The Secret; İste Yeter ki!
Şu herkesin elinden dilinden düşürmediği meşhur! çekim yasasını anlatan kitap (The Secret) hakkında görüş belirtme niyetim hiç yoktu. Ta ki bunların kendi kendilerine ‘öğretmen’ dedikleri, hem kitap hem dvd filmlerinde bolca referans gösterdikleri David Schirmer adlı (sözde) üstadin ortaya çıkan sahtekarlığını okuyana kadar…
Bu Avusturalyalı ağbi bir yatırım uzmanı ve eğitmeni, bir konuşmacı, bir yazar… Yıllık geliri 1.5 milyon doların üzerinde.
Önce onun The Secret’da yer alan şu muhteşem sözüne bir bakalım:
“Bu ’sır’rı ilk anladığımda birçok fatura ödüyordum, bir sürüsü de sürekli posta kutuma doluşuyordu. ‘Bunu nasıl değiştirebilirim?’ dedim.
Çekim yasası ‘Neye odaklanırsan onu elde edersin?’ der.
Bankadan hesap belgemi aldım, mevcut bakiyemin olduğu yeri silerek, olmasını istediğim miktarla değiştirdim ve bana sadece çeklerin gönderildiğini hayal ettim. Bir ay içinde işler değişmeye başladı. Ve bu inanılmazdı. Artık sürekli çek alıyorum, fatura da geliyor, ama daha çok çek alıyorum.”
Ne güzel değil mi?
David verdiği ‘Zengin Olmanın Sırrı’ eğitimlerinde, öğrencilerinden ‘kısa dönemde yüksek faiz’ vaadleri ile kurduğunu söylediği yatırım fonuna para topluyor. Sonrasını tahmin ediyorsunuz. Bırakın faizi, kimseye ana parasını bile geri ödemiyor. (David’in şirketinde çalışıp yıllardır maaşını almayı bekleyenler de var.)
Kısaca bu yatırım hocasının sırrı, etrafındaki kişilerin cebinden paraları çekmeye odaklanmış.
A Current Affairs isimli bir TV programının ortaya çıkardığı skandal sonrası Avusturalya hükümeti kendisine vergi davası açsa da, o dünyanın dört bir yanında insanlara nasıl kısa zamanda zengin olabileceklerini öğretmeye(!) devam ediyor. Talebi de bir hayli fazla!
İşte o TV programının birinci bölümü [ingilizce, hem de Avusturalya aksanı ile!]
[youtube]icklckUsOGM[/youtube]
Bunlar da daha sonra çekilen ikinci ve üçüncü bölümleri.
İşte bize The Secret kitap ve dvd filmlerinde yaşamın, mutluluğun, herşeyin sırrını öğreten sözde gurulardan birinin durumu. İçler acısı… [Robin Sharma'nın kulakları çınlasın!]
Mağdur David de boş durmuyor ve kendisi hakkında yapılan suçlamalardan ne kadar canının yandığını söylediği bir cevap videosu yayınlıyor. İçinde elle tutulur hiçbir done yok; hepimizin alışkın olduğu medya suçlaması dışında. Çok iyi bir politikacı olurmuş bu adam.
Dönelim kitaba tekrar.
Bakın bizim coğrafi, siyasi, eğitim veya sosyo-ekonomik nedenlere dayandığını sandığımız bir gerçek nasıl ters yüz ediliyor:
“Sizce neden dünya nufusunun % 1′i, dünyadaki toplam maddi gelirinin % 96’sını kazanıyor? Tesadüf olduğunu mu düşünüyorsunuz? Hayır değil! Düzen böyledir, onlar bir şeyleri anlamışlardır. Onlar ’sır’rı biliyorlar. Şimdi siz de ’sır’ra ulaşıyorsunuz.”
Olumlu veya olumsuz; hangi düşüncenize odaklanırsanız onu kendinize çekmiş olursunuz, o gerçek olur.
Sevgili arkadaşlarım, siz de bu sırrı bilince artık zengin olabileceksiniz. Ve dolayısıyla yeryüzünde yaşayan herkes okursa… Fakirlik tarihe karışıyor!
Piyango bileti alıp büyük ikramiyenin çıkmamasını istiyen tek kişi olabilir mi? Veya kazanmayı hayal etmeyen, çıkarsa o parayla yapacaklarını hayal etmeyen? Bilet alanlar zaten bu hayalleri satın almıyor mu? Milyonlarca kişi aynı hayali kuruyor.
Bu kitabı okuyup daha olumlu ‘istemeyi’ öğrendikten sonra hepimize büyük ikramiye çıkıyor!
Zengin olmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Ya da sağlıklı olmak, sevgiliye kavuşmak, mutlu olmak, uzun yaşamak… Ya da savaşların bitmesi, açlığın bitmesi, aids, kanser… Siz hayal edin, küresel ısınma da biter. Susuzluk da!
Serdar Turgut; “Büyük ölçüde ‘umutsuz ev kadınları’ olarak adlandırılabilecek toplum kategorisi nezdinde çok popüler olan bu kitabı, Türkiye’de de çok kişi okuyor. Kitabı, bu sınıfın ilgiyle okumasının başta gelen nedeni, umutsuz ev kadını tarafından yazılmış olmasıdır.” derken, Radikal’den Pınar Öğünç konuya erotik bir boyut katmış: “‘Sır’ değil, servet pornosu.” “Modern safsata” ise zihnimize yeni giren başka bir ifade…
Hatırlarsınız, Ayşe Arman Türkiye’deki yayıncının yardımı ile kitabın yazarı Rhonda Byrnes ile (mail yoluyla) bir söyleşi yaptığını zannediyor, gazetesinde yayınlıyor. Sonra anlaşılıyor ki cevapları gönderen Rhonda değil!
Başta inkar eden, sonra olay netleşince “Ha yazar cevaplamış, ha ben” deme pişkinliği gösteren bir yayıncı var karşımızda! Ve tabii ki dolandırıldığını düşünen bir Ayşe Arman.
Çekim yasası birilerin dolarları kendine çekmesine yaramış yaramasına da, olumsuz bir takım gariplikleri de etrafına çekiyor gibi. [Benim evde durmuyor bu kitap artık :) ]
Bu arada unutmadan; David Schirmer da The Secret’daki arkadaşlarıyla yeni bir zincir satış politikası başlatmışlar. Çıkardıkları 47 dolarlık “How To Apply The Secret Step-by-Step” [Sırrın Adım Adım Uygulaması] isimli yeni kitaplarını satmak için “arkadaşlarınıza tavsiye edin, zengin olun” diyorlar. David’in hesabına göre yılda 47.107 dolar kazanabilirsiniz!
‘Kolay yoldan her güzel şey benim olsun’ diyen genel insan psikoloji için bu “sır” ne güzel bir besin kaynağı değil mi? Sen iste, düşünü kur; gerçek olur! Ver damardan!
Araştırmalarım esnasında The Secret’ı tiye alan bir komediye de denk geldim. [Maalesef yine İngilizce] Biraz kafamız dağılsın!
Odaklanmanın önemini ise hiçbir zaman yadsımıyoruz. [Bknz: İstersen Yaparsın!] Hayallerinin gerçek olması için tabi önce istemek, gerekli donanıma sahip olmak ve sonrasında tutkuyla ve odaklanarak çalışmak gerekli.
Olumlu düşünmenin sırrını Hz Mevlana zaten yıllar önce bize vermedi mi?
“Kardeşim sen düşünceden ibaretsin.
