2007 deki tüm yazılar

Yüz Yıl Sonra Dünyada Bambaşka İnsanlar Olacak.

Esasında hayat o kadar basit ki. Zorlaştıran, sorunları zaman zaman içinden çıkılmaz haline getiren hep bizleriz. Kendi beynimiz.

Biz istemezsek kimse bizi üzemez. İzin veren bizleriz. Sonra üzülen, pişman olan da.

Tılsımlı kelime sanırım “huzur.” Kendimizle, yaşadığımız gerçeklerle barışık olma halinin adı bu.

Hepimiz bir şekilde onun peşindeyiz. Huzurluyken mutluyuz çünkü. Nefes aldığımızı hissettiğimiz anlar onlar. “İyi ki varım” dediğimiz…

Ne zaman biteceği belirsiz bu hayat denen deneyim oyununda huzur herşeyin başı ise bizim atabileceğimiz basit adımlar var mı? Beynimizi yönetme adına…

Sıraladım bir şeyler. Çoğunu Denizce‘den derledim; kendi eklemelerim, yorumlarımla birlikte.

Kitap okur gibi değil de her biri üzerinde kendi hayatımızı düşünerek okursak daha bir anlamlı oluyor. Sindirmek adına…

» Yazının devamı

Benim Beyne Bir Güncelleme Gerek!

Tatile çıkmak güzel bir duygu…

En son bir haftalık tatili geçen sene Amsterdam’a, PSV - Galatasaray maçını bahane ederek yapmıştım. “Amsterdam’dan Canlı Kucak” ve “Red Light District, Marijuhana, Scooter Taxi ve GS” edindiğim izlenimleri sizlerle paylaştığım yazılar olmuştu.

Bu aralar biraz yelken ilgimi çekiyor ancak anlamıyorum! Eğitim falan almışlığım yok, sanırım niyetim de. Alaylı olacağım ben :)

Bundan yaklaşık iki ay önce bir hafta sonu kaçamağı için arkadaşlarım beni Göcek’e ilk yelken tecrübesi için götürdüklerinde aldığım lezzet hala damağımda olsa gerek, daha uzununu yapabilmeyi dilemiştim. Gerçek olacak gibi, bu akşam uçuyoruz. Yine aynı grup; Sevgili İskender, kız arkadaşı İsra, yönetmen arkadaşım Kerem ve Göcek’in artık yerlisi kabul edilen Erdal…

Bu sefer Göcek’ten çıkıp, birkaç Yunan adasını görüp Bodrum’da noktalamayı planlıyoruz. Hedef 10 günde, mümkün olduğunca motor açmadan rotayı tamamlamak.

» Yazının devamı

İş Fikirlerini Hayata Geçiren Bir Başka Türk: Arda Kutsal.

Türkçe içerikli blogları takip etmeye çalışanların hayatını kolaylaştıran bir servis çıktı geçenlerde. Şimdilik test (beta) aşamasında olmasına rağmen işi sahiplenmesi ve ciddiyeti ile bu konuda liderliği üstlenecek gibi duruyor. Bloglarla okuyucuları buluşturan bu servisin adı: Blograzzi.

Din, Ekonomi, El Sanatları, Fotoğraf, İngilizce, Kişisel, Kolektif, Kültür Sanat, Müzik, Pazarlama, Seyahat, Spor, Şiir, Teknoloji, TV Sinema, Yemek, Yorum isimli kategoriler altında aradığınız içerikli blogları bulmanız mümkün. Örneğin Fikir Atölyesi Pazarlama‘nın altında.

Ayrıca (dilerseniz kısa bir üyelik sonrası) favorilerinizi oluşturabiliyor, oy verebiliyor ve yorum yazabiliyorsunuz. Bunun için bir blogunuz olmasına da gerek yok. Herşey açık, şeffaf ve samimi. Trafik bilgileri ile beğeni durumunu istatiksel olarak harmanladığı bir de (en iyi bloglar) sıralama var bloglar arasında.

Kimdir bu ihtiyacı doğru tespit edip Blograzzi ismi ile hayata geçirmeye çalışan diye baktığımızda, Arda Kutsal ismini görüyoruz.

» Yazının devamı

Kafam Karıştı!

