değil demektir. Çünkü şapka daha önce yoktu ve bu giysi onun tanımına göre açıkça bir ‘siyasi simge’.

    Zihniyet olatak Baykal ile aynı çizgide duran bazıları da Erdoğan’ı eleştirdiklerini sanarak kendilerini gülünç duruma düşüren argümanlar öne sürmekte. Meğerse tartışma başörtüsü ile değil türbanla ilgiliymiş. Herşeyden önce ‘türban’ sözcüğü laiklerin kullandığı bir terim, başörtülüler türlü çeşitli giysiler ve baş bağlama usulleri uyguluyorlar ve bunlar arasındaki fark kişinin ne derece ‘modern’ olduğuyla değişiyor. laiklik bir tür körlük halini alınca şu basit gerçeklik gözden kaçmakta: Din bazı dindarlara göre başın nbağlanmasını emrediyor; ancak nasıl bağlanacağını söylemiyor.” (alıntı sonu)

    Bunlar Etyen mahcupyan’dan.

    Şu satırlar da benim eski bir yazımdan:

    “Şimdi denecek ki olanca bilgiçlikle “efendim o bağlama şekli bir siyasal simgedir, bu sebeple tavır alınmıştır.”

    Yok yahu?

    Ben bir türlü anlayamıyorum. Türban ile başörtüsü arasındaki farkı nedir? Ben cidden bilmiyorum farkını.

    Sonra bunun standardı nedir, ölçütlerini kim belirlemiştir? Bu konuda hazırlanmış bir yönetmelik var mıdır? Kaç düğmük/iğne atarsa türban olur, iğneleyenler, Mili görüşçü müdür, Süleymancı mı? Arkadan dolaştırırsa, Nurcu, sıkma baş yaparsa Tayyipçi midir? Şal takan güzel bir kızsa ileride şeriat geldiğince kıtır kıtır kesecek bir cellada mı dönüşecektir? Nedir?

    Nasıl bağlanması gerekir ki beylerin yüksek müsadelerinizi kazanabilsinler?

    Yapmayın yahu, ayıp..

    Bu yüzyılda hala insanların kılık kıyafetlerinden dolayı sınıflandırmak, “şöyle bağlarsan böylesin, böyle bağlarsın şöylesin” demek ayıp değil de nedir?

    Askere alınırken, şehit olmasını isterken, türbanlı, başörtülü, sıkmabaşlı, poposuna bağlayan, başına bağlayan, fereceli, yaşmaklı diye ayırmayıp, verdiğin resepsiyonda ayırmak ne menem bir iştir?

    Kaç kez söylediğimi hatırlamıyorum. Adına türban, sıkmabaş vb. denen bağlama şekli modernleşmenin eseridir. Şehirleşme ve modernleşme ile birlikte geleneksel başörtüsü de yerini farklı bağlama şekillerine bırakmıştır. Herşey değişiyor, kıyafetler de bundan azade değil. Başı açıkların kıyafetleri, moda renkler, etekleri bluzları vs. değişmedi mi?

    Bugün köyden şehre gelmiş, okuması yazması bile olmayan bir genç kıza hangi güç ferece giydirebilir? Bu kız güzel bir manto giyse ve üzerine türban olarak isimlendirilen biçimde bir eşarp bağlasa “siyasal islamcı” mı olmuş olur?

    Aslında bu tip bir “siyasal simge” tartışması minder dışına kaçmak isteyenlerin yumurtlamasıdır.

    Galiba Süleyman Demirel idi. 28 Şubat döneminde yasak olanca şiddeti ile uygulanırken deniyordu ki “siz babannelerimiz gibi bağlamıyorsunuz, bu bağlama şekli siyasal bir simgedir”

    O zaman dendi ki, “tamam bir standart bulun ona göre bağlayalım, bu eğer babaannelerimiz gibi tavşan kulağı ise, öyle yapalım” deyince, bu kez Demirel, “o zaman o bağlama şekli de siyasal simge olur” diye bir laf yumurtlamıştı.

    Yani sorunun kökeni bağlama şekli vs değil. Zaten başörtüsünün şeklindeki değişim/evrim de modernleşme ve kıyafetlerdeki moda dediğimiz şeydeki değişimle alakalı. Yoksa bunun siyasal simge olmadığını herkes biliyor. (Belki marjinal bir kitle olabilir ama çoğunluk için böyle.)

    Hulasa, beğenin beğenmeyin, başörtüsü ya da isimlendirme meraklılarınca ifade edildiği gibi “türban” bu ülkenin gerçeğidir. Bu ülkedeki kadınların/kızların yaklaşık %65-70′i başını bir biçimde örter. Bu ülkede yaşıyor, bu ülkede siyaset yapıyor, bu ülkede askeri/sivil bürokratlık yapıyorsanız bu gerçeği kabullenmek zorundasınız.

    Dahası sizin “lütfen kabul etme” gibi bir lüksünüz yok. Bu özgülük kimsenin kimseye lütfu değildir, bu özgürlük en tabi insan hakkıdır. Kimseye lütfetmeyeceksiniz, sadece insanların bu ve diğer temel haklarını teslim edeceksiniz. (eğitim gibi)

    Gözlerinizi kapatarak, görmezden gelerek, çeşitli ayrımcılıklarla aşağılayarak bunu değiştiremezsiniz. Ancak size duyulan öfkeyi arttırır daha da kötüsü bunu meşrulaştırır.” (alıntı sonu)

    Son olarak; başörtüsü elbetteki -devlet memurları da dahil- heryerde serbest olmalıdır. Bu konuda şu yazı okunabilir.

    http://www.derindusunce.org/2008/01/19/memurun-kiyafeti/
    (Yazıdaki resimlere dikkat, bilin bakalım neresi)

    Hulasa, ancak herkes için özgürlük istediğimizde tutarlı olabiliriz.

    “Bu planda kullanılan silahın adı “demokrasi.” Hedefe varılınca inilecek trenin adı. [Bakınız: "Yumrukları Hep İçeride Kalacak" yazımıza gelen yorumlar.]” sözünü de günün şakası ilan ediyorum. O tartışma gösterdi ki bir kesim insanlar ne demokrasiyi ne de özgürlükleri beğenmedikleri muhafazakarlar kadar içselleştirebilmil değiller.

    “Rabbena hep bana” diyenler yönetim erki farklı düşüncede birisinin eline geçtiğinde de tutarlı biçimde itiraz edemezler. (Bkn Youtube yasağı ve senin yazın. )

    Selamlar.

    20/01/08, 21:29
  4. weskoNo Gravatar

    on numara söylemişin üstat, bize gerek kalmadı.

    üstüne ancak şu yorum yapılır ;

    . (nokta)

    20/01/08, 21:30
  5. Bilal bey, biraz daha dikkatli okursanız farkı göreceksiniz..

    “Şimdi bir dakika…

    Doğruyu söylemek gerekirse, bizim devlet büyüklerimiz özde “yasağa karşılar!” Baksanıza türban yasağını kaldırmak için yapılanlara. Türkiye’nin en önemli gündem maddesi bu, 2008 yılına tümden damgasını vuracak kadar da büyük.”

    Yani farklı bir anlatıma geçiyor Tunç orada.

    Saygılar.

    20/01/08, 21:39
  6. Evet biz de yasaklardan bıktık, başkalarının bizim adımıza kararlar vermesinden.

    Aynen burada belirttiğim gibi! http://www.uyasar.com/yazilar/turban-tartismalari-uzerine/

    20/01/08, 22:33
  7. inanilmaz yanli$ anla$ilmalar silsilesine gebe olmu$tur. medya da bunlari fi$eklemektedir:

    - “youtube kapatildi”

    yok boyle bir $ey. turkiye’deki internet kullanicilarinin buyuk bir kisminin youtube’e eri$imi engellendi. youtube’u dunyada eri$ime engelleyen ulkeler: brezilya, iran, fas, suudi arabistan, suriye, tayland, turkiye, birle$ik arap emirlikleri. ailemizin diger uyelerini taniyalim.
    (Blocking of YouTube)

    gazete sitelerinde boyle sunulmasindan dolayi “helal olsun bize koca siteyi kapattik” diye tepki verenler var, yazik gunahtir.

    - “treewalk, opendns, 4.2.2.1, virt zirt’la kurtulabiliriz”

    bu “kafayi kuma gomme” yakla$imindan farkli degil. devlet en i$lek yollardan birinin ortasina bizi sozde bi$eylerden korumak icin duvar dikiyor, biz de gerine gerine “etrafindan dolaniyorum” diyoruz. yahu o duvarin ne i$i var orada? vatanda$la ula$mak istedigi bilgi arasinda duvarin ne i$i var? biz opendns mopendns kullandikca devletin yaptigini gecerli kilmaya yardimci oluyor, kendimizi de “yargi kararini cigneyen insan” yerine koyuyoruz. boyle boyle eziliyoruz i$te. kendi kafesimizde ters takla atabiliyor olmayi ozgurluk zannediyoruz.

    dns’i degi$tirdin, devletin zihniyetini degi$tirmi$ oldun mu? yarin dns server’larini degi$tirme imkanimiz elimizden alindiginda, bu eri$im yasaklarini delmek “suc” oldugunda hosts dosyasinin oldugu dizine girmeye curet edebilecek miyiz?

    - “hukuk devleti olarak geregi buydu, yapildi. yapilmasaydi hata olurdu”

    bu kanunu balciktan cikarip akp’nin kaburga kemiginden yaratilmi$ cumhurba$kanina onaylatip uygulamaya sokan zaten hukumet. hukumet yarin “herkes birbirinin suratina osuracak” diye kanun cikartsa “hukuk devletidir, geregi yapildi” mi diyeceksiniz? kanunun kendisi uyduruk, sacma sapan bir kanunken “hukuk devleti” savunmasi hicbir $ey ifade etmiyor.

    - “pornografi ve ataturk’e hakaret gibi igrenc eylemlere verilecek dogru kar$ilik budur”

    fayda/zarar konusunda kafasi sulanmi$ bir insanin edebilecegi bir laf. iki tane video icin milyonlarca youtube videosu eri$ime engelleniyor. pkk.com icin internet’i kapatmaktan ne farki var? “zaten internet porno doluydu, ataturk’e hakaret doluydu iyi oldu” mu diyeceksiniz? fayda/zarar oranini kafanizda kurmak zor mu geliyor? once pembe bir kure hayal edin.

    - “pornografik icerik barindiran siteye eri$imi devlet engellemelidir”

    neden? eger mesele “cocuklar ya da pornodan rahatsiz olan insanlar yanli$likla girebiliyor” ise bu i$ internet explorer’da basit bir icerik ayariyla cozulebiliyor. google size oldu da safesearch’e ragmen porno icerikli site getirse bile internet explorer size o siteye girme izni vermeyecektir zaten. guvendesiniz. devletin “keyfine gore” site secip kapatmasi da neyin nesi? porno siteye girmekten rahatsiz olmayan adamin girmesinde ne sakinca var? re$it adamin nereye gireceginden zaten devlete ne? adamin o ya$tan sonra neye ilgi duyacagi devlete mi kaldi?

    - “ataturk’e hakaret barindiran siteye eri$imi devlet engellemelidir”

    neden? dayanamayip bakiyoruz diye mi? yoksa ataturk’un hatirasi iki tane dangalak video’dan kirilacak kadar narin mi? turk halki videoyu gorunce “bu bizim tanidigimiz ataturk degildi, karanlik yonunu gormu$ olduk aydinlandik daglara cikiyoruz” mu diyecek? korkunuz bu mu? herkes kafadan hasta mi bu ulkede?

    - “youtube o tur videolari reklam gelsin diye bilerek koyuyor. reklam gelirlerini kisarak iyi bir ders verdik youtube’a”

    farzedelim beynimizden $iringayla 20g kadar hucre cektik ve gercekten oyle olduguna inaniyoruz. yahu dersi halk kendisi veremiyor mu? halkin o videolari seyretmekten kacmaya cali$irken “hayir dayanmaliyim direnmeliyim!” mucadelesine yenilip sonunda “yapamayacagim malesef seyretmek zorundayim” diye yenilgisi mi sozkonusu? onu geciyorum turkler seyretmese o le$ videolari kim seyredecek, kimin umrunda? fayda/zarar oraninda bu videoya turklerin eri$mesini engelleyerek youtube’e ders mi verdik? bana pek umurlarinda gibi gelmedi. 6 ay sonra reklam gelirleri yerde surununce turkiye’nin kapisini calip “onuncu yil nutku videosunu featured video listesine aldik, lutfen yasagi kaldirin, rica ederiz” diye gelmelerini bekliyoruz galiba.

    onu geciyorum “youtube’e haddini bildirmek” halkimizin bilgiye eri$im ozgurlugune futursuzca comak sokmaktan daha mi onemli? ba$bakan kabadayi kafasinda diye koca bir halkin ozgurlugunu hoyratca harcama hakkina sahip mi?

    20/01/08, 23:56
  8. İnanır mısınız daha bu akşam bir arkadaşımla bu konuyu konuştuk. Televizyonda geçen haber üzerine “Erhan senin bu konu hakkındaki fikrin ne?” diye sordu. Benimse tek bir yanıtım oldu:

    “Abi şimdi biri başını bağladığında bunun siyasi bir simge olmadığını nasıl kanıtlayacak? Yani kendini taşlara vursa ne yazar. Ona inanmak istemeyen inanmaz.”

    Açıkcası yazıyı okuduktan sonra şu türban ile başörtüsü arasındaki farkı ben de soracaktım ama Suat Bey’in yorumundan sonra söyleyecek pek bir şey kalmadı. Acaba o kaliteli kumaştan yapılan bez (sanırım türban buna deniliyor) yerine nenelerimizin bağladığı ucuz bezi bağlasalar özgürlüklerin savunulduğu üniversite kapısından içeri girebilirler mi?! Ben hiç sanmıyorum…

    21/01/08, 00:18
  9. YouTube’nin yasaklanması bizi devekuşu pozisyonuna getirmekten başka bir durum değildir, kaldı ki kendini bilmezlerin yaptığı işlerin sonuçları neden benim özgürlüğümü kısıtlasın? Özgürlük demiş bulundum pardon. Türkiye’de yaşıyoruz di mi?

    Yazıda bir de türban meselesine değinilmiş. Daha doğrusu mesele olarak görülmüş. Benim annem Anadolu kadını ve Anadolu kadının geneleksel giyim tarzında başörtüsü mevcuttur. Şimdi türban nedir? başörtüsü nedir? ya da bundan ötesi dini inanışı gereği başını örtüyor diyip o insanı suçlu gibi görmek nedir?

    Sırf dini gereği yaşayış tarzı olduğu için başını örten birini neden üniversitelere almamalıyız? Neden bu devlet senin özgürlüğünü, insan haklarını kısıtlamalı demeliyiz? Dini gereksimler neyse yapmamalıyız? Devletin laik olduğu için ki öyle olmalıdır. Biz de mi laik olmalıyız? O zaman ateist (dinsiz) olmuyor muyuz?

    Bence mesele bazılarının bazı şeylere karşı Ulu Öndermiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ismini kullanmak istenmesi. Onun annesinin başı örtülü değil miydi? Peki bu vatan uğruna şehit olan insanlar başı örtülü anaların evlatları değil mi? Bence insan özgür olmalı, yaşayış tarzı neyse rahatça yaşamalı.

    Açıkcası yazı beni biraz üzdü. PKK meclise kadar girmişken, dış dünyada Türkiye’nin parçalanmış haritaları yayınlanırken, yani asıl konular duruken medyanın da yaptığı gibi neden sorun bile olmayacak şeylerle oyalandırılıyoruz?

    21/01/08, 01:19
  10. NazanNo Gravatar

    Arkadaşlar, yorumlarda geçmiş, izninizle sizlere “türban” ve “geleneksel baş örtüsü” arasındaki farkları resimlerle paylaşayım:

    Türban:
    - Resim 1
    - Resim 2
    - Resim 3

    Geleneksel Başörtüsü:
    - Resim 4
    - Resim 5
    - Resim 6

    Bu da aynı karede türban ve baş örtüsü:
    - Resim 7

    Farklar çok net bence. Verdiği mesajlar da.

    Saygılar.

    21/01/08, 01:39
  11. redirectNo Gravatar

    Tunç bence fikir atolyesinde siyaset yapma arkadaşım. Siyaset yapacaksan sitenin adını siyasetatolyesi olarak değiştir.

    Şu gerçeği herkes bilirki. Bir Bayan islam dinini yaşıyorsa ve müslümansa başını örtmesi gerekir. Bunu İslamiyete inanan herkes bilir. Ama İslam dini öyle bir dindirki sana zorla başını örtmeni emretmez. Açmanıda emretmez seni serbest bırakmıştır ve nasıl yaşarsan öyle dirilirsin demiştir.