Geriye kalan et ve kemiksin.
Gül düşünürsün, gülistan olursun.
Diken düşünürsün, dikenlik olursun.”
“Geleneksel hurafelerle tatmin olmayan ama hurafesiz de kalamayan; dinlerin ortodoks yorumları ve ibadet modelleriyle uyumsuz ama gündelik hayattaki maneviyatsızlıktan da mustarip günümüz insanının bu tezden çok etkilenmesinde şaşacak bir yan yok elbette.” diyen Haşmet Babaoğlu, The Secret’in asıl sırrını hayal-dua-dilek-adak ile ilişkilendirdi geçenlerde.
Pek bir keyifli dile getirmiş düşüncelerini:
“Çevreme bakıyorum da, Rhonda Byrne’nın The Secret/Sır adlı kitabının etkisi yayıldıkça yayılıyor.
Beş yıl önceki sevgilisinin fotoğrafını önüne koyup bakarak ‘geri gelmesi’ni umut edenler…
Her sabah ceket cebine yüklü miktarda uyduruk bir çek koyup evden çıkan ve yakın zamanda yerini gerçeğinin alacağından emin olanlar…
Sadece ‘pozitif’ şeyler düşüneceğim diye yanında hastalıktan, dertten söz ettirmeyen bencil alıklar…
Daha neler neler var!
Kimisi açık açık yapıyor bunu kimisi de çaktırmadan. Adı da ’sikrıt yapmak’ olup çıkmış.
Birkaç ay önce bu konuda yazmaya kalkmış sonra uzun boylu eleştiriye girmekten vazgeçmiştim.
Öyle ya! Bu tür kitaplar taşıdıkları büyük iddiaya ve teorilerinin kapsayıcılığına rağmen okurlarıyla aslında bire bir ilişki kuruyordu.
Bir anlamda homopatik ilaçlara benziyorlardı. Hastalığa değil ama özel olarak o ‘hasta’ ya derman olan ilaçlar gibiydiler. O yüzden okurla kitap arasına girmemek belki en iyisi diye düşünmüştüm.
Fakat gözlemlediğim The Secret çılgınlığı en azından bir nokta üzerine kesin sözcüklerle yazmaya itiyor beni.
Hangi nokta mı?
Asıl sır noktası…
Rhonda Byrnes’ın yaptığı ne?
Binlerce yıllık insanlık kültürünün hayal-dua-dilek-adak konusunda biriktirdiği ne varsa hepsini bir araya getirip ona bir bilimsel yasa (Çekim Yasası) süsü vermek…
Bu ‘yasa’ya göre bir şeyi olumlu biçimde çok isteyip özellikle de ‘görselleştirdiğinizde’ mıknatısa dönüşüyorsunuz. Ve o şey eninde sonunda gelip sizin çekim alanınıza giriyor, yani isteğiniz gerçekleşiyor..
The Secret’ın baştan çıkarıcı yüzlerce örnek ve alıntıyla anlattıklarının özü bu.
Geleneksel hurafelerle tatmin olmayan ama hurafesiz de kalamayan; dinlerin ortodoks yorumları ve ibadet modelleriyle uyumsuz ama gündelik hayattaki maneviyatsızlıktan da mustarip günümüz insanının bu tezden çok etkilenmesinde şaşacak bir yan yok elbette.
The Secret.
Dinsel değil ama öyleymiş gibi..
Bilimsel değil ama öyleymiş gibi…
Kitabın etkisi ve ünü de buradan kaynaklanıyor zaten: mış gibi yapmasından…
Ama bir sorun var.
Derin bir eksiklik…
Büyük bir boşluk duygusu…
Hayır! Birçok eleştirmenin vurguladığı gibi, kitabın aşırı maddi taleplere, günümüz insanının mutlak zenginlik ihtiraslarına hoş bakmasını kastetmiyorum. O işin ‘gel gel’ tarafı!
Ama dikkat ederseniz fark edeceksiniz; yüreği titretmiyor The Secret.
Soğuk.
Bir prospektüs kadar işlevsel fakat soğuk!
Neden peki?
Sır da orada zaten.
The Secret bir operasyon.
İnsanlığın binlerce yıllık hayal-dua-dilek-adak kültürünün içinden Tanrı kavramını çekip çıkartma operasyonu…
‘İstersen olur’ diyor The Secret.
Ama kim ‘ol’ duracak?
Kimse!..
‘Zaten yasa böyle’ diyor The Secret.
Tanrı’nın adını ağzına almıyor. Onun yerine sürekli ‘evrene güvenin, inanın, inanç duyun’ diyor.
Ancak işin bilim tarafından baktığınızda da sorun şu: Bilimde ne böyle bir yasa var ne de böyle bir evren vizyonu!
Kitabı okuyunca ‘canım bu kitap babaannemin duaları ve batıl inançları gibi bir şey’ diyenler var. İyi niyetlerine rağmen özünde yanılıyorlar.
Babaannelerimiz de kırk kez söylenenin gerçek olacağına inanırdı ama ne isterlerse Tanrı’dan isterlerdi.
Bilirlerdi ki, sadece kendileri istediği için değil, Tanrı istediği için dilekler kabul olur.
Hem ilgilisine hatırlatmanın tam sırası…
İnsan dua eder, diler, ister ama bütün dinlerde kesin uyarı şudur: Neyin gerçekten hayır neyin şer olduğu bilgisi ne evrene ne de insana aittir. (’Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır, sevdiğiniz bir şey de şerdir. Allah bilir de, siz bilmezsiniz.’ Bakara/216)
O yüzden dualar takdiri Allah’a bırakır.
O yüzden dua denilen şey The Secret’taki gibi önü alınmaz bir tutku ifadesi değil, yakarış ve teslimiyettir.”
Haşmet’in dediklerine tek bir eklemem var.
İçimizdeki “umut açlığı” fırsatçı bir yazarın yazdığı bir kitap ile beslenebilen bir kıvama geldiyse, acaba umutlarımız da mı fırsatçı olmaya başladı?
129 yorum var


Bunları okudukça şunu düşünüyorum:
Çekim yasası üzerine yazılmış yüzlerce kitap var. “The Secret” bu kitaplar arasında filmi çekilen ilk kitap, ayrıca bu kadar büyük bir çabayla pazarlanan ilk çekim yasası kitabı.
Acaba “The Secret”, çok fazla sayıda insanın çekim yasasını öğrenmiş olmasından rahatsız olan birileri tarafından hazırlanmış ve yayınlanmış olabilir mi?
16/08/07, 03:12Az evvel eklemeyi unuttum: Çekim yasasına dair büyük yanılgılar.
16/08/07, 05:03Sevgili Tunç,
Öyle güzel yazmışsın ki, tebrik ederim… Hakkıyla eleştirebilmek çok önemli, bunu sen yaptın işte…
Sevgiler.
16/08/07, 09:05Merhaba,
Çekim yasası ile ilgili söylenebilecek çok şey var. Dediklerinizin çoğu doğru. Ancak kitabın “umutsuz ev kadını” tabir edilen insanlara bir devinim verdiğini görüyorum. Her şerde bir hayır vardır. İnsanlara kurban olmadıklarını, dünya içinde aktif birer birey olduklarını, harekete geçerlerse istediklerini elde edebileceklerini birileri söylemeliydi.
Secret dvd’si baştan aşağı satış. Gel gelelim mesajı ulaştırıyor.