Biliyorsunuz Abraham Maslow’un bir ihtiyaçlar teorisi var. Bir piramit.

En alttan yukarıya doğru bakarsak;

Kişinin yemek, içmek, barınak, seks gibi “fiziksel” ihtiyacı, can ve mal varlığı gibi “güvenlik” ihtiyacı, sevme, sevilme ve ait olma gibi “sosyal” ihtiyacı, saygı görme ve başarı gibi “benlik” ihtiyacı ve son olarak da ideallerini hayata sokma ve kişisel gelişim gibi “kendini gerçekleştirme” ihtiyacı.

Bu ihtiyaçlar teorisi hiyerarşik. Yani piramitte alttakiler giderilmeden bir üste sağlıklı geçiş olamıyor. Sırayla!

Maslow, piramidin en üst basamağını yaşayan, yani kendini gerçekleştirmiş kişilere de bakmış ve onlarda bazı ortak özellikler bulmuş:

» Yazının devamı

Yapmam Gereken… Hem de Kendi Yolumla!

Ne kadar çok engel var değil mi kendi bildiğiniz yolla yaşayabilmek için. Aşağılayan bakışlar, acımasız eleştirler…. Olmadı, yok saymalar.

Hep başkalarının hayatı… Varlığımız hep o diğerlerini memnun etmek için tasarlanmış sanki.

Bir zaman sonra anlıyorsunuz ki bir şeyler ters gidiyor… Bu itirafla yüzleşmek bile yıllar alıyor çoğumuzda.

Ne güzel olurdu yaşadıklarımızdan edindiğimiz deneyimlerle yeniden başlatabilseydik hayatı… Hem de istediğimiz yaştan.

Fantazi işte!

O zaman şimdiden demek gerek “artık sonum yakın.” Bakmaksızın yaşına…

Ve yüzleşmek gerek geçmişle.

Bugüne kadar yaşananlar için “evet yaptım, hem de kendi yolumla” dediklerimizin azsa sayısı, şimdiden sonra “çok” olması için. “Hep” olması için.

» Yazının devamı

İnovasyon mu? Fazlası Bizde Var, Sen N’olur Yeni Fikir Getirme!

Hemen her söktörde rekabetin hızlandığı bu dönemin adı artık inovasyon dönemi…

Yani yenilikçi düşüncenin ürettiği; hayatımızı kolaylaştırmanın ötesinde zenginleştiren, yüzümüzde bir gülümseme bırakan, bizi eğlendirirken düşündüren, çevremize anlatmaya değer bulacağımız, keyifli deneyimler yaşatan markaların öne çıktığı/daha da fazla çıkacağı bir dönem.

Bunu sözde söyledikleri [bakın çok şirketin vizyon/misyon iddialarında benzer laflar bulacaksınız!] halde içselleştirebilen, daha doğrusu çalışanlarının yüreğinde hissetmesini sağlayabilen firma sayısı ise çok az… Sadece Türkiye’de değil, gelişmiş ülkelerde bile…

Özellikle büyük kurumların hepsinde Yeni Ürün ve Servis Geliştirme departmanı, çoğunda Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge), bazılarında da İnovasyon’dan sorumlu bölüm veya kişiler var. Maalesef çoğunun [kendilerine empoze edilen] bir tavırları var: “Bize bu kadar maaş verdiklerine göre yeni fikirleri biz bulacağız.”

İlginç olan yöneticilerinin onlardan isteği de bu yönde!

» Yazının devamı

Zayıf Bağ Kazandırıyor!

Uzun bir süredir haberleşmediğim bir arkadaşım aradı bugün ve tüm samimiyeti ile;

“Tunç, yazılarını sürekli takip ediyorum ancak bu yetmedi bana, sesini de duymak istedim” dedi.

Nasıl hoşuma gitti, anlatamam. Düzenli yazdığıma bakarak “iyi” olduğumu varsaymadığı için…

Düşündüm sonra. Fikir Atölyesi’nde yazmaya başladığımdan beri Msn listem de büyüdüğünden “sadece sesimi duymak” için arayan insan sayısı azalmaya mı başlamıştı?

Bir de bunlara sosyal ağ siteleri, mail, sms vs. eklenince yazılı iletişim sesli iletişimin önüne mi geçiyordu?