    Muhakkak ki herkes ettiğini çekecek. Biz müslümanlar olarak buna inanarız. He dini farklı bir insan olan varsa veya tunç sen İslam dininden değilsen Onu Soyle Bizde Diyelimki bu adam bu yuzden boyle yorum yapıyor. İsteyen başını örter isteyen örtmez örtende bu ülkede yaşıyor örtmeyende. Benim nenemde başortusu takıyor Anamda Benim Anamın başortusune uzancak eli ben kırarım.

    Senden ve senin zihniyetinde olan arkdaşlar sadece şunu yazsın milletin beynini o kadar bulandırmak yerine Arkadaşlar biz islam dininin kurallarını sevmiyoruz heryer açık seçik olsun biz dilediğimizce modernlik çağdaşlık kelimelerinin altında istediğimiz her türlü gunahı işleyelim ve buna çağdaşlık diyelim. Yaptığın eleştirinin kıyaslaması zaten birdebir ofsayt youtube ve din Bu kadar düşmeyin.

    21/01/08, 03:49
  12. Merhaba Tunç Bey Youtube hakkında söylediklerine tamamen katılıyorum. Lakin yazının ikinci bölümü olan başörtüsü ya da sizin deyiminizle türban yasağı hakkında okurken gülmekten kırıldım. Nedense ilk bölümle inanılmaz derecede bir çelişki içerisindesiniz.

    Nazan hanıma da teşekkürler. Türbanlıları tanımış olduk. Hemen ellerimize modern silahlar alıp avlamaya çalışalım ki Cumhuriyetimizi kurtaralım. Yılanın başını daha küçükken ezmek lazım. Ne bilim yarın öbür gün bunlar iyice artarda bizi kör kılıçlarla kıtır kıtır keserler…

    Nazan hanım sizin sınıflandırmanızı görünce acaba kızıl saçlı bayanlar komunist mi oluyorlar demeden edemedim içimden. Acaba sarı saçlılar nedir? Ya da kahverengine boyayanlar… Kızılları Moskovaya sürelim acaba diğerlerini nereye sürsek… Onlar komünist çünkü…

    21/01/08, 08:19
  13. HasanNo Gravatar

    Merhaba Tunç Bey,

    Sitenizi uzun süredir keyifle okuyan biri olarak yazınızın ilk kısmına tamamiyle katılıyorum. Fakat ikinci kısmı için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Sizin gibi kültürlü, dünyadan haberi olan, hadiseleri global bir bakış açısıyla takip eden birinden bu kadar sert ve dar bir yaklaşım tarzı beklemezdim, hayal kırıklığına uğradığımı üzülerek belirtmek istiyorum.

    Ayrıca Nazan Hanıma’da teşekkürler, oldukça güzel bir bilgilendirme yorumu olmuş :P

    Saygılar..

    21/01/08, 09:43
  14. Yazıyı okudum ama yorumları okuyamadım uzun uzun.

    Youtube’a yasak konulmasının hatta genel olarak erişim yasaklarının saçmalığının hepsinin farkındayız. Yasa hazırlayıcılar yani siyasilerin, hukukçuların, akademisyenlerin teknolojiyi, interneti anlayamamış olmalarından kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Elbette arada istisna isimler olabiliyor, web seminerlerinde dinlediğimiz avukat gibi. Zamanla düzeleceğine inanıyorum bu yanlışlıkların.

    Ama yasağa tepki gösterirken şunu da düşünmemiz lazım. Aynı suçu, ki yayınlanan videonun suç olduğunda hepimiz hemfikiriz diye düşünüyorum, Türk internet portallarından birisinde yayınlanabilir mi? Mynet, izlesene, pikniktube vs… vs… Bunun ol(a)mayacağını hepimiz biliyoruz. Çünkü erişim engellemenin çok ötesinde hapis cezalarına varan cezalar alabileceklerini biliyorlar.

    Ama internet sınırları ortadan kaldırdı. Dünyanın öbür ucunda kurulmuş bir internet sitesinden birileri Atatürk’e hakaret edebiliyorlar. Birileri aynı şeyi bizim için de yapabilir. Sizi sevmeyen bir insan alacağı bir alan adı, yurtdışından bir hosting hizmetiyle sizi küçük düşürecek bir şeyler yapsa ne hissedersiniz?

    Artık entellüktüel mülkiyet ihlali, sahtecilik, hakaret vb. suçların ülke sınırları yok. Bununla ilgili bir şeyler yapılmalı diye düşünüyorum ben. Elbette bu youtube’a getirilen kararı desteklediğim anlamına gelmiyor, ülkemi küçük düşürdüğü için üzülüyorum.

    Türban konusuna gelince. Ben bu satırları okuyunca açıkçası yaklaşımına üzüldüm blogun sürekli bir okuyucu olarak. Neyin zarif olduğuna, neyin kime yakıştığına kim karar veriyor? İsteyen istediğini giysin, bu benim için hiç sorun değil açıkçası. Seviyor muyum? Hoşuma gidiyor mu? Hayır. Ama benim sevmemem, hoşlanmamam başkalarının bunu giyme özgürlüğünü engeller mi? Kesinlikle hayır.

    Eğer eleştirmek istediğimiz AKP ise bunu direkt yapalım. Türbanı siyasi rant aracı olarak kullandığını söyleyelim. Bu ülkeyi Suud krallığı gibi bir garabete çevirmeyi istediklerini söyleyelim. Yaptıkları her şeyin gerçek amaçlarını gizlemek için olduğunu söyleyelim. vs..vs…

    Ama bunu yaparken kalkıp hiç alakası olmayan masum insanların üzerinden yapmayalım. Birilerine zarif gelsin gelmesin, bu ülkede siyasetle uzak yakın hiç işi olmayan, güler yüzlü, düğünlerde en güzel Çerkez, Laz, Boşnak vs. oyunlarını oynayan pek çok türbanlı bayan var.

    Bu insanlar oylarını en çok AKP ‘ye mi veriyorlar? Kesinlikle evet. Bunun suçlusu bu insanlar mı? Kesinlikle hayır. Bu muhalefetin beceriksizliğidir. Ki ortada doğru dürüst bir muhalefet bile yok.

    Bu ülkenin en büyük sorunu empati yoksunluğu ve kavramların çorba edilmiş olması.

    21/01/08, 10:48
  15. Bizim zaten bir türlü anlatamadığımız, klasik tiplerin de anlayamadığı değil mi bu durum? Atatürk’e yapılan çirkin saldırıları ancak bu şekilde engelleyebileceğini düşünen zihniyeti anlamaya çalışıyorum. Düşünüyorum düşünüyorum olmuyor. Zaten biz Türkler Atatürk’ü tam olarak tanımıyor muyuz? Bu video bizi zaten ne şekilde etkileyebilir ki?

    Bu videoyu hazırlayanların da, Türk F16′larını taciz ettiklerini gösteren fake videolarında genel olarak kimlerden çıktığını hepimiz bilmiyor muyuz? Biz biliyoruz da, diğer ülke vatandaşları bilmiyor. Ve çaat diye site yasaklanıyor. Böylece biz videolara ne yorum yapıp gerçekleri anlatabiliyoruz, ne de sakıncalı diye şikayet edebiliyoruz. (o yasağı koyanlar böyle düşünüyor, ulaşma yolunu bilenler zaten yasağı takmıyorlar.)

    Dün bir Alman arkadaşım “Atatürk’e çok kötü saldırmışlar. Sinirlenip yorum yazdım hatta şikayet ettim.” dedi. Ben de “ne güzel” dedim. Sadece “ne güzel” diyebildim. Sen zaten yapmışsındır der gibi bakınca durumu açıklamam gerekti. Bu arkadaşım Atatürk’e yapılan saldırının çirkinliğine tepki gösterecek, bunu yapanların kimler olduğunu bile tahmin edecek kadar bilgili ve mantıklıyken bize gelen bu yasağı bir türlü anlayamadı ve kafası karıştı. Buyrun bakalım.

    21/01/08, 11:26
  16. MustafaNo Gravatar

    Şu yazı ile türban ve başörtüsü kavramlarının dahada açıklığa kavuşması sağlanılabilir..

    Türbanın trajikomik hikayesini bilir misiniz?

    Türban siyasi simge mi? Varsayalım öyle… Bu yüzden Anayasal hak olan eğitim özgürlüğü engellenebilir mi? Anayasa’nın üzerinde daha büyük bir yasa yoksa -ki yok- engellenemez.
    Ama biz engelliyoruz.
    O zaman hak yerini bulsun adil olalım…
    Solcu ve ülkücülerin bıyığını keselim…
    Komünistlik alameti olan Mao ya da Che baskılı tişörtleri de çıkartalım. Hatta daha ileri gidelim…
    Yerli malı giymeyenleri de üniversiteye almayalım…
    Gucci, Armani, Prada gibi markaları hayatımızdan çıkaralım…
    Malum başörtüsü yerli türban Fransa’dan ithal ya…
    İthal olduğu için türbana kılız ya…
    Tamam o zaman, bütün yabancı markalar yasak olsun…
    Var mısınız?

    TÜRBAN YÖK İCADI

    Sayın Baykal diyor ki türban nere malıdır?
    Anadolu’da mı var, Türkler’in geleneğinde mi?
    “Başörtüsü” geleneğimiz, “türban ise siyasi simgedir” diyor…
    Malum “insanoğlunun hafızasında unutma hastalığı” var ya…
    Bunu kullanıyor, kafaları bulandırıyor…
    Bilmeyenler için şu “türban” kelimesinin hayatımıza girişini kısaca anlatayım… Traji komik bir hikayedir bu…

    Türban; Fransızca bir kelime…
    Biz bu kelimeyi onlardan aldık, onlar da Farsça’dan…

    1980 darbesinden sonra İmam Hatip ve üniversitelerde “başörtüsü” yasağı getirildi. Diyanet yazılı görüş bildirince İmam Hatiplerdeki yasak kalktı… Ancak üniversite kapıları yine darbe ürünü olan YÖK tarafından sıkı sıkı kapalı tutuldu.

    Bu noktada dikkatinizi çekeyim, “türban” kelimesi henüz hayatımızda yok… O zamanlar “başörtüsü” mevcut…
    Yasak da “başörtüsüne”

    Türbanı işte bu dönemde YÖK Başkanı İhsan Doğramacı başımıza doladı… Üniversitelere giriş için “daha modern” bulduğu Fransız türbanını ithal etti. Bugünlerde Baykal’ın “geleneksel örtümüz” diye sıkı sıkıya sarıldığı “başörtüsünü” Sayın Doğramacı, o zamanlar “çağdışı” buluyordu…

    1984 yılında Doğramacı ve YÖK üyelerinin çoğunluğunun oyları ile “başörtü yerine türban takanlara” üniversite kapıları açıldı.
    Doğramacı o zaman bu kararı şu sözlerle ilan etmişti;
    -”Başörtü takılmasının önlenmesi için üniversitelere talimat verdik. Kız öğrencilerimiz modern anlamda türban takarlarsa buna izin veriyoruz.”

    Traji komik bir manzara değil mi?
    Bugün türbanı yasaklayan YÖK,
    24 yıl önce türbanı hayatımıza sokan YÖK…
    Bugün “başörtüsünü” savunan YÖK,
    24 yıl önce “başörtüsü çağdışı”, “türban modern” diyen YÖK…

    Dünya üzerinde böyle bir saçmalık yok…
    Bu yasak ne ahlaka, ne akla, ne vicdana sığar…
    Türban üzerine yazı yazmayı kendime “ar” sayıyorum…
    Hala “ar”sızca kadının başına el uzatanlara da Allah akıl versin diyorum.

    Hacer ALKAN

    21/01/08, 13:15
  17. onurNo Gravatar

    Şimdi neresinden tutsak elimizde kalacak bir konu. Çünkü bir tarafta özgür düşünce, bir yanda da tabular, yasaklar ve kuralları bozar mıyım, sonra da cayır cayır yanar mıyım korkusunun oluşturduğu bir düşünce tarzı var.

    Ayrıca bu ikinci düşünce tarzı kendine karşı olan düşünceleri “düşüncene katılmıyorum ama düşünebilmen için hayatımı feda edebilirim” zihniyetiyle değil de bu tür çıkışları “hakaret, küfür” olarak algıladığı için, böyle karşıt bir durum oluştuğunda önce kötülerler, sonra açık şekilde hakaret ederler, daha da fanatikleri ise sizi linç ederler (tevazu sadece lafta kalır).

    Ayrıca kendilerini her konuda otorite gören kimileri kendi sitenizde yazdığınız yazıya, hatta sitenizin ismine bile karışabilir (özel ve yayınlanmayan mesajları tahmin edebilmek mümkün.)

    Gelelim üniversitelere ve dolayısıyla kamu kurumlarına (öyle ya mezun olduktan sonra hakkımız verilmiyor diye girişimleri başlatacaklar. Hoş çoğu kamu kurumunda mevcut iktidardan destek alıp türbanlı olarak çalışan kişilere rastlamak mümkün. Üst mercilere şikayet etmek de mümkün değil, kadı hikayesini bilirsiniz). [...]

    Üniversitenin temellerine indiğimizde bilim ve dolayısıyla kurallardan ziyade tutarlılığı hedef alan bir yapı olduğunu görür ve bunun için de özgür düşünebilmenin olmazsa olmazlardan olduğunu rahatlıkla kavrayabiliriz. Peki türban takan veya daha da enteresanı saçım görünmeyecek diye başkasının saçını saçının üzerine geçiren (biraz düşünebilen bir insan buradaki çelişkiler yumağının farkına varır) bilimin ve üniversitelerin mihenk taşı olan “özgür düşünebilme eylemini” gerçekleştirebilir mi?

    Hiç sanmıyorum o olsa olsa medrese denen sözümona eğitim esasında belletme okullarında görülür. Yukarıdaki önermeler başı açık bir insanın özgür düşündüğüne ve (bazı) üniversitelerin medreseden farksız olduğu anlamına gelmez. Ama “yapılabilirlik” ihtimalini de diğerindeki gibi “sıfırlamaz”.

    Örneğin İran da bilim din çelişkisini çözebilmek için bilim yerine teknoloji kılıfı bulundu (tanıdık geliyor değil mi bkz: TÜBİTAK açılımı) böylece bir yandan sokaktaki açık kadınlar “ahlak polisi” tarafından içeri alınırken diğer yandan da nükleer araştırmalar ve benzeri konulardaki “yasakları” akıllıca bir çalımla aşabiliyorlar.

    Dinin tüm emirlerini yerine getiriliyor mu ki bir örtünme üzerinde bu kadar duruluyor, örtünme örtünen insanı ve karşısındakini gerçekten “ahlaklı” yapıyor mu konularına hiç girmeyelim çünkü birinci satırda bahsedilen ifadelerden dolayı anlamsız bir monoloğa dönme yolunda olacak her zamanki gibi.

    Sadece mevcut durumun, kadınlarımızın kendilerini ikinci sınıf vatandaş olarak gören bu zihniyete karşı başkaldırmasıyla son bulacağına inandığımı belirtmek istiyorum. Kısaca; çoğu zaman olduğu gibi işin özünün çözümlenmesi yine kadınlarımıza düşüyor.

    Son olarak örtünmenin temelleri konusunda Sümerbilimi konusunda önemli isimlerden Muazzez İlmiye Çığ’ın yazdığı “Sümerler, Sümer Dini ve Islamiyette Kadınların Türban / Başörtüsü Kullanmasının Kökeni” isimli kitabını önermek ve Vatan gazetesinde 16.10.2006 tarihinde kendisiyle yapılan söyleşilerden ilgili kısmı alıntılamak istiyorum:

    [?]

    - O zaman şimdi dava konusu da olan şu malum örtünme bölümüne gelelim: Sümerlerde kimler, neden örtünüyormuş?

    Her tanrının bir evi var, onlara mabet diyorlar. Bu evlerde tanrılar için çeşitli şeyler yapılıyor. Neler yapılacağını tanrılar insanlara söylemiyor, insanlar kendileri tanrıları için ne yapmaları gerektiğini anlayıp, yapıyor.

    - Yani ‘vicdan evi’ gibi bir şey mi?

    Evet, vicdanlarıyla baş başa kaldıkları yer oluyor. Bugünkü kilise, cami ve havralardaki ibadet şekilerinden daha özgürler. Tanrıları hoş tutabilmek için orada danslar yapıyorlar, şarkılar söylüyorlar. İşte bu mabetlerde rahibeler var. Bu rahibelerin bazıları da genel kadınlık yapıyor.