Secret’in çok problematik yanları olduğunu düşünmekle beraber, insanlara verdiği ivmeyi görmemek elimde değil. Çaresiz bir insan için sorunların kaynağında kendini görmek bir başlangıç olabilir. Ne istediğini düşünmek, odaklanmak.
Selamlar.
16/08/07, 09:45En güzelini yazında yazdığın gibi Mevlana söylemiş. “Gül düşünürsün gülistan olursun, diken düşünürsün dikenlik olursun.” Bundan ötesi yok.
Gittikçe maddileşen ve günden güne manevi değerlerini kaybeden dünyamızda daha pek çok “secret” lar göreceğiz diye düşünüyorum önümüzdeki yıllarda. Gelecek sahte peygamberlerin ve sahte Tanrı’ların olacak gibi görünüyor. Bu beni fazlasıyla üzüyor.
16/08/07, 09:52Tunç, dayanamadım yazdım :)
16/08/07, 12:42The Secret :))) Zaten adından 1-0 yenik başladı bu “kitap.”
Gerçi bütün kurnaz mağluplar gibi “sahte galibiyet” kimliğini taşıdığı için ilk ağızda bir sürü “gafil” buldu kendine ama neticede “aslolan tüm varoluşun insan’ın içinde olduğunu” bilenler ve bu “sözde kitap” sayesinde farkedenler, kısa zamanda malum “eser”i günlük jargonun/geyiğin içine sokarak onu “layık olduğu” platforma yerleştirmiş oldular.
Secret ya da Sır falan yok, bakmasını bilene, sormasını bilene, cevap zaten “sır” değil :)))
16/08/07, 14:27Secret’ı okumadım daha doğrusu okumak istemedim. Okumadığım bir kitap hakkında da ağır eleştirilerde bulunmak istemem.
Ama etrafımda bir SECRET furyası aldı başını gidiyor. Kimse beni yanlış anlamasın, genelleme de yapmak istemem ama bu kitaba en çok ilgiyi gösteren kesim de orta ve yüksek gelirli ev hanımları.
Etrafıma baktığımda o kadar mutsuz insan görüyorum ki, ev hanımları da bunların içinde. Ev, çocuk, bulaşık, çamaşır ve eş onlara artık sıkıntı veriyor. Hanımlar artık konuştuklarında çocuklarının kazandıkları okullardan, çalıştıları firmalardan, bindikleri ciplerden, evlerine gelen temizlikçilerden, yani para ve paralarıyla elde edebilecekleri güçlerden bahseder, övünür oldular.
Bir şeyleri kaybediyoruz ve unutuyoruz aslında.. Sonra farkediyoruz kaybettiklerimizi ve kendi içimizde aramaktansa en çok satanlar listesinde arıyoruz. Bunu yap, şunu yaparsan huzurlu olursun, şöyle davranırsan dertlerini unutursun falan filan. Bunların hiçbirine inanmıyorum, inandığım çok şey var ve bunların hepsi benim içimde..
Belki bu yazdıklarımın The Secret ile bir alakası yok ama ben bu kitaplar hakkında (Ferrarisini Satan Bilge, Sen Ölünce Kim Ağlar…) böyle düşünüyorum.
Ve sizlere Ahmet Şerif İzgören’in HIDIR KİŞİSEL GELİŞİYOR kitabını önermek istiyorum.
16/08/07, 14:45İnsanın kendi kendini ve çevresindekileri tanımlamasını sağlayan egonun yaptığı en iyi işlerden biri ABARTMAKtır. Nasıl ki Secret yazılırken bu hepimizin bildiği, doğduğu andan itibaren hissettiği ilahi güç farklı noktalarda, özellikle bolluk merkezinde abartılmış ise; eleştirirken de abartıyoruz, hayatımıza uyarlarken de abartıyoruz.
Abartırken keşke felaketleri değil de güzellikleri abartabilsek en derinimizde, özümüzde.
En yalın halimizle ve satır aralarından Secret’a ya da yazılmış birçok kitaba baktığımda en derin Allah inancını, ve ona olan şükür ve tevazuyu görebiliyor ve görebilenler olduğunu da biliyorum.
Bizler içimizde olanı arar ,sadece onu bulur ve onu görürüz. Gözümüze önünde olsa dahi aradığımız değilse, içimizde değilse onu görmez, duymaz, farketmeyiz.
Ne yazık ki insanız ve kendimize göre abartacak ve tüketip atacağız!!
16/08/07, 17:03Az önce uzun uzun yazmıştım yorumumu iletmek üzere ama canım kızım (Ruhsal uyanışımın başlangıç noktası olan ve bana sevginin, saflığın, kendi olmanın ne demek olduğunu öğreten… Yapbozumun eksik parçası… Uzun yıllardır iyi niyetle düşünüp istediklerime karşılık bana melek/ hediye/ öğretmen/ kılavuz/ ayna :) olarak gönderildiğini düşündüğüm ve bunun için her an şükrettiğim kızım) bilgisayarda bir yerlere dokundu ve yazı uçtu birdenbire.
Siteye tekrar döndüğümde Özlem hanımın yorumunu okudum ve asıl yazmak istediklerimin farkına vardım. Hayattaki önceliklerimiz ve niyetlerimiz herşeyin belirleyicisi aslında… Parayı öncelikli ve belki de tek hedefi haline getirmiş insanlardan (Tunç Beyin örnek verdiği kişi ve benzeri…) daha fazlasını da bekleyemeyiz ki zaten.
Sonuca bakın; çekim yasası kendini doğrulamış mı doğrulamış… Çünkü tek hedef o kendi belirlediği süre içinde o parayı elde etmekmiş. Yaratıcı zihin devreye girmiş ve işlem tamam!
İşte bu yüzden niyetlerimizi ve önceliklerimizi çok dikkatli belirlemeliyiz. Ardından da iç sesimizin kılavuzluğuna güvenirsek bizi istediğimiz yere götürecektir mutlaka. Yeter ki bu yolda ilerlerken korkularımızla, sınırlarımızla yüzleşmesini bilelim ve işaretlere güvenerek bize sunulan fırsatları değerlendirelim.
Yürekten isteyelim ama herşeyden önce “gerçek birer insan” olmayı isteyelim. Kalbi sevgiyle dolu, yaşamdan zevk almayı bilen, her an uyanık ve yaşamdaki mucizeleri görebilen… Varolma amacı insanlara, dünyaya bir fayda sağlayabilmek ve bu uğurda egosundan sıyrılmayı başarabilen birer insan olmayı dileyelim. Bu dilek mutlaka kabul olacaktır.
Bu durumda “çekim yasası” yerine “ruhsal zeka” başlıklı kitapları tercih etmek çok daha faydalı olacaktır sanırım.
Secret ve ardından Çekim Yasası’nı (Esther&Jerry Hicks’in detaylara ve zihnimizde uyanan soruların cevaplarına yer veren kitapları) okuduktan sonra karşıma Muhammed Bozdağ’ın Ruhsal Zeka kitabı çıktı bir arkadaşımın evinde. Elim hemen kitaba gitti. Şimdi onu okuyorum. Kitabında İnanma/ Gerekçe/ Duygu/ Israr/ Kanaat/ Ruhsal Etkileşim ve İlahi İrade Gücü başlıkları altında konuyu inceliyor. Tavsiye ederim.