Veya başka şeylerin…?

» Yazının devamı

Yumrukları Hep İçeride Kalacak

Tutkudan çok hırsla, üretmekten çok güç gösterisiyle, ‘biz’den çok ‘ben’le koltuklarına sımsıkı sarılmış açgözlü insanlar var bolca etrafımızda. İş hayatlarında sinsice, siyaset meydanlarında alenen…

Joseph Goldstein’ın bir anektodunu hatırlatıyor bu bana.

Asya’da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzaktan bahsediyor. Bir hindistancevizi oyulduktan sonra iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanıyormuş. Sonra hindistancevizinin altına ince bir yarık açılıyor ve oradan içine tatlı bir yiyecek konuyor. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı kadar büyüklükte, yarık içinde yumruk yaptığında ise elini dışarı çıkaramıyor.

Maymun, tatlının kokusunu aldıktan sonra yiyeceği yakalamak için elini içeri sokuyor, yiyeceği kavrıyor ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkaramıyor. Yani yumruk yarıktan çıkamıyor.

Avcılar geldiğinde maymun çılgına dönmesine rağmen yumruğunu açıp kaçmıyor.

» Yazının devamı

Kalçayı Çalıştıranların Çalıştıramadığı…

Hayretler içerisindeyim. Bugün reklam yapım işinde çalışan bir arkadaşımla konuşuyorum, bana geçen gün başından geçen bir hikayeyi anlatıyor.

Çektikleri bir reklam filmine figüran oyunculuk için başvuran kızlardan biriyle havadan sudan konuşurlarken birden kulağına yaklaşıp “ay ne şeker çocuksun sen, benim seks partner’im olur musun?” demiş!

“Peki sen ne dedin” diye sorduğumda; “Tanışalı daha 5 dakika olmamıştı Tunç, şaşkınlıktan güldüm sadece” dedi. Sonra kız elinden cep telefonunu alıp kendi numarasını aramış. Yani daha sonrasını garanti altına almış kolay yoldan. Bugün de ilk buluşma için göndermiş sms’ini. [Bizimki henüz cevap vermedi ancak sms de her an cevaplanmak üzere silinmemiş duruyor!]

Bu kadar mı ucuzladı bu işler? Havlayan köpeğe et parçasını atarsan kesermiş sesini derler ya… “Nasıl pişsin” diye sormanın bile artık zaman kaybı görüldüğü bir dönemde mi yaşıyoruz?

Benzer sms’leri her gece kaç kişiye atıyordur ve kaçından olumlu cevap alıyordur diye kendi aramızda bir istatistik yaptık. Vardığımız sonuç; boş geçmiyordur! Kullan, at, yenisini al…

Amacım reklam sektörünü karalamak değil elbette…
» Yazının devamı

Bir Fikrim Var!

Evet, “Bir fikrim var” diyen herkesin incelemesi gereken bir proje oldu “Google Bize Logo Yapsana!”

İşte bir fikir böyle hayata geçirilir.

23 Nisan pazartesi günü, yani Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızda Google.com.tr sayfasında bize özel bu logo olacak.

Her ne kadar Google Türkiye Ofisi yaptığı basın açıklamasında “Google Bize Logo Yapsana!” projesinden hiç bahsetmese de [bu fikrin dışarıdan gelmesi sanırım onların ağrına gitti], başarı UnitedPlankton‘ların ve onları destekleyen binlerce kişinin.

Kiminin kıskanıp küçük gördüğü, kiminin de altında bir hinlik aradığı bir projeydi bu. Tabii ki memleket kurtulmadı ama başarı bir avuç gencin Google gibi dev bir firmaya seslerini duyurması ve onları kendi istekleri doğrultusunda harekete geçirebilmesiydi.

Gönlümüz, logo tasarımının bizden gitmesini ve onun da sadece Türkiye sayfası yerine, Google ana sayfasında yayınlanmasını görmek isterdi; ancak bunlar başarıyı gölgeleyemez, sadece yeni hedefler olabilir…

Bir amaç uğruna yola çıkıp binlerce kişinin desteğini alan Özgür Alaz ve arkadaşlarını tebrik ediyoruz.

İçimizdeki çocuğu özgür bıraktığımız bayram olsun 23 Nisan!

3 / 5«12345»