    - ‘Genel kadın’ tam olarak ne demek?

    Görevi seks yapmak olan kadınlara deniyor. Onlar fahişe değil, bunu para karşılığı yapmıyorlar. Mabetlerde aşk odaları var ve anladığım kadarıyla o odalarda gençlere cinselliği öğretiyorlar. Bunu nereden çıkartıyorum; çünkü Gılgamış Destanı’nda da ormanda, hayvanlarla büyümüş olan adamı insanlaştırmak için bir mabetten rahibe getiriliyor ve ona cinselliği, yemeyi, konuşmayı rahibe öğretiyor. O genel kadın dediğimiz rahibeler Sümerler’de her şeyi öğreten bir varlık olarak görülüyor. Bunu yaparken kendilerini tamamen tanrıya vakfetmiş sayıyorlar. Çünkü Sümerler’de aslında bekaret var. Bekarete önem verilmesine rağmen genel kadınların mabetlerde ilişkiye girebilmesi, bu hizmete verilen kutsal değeri gösteriyor.

    - Bekarete önem verildiğini nasıl biliyorsunuz?

    Tabletlere göre evlenmeden önce bakire olmadığını söylemeyen kadın boşanırken yarı tazminat alabiliyor.

    - Peki bu genel kadınlar başörtüsünü niye takıyorlar?

    Onları diğer rahibelerden ayırmak için böyle başörtüsü kuralı konmuş. Sokaktaki fahişeler de başörtüsü takamıyor. Bu sadece mabetlerdeki görevli kadınlara özel bir durum. Tarihteki ilk başörtüsü böyle çıkmış oluyor.

    - Sonradan bu iş nasıl tersine dönüyor?

    Sümerler’den uzun yılar sonra, M.Ö. 16′ncı yüzyılda, Asurlular birden bire kanun çıkarıyorlar. Diyorlar ki, bundan sonra evli ve dul kadınların da hepsi başını örtecek. Aslında burada, evli ve dul kadınların yasal bir şekilde cinsel ilişkiye girdiklerini düşünerek genel kadınlar gibi örtünmelerini ve kendilerini belli etmelerini istiyorlar.

    - Asurlar’da başörtüsü takan kadın, cinsel ilişkiye girmiş, bekareti olmayan kadın anlamına geliyor?

    Evet aynen öyle. Ama bunu bazı dinciler yanlış anlayıp ‘Tarihte ilk başörtüsünü fahişeler taktı’ diyorum sanıyor. Oysa ne Sümerler’deki rahibeler fahişe, ne de Asurlar’daki evli ve dul kadınlar.

    - Yani örtünme, İslamiyet’ten binlerce yıl önce, kadının toplumdaki statüsünü belirlemek için bulunmuş bir çare?

    Benim anlatmak istediğim de bu! Bunu da ben söylemiyorum, tarih söylüyor. Kendimden bir şey eklemiyorum, yorum yapmıyorum, bilimsel tarihi anlatıyorum.

    - O zaman Asurlular’dan İslamiyet’in doğduğu döneme gelelim. Orada başörtüsü karşımıza nasıl çıkıyor?

    Kızım, ben İslam uzmanı değilim, ama tarih yönünden baktığımızda orada da şöyle oluyor: Hz. Muhammed peygamber olduktan sonra ailesindeki kadınlarla birlikte Mekke’de oturuyor. İnsanlar hangisi Hz. Muhammed’in karısı, hangisi kızı, hangisi cariyesi biliyorlarmış. O yüzden de orada bu kadınlara sataşma katiyen yokmuş. Ama Medine’ye hicret ettikten sonra durum değişiyor. Çünkü Medine çok kalabalık; Hıristiyan’ı, Yahudi’si her milletten insan var. İnsanlar Peygamber’in ailesini tanımıyorlar. İşte bu dönemde Peygamber’e bir vahiy geliyor. Bir ayete göre ‘Peygamber karıları, peygamber kızları ve mümin kadınlar sokağa çıkarken tanınmayacak şekilde örtünsünler’ deniyor. Oysa bir başka yorumda da deniyor ki, ‘tanınacak şekilde’ örtünecekler.

    - Bu anlattığınız mantığa göre ‘tanınmaları’ daha doğru değil mi?

    Evet, o daha doğru. Bence ‘mümin kadınlar’ lafı da sonradan eklenmiş bir laf. Çünkü biliyorsunuz, Kuran Peygamber zamanında oluşturulmadı. Ebu Bekir döneminde tanıklardan alınan ayetlerin birleştirilmesiyle yazıldı.

    21/01/08, 14:19
  18. onurNo Gravatar

    Ek olarak halkımızın yakın tarihle ilgili bilgisizliğinden faydalanıp, olayları çarpıtarak kendilerine koz sağlamaya çalışanlara karşı ekşi sözlük’te Muazzez İlmiye Çığ başlığı altında kendisinin yazdığı (idia edilen) bir e-posta bulunmakta.

    Alıntılamak istiyorum:

    “bu memleketin yalnız bir sorunu var, o da türban, hayır o türban değil, baş bohçası. evet tam bir bohça, öyle ki, saçlar görünmesin, diye bir de altına bağ konuyor. saçlar görünürse ne oluyor? belki de sayın yıldız cıbıroğlu’nun yazdığı gibi erkekler kadın saçı büyülü, diye korkuyorlar veya mine kırıkkanat’ın bildirdiği gibi saç kılı başka kılı hatırlattığı için huylanıyorlar, anlaşılacak gibi değil.

    önce başörtüsü halinde başlayan bu olay, yeni siyasetçilerimizin eşleriyle yepyeni acaip bir şekle, bohçaya döndü. bunları kadınlar yapmak istemedi, hep erkek zoruyla oldu. amaç din değildi. çünkü kuran’a göre onlar kadınların başlarını örttürmekle, kadınlar da örtmekle cennete gitmeyeceklerdi. müslümanlık yalnız kadının başını bohçalaması ile de korunmayacaktı.

    sumer mabet fahişelerinin simgesi olan kadın baş örtüsü, cumhuriyetimizin altına kundak sokmak isteyen erkekler tarafından başlatıldı. yemyeşil şeriat, bembeyaz demokrasi kitabında belirtildiğine göre kim bilir kimlerin maşası olarak ne gibi yararlar karşılığı bir şeriat devleti kuracakmış vatan hainleri. bunun baş kuklası ve temsilcisi de kapanan kadınlar olacağına göre işe onlardan başlamışlardı. bu, şeriatı düşünmeyen erkeklere bile doğal gelmeye başladı. böylece başörtüsünü umursamayan, onu savunan, onu yaptırtmaya zorlayan, kendileri modern kıyafete girip eşlerini o rüküş görünümlerde yanlarında gezdirmeye sıkılmayan, başı örtülü olduğu için namuslu!! sayılan kızlarla evlenmeyi yeğleyen erkekler doluverdi ortaya. aydın olması gerekli bazı kadınlarımız da ne olduğunu, başlarına ne gelebileceğini düşünmeden oluversin, demeye başladılar.

    okul kızlarının baş örtmesini 1980 yıllarından sonra ortaya çıkaran erkeklerdi. halbuki daha 1918 de kız öğretmen okulunda kızlar başlarımızı örtmeyeceğiz, diye baş kaldırmışlardı. onlardan biri de bursa’da bizim mektep okulunu kuran hanımdı. bu başkaldırmanın etkisi ile olacak, henüz kıyafet kanunumuz çıkmadan önce 1923, 1924, 1925 yıllarında okuduğum okullardaki resimlerde hiç başını örten kız görünmüyor. ondan sonra da kimse düşünmedi bunu.

    ilk olarak 1981 deki kurucu mecliste mehmet yamak adlı bir millet vekili mecliste “imam hatip kızlarının başı örtülsün” diye demeç verdi. ben o zaman hemen kendisine islam dininde rahibe sınıfı yoktur ve laik devletin kurumlarına din kıyafeti ile girilmez, diye bir protesto mektubu yazmıştım. ne yazık ki, bana katılanlar olmadığı için islam devleti kurmak amacında olanlar bundan cesaret alarak liselerde çalışkan ve fakir olan kızları bulup onları, başlarını örtme koşulu ile aylığa bağladılar. bunlardan biri de benim çok yakından tanıdığımdı. diğer taraftan kızlar için yatılı tuba gibi 3000 kızı 3 yıl barındıran kuran kursları açılmış (bu kursları kimler işletiyor, parası nereden geliyor, oralarda neler öğretiliyor, kontrol eden yok). orada onların başları örttürülüyor. bu kızların büyük kısmı ailelerindeki fena koşullardan kurtulmak için de gitmek zorunda kalıyorlar oraya. orada cumhuriyete, atatürk’e karşı beyinleri yıkanıyor kızların.

    oradan imam hatip okuluna giden kızlar başlarını arık açamıyorlar. üniversiteye girmeye kalktıklarında iş iyice çatallaşıyor. ayrıca 6-7 yaşlarındaki kızların başları örttürülerek gezdiklerini gördüm. kızların hiç biri bunu istemiyor, fakat babasının, ağabeysinin (emine erdoğan gibi) mahallenin baskısından, yoksulluktan seslerini çıkaramıyor zavallılar. bu yüzden psikolojik bunalımlara düşüyorlar. bazıları farkında olmadan, psikolojide stokholm sendromu, türkçe de şartlanma denilen hisse kapılıyor, yapılan baskıları kendi istiyormuş gibi algılıyorlar. erkekler de böylece kadınlar üzerindeki hakimiyetlerini sürdürmekten, onları 2. sınıf vatandaş yapmaktan gurur duyuyorlar.

    nerde insan haklari, nerede kadin erkek eşitligi,

    nerede çocuk haklari!!

    devlet desteği ile küçük yaşta kızların başını bağlat, kuran kursuna göndererek hiç bilmediği bir dili ve yazıyı gereksiz yere öğrenmeye zorlat, yoksul bölgelerdeki alevi kadınlarına varıncaya kadar zorla baş örttür, böylece insan hakkı, çocuk hakkı tanıma. sonra da insan haklarını öne sürerek onların başlarını açmasını önle! bunun için de utanmadan ab ye dayanmaya çalış!!. ab nin istediği insan haklarının hemen hiçbiri yok bizde. almazlar asla bizi.

    diğer taraftan bu duruma vurdum duymazlık eden, bugüne kadar göz yuman, bu çıbanı tedavi etmeye çalışmayan bütün siyasi partiler, dernekler, özellikle kadın dernekleri suçlu. bu çıban öyle sayın oral çalışlar’ın öne sürdüğü gibi iktidar partisi ile muhalefet partisinin uzlaşması (nasıl uzlaşacak?) ile veya sayın nazlı ilıcak’ın bildiğimiz gerçek türban (haspaya pek de yakışmış) protestosu ile (ne demek istediği de belli değil) buna çare bulunmaz. tek çare bu memleketten kuran kurslarının kalkması. imam hatiplere kızların alınmaması. başını açmak istemeyenler de eski başbakan necmettin erbakan’ın söylediği gibi okuyup ta ne yapacak? evde oturup çocuk doğurup kocasına destek olsun. başı bohçalı kızlar namuslu sayıldığı için çabuk koca da buluyorlarmış. bu yarayı iyice anlamak için hatice akça, söyleyeceklerim var kitabını okumak gerek. bu yara kökünden temizlenmedikten sonra birbirine karşı iki halk tabakası gittikçe büyüyerek bir iç çatışmaya da dönüşebilir. bu zavallı kızlar bütün sorumluların kurbanı. 1970′ lerin içinde dağın arkasını değil, ayaklarının ucundakini görmeyen, pek çok gencimizi sağ sol çatışmaları içine sokarak onları öldürten, geleceklerini yok eden sonra da yanlış düşünmüşüz, diyenlerin benzerleri bu kez de kızlarımızı bu hale getirdiler. bu durma son verecek önce adı kirlenmemiş, genç, ülkemizin sorunlarını bilen, onlara çözüm yollarını bulabilecek başkanlı bir parti, sonra da onun laik cumhuriyetimizi geri getirmesini sağlayacak yürekli bir toplum gerek.

    eğer hepimiz kurtuluş savaşı ruhuyla el ele verirsek, fransa devrimi gibi 100.yılını tamamlamakta olan devrimimizin son bölümünü de alın akıyla bitireceğimize inanıyorum. ülkemizin özgürlüğünü, halkımızın sürüklenmekte olduğu karanlıktan kurtulmasını isteyen vatandaşlar haydi el ele, gönül gönüle.. atatürk devrimini başından beri yaşayan bir ninenin çağırışını lütfen yabana atmayin, kulak verin!!.

    yazımı hatice akça’nın kitabından küçük alıntılarla bitireceğim.

    - beni yatılı olarak kuran kursuna vereceklerdi. evde yaşamak istemediğimden çok mutlu idim. kurs çok büyüktü, yaklaşık 3000 kız
    - ne yazık ki, çok şansızdık. ülkemizin büyükleri bir şeyleri düzeltmek adına menfaatlerini, iktidarlarını kovalarken bizi gözden çıkarıyorlardı. diğer insanlar da bizi anlamaya çalışmadan yargılıyorlardı.
    - kendi ülkemizde ikiye bölünmüş gibi his ediyordum iki tarafı da suçlu buluyor, eleştiriyordum.
    - hepimiz asıl suçluları liderimiz sayarak toz duman kondurmazken bir birimize düşman oluyorduk.
    - köşeye sıkıştırılmış vahşi hayvanlar gibiydik. hayat dört bir taraftan saldırıyordu
    - bir çoklarımız normal liseye giden açık kızlardan nefret ediyordu.
    - ..bir çok arkadaşım başımıza bu gelenlerin baş sorumlusu atatürk ve onun yaptığı devrimleri görüyor, ona karşı düşmanlık besliyorlardı.

    muazzez ilmiye çığ
    sumerolog”

    21/01/08, 15:05
  19. Alican KutluNo Gravatar

    Sayın Kılınç size hak vermemek elde değil. Yorumlarda herkes için özgürlük talebinde bulunan şahıslar var yine, her zamanki gibi. Öyle bir ortamın mevcut olmadığı bir zamanda ve mekanda, herkes için özgürlük olamaz. Herkese özgürlük, biraz daha kapitalizm, yetmedi biraz daha, hadi liberalleşelim.

    21/01/08, 15:34
  20. Serdar MuratNo Gravatar

    Zamanlama iyi denk gelmiş, sizin yazınızın ertesi günü Sn. Fatih Altaylı da sitesinde “Düşünmek serbest, onlar gibi düşünüyorsan” başlıklı yazısını yayınlamış.

    Düşüncelerime tercüman olduğu için aynen alıntılıyorum:

    Aylardır bağırıyorum, “Ne özgürlüğü, ne demokrasisi. Düpedüz çoğunluk diktatöryasına gidiyoruz” diye.
    Entel takımının umurunda değil.
    Son olarak Sinan Çetin demiş, “Sessiz devrim yapıyorlar” diye.
    Sinan farkında değil. Bunun önce şimşeği çakar, ardından sesi gelir.
    Ondan sonra duyar devrimin sesini.
    Başbakan Erdoğan, simge de olsa, fikirlere özgürlük diye türbana özgürlük istiyor.
    Dün sokaktaydım.
    Yolda gördüğüm 10 otomobilden beşinde kadınlar türbanlıydı.
    Kentin yan mahallelerine gidince bu oran daha da artıyor.
    Bu özgür olmayan hali.
    Ya bir de özgür olsa ne olacak acaba.
    Üniversitede türban serbest olsa ne olurmuş?
    Bir şey olmaz.
    Olsun.
    Peki üniversiteyi bitiren kız asistan, doçent, profesör olmak isterse ne olacak?
    4 yıl sonranın tartışması da bu mu olsun!
    Biliyorum niyet bu.
    Önce üniversite. Sonra her yer.
    Hadi delikanlı olun, Kasımpaşalı olun. Baştan söyleyin.
    Söyleyin de, ona göre tartışalım meseleyi.
    Bir seferde, toptan.
    Amaç özgürlükmüş.
    Öyle diyorlar, Sinan gibiler de inanıyor.
    Fikir özgürlüğü ise, inanç özgürlüğü ise, düşünceleri açıklama özgürlüğü ise, o zaman Başbakan niye herkesi fırçalayıp duruyor.
    Yok yanlış anlamayın, “Anasını da alıp giden” adamdan bahsetmiyorum.
    Fırçalananlar Yargıtay Başsavcıları, Danıştay Başkanları, rektörler.
    Kim ağzını açsa, ağzının payını en tepeden alıyor.
    Yargıtay Başsavcısı “Olmaz” diyor.
    Yanıt geliyor, “Size mi kaldı”
    Danıştay “Tehlikeli olur” diyor.
    Yanıt dünden hazır: “Size mi soracağız”
    Bir rektör “Bu işin yan etkileri olur” diyor.
    Fırçayı yiyor, “Sen sus otur yerinde”
    Ne özgürlük ortamı ama değil mi!
    Düşünmekte özgürsünüz, bunu söylemekte özgürsünüz.
    Ama bir şart var.
    Basit bir şart.
    “Onlar gibi düşünmek” şartı.
    Onlar gibi düşünüyorsan istediğin kadar düşünebilirsin. Dahası düşünceni söyleyebilirsin.
    Onlar gibi düşünmüyorsan. Düşünebilirsin. Ama söylemezsin.
    Tabii şimdilik.
    Pek yakında; onlar gibi düşünmüyorsan, düşünemezsin de.
    Öyle olacak emin olun.
    Sinan Çetin’in dediği gibi.
    Sessizce. Sessiz bir devrimle.