Herkese sevgi dolu günler diliyorum…
16/08/07, 18:29Kitap satın alırken ne eleştiri okurum, ne de okuyucu yorumlarına göz atarım. Bu kitabı satın alırken bir roman olduğunu sanarak almıştım, eğlencelik bir bestseller, kısa sürede okuyup kenara bırakılacak…
Gördüm ki saçmalıktan başka bir şey değil. Uzun zamandır ilk kez bir kitaba boşa para verdiğimi düşünerek pişman oldum.
Ayrıca, deneysel davranarak ilk 2 bölüme istinaden, sürekli olumlu düşünceyle hareket ettiğim bir günde de BÜTÜN işlerin ters gitmesi çok ironik bir anımdır =)
16/08/07, 22:57Merhaba Tunç,
Secret’ın DVD sürümünü yaklaşık 20-30 dakika kadar izlemiştim. (Dayanamadım ve kapadım…) İlk anda hissettiğim, Secret’ın Yaratıcı inancını yok etmeye çalışanların bir programının parçası olmasıydı.
Yaratıcı inancını tamamen yok eden, kişinin etrafında olan herşeyin kendi davranışları yüzünden olduğuna inandırılan bir operasyondu bu aslında (bence). Sadece insanlara pazarlanışı farklıydı…
Hissettiklerimi paylaşan birinin olduğunu okumak çok güzel bir duygu.
İnsanlardan yaratıcı inancının tamamen silinmesini öngörüyordu Secret. Öyle ya herşey bizim elimizde!!! Oysa ki bu çok ince bir nokta, bizim elimizde olanların pazarlaması ve anlatımı/izahı bu şekilde olmamalı. Evet, bazı şeyler tabi ki bizim elimizde ama elimizde olan şeyleri elde etme yöntemimiz bunlar değildi. Ama Secret bizden tamamen akıntısına kapılıp rüyalara dalmamızı istiyordu.
Aslında Secret’ın içindeki kendi sırrı (senin de belirttiğin gibi) pazarlayanların bazı insanlarda yapmak istediği bir oluşumun!! iyice pekiştirilmesidir. Ancak insanların inançları ve kültürel yapıları üzerinde yapılan tahribatlar sadece Secret ile sınırlı değildir. Bunu iyi bir göze sahip olarak çevremizdeki yazılı ve görsel medya kuruluşlarını süzerek de anlayabiliriz.
Burada çok daha detaylı olarak bu konulara girmek istemiyorum. Ama dizi filmlerimizi, haberlerimizi, çizgi filmleri, bilim kurgu filmlerindeki mesajları, bazı süper kahramanları! daha bir dikkatle inceler ve irdelersek aslında çevremizde olan bazı yapımların hiç de göründüğü gibi amaçları olmadıklarını anlayabiliriz…
Kimbilir belki de Secret bundan 20yıl-30 yıl sonra çıkarılmaya çalışılacak yeni bir dinin!!! zemini veya yardımcısı da olabilir. Dünyadaki ekonomik, siyasi, askeri, dinsel ve kültürel planların hiçbiri 3-5 yıllık planlar ile yapılmıyor.
Dünyayı yönetenlerin daha derin, daha uzun soluklu yapılanmaları var ve bizlerin önlem olarak yapabileceği yegane şey bize sunulanı iyice incelemek, olduğu gibi kabullenmemek, birazcık da olsa şüpheci olmak olabilir. Ancak medyanın hazırladığı, yoğurduğu, uyuttuğu yeni nesil insan formatları (sadece yeni nesil değil tabiki…) bunları pek de süzecek nitelikte görünmüyor. Onlar başka bir dünyayı yaşıyorlar sanki…
Egolarını şişiren insanlar sarıyor hergün etrafımızı ve birileri / birisi bu oluşumu büyük bir ustalıkla yönlendiriyor! Üstelik oldukça da geniş bir destek ağıyla kuvvet alıyor çevresinden!!!
Barış Manço demiş ki;
“Aç gözünü daha vakit erken gör şeytanın gör dediğini,
Bir kulak ver de dinle sağır sultanın duyduğunu,
Sen öyle devekuşu gibi şaşkın şaşkın bakınırsan,
Birgün elbet duyarsın Dıral dedenin düdüğünü”
Tunç, bizimle bu güzel yazını paylaştığın için sana teşekkür ediyorum.
Herkese selamlar, saygılar.
17/08/07, 00:58Merhabalar,
Benim dikkatimi özellikle röportaj çekti. Tam bir gazetecilik örneği. “Where is the money?”
Bunu bu ülkede bu paranın onda birine sahip olan birine soramazsınız. Çünkü işinizden olma korkusu vardır ya da olacaktır. İşte gazetecilik, gelişmişlik, medeniyet budur bence.
17/08/07, 06:01Hocam ne güzel yazmışssınız. Mevlana’ya atıfta bulunmanız da çok güzel olmuş.
Kendi kültürümüzün insanları bu ve benzeri kitaplarda yazanları binlece yıl öncesinden söylemişler (saçmalıkları değil). Bizim bazı insanlarımızın sonradan görmeliği mi ne diyim, ben bunu ülkesinde milyonlarca aç varken Afrika’ya kameralar eşliğinde giden sosyetik Türk kadınlarına benzetiyorum. (Teşbihte hata olmaz :) )
Neyse uzun lafın kısası, her yazıda olduğu gibi bunda da büyük zevk aldım. Teşekkürler, elinize sağlık.
17/08/07, 09:52Onu bunu bilmem de ben o kitabı okuduğumdan beri mutluluk paçalarımdan akıyor… :) Gerisini secret et, banane :)
17/08/07, 14:20Yazınızda sözü geçen bireylerin yaptıklarının onaylanacak ya da görmezden gelinecek bir tarafı yok. Ancak kitabın içeriğinin bu bireylerin kişiliklerine kurban edilmesi uygun olmaz. Belli ki yayıncı da ne bastığının farkında değil, hiçbir araştırma yapmadan sadece ticari kaygılarla basmış kitabı.
“Çekim Yasası” diye adlandırılan durum bu kitapla tartışılmaya başlanmış değil. Kuantum Fizik icat olup, ilk geliştirilmeye başladığından beri bu işin felsefi boyutu da kafa karıştırmıştır.. Aslında bana sorarsan, kuantum fiziğin keşfi sadece bu konuda çalışan bilim insanlarının her birine Nobel kazandırmakla kalmayıp, bir anlamda Tanrı’nın varlığını kanıtlamıştır. Bu felsefenin Yaradan’ı yok saydığına bu anlamda katılamayacağım. Ama başımıza gelen her şeyi Tanrı’nın üzerine atma lüksümüzü elimizden aldığı doğrudur! Einstein’in bir gazeteciye: “Bütün bunların olabilmesi için bir Tanrı’ya gerek yok. Ama Tanrı var” sözünün altında yatan da budur.
Genel relativite teorisine göre, madde ve enerji birbirine dönüşür ya da her şeyin yapı taşı enerjidir. Enerji çok hızlı bir madde veya madde çok yavaş bir enerjidir. Aradaki farkı yaratan hızdır. Işık hızına ulaşan bir insanın öz kütlesi 0 grama iner, boyu da 0 cm’dir, maddi varlığı ortadan kalkar. Zaman neredeyse duracak denli yavaş akar. Einstein kuramını ilk güncellediğinde; makinistlerin, pilotların daha genç kalacaklarına dair yorumu herkesi fena halde güldürmüş olsa da uzay yolculuğu yapan astronotlarla kendini kanıtlamıştır.