    21/01/08, 17:08
  21. OkanNo Gravatar

    Tunç Bey’in kadınlarımızın başını örtmesi ile sorunu olduğunu sanmıyorum, bakınız anneannesi ile ilgili yazdıklarına…

    Yazılarını yakından takip eden biri olarak eminim ki onun da, benim de veya burada yorum bırakan bazı arkadaşlarımızın da ortak sorunu; dinle siyasetin bu denli içiçe girmesi ve dinin siyasete alet edilmesidir.

    Konu “eğitim özgürlüğü” veya “kıyafet özgürlüğü” denecek kadar basite indirgenecek bir konu değildir, olmamalıdır. Adım adım kurulmak istenen İran benzeri bir islam cumhuriyetidir, birçoğumuzun tepkisi bunadır.

    Serdar Murat Bey kendi yorumunda Fatih Altaylı deyince hatırladım, onun Aralık ayında yazdığı bir yazıya gelen bir yorum vardı. Sınırları aşan, tüyleri ürperten bir yorum olduğu kadar açık da bir itiraftı bu. Sizlerin de okumasını isterim:

    SAYIN ALTAYLI YAZINIZI OKUDUM.PEK MEMNUN OLAMADIM.NASIL Kİ BİZLER SİZİN GİBİLERE YILLARDIR KATLANDIYSAK BUNDAN SONRADA SIZLER BIZLERE KATLANMAK DURUMUNDASINIZ. ÇÜNKÜ DÜMEN BIZE GEÇTİ.
    HAZMEDECEKSINIZ,SINDIRECEKSİNİZ,BAŞKA ÇARENİZ YOK. BÜKEMEDİĞİNİZ BİLEĞİ ÖPMEK DURUMUNDA KALACAKSINIZ.
    HÜKÜMETTE BİZİZ……
    CUMHURBAŞKANIDA BİZİZ….
    YOK OLAN YÖKDE BİZİZ….
    YARGIÇTA BİZİZ…
    HAKİMDE BİZİZ…
    MEDYADA BİZİZ…
    ÇOK YAKINDA GENELKURMAYDA BİZİZ…..SİZLER FAZLA DÜŞÜNMEYİN BIRAKIN KENDİNİZİ BİZE………..

    OSMANKARATAS – 13/ARA/2007 10:36

    http://www.fatihaltayli.com.tr/content.cfm?content_id=1554

    21/01/08, 17:55
  22. Bende yukarıdaki yorumların çoğu gibi ilk yazdığınıza katılıyorum fakat türban ile ilgili görüşlerinize katılmıyorum.

    Bizi dibe çeken, batıran hep bu din muhabbetleri olmadı mı zaten. O şeytan icadı, bunlar yobaz, şu türbanlı, o gâvur… Yahu bu şekilcilik niye. İnsanları dış görünüşlerine göre yargılamayın diyenler şimdi türban yasaklansın diyenlerin başında. Hayat ne garip lan türban falan…

    21/01/08, 18:53
  23. bir düşünürNo Gravatar

    türban size mi giriyo da youtubeyle karşılaştırıyosunuz… laikliğe tersmiş türban. hangi laik ülkede türbana yasak var laikliği çikaran ülke fransa neden okullarda iş yerlerinde müslümanların türbanlı olmasına izin veriliyor… bir yerlerinizden çıkardığınız ve kendi çıkarlarınıza ters düşen şeyleri laikliğe mal ediyorsunuz…
    siz önce kendin sorunlarınızı düzeltin sonra türban sorununa çözüm bulmaya çalışın…

    21/01/08, 19:22
  24. erCanNo Gravatar

    ”VELEVKİ SİYASAL SİMGE OLSA NE ÇIKAR” demiş R.T.Erdoğan. Ben de çıkıp rahatlıkla söyleyebilirim o zaman velevki özgurlükleri kısıtlıyorum ne çıkar?

    Madem özgürlüklerin kısıtlanması olarak görüyorsunuz bunu tıp fakültesinden, hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra türbanlı bir hanımın diplomasını aldığı mesleği icra ederken hadi bakalım buraya kadarmış, dinin gereği turbanını takıyordun ama burada din falan işlemez, çıkaraksın türbanını kim diyebilir sonra?

    Madem özgürlüklerin kısıtlanması olarak görüyorsunuz bunu, o zaman hakim de, savcı da, öğretmen de, doktor da turbanını rahatlıkla takması gerekmiyor mu, aaa yok o kadar ozgürlük istemiyoruz şimdilik üniversiteleri açın türbana, sonrasına bakarız mı diyorsunuz?

    Madem üniversiteleri açtık, liseleri de 8-10 yaşındaki çocukların yani ilkokullardaki öğrencilerin neyi eksik, yuh o kadar da değil demeyin, niye onlar inançsız mı? Karar verecek olan bizler miyiz yoksa aileleri mi, haddimize mi düşer aileleri dururken, elbette aileleri isterse kendi çocuğuna turban takmak zorunda bırakır, sen mi karar vereceksin ailesi dururken değil mi?

    Madem türbanlı öğrenci rahatlıkla girebilecek üniversitelere, kara çarşafa bürünmüş insanların ne günahı var? Onun inancı da o şekilde, sonra çıkıp ona yok kardeşim çıkar çarşafını tak türbanını, öyle girebilirsin üniversite kapısından mı diyeceksin, nerede kaldı onun inancı? Sen inancın gereği takıyorsan türbanını, o keyfinden takmıyor değil mi?

    Eee hep kadınlara mı özgürlük nerede kaldı cüppeli, çember sakallı insanların hakları, onlar neden giremiyor üniversite kapısından inancı nedeniyle böyle giyinmiyor mu? O zaman alalım onları da, inanç özgürlüğü değil mi amaç?

    Şimdi türbanlı bir doktorumuz var ama inancı gereği ki kimse ağzını açıp bir şey söyleyemez, erkek hastayla ilgilenmek istemiyor, biriniz çıkıp yok artık mecbursun mu diyeceksiniz, yoksa kendi inancı gereği işini yapmasına müsade edecek misiniz? Etmeyecekseniz ne diye üniversitede inancı gereği türban taktığını soyleyen bu doktora izin verdiniz, madem verdiniz sonuna kadar özgürlük. İstemiyorsa erkek hastalarla ilgilenmek, ilgilenmez tabi, inancını yaşamasına engel olmaya mı çalışacaksınız yoksa özgürce inancını yaşamasına izin mi vereceksiniz?

    Şimdi bir de çember sakallı cübbeli bir öğretmenimiz var ve o cübbeli çember sakallı eğitim gördüğü üniversitede hocalık yapıyor. Yok o kadarı gerekli değil mi diyosunuz, yok yok gerekli niye inancını mesleğini yaparken bir yana koymasını, inancı gereği haremlik selamlık eğitim isteğine karşı çıkalım ki, çıkıpta inanç özgürlüğünü mü kısıtlayalım?

    İnanç özgürlüğünden bahsedenlere soralım şimdi kişisel hak ve özgürlüklerle ilgili bakış açılarını, tıpkı Madımak’taki gibi yakılması gereken atesitlere karşı, bir yandan inanç özgürlüğü derken diğer yandan ibadetlerini yaptıkları cem evlerine ibadethane diyemediğiniz ve demiyeceğiniz Alevilere, kendilerinin Avrupa’da sayısız cami ve propoganda yapma özgürlükleri varken kör bıçakla Malatya’da boğazlarından kestikleri misyonerlere, sokak ortasında öpüşüp toplumun ahlakını bozan çiftlere, vermediğiniz ruhsatlara rağmen halihazırda açık olan içkili mekanlarda içip günaha giren kişilere, eşcinsellere, bekaretini evliliğe kadar saklamamış genç kızlara, görüşünü rahatlıkla açıklaması gerekirken R.t.e ağzıyla konuşarak; “sana mı düştü Tunç siyaset yapmak” diyerek Tunç Kılınç’a ve yazısına olan bakış açınıza..?

    Bunlarınki özgürlük değil sapkınlık değil mi? Nerede kaldı sizin hoşgörü kültürünüz?

    Çıkıp canım bunlar fikir ayrılığı, herkes aynı düşünmek zorunda değil derseniz, ben de size safsatayı bırak düpedüz çatışmadır bu derim ve merak etmeyin her zaman ses çıkaracak birileri olacak karşınızda, gerekirse de gereğini yapacak sivil birileri? O yüzden o koltukarın keyfini çıkarın şimdiden..
    .

    Demogoji gibi mi geldi tüm bunlar size, velevki demeogoji, ne çıkar?

    21/01/08, 19:57
  25. Ben şu “bir düşünür” arkadaşa kısa bir araştırma ödevi vermek istiyorum.

    Sevgili “bir düşünür” (isim de ilginç maşallah!), 2 sene öncesine kadar Türkiye’de herhangi bir özel üniversitenin işletme bölümüne girmeye öss puanı yetmeyen sevgili kız arkadaşlarımızın Viyana’da bulunan Viyana İktisat Üniversitesi’ne “biz ülkemizde türbanla okuyamıyoruz. Eğitim hakkımız engelleniyor.” cümlesi ile sorgusuz sualsiz kabul edilmeleri neden durdurulmuş? Neden dini simge olarak kabul edilmiş ve türbanlı öğrenci kabulü yasaklanmış Avusturya’da, bir zahmet araştırıverin. Bakalım neler çıkacak? Siz bulamazsanız ben size açıklarım. Ama siz önce bir zahmet çok iyi bildiğiniz internetten bu konuyu bir araştırın bakalım.

    Sizin çok iyi bildiğiniz gibi değil gerçekler. Avrupa’ da ülkeler son 2 senedir yavaş yavaş türbana yasaklar geliyor.

    21/01/08, 21:27
  26. Müge MuratNo Gravatar

    ACELEMİZ YOK BEKLERİZ…..

    Ben sana sonuna kadar katılıyorum Tunç. Kişisel özgürlük, inanç özgürlüğü, fikir özgürlüğü… Daha aklıma gelmeyen bir sürü özgürlük kisvesi altında islam devleti olma yolunda ilerliyoruz, bunun kimse aksini iddia edemez, etmemeli de.

    Bundan 4 yıl önce başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılması ile ilgili yasa tasarısı değişikliğinin Sn. Ahmet Necdet Sezer tarafından red edilmesinden sonra R.T.E nın basın toplantısında söylediği önemli bir söz var: “BİZİM ACELEMİZ YOK BEKLERİZ.”

    Evet yavaş yavaş ilerliyorlar, bizim gibi aydınları, cumhuriyetçi, laik, atatürkçü halkı da özgürlük ile uyutmaya devam ediyorlar.

    80′li yıllarda üniversiteye türbanla giremeyen öğrenciler (bugün de bu yaygın) peruk takarak okula gittiler, şimdi de peruk takarak hastanelerde, sağlık ocaklarında, devlet dairelerinde çalışıyorlar, yanıldığımı düşünebilirsiniz; hayır yanılmıyorum.

    Geçen sene işim gereği sağlık bakanlığına yaptığım bir organizasyonda türbanlı gelen bir hemşire (Yozgat’tan katılıyordu) toplantılara peruğu ile katıldı, o güne kadar dikkatimi çeken peruk artık daha fazla dikkatimi çekiyor. O günlerde peruğu ile okuyan kızlar bugün anadolunun birçok yerinde görev yaparken yeni nesil ile kendi kuran kursları ve yatılı okullar arasında köprü olmaya devam etmekteler.

    Sadece bu kadar mı? Belediyelerde çalışan çember sakallı, bıyıklı otobüs şöförleri, devlet dairelerinde çalışan imam hatip mezunları ve daha aklıma gelmeyen bir sürü simgesel ama kadrolaşma adına yapılan rejimsel hareketler.

    İlmiye Çığ ne güzel yazmış, anadoludan gelip çocuğunu okutamayan anne baba çocuğunu masraftan kaçınmak ve para kazanmak için kuran kurslarına verdi, kuran kursundan imam hatip liselerine ya da normal liselere, fem dersanesine, üniversite ve sonra kilit noktalarda ilgili yerlere.

    İşte acelemiz yok sözü burada 25 yıl önce atılan temeller için çok açıklayıcı değil mi?

    O günlerden bu günlere geleceğimizi ne annelerimiz, ne babalarımız ne de biz öngörebilirdik, ekonomik krizler, koalisyon hükümetleri derken güçlenen yapıları ile siyasi simgesi türban olan organizasyonlar bugün bize bu yazıları yazdırıyorlar. Şimdi istikrar aradığımız için % 47 ile bizi yöneten hükümetin türbanla, yasaklanan sitelerle Türkiyeyi daha özgür bir ülke yapacağı gerçeğine katılıyor musunuz?

    25 yılda sabırla temelleri atılmış, Türkiye’nin en ücra köşesine kadar organize olmuş, doğudaki aşiretleri bile etkisi altına almış bir yapı ile karşı karşıya olduğumuzun farkında değil miyiz hala?

    Umarım 10 yıl sonra “kadın çarşaf giymeli mi, giymemeli mi” tartışma konumuz olmaz, olmaması için lütfen gözlerimizi dört açalım ve unutmayalım ki ACELELERİ YOK.

    Sevgiler.

    21/01/08, 21:32
  27. Yazdıklarıma yönelik içerikli ve tutarlı bir itiraz gelmiş mi diye baktım ama göremedim.

    Bir yorumcu, İlmiye Çığ’ın görüşlerinden, Sümerlerden bahsetmiş. Güya başörtüsünün ne kadar ilkel, kötü ne kadar nahoş bir kökenden geldğini anlatmaya çalışıyor. İslam’da ruhban sınıfı yok ama maaşallah pozitivist ruhbanlar fetva işinde epeyce organize olmuşlar. A. Comte’den mi geliyor ilhamları acep?

    Bu gibi şeyler söyleyenlerin “bazıları” da İslam’da başörtüsü olmadığını, bunun bir gelenek olduğunu söyler fetva verrirler.

    Velev ki bu örtüyü sümerlerde fahişeler, andromediya gezegeninde yeşil kanlı yaratıklar, mormonlar, aborjinler hatta homo habilisler takmış, kökeni ordan gelmiş olsun. Velev ki, İslam’da başörtüsü olmasın, bu sadece bir gelenek olsun. Çok kötü kaka birşey olsun, iğrenç olsun, tiksinç olsun..

    Size ne? Si-ze ne? Sİ-ZE NE?

    Size zorla takın/takacaksınız diyen var mı? Yok. Bitti. Bırakın isteyen istediğine inansın, istediği gibi giyinsin. Kimse kimseye bir “dayatma” yapmasın. Özgürlük budur, ortak payda budur.

    Bugün Türkiye’de bir dayatma var. Sorun bu. “Efendim ileride şööle şööle yaparlarsa” diye evhamlarla temel haklar engellenemez. Ülkenin kolluk kuvvetleri var, yargısı var. Bu tip bir dayatım olduğunda devreye girerler.

    Kaldı ki aynı mantığı şu şekilde işletmek de mümkün. Bakın Nedim Hazar dün ne yazmış:

    “Ali Kırca Bey tam da kendisinden beklenilecek şu soruyu sordu muhataplarına:

    - Diyelim ki, türban üniversitelerde serbest oldu. Pekiyi bu kızlar mezun olunca ne olacak? Kamu dairelerinde çalışmak isterlerse, türban orada da mı serbest olacak?

    İlk görünüşte ‘Vay be, adam haklı galiba’ dedirtecek bir şark kurnazlığından başka bir şey değil. Kurnazlık çünkü şu an tartıştığımız şey ‘eğitim hakkı’, çalışma hakkı değil. Gerekirse çalışma hakkı da tartışılır; ancak konu o değil. Kaldı ki, cümleyi niye tersinden okumuyorsunuz?