Eğer, ışık hızının ötesine ulaşılırsa bu kez eksi değerden söz edilir. Bu değerler elimizdeki mevcut araçlarla ölçülemez. Dolayısıyla böyle bir varlık ölçülemez ve görülemez. İşte örneğin “şuur” böyle bir varlıktır, yani uzay-zaman boyutunun dışında beşinci bir boyuttur. Eksi bir uzay-zaman boyutunda “enerji” olarak mevcuttur. Bu eksi parçacıklara “Takyon” adı verilmektedir. Kelime, Yunanca Tahi (hızlı) kelimesinden köken alır ve hızlı parçacık anlamına gelir.
Sonuç olarak, enerji maddeye hükmeder, Takyonlar ise (örneğin şuur) enerjiye hükmederler. Her şeyin yapı taşının enerji olduğundan yola çıkarak diyebiliriz ki, şuurun şuuruna varıldığında, hatta varılmadan da yaratım, Carl Jung’un “eşzamanlılık” birliği içinde karşımıza çıkabilir.
Hepimizin en az bir kez başına gelmiş birkaç olayı konu etmek isterim: Sabah yataktan kalkarken, belki de 10 yıldır görmediğiniz bir arkadaşınız aklınıza düşer. Nerdeyse kokusunu alacak kadar şuracıkta gibidir. O gün onunla çok ilginç bir biçimde karşılaşır ya da ondan bir telefon, e-mail alırsınız.
Uzun süredir şiddetle almayı istediğiniz bir (atıyorum) yüzüğü bu isteğinizi asla bilemeyecek biri hediye ediverir. Ya da bir anda dilinize yapışan şarkı radyoda çalmaya başlar.
Sıkça anlatılan bir olay da, Psikanalist Carl Jung’un Newyork’da bir gökdelenin üst katlarındaki ofisinde bir kadın hastasının terapi seansı sırasında yaşadıklarıdır. Jung’un terapiye dirençli kadın hastası rüyasında gördüğü bir “bok böceğini” bütün ayrıntıları ile tarif ederken birden ikisi de pencereden gelen “DONK” sesi ile irkilirler. Jung pencereye çarpan şeyin uçan bir bok böceği olduğunu görür. Bu böceği alıp hakkında araştırma yaptığında bunun Afrika kökenli olduğunu ve Newyork’da bulunmasının pek de açıklanabilir olmadığı sonucu ile karşılaşır. Bu ve benzeri birkaç olayı daha arkadaşı Albert Einstein’la paylaştığında “eşzamanlılık teorisi”ni geliştirir.
Bunun tam tersi sayılabilecek olay ise Amerika’nın keşfi sırasında yaşanır. Colomb’un gemileri anakaraya yaklaşmaktadır, yerliler gerek hayvanların davranışlarından, gerekse suda bir ağırlık olduğunu düşündüren, kıyıya vuran dalgalanmalardan bir sonuç çıkarmaya çalışırlar. Ancak hava sıcak deniz ise çarşaf gibidir genel haliyle, sadece belli bir bölümünde dalgalanma vardır. Onlar denize ne kadar dikkatli bakarlarsa baksınlar gemileri göremezler. Çünkü daha önce hiç gemi görmemişlerdir ve orada bir enerji olmasına rağmen onun karşılığı olan görüntü bir türlü oluşmaz kafalarında. Ama şaman, onlardan daha farklı bakışıyla nihayet, gemiler kıyıya demir attığında görüntüyü algılar. Ve diğerlerinin de görmesini sağlar. Çünkü tarif eder, betimler.
Son günlerde sosyologların bile tamamen taraflı bir yanlış anlama ile “bu felsefe bireyciliği destekliyor. Anti terörist ya da savaş karşıtı gösteri yapmayı bile gereksiz buluyor. Çok tehlikeli bir yaklaşım” demeleri de beni kusturdu artık. Kuantum felsefe, “istemediğin şey”i özne alıp ona vurgu yapma, “istediğin şey” neyse ona vurgu yap diyor sadece. Yani bir gösteri yapacaksak bunun adı “savaş karşıtı” değil, “barış” gösterisi olsun.
Sen sadece “Gül Cumhurbaşkanı olmasın” diyorsun. Şu kişi Cumhurbaşkanı olsun diyemiyorsun! Sen sadece AKP gitsin dedin. Şu gelsin diyemedin! Görüntüyü oluşturup, maddeye dönüştüremedin!
5 yıl önce ayrıldığın sevgiline odaklanıp onu bu yöntemle geri getirme sorunsalına gelince. Tanrı bile iradeyi özgür bırakmışken, sen kim oluyorsun da bir başkasının iradesine hükmetmek istiyorsun? Yanlış anlamanın bu kadarına da PES! Bunlar kuantum fiziğin teorik sayılabilecek, henüz bilimsel deneylerle kanıtlanamayan felsefi boyutu olduğundan reddetmek de inanmak da kişinin iradesine kalmıştır. Çünkü görünen o ki diyalektik yöntemle, tekrarlanabilir ve farklı denekleri kesin olarak aynı sonuca götüren deneyler yapmak pek olası değil :) Münferit kalıyor.
Ama kuantum mekaniği somut bir gerçekliktir. Manüple edilebilmektedir. Elektromanyetik dalgalar ve atomaltı oluşumlar yönlendirilebilmekte, Radyo, Tv, Bilgisayar, Elektron Mikroskobu, MR ve benzeri teknolojilerde kullanılmaktadır.
18/08/07, 10:04Kitabı okudum bazı yerleri çok saçma ya da anlatımda bir saçmalık var.
Örnek: istediğiniz kadar yemek yiyin ve sadece düşünün zayıflarsınız veya hayal ettiğiniz arabayla test sürüşüne çıkın, sizin gibi davranın sizin olsun. Sanki hiç bir şey yapma sadece düşün olacakmış gibi anlatılmış. Bana çok saçma geldi. Dediğim gibi ya anlatımda ya da gerçekten bir saçmalık var :)
18/08/07, 23:16TİTANCILAR vardı… Hatırlar mısınız? Matematiksel zenginlik piramidi :-)
19/08/07, 19:56Wow. Skandal enteresan gerçekten.
The Secret kitabını okumadım ama DVD’yi seyrettim. Aslında söylenenlerde bir sorun olmadığını ancak anlatım tarzının yanıltıcı olabileceğini düşünüyorum. Nasıl yanlış anlamlar çıkartılıp, farklı yöne çekilebileceğini de görüyorum.
Bir grup insanın her konuda “pozitif” düşünme dürtüsünün körüklendiğini ve negatif herşeyi reddettiklerini görünce üzülüyorum.
20/08/07, 00:02Para her zaman çekim yasasına denk gelmiştir. Öyle ki, çevremizde sürekli duyduğumuz bir cümleyi bizler bu sayede bulmuşuzdur. PARA PARAYI ÇEKER!
İşte gerçek çekim yasası bu! İnsan ne kadar okusun, didinsiz, çalışsın eğer biraz şansı ve biraz mantığı yoksa kesinlikle kendini çekimin içine sokamaz. Yazık diyorum ben umudunu kitapların satırlarında arayan binlerce ”köşeyi kolayca dönmeye” çalışan insancıklara.
Çünkü umut, varsa herşey vardır. Kimse tünelin ucunda ışık görmeden yol almaz. Kimse de iki satır okuyup para peşinde koşmaz. (Eğer okuyanın aklı varsa.)
20/08/07, 13:35Eğer elinizde yay’ınız varsa bu bir güçtür. Lakin atacak okunuz yoksa o yay hiçbir işinize yaramaz. Elinizde yay ve okunuz varsa atacak yere ihtiyacınız olacak iyi veya kötü bunu siz seçeceksiniz.
Secret’i yazan adam aptal mıdır? Bence akıllı bir adamdır. Kendi yolunu seçerek bir ok atmış yerini de bulmuştur. Sizler, yani dostlarım, bu adamın ya da adamların niyetini biliyoruz.
Bizler de oklarımızı atıyoruz.
Amma velakin chest’in içinden yine Schirmerlar çıkıyor ve ne yazık ki çıkmaya devam edecekler.
Üzgünüm.
21/08/07, 04:21Ben herşeye rağmen kitabı okuyup bir de hayal kurup uykuya dalmayı denemek istiyorum =) Ben de mi bir ‘desperate housewive’ım acaba! =)))
21/08/07, 12:52Bir nesne, fikir ya da insanı, toptan reddetme veya toptan kabul etme, biraz kolaycı bir yaklaşım tarzı değil mi? Halbuki onu analiz edip, içindeki doğru ve yanlışları ayıklayıp, doğruları benimseyip yanlışlardan sakınmak; emek, bilgi ve çaba gerektirir.
Bu sene babalar gününde ailem bana iki kitap hediye etti. Biri “The Secret”, diğeri NTV nin yayınladığı “Gelecek 50 yıl”. Bu iki kitabı aynı anda okumaya başladım ve neredeyse bu çakışmanın bir tesadüf olmadığını düşünmeye başladım :). The secret da felsefi bir takım fikirler anlatılırken, ilginç bir biçimde diğer kitapda da bu düşünceler farklı bilim adamları tarafından bilimsel bulgular ile anlatılıyordu.
The Secret in pazarlama balonları ile dolu olduğu aşikar. Ancak öyle olmasaydı, burada bu kadar insan üzerinde yorum yapabilir miydi ? Mesele bu balonların arasından hakikatleri görmek. Secret’i okurken, kendi kültür ve bilgi dağarcığımızla paralellikler kurup; Mevlana’yı, Yunus’u ve “Enel Hak” diyen Mansur’u hatırlamamak mümkün mü ?
Ben bir Matematikçi’yim. Bir zarı attığınızda 1-6 arası bir rakamın gelmesi olasılığı teorik olarak 1/6 olarak kabul edilir. Ancak yapılan deneyler bunu böyle olmadığını, zarı atan kişinin düşüncesinin olasılıkları değiştirdiğini göstermiştir.
Hepimizin etrafında, şans oyunlarında fazla şanslı, söylediğine yürekten inanan, secretvari düşünce yapısını doğuştan taşıyan insanlar vardır.
Benden önce yorum yapan Özlem ve Sevinç Tartıcı’ya katılıyorum ve herkesin kolaycılığa kaçmadan, perdenin gerisindeki hakikatleri görmesini diliyorum.
21/08/07, 14:00@Fatih Gunes:
Merhaba Fatih Bey,
Dediklerinize katılıyorum. Size bir kitap tavsiye etmek istiyorum:
Olasılıksız - Adam Fawer
Kitabı yeni bitirdim. İnsan düşüncesinin zarın sonucunu değiştirmesi üzerine bir kurgu.
Selamlar.
21/08/07, 17:34Kitabı henüz okumadım ama listeme aldım.
21/08/07, 23:58Araştırmaya devam ederken bu linkte yer alan bir yoruma rastladım. Musanın yolculuğu rumuzlu yoruma bir göz atın derim.
22/08/07, 22:36Ben de filmi izlediğimde ilk yorumumum bu adamlar niçin 5 dakikada özetlenecek bir şeyi kaç saatlik film haline getirmişler olmuştu. Neredeyse 1 sene önce Amazonda dolanırken en çok satılan DVD olduğunu keşfettiğimde ne kadar şaşırdıysam, seyrettikten sonra da o kadar şaşırdım.
23/08/07, 17:37Ya adam dolandırıcı falan olabilir vs. de hiç bişey kazanabilmemiz de önemli değil ama kitabı okuduktan sonra sedef ilacı kullanmayı bıraktım, gayette iyi durumdayım :) Tamamen gerçek olmadığı için tamamen geçmedi biliyorum :) Fakat en azından psikolojim düzeldi.
Benim de mutluluk paçalarımdan akıyor, bu mutluluk da sedeflerime iyi geliyor.. vs vs vs..
Sözün özü herşey yalan olabilir ama bu kitap pozitif olmayı sağladı. Bir şey kazanmama gerek yok, okuduğumdan beri yüzüm gülüyor.
Yukarda denildiği gibi, gerisini secret et… :)
24/08/07, 18:04(”Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır, sevdiğiniz bir şey de şerdir. Allah bilir de, siz bilmezsiniz.” Bakara/216) kitabı okuyun ama bunu da unutmayın..
25/08/07, 10:49Merhaba Tunç,
Açıkçası ne zaman bu kitap hakkında bir yorum yazacağını bekliyordum. Bir Secret furyası almış başını gidiyor ve senin bu konulara ilgili olduğunu düşünmüştüm ve öyle de oldu.
Bugün Secret denilen ortada dolaşan kitap dvd vs. ne ise onun bir saçmalıklar üzerine kurulu olduğu kesin. Birileri rant sağlamak amacıyla hiçbir sanatsal yön gözetmeden toplumun belli başlı inanç ve değerlerini kullanıp, uğraşmadan makyaj yaparak tekrar önümüze sunması. Zaten kitapta anlatılan şeyleri mantık çerçevesnde düşündüğümüzde ‘ya zaten bunlar bilidiğimiz şeyler değil mi?’ demekten insan kendini alıkoyamıyor.
Bence herhangi bir görüşü olmayan aslında bencil olan ve para kazanmaktan başka bir şey düşünmeyen bu tip insanları yüceltmek, onun kitaplarını almak yerine; yerin dibine batırıp karsısında durmak gerekir. Ama malesef yine değer verilen kişiler yeni şeyler üreten, farklı düşünceler ortaya koyan insanlar değil, bu tip insanlar oluyor. Anlamak gerçekten güç. Bilmiyorum, sence nasıl olmalı? Piyasada bir sürü kitap var bu konu hakkında, bu saçmalık hakkında ve elden ele dolaşıyor. Herkes çok ilgi duyuyor? Yorumunu bekliyorum..
Saygılarımla..
25/08/07, 13:21Evet gayet güzel yazmışın, biraz uzundu ama hoşuma gitti ;)
25/08/07, 16:29The Secret’ı okumaya başlamadan beğenmediğim bir kitabı bile sonuna kadar okurdum. Arkadaşların tavsiyesiyle The Secret’ı ben de aldım ama yarısına bile gelmeden çok sıkıldım ve bıraktım, okuyamadım. Okurken bir şeyler huzursuz etti beni ve Tunç seni okuduğumda da anladım ki sadece ben böyle hissetmemişim.
İlgilenenlere de istemekle ilgili Muhammed Bozdağ’ın ‘İSTEMENİN ESRARI’ kitabını öneririm. The Secret’daki saçmalıklardan çok uzak ve anlamlı bir kitap :)
25/08/07, 21:54İnsanların böyle sahtekarlıklara umutla bağlanmasının sebebini de biraz düşünmek lazım aslında.
Dünyanın gidişatı çok hoş bir çerçeve göstermiyor ne yazık ki. Herkes kendi kuyruğunu kurtarmanın peşinde kaba tabiriyle. Ve insanların çoğu imrenerek zenginliği ve zenginleri beyaz ekrandan takip ederken biri gelip onların göremediği bir sır olduğunu söylüyor.