    Mesela ben de şöyle bir sonu sorsam ne olacak:

    - Şimdi üniversitelere örtülü kızları almıyorsunuz, yakında hastanelere (olmadı mı?), mahkemelere (denenmedi mi?), resmi düğünlere (olmuyor mu?) almazsanız ne olacak?

    Öyle mantığa böyle karşı mantık ters midir? Üstelik başta Ali Kırca zihniyeti ve bu ülkedeki tüm jakoben laikçiler bu konuda yüzlerce kez art niyetlerini ele vermiş değiller mi? Bu soruya ‘hayır’ cevabı verenler Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin hemen karşısındaki fotoğrafçıya gidiversinler. Birkaç dengesiz örtü düşmanı insanın oluşturduğu garabeti görsünler. 70 yaşında, ameliyat olması gereken örtülü kadınlara nasıl photoshop ile saç yapıldığına şahit olsunlar! TV stüdyosuna seyirci olarak bile almadıklarını, başını zorla açtıkları kadını nasıl cehaletin önüne kurban olarak attıklarını unuttuğumuzu mu sanıyorlar?

    Bir baskı mavalı uydurdular ki kendilerinden başka kimse inanmadığı halde, ona yapışıp kaldılar. Oysa bakın bu yüzde 5′lik azgın azınlık ve çevrelerine. İşyerlerinde, evlerinde, gezindikleri yerlerde din ve dine ait bir tek şey var mı? Bu ülkede denize girmek isteyen muhafazakâr kadınları bile birer gizli servis ajanı gibi kovalayan kimlerdi acaba?” ALINTI SONU

    Yazının tamamı:

    http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=63969

    Alanen yapılan bu kepazelikler ortada değil mi? Aynı mantık işlense ne çıkar ortaya düşünen var mı?

    ***

    Yine sanırım aynı arkadaş, başını örtenin özgür düşüncesinin olamayacağına dair birşeyler zırvalamış. Kusura bakmayın zırvalamış diyorum, çünkü düşündüm yerine daha uygun bir kelime bulamadım.

    Bir insanın inanç dünyası “neden” sorusunun cevapları ile şekillenir. “Nasıl” kısmı ise “bilimin” konusudur. Hala bunu bile bilemeyecek kadar ilkel pozitivist düşüncede olan, buna saplanıp kalanların olduğunu bilmiyordum. Avrupa’nın 20 yy başlarında terkettiği bu ilkel pozitivimin buralarda hala tutunuyor olması da sanırım herşeyi geriden geriden takip etmemizle alakalı. Yakışız yurdum insanına.

    ***

    Bir başka arkadaş da “VELEVKİ SİYASAL SİMGE OLSA NE ÇIKAR” demiş R.T.Erdoğan. Ben de çıkıp rahatlıkla söyleyebilirim o zaman velevki özgurlükleri kısıtlıyorum ne çıkar?” demiş ki bugünkü gülme istiap haddimi bu arkadaşın sözleri ile doldurmuş oldum.

    Birileri bu arkadaşa “siyasal simgeler” ile “özgürlükler” kavramının birbirine denk olmadığını, “özgürlükler” kavramının “siyasal simgelerin açıkça gösterilebilmesi”ni de kapsayan bir çatı olduğunu hatırlatmalı. Özgürlük dersi yanında mantık derside mi vereceğiz?

    ***
    Bir başka arkadaşımız da AB ülkelerinde türban yasağından sözetmiş. Bu konuda Avrupa’da sadece Fransa’da o da -DİKKAT- DEVLET OKULLARINDA VE SADECE LİSELERDE yasak var. Avrupa’da -Farnsa dahil- hiçbir üniversitede başörtüsüne yok. Yine AB ülkelerinde -Fransa hariç- devlet liseleri de dahil tüm liselerde başörtüsü serbest. ABD’de de liselerde ve üniversitelerde serbest.

    Başörtüsü yasağı üniversite düzeyinde sadece Türkiye’de ve Tunus’ta var. Hem devlet hem özel okullarda. İsrail’de bile serbest olan birşeyin, bir kılık kıyafetin, bu şekilde güya eğitimli, kendini aydın ve “aydınlanmış” sananlar arasında tartışılması bile utanç verici birşey.

    Bu ülkede özellikle laik(çi) kanat, “özgürlük” ve “demokrasi” gibi kavramlardan sadece kendi özgürlüklerini ve kendilerinin söz sahibi olacağı bir iktidarı anlıyor.

    Ne kadar tahammülsüz olduklarının ispatı yukarıdaki yazı ve ona eklenen bazı yorumlar.

    İçerikli bir tartışma bile yapamak da düşünsel irtifa kaybının ispatı ayrıca.

    Bir zaman önce Liberal düşüncelere sahip, (islamcı, şeriatçı, yobaz takiyyeci falan değil yani) Prof. Mustafa Erdoğan şöyle yazmıştı:

    “Mesleği gereği Türkiye’nin entellektüel hayatını takip eden bir akademisyen olarak, ben zaten çoktandır şu kanaatteydim: Türkiye’de dini-muhafazakar kesim epey bir zamandır fikri derinlik ve zihin açıklığı yönünden çağdaşçı-Kemalistleri fersah fersah aşmış durumdadır. Türkan Saylan’la yapılan sadece mülakat bu kanaatimi pekiştirmeye yaradı. İronik olan şu ki, çağdaşçı-Kemalistler bu gerçeğin henüz farkına varabilmiş değil. Onlar hala ‘cahil, geri kafalı dinciler’ edebiyatı yapıyorlar!

    Oysa, ‘dinci’ diye sözümona küçümsedikleri kesimler ‘çağdaş uygarlık’ın sosyal bilim diliyle konuşurken, Kemalistlerin ezici çoğunluğu hala eskimiş -’çağdışı’- sloganlarını tekrarlamakla yetiniyorlar. Sözünü ettiğim mülakatın da gösterdiği gibi, bunların Türkiye’nin yakın tarihi hakkında bildikleri de, ilk ve ortaöğretim müfredatında belletilen resmi dogmalardan ibaret.

    Daha da traji-komik olanı, Türkiye ve dünya hakıındaki yalan-yanlış bilgilerine, çok düzeysiz ve ‘güncelleştirilmemiş’ söylemlerine rağmen, bunların çoğu sırf Kemalist oldukları için kendilerini dindar-muhafazakarlardan üstün görüyor ve onlardan daha ‘aydın’ olduklarını vehmediyorlar. Aksi halde, fikri bakımdan acınacak ölçüde zavallı olan kimi gazete yazarlarının ‘İslamcılar’a ve kendileri gibi düşünmeyenlere karşı yüksek perdeden döktürmeye devam etmeleri nasıl mümkün olabilirdi ki!…

    http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=120778

    ***

    Mustafa Erdoğan sözlerine ispat için bir örnek referans verebilir, Tunç’un yazısı ve ona eklenen bazı yorumlar.

    “Herkese” selamlar…

    21/01/08, 22:11
  28. Birkaç şey daha ekleyeyim.

    Başörtülülere (bazılarının deyimi ile türbanlılara), muhafazakarlara olan nefretin ardında ne var, biraz irdeleyelim bakalım.

    Haklar kimsenin tekelinde değil. Kimsenin kimseye lütfu da değil. Kimsenin icazeti altında da değil. “Ama şu şu haklarınız var ya” ya da “ya şöyle şöyle yaparsanız” denilerek temel hakların kısıtlanmaya çalışılması ya da bunun bahane edilmesi, dayatmadır ve zorbalıktır. NOKTA.

    Bu ülkenin kaderi mi bu?

    Şapka giymedi diye asılan insanlar. Samanlıklarda okunan Kur’anlar, 18 yıl zorla Türkçe okutulan ezan. Camilerin depo yapılması. (Düşünün, Sultanahmet’in bile.) Camilere ayakkabılarla girilmek istenmesi, sıra konmak istenmesi. Menderesin asılması. İnançlı insanlara yıllardır yapılan ayrımcılıklar. İktidara getirdiklerinin darbelerle kovulması.

    Köylülük iyi bir kamufle idi. Özal sonrası şehirleşme çok arttı. “Haydı kızlar okula” denirken “başörtülüler siz değil” dendi. Başörtüsü şehirleşme ile görünür oldu, elitlerin o zaman kadar böyle sorunları yoktu, kendileri çalıp kendileri oynuyordu.

    28 Şubat döneminde “Hizmete özel” imalı bir resmi belgede Allah’a Peygamber’e, İslam’a ağza alınmayacak hakaretler vardı. Gelen tepkilerle haftalar sonra GK belgeyi yalanlama yoluna gitti. En son bildiride bu milletin sevgilisi Hz.Peygamber’in doğumu vesilesi ile yapılan etkinlikler hedef gösterildi.

    6 yaşındaki çocuk bale kursuna gidiyor ama Kur’an Kursuna gidemiyor. Sebep? Sebep yok, öyle. İnsanlar çocuklarına gizli gizli, illegal yapılanmalarla inançlarını öğretmeye çalışıyor. Devlet hem kendi öğretmiyor hem de kimseye öğrettirmiyor.

    Müslümanların bu halimselimliği, sabrı, olmasaydı inancına sövülüp durulduğu, benim vergilerimle içilip tıkınılan resepsiyonlarda “bunun eşinin başı açık- bunun kapalı” diye ayrımcılıklı davetiyelerin hazırlandığı, oğlunu şehit verirken vatandaş olan, şehit tabutları başında ağlayan başörtülülerin, iş orduevine girmeye, üniversiteye girmeye kalktığında sokulmadığı bir ülkede huzur namına birşey olmazdı.

    Adeta kudurmuş bir tavır var. Ama bunu anlıyorum ben. “Bu ülkeyi hassolara memolara mı bırakacağız”dan iş Çankaya’ya bir Hassonun oturmasına kadar vardı. Muhafazakarlar sınıf savaşını kazandı, çevre merkeze geldi oturdu. Egemen sınıf artık onlar. Şimdiye kadar hakimiyetini azınlık olduğu halde devam ettirmeyi başarmış ittihatçı zihniyeti oligarşi kaybetti. İşte çıldırtan gerçek bu. Bir türlü kabullenilemeyen gerçek..

    Ben inancımı sorgudan geçirdim. Felsefeci tarafım vardır, iktisatçılığımın yanında. Bir dönem agnostik denebilecek bir ruh halindeydim. Keşke bize “özgür düşünemezsiniz” diyen arkadaşlar da felsefelerini bizim kadar sorgulasa. Kimbilir belki o zaman bu kadar önyargıları olmaz, bu kadar bağnaz pozitivistlik yapamazlardı.

    Haklarımızı savunuyoruz, zulme itiraz ediyoruz diye bizden nefret edecekseniz edin, tutmayalım. O sizin çirkinliğiniz olur. Biz her kesimin haklarını savunuyoruz, hak ve özgürlük temelli anayasa istiyor, demokrasi dışı müdahalelere bu yüzden karşı çıkıyoruz.

    Müslümanın da Hristiyanın da Yahudinin de inançsızın da, azınlıkların da haklarını savunuyor, özgürlük istiyoruz. Lütuf değil istediğimiz hak.

    Şu “ninelerimizin örtüsü” geyiğini de bırakalım artık. Komik oluyor. Türban onu takanların isimlendirmesi değil, ona tahammül edemeyenlerin isimlendirmesi. Ona, yani muhafazakar kesimin modernleşmesine, görünür olmasına tahammül edemeyenlerin..

    Değişim her alanı kuşatan bir olgu, bundan başörtülüler de azade değil. Yukarıda da söyledim, bugün köyde yaşayan, siyasal islam ile zerre kadar alakası olmayan, köyünde ferece giyen bir genç kız -mesela- evlenip şehre geldiğinde bazılarının türban dediği örtünme biçimi ile örtünür, şık bir eşarp ve manto giyer. Başı açıların kıyafetleri zamanla/mekanla girilip çıkılan ortamla, ekonomik statüleri ile değişmiyor mu? G-string şapkadan mı çıktı? 80′lerde neredeydi?

    ve evet, velev ki siyasal simge olsun, ne çıkar? Ne hakla bunu engellersiniz? O zaman sakal bıyıkları da kesin, giyelim tek tip üniformaları olusn bitsin. Kimse bir rozet takmasın, etkinliğe katılmasın..

    “Korku” kavramı sadece size has birşey değil. Buradaki insanları tenzih ederim ama ben de “bir zihniyet”ten korkuyorum. Şu ülkedeki onlarca yıllık tahakkumden de. Oligarşinin ne kadar pervasız, acımasız, hukuku bile tepetaklak eden(bkn 367 hokkabazlığı) , gerekirse kan üzerinden siyasi savaş yapan bir yapıda olduğunu hep birikte görüyoruz. İnsan hakları kavramından temel hak ve hürriyetlerden habersiz, tahammülsüz, kendileri gibi düşünmeyenlerin, giyinmeyenlerin dışlandığı tek tip bir toplum istenen bir zihniyet.

    Korkmam için bunlar yeterli değil mi? Yukarıda Nedim Hazar’dan yaptığım alıntıdaki vahametler yeterli değil mi?

    Elinizi vicdanınıza koyun, başörtülülere yapılan bu zulmün, haksızlıkların, çirkinliklerin yüzde biri başı açık birisine yapılsa idi neler olurdu bu ülkede?

    El insaf..

    Bakın konu hakkında yapılan son araştırmalardan birinde (*) okumak için başörtülerini çıkarmak zorunda kalanların yüzde 70.8′i “kişiliklerinin zedelendiğini/parçalandığını”, yüzde 63.2′si da “kendini hakarete uğramış” hissettiğini söylemiş. Başını açmaya zorlananların yüzde 46.9′u “utanç” duyduklarını, 46.5′u da kendilerini “günahkâr” hissettiklerini ifade etmiş. Başörtüsünü açmadığı için okuyamayan, katsayı adaletsizliği ile de ayrıca baltalalan başörtülü mağdurlarının da psikolojik durumları eklendiğinde durumun ne kadar vahim olduğu ortada.

    Hani sizin vicdanınız? Hani “aydınlanmış”, “humanist” insanlar? Bu mu sizin vicdanınız, ahlaki duyarlılığınız, adalet duygunuz.

    Ayıp, yazık ve günah..

    (*) Ayrıntıları burada.

    21/01/08, 22:47
  29. OkanNo Gravatar

    Suat Bey,

    Yazdıklarınıza yönelik içerikli ve tutarlı bir itiraz gelmiş mi diye bakıp görememenize rağmen bu kadar içerikli ve “uzun” bir yorum “daha” yazmanız oldukça tutarlı!

    Siz çok okuyor ve çok biliyorsunuz; bu her halinizden ve sitenizden belli. Bizler ise, mazur görünüz efendim, zırvalarız işte böyle.

    Güya eğitimli, kendini aydın ve aydınlanmış sananlar arasında dönen bu tartışmadan dolayı sizi utandırdığımız için bizler ayrıca “utanç” duyuyoruz. Suat Bey, affediniz!

    Bundan sonra özgürlük derslerinin yanında sizden almaya başladığımız mantık dersleriyle inanınız sizi daha az utandırmayı umuyoruz.

    Bugünkü gülme istiap haddinizi de doldurduğunuza göre artık rahatça uyuyabilirsiniz.

    İyi geceler size.

    21/01/08, 22:49
  30. Okan Bey,

    “Yazdıklarınıza yönelik içerikli ve tutarlı bir itiraz gelmiş mi diye bakıp görememenize rağmen bu kadar içerikli ve “uzun” bir yorum “daha” yazmanız oldukça tutarlı!

    Fazla bilgi göz çıkarmaz, malum bilgi çağındayız. yakalamışken istifade edin derim.

    “Siz çok okuyor ve çok biliyorsunuz; bu her halinizden ve sitenizden belli.

    Est, sadece düşüncelerimi paylaşıyorum. Birşeyler düşünmek için de birşeyler bilmek gerek tabi, buna itiraz etmem.

    “Bizler ise, mazur görünüz efendim, zırvalarız işte böyle.

    O bahsettiğim kısım için öyle; onun için buna “est” diyemeyeceğim.

    “Güya eğitimli, kendini aydın ve aydınlanmış sananlar arasında dönen bu tartışmadan dolayı sizi utandırdığımız için bizler ayrıca “utanç” duyuyoruz. Suat Bey, affediniz!

    Utanç duyuyorum çünkü bir kılık kıyafeti tartışmayı, hele bunun yasaklanmasını savunmayı ilkellik olarak görüyorum.

    “Bundan sonra özgürlük derslerinin yanında sizden almaya başladığımız mantık dersleriyle inanınız sizi daha az utandırmayı umuyoruz.