O psikolojide buna umut bağlamamak ne mümkün. Bu adamlar ve benzerlerinin de hırs denen duygu ile umud edenlerden yararlanmaması garip kaçardı.
Kısacası bu sorunun kökü daha vahim bir sosyal çaresizliğe dokunuyor ve bu rezaleti yuhlamak yerine örnek üzerinden dünyanın ne kadar vahim bir durumda olduğunu görmek daha önemli bence.
Ha sonucu değiştirmek için ne yapabiliyoruz? Kişisel olarak hiç bi’şey ne yazık ki..
26/08/07, 13:58Yazan kişinin inancına göre oluşan bir kitap ve nihayetinde eksiğiyle fazlasıyla insanlarımız bunu alıyor..
Saniye’nin dediği gibi Muhammed BOZDAĞ serisi fark atar ama bu sefer bazı insanların kitabı okuyunca hemen aşırı dinci olacağını sanmaktan veya sosyete bir yaşamı varsa “ay bu kitabı gören ne demez bana” diye eli varmaz onu almaya.
Oysa araştırma denilen şey bana göre her türlü bilgiyi taramaktan geçer. Sonuçta bunların cevabını beynimiz ve kalbimiz veriyor. Yaratılan en üst varlıklardan biriysek aklımızdan da şüphe etmememiz gerektiği inancındayım.
Hayatta ki en büyük “secret”; yaşadığını farket, sabret, şükret :)
27/08/07, 13:06Bu kitabı almadım ve bir başkasından alıp okumadım. İçinde ne yazdığı ile ilgili en ufak bir fikrim dahi yoktu sizin yazınız ve yazınıza ithafen yapılan yorumları okuyana kadar.
Çeşitli ortamlarda bu kitapla ilgili yazılar çıktı, yayınlar yapıldı ama ben yine de ilgilenmedim. Çünkü kısa zamanda bu kadar çok popüler bir kitap olması beni tedirgin etti. Bildiğiniz üzere popüler olan herşey çok çabuk tüketilir. Yani kalıcı bir eser olmaz.
Monoton giden hayatını değiştirmek isteyenler tavsiye üzerine bu kitabı okuyup hayatlarını yeniden gözden geçirmişler ve belki de o farkı yakalamışlardır bu kitapla.
İnsanların bu kitaba bu kadar ilgi göstermesinin altında yatan nedenleri sıralamak istiyorum kendimce:
1- Ekmek aslanın ağzından midesine hatta bağırsaklarına indi. Yani gerçek anlamda alın teri ile para kazanmak zorlaştı.
2- İnsanlar bir lokma ekmek, bir hırka ile yaşamak fikrinden Turgut Özal sayesinde uzaklaştı. Bunu Turgut Özal’ı eleştirmek için yazmadım. Türkiye onun sayesinde çok yenilikle tanıştı. Bugün en ücra köşedeki evde bile televizyondan tutun çamaşır makinasına kadar herşey var artık.
3- Teknoloji durmadan ilerliyor ve sürekli teknolojik anlamda yenilik yapılıyor. Aldığımız cep telefonunu dört aya kalmadan modeli eskimiş oluyor. Teknolojinin bu kadar hızlı ilerlemesine insanların kazançları yeterli gelmiyor.
4- Çocuklar marka, yetişkinler de teknoloji meraklısı oldular. Hiç kimse hiç bir şeyden geri kalmak istemiyor.
5- Ev hanımları artık uykudan uyandılar. Artık onlar evde oturup yemek yapıp, çamaşırı-bulaşığı makinaya yerleştirip, temizlik yapmaktan başka şeylerin de farkına vardılar.
6- Bütün bunlara para ve hayal gücü lazım. O hayal gücünü de bu kitap sayesinde kendilerinde buldular.
7- İnsanlar eskiden tevazu sahibi idi, kendini övmek söz konusu bile olmazdı. Şimdi ise bir kısım insan dünyayı ben yarattım edasıyla geziyor ortalıkta.
8- Eskiden bilgili, görgülü insanlar kıymetliydi. Oysa artık parası olanın hükmü var.
Eski bir söz vardır “Para konuşmayı, ayakkabı da yürümeyi öğretir” diye. Zengin olupta söz söyleyebilmek uğruna insanoğlu çeşit çeşit yollar deniyor.
Umarım konuyu dağıtmamışımdır.
29/08/07, 03:26Secret’ı açıklıyorum sıkı durun.
Yapmak istediklerinizi, yaşamınız boyunca aklınızın bir kenarından geçmiş azda olsa kafa yorduğunuzun başkalarında illaki bir zaman aklına gelmiş konuları, böle olmuş mudur acaba dediğiniz olayları, doğrusunu bildiğiniz ama genelin yapmadığı konuları, içinde gizem olan konuları … evirip çevirip kitap yapın “secret, ferrari, davinci”, ister film yapın “matrix” ister dizi yapın “kurtlar vadisi” afadersiniz paranın mına koyarsınız.
Bide unutmadan söyliyim devir enerji devri. Negatif enerji, pozitif enerji, bilinç, kanallaşma :P (Channelling ), çakra, evrensel bilgiden download etme … bunlar keywordleriniz.
07/09/07, 04:46Uzun zamandır hakkında yazmayı düşündüğüm, kişisel tepkimi ortaya koymak istediğim bir konuyu çok güzel dile getirdiğiniz için öncelikle teşekkür ederim.
Bu kitabı almak aklımın ucundan bile geçmezdi fakat kardeşim almış, ben de bir bakayım dedim. Açık konuşmak gerekirse daha kapağındaki yazıları okurken kahkahayı bastım. Bu ve bunun türevi olan bir çok kitabı daha önce de görmüştük fakat böylesine reklamı yapılanına rastlamamıştık belki de.
Hayatın sırrı istemekmiş. Hadi ya. Bu çok yeni bir şey değil. Bunu yeni doğan bir bebek bile biliyor. Eğer ağlamazsa meme yoktur. Yazar için çok acı bir durum bunu geç farketmiş olması.
Acı olan bir diğer şey ise insanların bu kitaba çok değerli bir esermiş gibi bakması, alıp okuması ve bu kitap benim hayatımı değiştirdi demesi. Afedersiniz ama kimi kandırıyorsunuz. Popüler olan herşey kötüdür demek yanlış olur ama böylesinin insanlığa zarar verdiği çok açık. Hiçbir zararı olmasa en azından kaynaklarımızı boşa harcatıyor.
Bilgiyi üreteceğimize onu hazır olarak istiyoruz. İşte hayatın “sır”rı bu. Bu kitabı çevirene kadar harcanan emeğe yazıktır. Nice değerli kitaplar var ki Türkçe’sini bulmak namümkün. Hal böyleyken insan acıyor ister istemez heba olan zamana, uğraşıya, kaynağa. Velhasıl-ı kelam tepkiliyiz böyle hareketlere.
PS: “Publish or perish” mantığıyla daha nicelerini göreceğizdir. Hiç merak etmeyin.
09/09/07, 03:33Ne kitabı okudum ne de filmi izledim. Sadece araştırdım. Kişisel fikrim insanlara mutluluk ve başarının sırrını verdiği iddia edenlerin Kur’an-ı Kerim ve Allah’tan uzak olması.