    İnşallah. Memnun olurum. Pedagojik formasyonum yok ama faydalı olabilirsem ne mutlu bana.

    Bugünkü gülme istiap haddinizi de doldurduğunuza göre artık rahatça uyuyabilirsiniz. İyi geceler size.

    Rahat uyumam için çok gülmeme gerek yok. Genellikle çok güldüğüm zamanlarda değil vicdanımı yastık yaptığımda, kendimi temiz hissettiğimde rahat uyurum.

    Size de tavsiye ederim, hoş, derin ve dinlendirisi bir uyku oluyor.

    İyi geceler.

    Ps: Bir huyum da bana hitaben verilmiş cevaba mukabele ederken adalet ilkesi gereğince, ilgili yorumla aynı uslubu kullanmaktır. Bilginize.

    21/01/08, 23:11
  31. Fatih YNo Gravatar

    Arkadaşlar hangi çağdayız yaw. Ben sizin gibi edebi yorumlar yapamam ama bildiğim bi şey var millet ay’a gidiyo biz hala kılık kıyafet tartışıyoruz
    isteyen istediği gibi giysin…Bunların tartışma konusu olması bile yanlış bence:D
    İYİ GECELER…

    21/01/08, 23:35
  32. cAnNo Gravatar

    Bu siteyi ”düşünceler”den tanıdım bir tanışma olur, ilk ziyaretim.

    Makaleniz objektif değil. Bir dindar da aynı argümanlarla açıklığın, tesettürsüzlüğün negatiflerinden sizin ve birçok yazarın yaptığı gibi yola çıkabilir ve bu adaleti/hakkı değil; kutuplaşmayı körükler.

    Oysa yaşadığım ülke Avusturya olmak üzere, Avrupa gibi Müslüman kökleri olmayan bu kara parçasında başörtüsü; özgürlükler bağlamında ve kişisel tercih olarak serbsesttir ve hiç bir örtülünün bir başkasına baskısı söz konusu olmamaktadır. Daha yeni Avrupa Parlementosu AB üyesi ülkelerdeki okullarda başörtüsünün yasaklanmasını öneren taslak kararı kesin bir dille reddetti.

    Yine AHIM’de başörtüsü ile ilgili alınmış bir yasak da yok, bu da tamamen çarpıtmacadan ibaret. “Türban yasağı çıktığında ben üniversite 2. sınıf öğrencisiydim. Ben türban yasağı olduğunu bilseydim üniversiteye girmez idim. Okulu bırakmak zorunda kaldım. Yasak benden sonra giren öğrencileri ilgilendirmeli. Ya bana kaybettiğim seneler için tazminat ödenmeli veya okula dönmem lazım!” İşte AİHM’in reddettiği istek bundan ibaretti. Yani başörtüsü konusunda AIHM’nin herhangi bir kararı yok.

    Her konuda batılı çağdaş medeniyete atıflar yapıldığında; söz konusu Müslümanca yaşamak isteyenler olunca çifte standartın devreye girmesini; açıkça çok yadırgıyor ve yobazca buluyorum. Burada ilkokula bile, -bırakın üniversiteyi- isteyen çocuğunu başörtüsü ile gönderebiliyor ve sorun çıkmıyor..

    Buradan Türkiye’ye bakınca; çok ilkel görünen kısır bir döngü bizleri çok yaralıyor.

    Saygılar.

    21/01/08, 23:54
  33. cAnNo Gravatar

    Suat Bey’e
    Mükemmel ve birçok açıdan konuyu yorumlamışsınız Üstadım..
    Şimdi geç oldu, yarın yorumlarını tekrar okumak dileğiyle; uykuyu hak eden dost

    22/01/08, 00:17
  34. Bu yazıyı ve yorumları okuyan tüm arkadaşlara tek bir şey söylemek istiyorum şu an.

    Yazının başlığındaki ikilem ile yazı arasında keskin farklılıklar vardır. Lütfen çok dikkatli okuyunuz, zaten Tunç Kılınç yorumlarda oluşabilecek bu farklılaşmayı ve kutuplaşmayı öngörebilseydi; kesinlikle yazı üzerindeki vurguların nerelere gidebileceğine daha fazla dikkat edecekti.

    Yazıyı iyice algılayabilecek olan arkadaşlarımız aslında bu yazı içinde sadece türban yasağı ile ilgili bir vurgu olmadığını; yasaklara karşı olan tutumların zıtlığına dikkat çekildiğini hemen fark ettiler.

    Kimse kimsenin özgürlük, huzur sahasına girmedi bu yazıda; sadece internet aşığı bir fikir adamı, ülkedeki üst üste gelen tutumlardan bunaldı ve isyan etti.

    Lütfen sakin olalım; çevremizdeki insanların özgür fikirlerine, özgür iradelerine, özgür her türlü yaklaşımına; en az onun kadar inandığımız ve herkesin özgürlüğünü kendi özgürlüğümüz olarak benimsediğimiz için tek milletiz!

    Ülke huzurunuzun, din özgürlüğünüzün partiler üstü olduğunu hiç bir zaman unutmayın; önce bireyiz!

    Önce fikiriz, o yüzden fikir atölyesiydi burası. Öyle de kalacak. Gerekli açıklamayı, Tunç bey en içten şekilde zaten yazacaktır.

    İçtenliğin doruk noktasında olan bir insana en ufak laf gelmesine, buna yürekten inanan biri olarak göz yummam. Lütfen özellikle ilk defa ziyaret edip yorum yazan arkadaşlarımız; bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmasınlar.

    Huzuru kendi içinizde koruyabildiğiniz kadar, huzur içinde yaşayacaksınız… unutmayın…

    22/01/08, 00:22
  35. ardaNo Gravatar

    ne kadar büyük bir ikilemin içersine düştüğünün farkında değilsin sanırım bloğunun hitini arttırmaya çalışıyorsun l o kadar gözün boyanmış ki kendi içinde çelişkiye düştüğünü anlamıyorsun bunu 5 yaşındaki çocuk bile anlar. takip edilmeğe değer bir blog değilmiş gülmeye devam et.

    22/01/08, 01:15
  36. erCanNo Gravatar

    Öncelikle ”Tunç Kılınç yorumlarda oluşabilecek bu farklılaşmayı ve kutuplaşmayı öngörebilseydi; kesinlikle yazı üzerindeki vurguların nerelere gidebileceğine daha fazla dikkat edecekti” cümlesine bir cevap; için rahat olsun, Tunç Kılınç yeterince ölçüp biçip, belki bu yazıyı defalarca okuyup ve bu yorumları da zaten göze alıp yazmıştır bu yazıyı..

    Tüm bu yorumları, tepkileri göze alıp, bu casareti göstermesi, suya sabuna dokunmamak varken bu yazıyı yayınlaması Tunç Kılınç’ı bir kere daha benim gözümde Tunç abi yaptı…

    ..

    Yorum 32:

    “Şapka giymedi diye asılan insanlar. Samanlıklarda okunan Kur’anlar, 18 yıl zorla Türkçe okutulan ezan. Camilerin depo yapılması. (Düşünün, Sultanahmet’in bile.) Camilere ayakkabılarla girilmek istenmesi, sıra konmak istenmesi. Menderesin asılması. İnançlı insanlara yıllardır yapılan ayrımcılıklar. İktidara getirdiklerinin darbelerle kovulması.”

    Açıkça içindeki kini kusmuşsun, bunun için teşekkür etmek istiyorum oncelikle en azından yorum 31′e oranla düşündüğünü hissettiğini açıkca söylediğin için. Biz de böylece düşüncelerimize daha sıkı sıkıya sarılmamız gerektiğini bir kez daha öğrenmiş olduk.

    Bence taktik icabı yanlış bir adım atmışsınız ama malum bazıları gibi yavaş yavaş ve derinden de olsa bu işi götürebilirdiniz. Yorum 31′den bu yönde faydalanabileceğinizi düşünüyorum.

    Gelelim işin aslına, değil midir bu ülkeyi sizin verdiğiniz oylarla yöneten iktidarlar Özallar, Demireller, Tansular, Yılmazlar ve son 6-7 yıldır Tayyipler. İnançlı insanlara yapılan baskılardan söz ediyorsunuz, el insaf, sizin tercihlerinizle iktidara gelen Demireller Özallar, Tansular, Tayyipler mi yaptı bu baskıyı sizin üzerinizde, var mı böyle bir baskı?

    Şimdi toplayın bakayım bu sağ iktidarların iktidarda kaldıkları dönemleri, toplamanız iyidir umarım, Cumhuriyet tarihinin 3′te 2′lik kısmını zaten iktidarda geçirmediniz mi siz? ha ama darbe falan mı diyeceksiniz, öylece ezdiniz yıldırdınız bizi mi diyeceksiniz?

    Nerdee, Cumhuriyet tarihinde bakın bakalım en fazla imam hatip okulu açıldığı dönem ne zaman? Hem ezdi Evren paşa sizi, hem de bir yandan açın açın mı dedi :) yok biz Demirel’e, Özal’a, Tansu’ya, Yılmaz’a hatta Menderes’e oy vermedik aslında, İsmet paşayı ya da Bülent Ecevit’i mi destekliyorduk diyeceksiniz:)

    Şimdi bu ezilmişlik safsatasını biraz olsun ortadan kaldırabildik sanırım, anlayabildiyseniz tabi.

    Yorum 32:

    İlk önce buraya “yazdıklarınıza gülüyorum” gibi cümle yazma ihtiyacı duyan bir insanın ruh halini siz zaten biliyorsunuz:)

    - “Yazdıklarıma yönelik içerikli ve tutarlı bir itiraz gelmiş mi diye baktım ama göremedim” diye yazmış kendisi kendine göre tutarlı bir nokta görseydi zaten yazdıklarımdan şüphe duyabilirdim, bu açıdan teşekkür ediyorum:)

    - “Birileri bu arkadaşa “siyasal simgeler” ile “özgürlükler” kavramının birbirine denk olmadığını, “özgürlükler” kavramının “siyasal simgelerin açıkça gösterilebilmesi”ni de kapsayan bir çatı olduğunu hatırlatmalı. Özgürlük dersi yanında mantık derside mi vereceğiz?…” demiş 32 nolu arkadaş..

    Özgürlükler kavramı siyasal simgelerin açıkca gosterilebilmesini sağlayan bir kavrammış:) Kendisi bugünkü gülme istiapını doldurmuş, yerine ben devam ediyorum:)

    Şöyle diyelim o zaman, bildiğiniz Nazi işareti de (bilmiyorsanız isterseniz çizeyim:) nasılsa özgürlüğümüz var her türlü:) Bu işarette siyasi simge değil midir? e peki niye Almanya’da yasaktır bu her türlü özgürlüğün bulunduğu ülkede, ya da ben burada Nazi işaretini kazısam kafama, rahatlıkla dolansam ortalıkta, bütün kapılar açılsa bana, bu mudur simge özgürlüğü? Gerçi bu durum da hoşunuza gidebilir sizin, nitekim yahudilere bakış açınızı da bilmiyorum..

    E onlar soykırım yaptı (gerçi siz soykırım der misiniz, onu da bilmiyorum) nasıl eş değer görürsünüz bunu derseniz, Sivas’ta canlı canlı yakılanları, boğazları bıçakla kesilenleri, farklı inançları veya tercihleri uğruna ezilen, yok etmeye çalışılan, hatta yok edilen insanları örnek gösteririm size..

    Mantık dersi mi vereceğiz demiş kendisi, o yuzden gülme istiap hakkımı doldurmaya devam ediyorum, edeceğim de baya sanırım:) Kendisi bu yazılanlardan mantıklı bir sonuç çıkarabilecek mi, sanmıyorum..

    Yok biz artık diri diri yakmayacağız insanları, boğazlarını keskin bıçakla kesip insanların hayatına son vermeyeceğiz, artık bunu yapanları da örtpas etmeyeceğiz, 350 bin kişinin ölümü, 2.5 milyon kişinin evsiz kalması ve 1500 köyün yakılmasıyla suçlanan şeriatçı liderleri Atatürk’ün evinde ağırlamayacağız artık, öğrenciler için gerekli yurt imkanlarını tahsis etmeyerek onları Fettullah hocanızın yurtlarına mahkum bıraktık, artık bırakmayacağız, liselerde mescitler oluşturup buraları ibadethanelere çevirmeyeceğiz artık, Alevilerle pazarlık haline geçmeyeceğiz, bütün haklarını teslim edeceğiz, ateistlere, misyonerlere, eşcinsellere, farklı düşünen ve tercihleri farklı olan insanlara karşı insanlık vazifemizi yerine getirip, onların da kendimiz gibi tüm haklardan yararlanmasını sağlayacağız mı diyeceksiniz?

    Elbette demiyeceksiniz, doğanıza düşünce yapınıza, hayat görüşünüze aykırı çünkü.

    İşte bu yüzden bir noktada uzlaşmak sizinle kesinlikle mümkün değil, işte bu yüzden bu ülkenin düşünce yapısında, hayat felsefesinde egemen olmamanız için elimizden ne geliyorsa fazlasıyla yapacağız, evet açıkca söylüyorum lafı dolandırmadan ne gerekirse?

    O yüzden lafı daha fazla uzatıp kişisel cevaplamalar gereksiz bence. Sizin dünyaya, hayata, insanlara ve tercihlerine olan bakış açınız bizimkiyle tamamen zıt, bu konuda uzlaşmamız soz konusu bile değil. Zaten niye uzlaşasınız ki, güç sizin elinizde, bildiğinizi okuyorsunuz zaten? Bu yüzdendir ki bu ülkede egemen olmamanız için ne gerekirse göze aldığımızı da bilmenizi istiyorum. Biraz fazla açık sözlü davranmış olabilirim ama yok işte bizde takkiye, iki yüzlülük… Ne hissediyorsak söylüyoruz insan olmanın gereği…

    22/01/08, 01:32
  37. @erCan,

    “Açıkça içindeki kini kusmuşsun, bunun için teşekkür etmek istiyorum oncelikle en azından yorum 31′e oranla düşündüğünü hissettiğini açıkca söylediğin için.

    Hayret; “yoo bu söylediklerin olmadı, biu ülkede zorla türkçe ezan okutmadı, şapka giymedi diye kimse asılmadı, camiler ahıra, depoya dönüştürülmedi, kuran okumak, öğretmek hiç suç olmadı, insanlar gizli gizli samanlıklarda okumak zorunda kalmadı” diyemeyeceğinize göre bu biçimde cevap vermeniz normal.

    “Gelelim işin aslına, değil midir bu ülkeyi sizin verdiğiniz oylarla yöneten iktidarlar Özallar, Demireller, Tansular, Yılmazlar ve son 6-7 yıldır Tayyipler.

    Anlaşılan bazı arkadaşların tarih algısı 20 yıldan önceye gitmiyor. Sorsam amaca 12 eylül, 28 şubat 27 Nisan birşey hatırlatıyor mu? Daha geride 27 Mayıs? Bunları kim yaptı, siyasete kim nizam vermeye çalıştı? Ve bu ülkede seçilmişlerin, “atanmışların” hareket alanına giremediklerini, iktidar olmadıklarını lise talebeleri bile bilir. 2007′deki ortalığa pislikler saçtıran kavganın sebeplerini anlayamadınız mı? (Ayrıca ne Demirel’e, ne Çiller’e oy vermişliğim yok.)

    Nedim Hazar’ın yazdıkları hangi ülkede oldu? Başörtülü hastayı hastanelere almamak veşleri okula almamak falan? Hangi iktidarlar zamanında oldu? Ülkenin seçilmiş başbakanına, rektörlerin, yargıçların posta koyduğu bir zamanlarda değil miyiz? Hangi iktidardan sözediyoruz? Bu “iktidar” savaşı için bu kadar gürültü çıkmamış mıydı Çankaya seçimlerinde?

    “Şöyle diyelim o zaman, bildiğiniz Nazi işareti de (bilmiyorsanız isterseniz çizeyim:) nasılsa özgürlüğümüz var her türlü:)

    Demek öyle.

    Güldüğüm zaman da bozuluyorlar. Dostum siz Nazi işaretinin ne anlama geldiğini, bu işareti kullanların kaç milyon insan öldürdüğünü, soykırım yaptığını, bu sebeple koca bir dünya savaşı çıktığını, milyonlarca insan öldüğünü, bugün bu işaretin doğduğu topraklarda bile ırkçılıktan -ve dolayısı ile o işaretten- nefret edildiğini biliyor musunuz?

    Başörtüsü= nazi işareti demeye gelecek bu “hakarete” benim değil site sahibinin cevap vermesini beklerim. Beklerim, çünkü ben verirsem eşekten düşmüşe çeviririm, ayıp olur.

    “Sivas’ta canlı canlı yakılanları, boğazları bıçakla kesilenleri, farklı inançları veya tercihleri uğruna ezilen, yok etmeye çalışılan, hatta yok edilen insanları örnek gösteririm size..

    Bu konunun açıldığı iyi oldu. Sopanızın büyüklüğüne birlikte bakalım.

    Sivas acı bir olay. Bunu kabul etmeyen ehl-i vicdan yok. Ayrıca onu yapan marjinal bir kitle, bunu genele şamil etmek hele bunu gerekçe göstererer temel hakları engellemeye çalışmak yanlıştır.

    Önce biraz açalım konuyu; tarihe ve “muhafazakarlar kana susamış canilerdir” edebiyatına bakalım.

    12 Eylül çok örnek verilir. İslamcılara nefes aldırdı, daha ne istenir falan diye.

    Darbelere seçmece davranırken iyiydi, 27 mayıs iyiydi, 12 mart iyiydi, 28 şubat iyidi, 27 nisan iyiydi, 12 eylül ise kaka. Neden? Balyoz inmememesi gereken yerlere de indi bu kez de ondan. Allah allah..

    Bakın. Sisteme en birincil muhalif olanlar hep müslümanlardı. Elmalarla armutları birbirine karıştırmayın. Komünizm tehlikesine ve iç siyaset “denge”sine katkı için bir dönem sistemin onlara rahat nefes aldırması müslümanların suçu değil. (Bildiniz, imam hatipler) Asıl bunu sistemle kucak kucağa yaşamaya alışmış olanlardan duymak komik oluyor. Ötesi, ayıp da oluyor.

    Hataların seceresini tutmaya başlarsak boğulacak kesimin hataları kesinlikle mufazakarların egemenlerle mücadele ederken yaptıkları hatalardan çok daha fazladır. Bozuk plak gibi aynı yerde takılıp kalmayın. Dünya değişiyor, Türkiye değişiyor, insanlar değişiyor.

    Elbise artık patladı.. Rahmetli A. Fuat Başgil’in cumhurbaşkanlığı kafasına silah dayanarak engellenmişti, Gül’e biraz daha nazik davrandılar ama olmadı, halk tokadı indirdi, sistem en önemli makamını kaybetti.

    Bu uzun soluklu bir mücadele, iktidar artık sınıf değiştiriyor, “çevre” bu savaşı kazanmak üzere. Bunu da demokrasi ile ve demokrat ilkelere sahip olmakla yapıyor.

    Şu zulm meselesi de bununla direk alakalı aslında. Tabi siz -sanırım- tarih namına birşey okumadığınızdan tek parti döneminde yapılan zulmlare dair birşey bilmiyorsunuz. Yukarıda da yazdım, bu ülkede 18 yıl ezanlar müslümanlara kan ağlatir tarzda Türkçe okundu. Pilot bölgelerde camiilere sıra kondu, ibadet türkçe yapılmaya çalışıldı.(zorla) Sultanahmet de dahil pekçok camii depoya çevrildi. Kur’an okumak yasaklandı, insanlar ahırlarda gizlice dinini öğretti çocuklarına. Bir nesil gitti. Tarihi eserler üzerindeki yazmalar bile silindi arapça diye. İnsanlar neden DP’ye gittiler akın akın?

    Aa işe bakın bu da karşı devrimdi sahi değil mi?

    Bu “devrim”de muvaffak olunamadı, DP iktidara geldi. İlgili kanuna sadece “arapça da okunabilir” ibaresi eklendi, tüm camiiler bir günde arapça ezana döndü. Din eğitimine olan kısıtlama gevşetildi.

    Yani bu dönüş tırnaklarla kazanıldı kimsenin lütfuyla değil. Uluslararası konjektür değişmese de Türkiye demokrasiye zorlanmasa ne çok partili hayata geçilirdi ne de bu zulm biterdi.

    Gevşeme oldu ama zulm bitmedi. 15 yıldır okullara başörtülü kızlar alınmıyor. Avrupa’da din eğitimi kiliseler eliyle 4-5 yaşlarında başlıyor. Ya burada? 6 yaşındaki çocuk bale kursuna gidiyor ama dinini kitabını öğrenmeye gidemiyor. Devlet ne kendi öğretiyor ne de başkasının öğretmesine izin veriyor. Siz bunları ciddiye almazsanız başkalarının da sizi ciddiye almasını beklemeyin. Bunlar temel insan hakları sizin bir türlü anlayamadığınız şey bu. Aleviler için de Sünniler için de gayri müslümler için de “hak” bunlar lütf değil.
    Bir ezber de şudur, sünniler alevilerin haklarını gaspederler diye. Hayır efendim, Sünni Diyaneti kurup devleti dine karıştıranlar o saldırdığınız müslümanlar değil. Ben diyanetin kökten kaldırılmasını savunan bir liberalim. Bu konuda “alevilere şööle, şööle oldu” derken saldırmanız gereken adresi gösteriyorum. İster alkışlayın ister yuhlayın:

    dusunceler.org/dusunce/2007/11/04/anlayamadigim-seyler/

    Gelelim kan edebiyatına.

    Birkaç marjinal meseleyi sopa olarak gösteriyorsunuz.
    Sizi okuyan da müslümanlar cadde başında adam kesiyorlar sanacak. 1961′den 80′e kadar bu ülkede estirilen sol teröre diyecek lafınız yok mu?

    Murat Belge, bir yazısında şöyle yazmıştı:

    Yeni Gündem dergisini çıkarırken, dine fazla “taviz” verdiğimi düşünen iki üniversiteli “Marksist” ofise uğramış ve bu konuyu tartışmışlardı. Bir aşamada, “Peki, ne yapmayı düşünüyorsunuz?” diye sordum, “Diyelim ki sizin onayladığınız iktidar kuruldu ve toplumda hâlâ dine inanan insanlar var? Öldürecek misiniz onları?” Çok sakin ve rahat, “Elbette” diye cevap verdiler.

    Buyrun bakalım. Düşünün bu diyalektik materyalistlerin bir avuç değil de müslümanlar gibi büyük bir tabana sahip topluluk olduğunu, neler olurdu?

    Müslümanlar bu ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Olan biten birkaç hadise bu büyük kitlenin yanında son derece marjinal kalır. Ayrıca tıpkı 6-7 eylül olayları gibi Madımak olayının ardında da nasıl bir tezgah, prpvokasyon vardı, halen de belli değil.
    Bu yoğun muhafazakar nüfusa rağmen kaç olay sayabiliyor? Bir elin parmakları kadar Ama bir avuç marksistin neler neler düşündüğünü yazdığımızda genelde ses seda çıkmıyor. TBMM başkanlığı da yapan Uluç Gürkan sağa sola bombalar atan solcu bir militandı. Ali Kırca marksist devrim için cuntacılık yaparken ordudan atılan bir militandı. Bugün neredeler? Nasıl bir süreçten geçmişler. Yani devrim üzerine “kan” üzerine eylem yapmış bu insanlar sol kökenli olduğunda dokunulmaz mı oluyor geçmişleri? Ekrandan efelik yapıyor bugün Kırca. Erdoğan’ın geçmişte islamcı bir militan olduğu, sağa sola bomba attığı ortaya çıksa neler olur, düşünün bakalım. Bu ikiyüzlülük değil mi?

    Basit örnek vereyim: PKK. Marksist temelli, ateist bir örgüt, düşünün müslüman temelli bir örgüt olduğunu, G.Doğu şimdiye kadar kaç kez kopardı. Neden taban bulmuyor bilmem müslümanlar arasında. Neden acaba?

    Aslında siz bunları söylerken yapılan zorbalıkları meşrulaştırmak istiyorsunuz. Buradan felsefenizin şu olduğu sonucu çıkar: “Gücü ele geçiren ezer, inancını da dayatır.”

    Ee kuzum o halde kime ne demokratlığı taslıyorsunuz? Şimdi Hz.Tayyip Erdoğan Han gücü tamamen eline geçirse ve sultanlığını ilan etse “kapat kız bacaklarını, açıkta bi yer kalamayacak, bu böyle biline, kıçını başını açanın tiz kellesi vurulaa!” dese hangi mantıkla itiraz edeceksiniz? Önceki zorbalık meşru ise gücü eline geçiren yapar ise buradan, “şimdi gücü ele bu geçirmiş bu da yapar” sonucu çıkacağını düşünmez misiniz? Ne akıl sizdeki yahu, bu kadar kendi ayağına kurşun sıkılır mı? (Merak etmeyin böyle birşey olsa sizi yine biz savunuruz)

    Hulasa edeyim;

    Bu ülkenin çok büyük çoğunluğu müslüman. Verdiğiniz örnekler de ülke nufusuna vurduğunuzda çok marjinal kalır. O oruç tutmayanları döven ülkücülerin kendilerinin de oruç falan tutmadıkları bir ülkede yaşıyoruz. Bunun siyasal kavga olduğunu atlayanlar çok oluyor.

    Bir de bilirsiniz medyamız özellikle bu konularda yalan söylemeye bayılır. “4′ü lisede okuyan 5 gencin, Ramazan’da içki içtiği gerekçesiyle Ünal’ı döverek öldürdüğü ortaya çıktı.” derler sonra meğerse adamın gaspçı olduğu, gençlerden para istediği için kavga çıktığı ve öldürüldüğü ortaya çıkar.

    Ya da “Ramazan’da alkol dayağı” başlıklı haberlerin yayınlanır meğerse sahur vakti içki içtikleri için dayak yedikleri belirtilen gençlerin, polis soruşturması sonrası bara birlikte geldikleri arkadaşları tarafından dövüldüklerini anlaşılır.

    Bir ara çetelesini tutmuştum bunların, bakabilirsiniz:

    Bu da Hürriyet’în.

    Üniversitelerde birbirlerine gıcık olan solcularla – ülkücüler zaten her fırsatta dalaşırlar. Solcular kendi bahanelerini bulur saldırmak için, ülkücüler kendi mbahanelerini. (“oruç yediler” gibi. dediğim gibi kendileri tutmaz halbuki.) Bunu ideolojik kavgadan soyutlar da din konusuna indirgersesiz yanılır ve yanıltırsınız.

    Ben Murat Belge örneğini boşuna vermedim. Bunu faşizmin her düşüncede yeşerebileceğini örneklemek için verdim. Marksizm bu kadar tabansız olduğu halde bu tip görüşleri savunan gençler olabiliyor demek ki.

    Şimdi düşünelim, ülkenin çok büyük çoğunluğunu sosyalistler oluştursa idi, böyle dine inananları asıp kesmeye meraklı olanların oranı da herhalde büyük kitleye orantılı olurdu değil mi?

    Sayın bakalım şu kitlesek katliamları desem -77-80 arası terörü saymazsak, çünkü onda mütekabiliyet vardı- 5 olay ile toplam 50 cana kıyma sayabilirsiniz. 70 milyon nüfusa, 50 yılık tarihe göre oldukça genel bir profil evet. Vay kana susamış katil sürüleri vay. Neymişsiniz siz be muhafazakarlar..

    Merak ediyorum acaba solcuların işledikleri cinayetler neydi? Bu azınlıklarına rağmen ülkücülerden hiç de geri kalmmışlardı?.. Onların ki devrim mücadelesi anlaşılan, diğerleri cinayet..

    Solcuların öldürdükleri insan sayılmaz ise o zaman ayrı. Devletin aynı silahla sabah sağcıyı öğleden sonra da solcuyu vurmasını da saymayalım, malum devlet o sıralar ortalama on yıla sığdırdığı darbelerin bir yenisine hazırlanıyordu. Bizim hep sızlandığımız sizin ise 80 de balyoz başınıza indikten sonra farkettiğiniz oligarşi denen ittihatçı artıkları yönetiyordu devleti, muhafazakarlar değil

    Sol örgütler evet, kesinlikle cürümlerinden çok daha fazla etkin oldular. Muhafazakar kesim gibi bir tabanı olduklarını varsaysak olacakları düşünmek bile korkunç geliyor. Allah korumuş memleketi.

    İşte Marksist PKK, bu haliyle 35.000 cana mal oldu. Nedir bu?

    Bu kadar büyük bir müslüman kitleye rağmen sayabildiğiniz üç-beş marjinal örnek. Bu tip büyük kitlelerde marjinal hareket edenler oluyor, örneğini verdiğim minik marksist hareketlerde bile olduğuna göre.

    Öte yandan 12 eylül öncesi sol örgütlerin nasıl ortalığı yakıp yıktığını da unutmadık, kusura bakmayın. Bu tabansız hallerine rağmen epeyce başa baş mücadele ettiler. Sağcı – Muhafazakar gençler ardlarındaki kitleyi göz önüne alındığımızda çok cılızlardı. Allah korusun sol örgütlerin ardında muhafakazakar sağ gibi kitlesel taban olsaydı neler olurdu düşünmesi bile korkunç.

    Biz özeleştiri yapıyoruz, sizin yaptığınız genelleştiremeye ülke insanını kana susamış caniler gibi gösteren haksız tavrınıza karşı çıkıyoruz.

    İslam bırakın normal zamanda, savaş zamanında bile masum insanların öldürülmesini yasaklamıştır. İslam savaş hukukunda işkence, bizzat savaşan tarafta olsa bile savaşa iştirak etmemiş olanlara, iştirak etmiş olsa bile kadınlara, çocuklara, din adamlarına ilişilmesini yasaklamıştır.

    İslam “masum bir insanı öldüren tüm insanları öldürmüş gibidir” der, nasıl cinayetleri savunalım ki biz.

    Emin olun eğer sizin dediğiniz gibi olsaydı bu ülkede, ne bu kadar müslümana gavur eziyeti (başörtüsü yasağı) yapılabilirdi ne bu serseri medya bu kadar cüretkarca inançlara saldırabilirdi. Ülkede huzur namına birşey kalmazdı. İnsanlarımız halim selimdir, düşünün Cumhuriyet mitinglerinde ne kalabalıklar toplandı, herkes dedi ki tamam bu iktidarın işi bitti. Ama sonra sessiz çoğunluk çıktı oyunu verdi geçti gitti. O mitinglerle iç savaş bile çıkabilirdi, iktidara her türlü hakareti yapmışlardı. Son anti-Kürt provokasyonları da aynı biçimde.

    Ülke insanının ezici çoğunluğu sağduyuludur, bu, bu toprakların 1000 yıllık kültürüdür.

    Bu kite yıllardır sivil ve askeri ittihatçıların yani oligarşinin güce dayalı egemenliği ile iktidardan uzak tutuldu. Menderes bu kemalist cephede bir delik açtı, asıldı, A.Fuat Başgil cumhurbaşkanı olacaktı, kafasına silah dayandı vazgeçirilldi. Ama surda delik açılmıştı, darbeler muhtıralar hep bu kitlenin iktidara doğru yürüyüşünü engellemek içindi, olmadı. En son, muhtıra, 367 hokkabazlığı sonrasında %50 şamarını da yiyince kemalist lümpenler denizin bittiğini anladılar ve A.Fuat Başgil’de yarım kalan bu “sınıfın” iktidar mücadelesi Gül ile zirveye ulaşmayı bildi.

    Ben bu toplumun GENELİNDEN bahsediyorum bu toplumun geneli müslümandır, muhafazakardır ve sağ görüşlüdür. Beğenirsiniz beğenmezsiniz bu böyledir. Ve ülkenin genelini oluştıran bu insanların iktidar olma hakları vardır, tırnaklarıyla kazıya kazıya bu haklarını almışlardır analarının ak sütü gibi de helaldir.

    Şimdi “ağa biz bu b.ku niye yedik” durumuna gelip hulasa edersek:

    Demek ki neymiş, sayabildiğiniz bir avuç olaymış.

    Demek ki neymiş, bu büyük muhafazakar kitleye rağmen bu gibi olaylar çok marjinalmiş. Toplumun genelini kapsamayan uç fanatikliklermiş.

    Demek ki neymiş, eğer sizin lanse ettiğiniz gibi bu insanlar kana susamış caniler olsalarmış bu ülke rahat huzur görmeyecekmiş. Hele hele bu halim selim insanlara azgın azınlık tarafından halen zulum yapılıp durulurken.

    Demek ki neymiş, faşizm solda da sağda da her düşüncenin içine sızabilen pis bir şeymiş. Bunun örnekleri varmış. (Msl. Dine inananları kesmek isteyen marksist öğrenciler.) Bu sızmaların çetelesini tuttuğumuzda gördüğümüz ise muhafakazakar kitleye sızan bu mikrobik davranış çok marjinalmiş. Sol ise tabansız olmasına rağmen aynı mikroba çok daha fazla yakalanmış ve cürmünden fazla etkili olmuş. Tabansız ve sayıları çok az oldukları için ülkeyi Allah korumuş.

    Yukarıda örneklerini verdim, somut cevap isterim, “öcüsünüz işte öcüüü” demekten öteye gitmeyen beylik önyargılara değil.

    Sol ve terör konusunda şu yazıyı da okuyun derim:

    “Alevilerle pazarlık haline geçmeyeceğiz, bütün haklarını teslim edeceğiz, ateistlere, misyonerlere, eşcinsellere, farklı düşünen ve tercihleri farklı olan insanlara karşı insanlık vazifemizi yerine getirip, onların da kendimiz gibi tüm haklardan yararlanmasını sağlayacağız mı diyeceksiniz?

    Elbette diyeceğiz, diyoruz da zaten. Aleviler konusnda yukarıda link verdim, okuyun derim. Sitemde biraz gezinin AKP’yi de yerden yere vuruyorum ben. Kafanızdaki şablona uydurmaya çalışmayın, dar gelir bana orası.

    Çıkmam gerek, cevabınıza göre devam ederiz.

    22/01/08, 07:44
  38. OmurNo Gravatar

    Hükümetin dinle, imanla, müslümanlıkla, türbanla, camiyle, iyi niyetle, yardım etmekle, merhametle hülasa islamiyetle ilgisi olduğu kanısında değilim maalesef.

    Her konuda olduğu gibi türban konusunda da kendi kişisel çıkarları cerçevesinde özgürlük, demokrasi, insan hakları vb tüm haklar kisvesi altında toplum oyları alınıyor. Ardından ihaleler, ihaleler, ihaleler. Arap telekom’lar, gemiler, kayıklar, çocuklar çalışmasın mı’lar, sana mı soracağızlar, zamlar, zamlar, zamlar.. Sağlık tasarıları, sosyal güvenlik tasarıları, internet kanunları.

    Arada ağzımıza çalınan bir kaç parmak bal. O da bize yetiyor. Yavaş yavaş, başta çaktırmadan gücü eline aldığında acımasızca bu düzeni sürdürüyorlar. Sonuçta sadece biraz duygusal($) yaklaşıyorlar olaya. İşin içine duygusallık girince insanoğlunun ne kadar acımasızlaştığını da malum..

    Düşünmeden, sorgulamadan, nasıl olacak bilmiyorum…

    22/01/08, 10:45
  39. ŞİMONNo Gravatar

    ŞİMON İSTANBUL’A ÜNİVERSİTE OKUMAYA GELİRSE?.

    Bugüne kadar zevkle takip ettiğim bir yazarın bu şekilde tutarsız kendiyle çelişen hem de aynı yazı içinde farklı tavırlar takınması beni çok üzdü. (şimdi kendimizi kandırmayalım yok dikkatli okuyanlar, yok efendim biraz az dikkatli okuyanların yorumları diye okuyanların anlama kapasitelerini sorgulamayalım, herşeyin gayet açık olduğunu düşünüyorum… this is the contradiction)

    - sadece birşey sormak istiyorum bu ülkede özgürlüğü sadece kendilerine bahşedilmiş bir hak olarak gören arkadaşlara

    eğer ben sakalı göğsüne kadar uzanan kafamda kippayla (yahudi takkesi) dolaşan bir yahudi olsam ve bu ülkede üniversiteye gitmek istesem bana da acaba geri kafalı, beyni otuzbir çeken yobaz, ilkel görünümlü bir at kafalı yakıştırmaları yapar benim inanış tarzımdan gelen özelliklerimi de birşeylerle bağdaştırıp eğitim almamı engeller miydiniz?

    Biliyosunuz ama değil mi “ben her ne kadar inancım gereği sizlere benzemesem de, çağımızdaki modernlik kavramını görünüşümle yakalayamasam da üstüm, başım, giyinmem sizin gibi modern insanlara benzemese de ülkem dünyaya yön veriyor, istediğimiz yeri işgal ediyoruz ama kimse sen napıosun diyemiyor, e çünkü dünyaya teknoloji ve bilimi biz satıyoruz yav, elimde en teknolojik savaş sistemleri ve siyasal gücüm var.”

    buyurun bir şey mi demiştiniz? ha sizin gibi modernliği etek boyuyla, çarşafla, türbanla bağdaştıranlara da biz teknoloji sağlıyoruz bu arada, şuan uçaklarınızı biz yapıyoruz o kadar modernsiniz ki kendi teknolojinize güvenmeyip bana milyar dolarlar bayılıyıp benden teknoloji ithal ediyosunuz hem de benim modernlikle bağdaştırılamayacak görünüşüme karşılık sizlerin başlarınız açık ve saçlarınızın ahenkle dans etmesine rağmen üstüne üstlük kıçınızda popolarınızı ışıktan bile koruyamayan 3 cmlik etekler de olmasına rağmen??

    veya “tabiki de hayır deyip biz bu zulmü sadece kendi vatandaşımıza halkının müslüman olan bir ülkenin dinini özgürce yaşamak isteyen müslümanlarına yapıyoruz senle bi alakası yok sen rahatca eğitimini alıp kariyerine devam edebilirsin. sen ne olursa olsun burda veya başka bir yerde eğitimini tamamlamalısın ki sonra ülkene dönüp orda kendini geliştirmeye devam edebilesin yoksa yarin bize kim teknoloji satar sen üretmezsen biz ne yaparız? bize kendi vatandaşımızın eğitim seviyesini, okur yazarlık oranını artırmak daha zor geliyor. buyur bizimkilerin yerine sen oku şimon kardeş” mi dersiniz.

    bilmiyorum Atatürk’ü sadece laiklik ilkesiyle hatırlayan arkadaşlar acaba onun ne kadar eğitime önem verdiğini unuttular mı. hala göremiyor musunuz dişi doldurmaz nedenlerle okumasına mani olduğunuz onca gencin ülkemizin eğitim seviyesini ve gerçek gelişmesinin ve ilerlemesinin önündeki en büyük taş olduğunu? Hep Atatürk şimdi kalksa pişman olur diyoruz ama acaba evde oturan eğitimini tamalamamış, üniversite kapısında bekleyen başı kapalalıları ve sokaklarda terör estiren eğitimsiz gençleri görünce mi pişman olurdu yoksa sizin dediğiniz gibi “güya” laikliğin yok edilmeye çalıştığını görünce mi?

    bırakın açsınlar bırakın kapatsinlar “ama kimsenin eğitim alma hakkına ve özgürlüğüne tezavüz etmeyin” her bireyin doğuştan sahip olduğu en büyük hak özgürlüktür …yaşama, eğitim alma… ve hiçbir hak ve iddia ondan daha önemli olamaz… hepimiz bu ülkenin vatandaşıyız ve başı kapalı olan da açık olan da, dövmelisi de mini eteklisi de sonuçta hepsi de bu ülke için çalışıyor, bu ülkeyi bir adım ileriye götürmeye çalışıyor.

    medeniyeti açılıp saçılmakta görenlere Mehmet Akif’in zamanında söylenmiş çok güzel bir sözü var.. bu sözü böyle arkadaşlara armağan ediyorum, belki daha mantıklı düşünmeye teşvik eder diye?

    “Eğer açıldıkça medenileşiyorsak, hayvanlar bizden daha medeni.” ben de yazımla bağdaştırmak adına şu eklemeyi yapacağım:
    “Eğer açıldıkça medenileşiyorsak, hayvanlar bizden daha medeni, İsrail de bizden daha geri.”

    ben kimsenin açmasına kapatmasına karışmıyorum onun kapatması veya açması benim özgürlüğümü kısıtlamıyor. Sadece bir kimsenin giyim tarzından veya görünüşünden dolayı eğitim hakkının elinden alınmasına katlanamıyorum, bu uygulamalar sonuçta ülkemize zarar veriyor ve bizi daha uzun yıllar dışardan teknoloji ithal etmeye mahkum bırakıyor…

    görebilenlere saygılarla.

    22/01/08, 17:38
  40. erCanNo Gravatar

    Yazdıklarıma ithafen yazılmış tüm safsatalara burada tekrar kişisel bir sürtüşmeye dönüşmemesi için cevap verme gereği hissetmiyorum.. Ve bu yorumumun bu konu hakkında yazılmış son yorum olmasını diliyorum..

    Daha önce söylediğim gibi dünya görüşünüz, sizden farklı tercihleri olan farklı inançları olan, farklı düşünen insanlara karşı bakış açınız (en küçük örneği Tunç Kılınç’ın burada kendi blogunda kendi düşüncelerini ifade etmesine bile dayanamayan) uzlaşma denen kelimeyi zaten ortadan kaldırıyor. Temelde bir noktada buluşmamızın imkanı yokken uzlaşıdan bahsetmek saflık olur biraz..

    O yüzden yine daha önce söylediğim gibi Türkiye’nin düşünce hayatına, yaşayış tarzına egemen olmamanız için elimizden geleni yapmaya çalışacağız..

    Son olarak bu bu başlığa noktayı Gallup’un yaptığı son araştırma sonuçlarını yazarak nokta koymak yeterli olacak benim için..
    .
    Raporda Fethullah Gülen örneğine de yer verilerek, “Türk diaspora grupları sadece Türkiye’ye değil, örneğin Orta Asya ülkelerine de hizmet eden köklü ve büyüyen programlara sahip. Türkiye kökenli Fethullah Gülen hareketi, okul ağını önemli ölçüde büyütmüş ve şu anda 100 kadar ülkede çalışmaktadır” ifade edildi. Anketin sonuçlarına göre Türklerin YÜZDE 13′ü El Kaide’yi destekliyor; bu rakam Mısır’da yüzde 22 düzeyinde…
    ..
    Yani yaklaşık 10 milyon insan, tabi insan denilebilirse.. Sonra çıkıp ezilenlerden, baskılardan bahsetmeyin.. Acaba bu 10 milyon içinde burada yorum yazan İNSANLAR DA var mıdır diye düşündüm ama sanırım o oran da yüzde 13 gibi çıkar..
    ..

    22/01/08, 19:12
  41. Bırakınız benim yazımda çelişki olsun. Takılmayın.

    Bazı okurlarımın dile getirdikleri bendeki bu çelişki belki de “niyetli” bir duruştur.

    Onların gözünde varsa olan saygınlığımı kaybetme riskini göze almaya “değer” bulmuşumdur belki de.

    Varsın, herkes beni sevmesin.
    Yeter ki buna değsin.

    Hayat keşke bu sitede yer alan bazı başarı hikayeleri veya kişisel ilişkiler, iş yaşamı veya duygusal hayat, pazarlama veya yeni iş fikirleri ile sınırlı kalabilseydi.

    Bunlar ve fazlası için önce hayal ettiğimiz bir Türkiye Cumhuriyeti olmalı.

    Hayal ettiğimiz Türkiye…
    İşte burada herkesin “hayali farklı.”

    Birçoğumuzun ve benimkisi net esasında:
    Atatürk’ün kurduğu ve ilkelerini koyduğu özgür ve çağdaş bir Türkiye Cumhuriyeti.

    Diğerlerinin de netleşmeye başladı. Eskisinden daha net en azından.

    Farklı düşüncelere sahip olmak, bunları paylaşmak “fikir zenginliği…”
    Farklı hayalleri olanları da anlayabilmek daha bir mümkün o zaman.
    Dolayısı ile geleceği öngörebilmek de…

    Youtube sansürü kanayan bir tırnak için kolun kesilmesidir.

    Youtube konusu, yönetimde olanların zihniyetini bir kez daha gözler önüne sermek için bu yazıda yer almıştır.

    Turban ise, dini devlet işlerine yaklaştırmak isteyenler için bir araçtır sadece. Yarın diğer araçların devreye alınacağını görmek üstün öngörü kabiliyeti gerektirmez. Konu eğitim özgürlüğünden çok daha derindir. Hele bir de üçüncü dünya ülkesi iseniz.

    Türban, uzunca süredir sabırla hazırlanan planın su üzerine çıkan bir parçası. “Eğitim özgürlüğü kısıtlanıyor” argümanı kitlelere bilinçli verilmiş bir silah gibi duruyor.

    Eğitime yapılan yatırım ortadır. Bu işi yönetenlerin gündemlerinde ilim bilim ilk sıralarda olamamıştır. Bu, samimi beyinlerin “eğitim kaygısından” çok; bilinçli beyinlerin hedefe giderken ortaya attıkları, kabulü kolay bir argümandır sadece.

    Türban konusu yönetimde olanları zihniyetini bir kez daha gözler önüne sermek için bu yazıda yer almıştır.

    Demokrasi çoğunluğun sesi olduğuna göre yarın kurulmak istenebilecek bir islam devleti için “e n’apalım, halk bunu istedi” demek, neredeyse yoktan cumhuriyetimizi kuranların, başta Mustafa Kemal Atatürk’ün kemiklerini sızlatır. İran İslam Cumhuriyeti veya Suudi Arabistan değildi onların hedefledikleri çağdaş Türkiye. Bizlerin de… Benim de…

    Bu düşüncenin daha fazla “azınlık” kalmaması adına güçlü bir muhalefet lideri çıkması umudumla, gözlerinizden öpüyorum.

    Bir de size notum var:

    Bilirsiniz, Fikir Atölyesi’nde küfür veya hakaret içermeyen tüm yorumlar yayınlanır. Bu yazıya gelen bazı yorumlar da sınırda dolaşmasına rağmen hiçbiri silinmedi, hepsi yayında. Katılımcılara yorumları için teşekkür ederim.

    Ancak artan sayıda mail alıyorum. Düşen seviye çok sayıda okurumuzu rahatsız etti. Ayrıca benim müslümanlığımı dahi sorgulayanlar çıktı, doğaldır, ne diyelim. Neyse, verilecek farklı mesajların zaten yeteri kadar yer aldığını düşünüyorum, bundan sonrası da tekrar gibi olacak sanki.

    Blogumuzda bir ilke imza atarak, bu yazıyı (şimdilik) yorumlara kapatalım. Bana halen iletişim bölümünden ulaşabilirsiniz.

    Dostlukla.

    22/01/08, 20:30
  42. 20/01/08, 21:11

    [...] … üzerine güzel bir yazı. [...]

  43. 20/01/08, 21:35

    [...] Fikir Atölyesi wrote an interesting post today on Youtube Yasak, Türban Serbest… Sessiz Kalmaya Devam! Here is a quick excerpt

    Ben devlet büyüğü olarak senin için neyin iyi, neyin kötü olduğuna karar veririm. Senin için kötü olan şeyleri yasaklarım, sen rahat ol! Daha önce de yaptım, bilirsin. Geçen sene aynı sebepten dolayı Youtube’a, üç beş site için onbinlerce Türkçe blog sunan wordpress’e ve terbiyesiz şeyler yazan Ekşi Sözlük’e sansür getirdim ki sen kötülüklere maruz kalma. Tanrım, nasıl bir yönetim anlayışı bu? Her geçen gün uzaklaşacağımıza yaklaşıyoruz İran, Kuzey Kore, Suudi Arabistan veya Çin gibi ülkeler [...]

  44. 20/01/08, 21:52

    [...] Fikir Atölyesi’den Tunç youtube yasağı ile alakalı olarak “Youtube Yasak, Türban Serbest… Sessiz Kalmaya Devam!” başlıklı bir yazı yazmış. O yazıya eklediğim yorumu (birkaç link değişikliği ile) [...]

  45. 21/01/08, 01:38

    [...] Youtube’ın kapatılmasıyla ilgili yazılan 124124514 yazıdan bir tanesini paylaşmak istiyorum ve diyorum ki bayılıyorum bu adamın yazdıklarına. [...]

  46. 21/01/08, 23:42

    [...] Youtube Yasak, Türban Serbest… Sessiz Kalmaya Devam! [...]

  47. 17/02/08, 17:05

    [...] fikir atölyesi‘nde youtube sansüründen yola çıkarak bu eksende çok güzel bir yazı yazmış, okumanızı tavsiye ediyorum. siz de sesinizi [...]

  48. 09/02/09, 21:21

    [...] Youtube yasağı ile alakalı olarak “Youtube Yasak, Türban Serbest… Sessiz Kalmaya Devam!” başlıklı bir yazı yazmış. O yazıya eklediğim yorumu (birkaç link/imla değişikliği ile) [...]

  49. 28/04/09, 17:50

    [...] Youtube yasağı ile alakalı olarak “Youtube Yasak, Türban Serbest… Sessiz Kalmaya Devam!” başlıklı bir yazı yazmış. O yazıya eklediğim yorumu (birkaç link/imla değişikliği ile) [...]