Bu kitabı okumayın demiyorum elbette ama bu kitabı okuyarak insanın hayatında hiç bir şeyin akışı değişmez. Sadece bu kitabın yazarının hayatı, kitabın satış oranına göre değişeceği bir gerçek ama, okuyanların hayatında birkaç günlük davranış değişikliğinden başka hiç bir şey değişeceğini sanmıyorum.
Bu kitap psikolojik olarak insanı mutlu hissettirebilir fakat bu kitabı çözüm you olarak görmeye çalışmayın. İnanın tek çözüm yolu yine kendisidir. Allah insanlığa bir kitap gönderdi. Ve bunu daha öncekiler gibi bir kavme göndermedi. Tüm insanlığa gönderdi. Ve insanların tüm dertlerine çare olabilecek bir kitap. Attığımız adımın nasıl atılması gerektiğini söyleyen bir kitap. Mutluluğu ve başarıyı yakalamanın yollarını mesajlarla anlatan bir kitap.
İstediğiniz ne varsa Allah’tan isteyiniz. Çünkü o eşi ve benzeri olmayandır. Zengin olmak istiyorsanız bile isteyin (bu konuda çok ciddyim), mallarınız satılmıyor, işleriniz yolunda değil, ailenizde problemler var, çocuğunuz hasta, boşluktasınız ve ne yapacağınızı bilmiyorsanız ise Allah’a sığının. Çünkü O lütfu sonsuz olan ve eşi olmayan cömerttir.
-
Sen düsünceden ibaretsin..
Geriye kalan et ve kemiksin
Gül düsünürsün gülistan olursun
Diken düsünürsün dikenlik olursun
Mevlana
11/09/07, 04:03Ben kitabın 100cü sayfalarındayım şu anda. Bence bu kitabı yazmakla kötü bir sey yapmadılar. En azından insanları pozitif düşünmeye yönlendiriyorlar.
Olumsuz düşünürsen, sonuç da olumsuz olur. Olumlu düşünürsen, sonuç da olumlu olur.
Yani benim de ara ara bazı yerleri saçma geldi, ama benim de şu anda bulunduğum kötü bir durum varken, kitabı okumaya başlayalı kendimi çok daha iyi hissediyorum. Yani insan yazılanlardan ders almalı ve kendini yine de çok fazla kaptırmamalı.
Herşeye rağmen okunmasını tavsiye ederim.
11/09/07, 17:46“Olumsuz düşünürsen, sonuç da olumsuz olur. Olumlu düşünürsen, sonuç da olumlu olur.” gibi bir genelleme yapmak ne kadar doğrudur acaba? Yani bir kuralı, bir mantığı var mı?
Bir ŞEYİN olumlu ya da olumsuz sonuçlanabilmesi için tek faktör, insanın nasıl düşündüğü olabilir mi? Varsayalım olabilir, bu durumda olumsuz sonuçlanan ŞEY oranı ihmal edilebilecek kadar düşük olmaz mı?
Tunç ne kadar güzel demiş;
“Zengin olmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Ya da sağlıklı olmak, sevgiliye kavuşmak, mutlu olmak, uzun yaşamak? Ya da savaşların bitmesi, açlığın bitmesi, aids, kanser? Siz hayal edin, küresel ısınma da biter. Susuzluk da!”
11/09/07, 17:52Ben de uzun zamandır, yaklaşık 3 aydır kitapla iligileniyorum yani anlattıklarını anlamaya çalışıyorum. Yani anlattıklarını yapsam gerçek olur mu diye ama düşündüm ki ben zaten o yazılanları yapıyorum; yani zengin olmak ve hayatımın her anını dolu dolu yaşamak. Ne bileğim aklıma gelecek olan herşeye sahip olmak istiyorum. Sizler istemiyor musunuz, istiyorsunuz o zaman neden olmuyor?
Bir de diyor ki öyle istemekle olmaz, candan içimizden gelerek isteyecekmişiz. İyi de başka istenecek yer yok ki. Ben bunların araştırmasını yaparken yorumunuzu okudum. Biliyor musunuz gözümü kırpmadan ve dikkatlice, yanlış anlamayayım diye tane tane okudum yazınızı. Gerçekten bizim o kitaptan çıkaracağımız bir yorumu siz yapmışsınız, belki de o kitapta yazan şeylere inanacaktım. Çünkü çevremde o kadar çok insan ekisi altına girmiş ki anlatamam…
Şimdilik bu kadar…
14/09/07, 14:49Bu türden kitaplar KÜRESELLEŞME canavarıyla birlikte adeta bir sel gibi yayınlanmaya başladı ve benim korkum ev hanımlarının bu kitaplardan etkilenip etkilenmemesi değil. Bu ev hanımlarının yetiştireceği çocuklar ve gençlerimiz.
Ne yazıkki nüfusunun büyük çoğunluğu gençlerden oluşan ülkemizde, bu gençlerin taze ve diri dimağlarını dolduracak kültür ve tarih bilincini yeteri kadar aşılayamıyoruz.
Bu nedenle de kimliksiz bir toplum olma yolunda hızla ilerliyoruz.
Saygılar.
20/09/07, 16:10Çok güzel…
Benim sizin sitenize ilk girişim. Bu yorumunuz baya güzel. Ben okumadım bu kitabı, okumaya da gerek yok.
24/09/07, 15:26Yüreğinizin sesini dinleyip, istediğiniz yolda olduğunuzu hissettiğinizde zaten mutluluğu yakalamış olursunuz, bu da her günü ve dakikayı baştan yaratan, yaratıcı ve gelıştirici, paylaşımcı bir insan yapar sizi. Bu durumda Secret’in dediklerini uygulamak yardımcı ve yükseltici olacaktır. Lakin bahsettiğim duygu halinde değilseniz yapmanız gereken çok şey olacaktır. ne üzgündür ki…
Herkes Secret’in para ile ilgili olan vaatlerine takmış durumda. Secret çalışmayı ve bunu destekleyen olumlu düsünceleri öneriyor. Action burada temel taş’tır.
Oturduğunuz yerden konuşmak demek… oturduğunuzu ve ve hareket etmediğiniz hatta edemediğinizi sizi anlatacaktır, halbuki Secret bunu olumusuz bir bakış açısı olduğunu ve yeniden atılacak her adımın da bu düşünce ile beslenip size ve yaşantınıza geri döneceğini söyler (olumsuz ve actionsuz)…
Evet yaşamda herşey var, içimizde de herşey var, sadece kullanmak isteyen ve kullanmayi öğrenmeye niyetlillere…. Aksi halde Secret da işe yaramaz tabi… Nil Gün hanımın Secret hakkındaki kitabı tavsiye ederim… Sanırım kendisi kitabı iyi yorumlamış… Ben orjınalini de, Nil Gün hanımın yorumunu da okudum.
Kitap hakkındaki yorumlar için teşşekür ederim, piyasada bu kadar tepkinin olduğunu bilmiyordum doğrusu.
26/09/07, 02:41Herkes olumsuz yorum yapmış, şunu söylemek istiyorum; yıllardır bütün bilim adamları bu olaydan bahsetmiş hatta kuantum fiziğinden bunu açıklıyor. Enerji mutlaka maddeye dönüşür.
Madem bu tarz kitaplar çoktu da bu neden bukadar çok sattı. Hiç biriniz denemediğiniz bir düşünceyi uzun süre aklınızda tutmayı sadece tutmak değil tasavvur etmeniz de gerekir.
Örneğin: ben şu an arabama bindiğimde kalabalık bir çarşı bile olsa istediğim yerde yer buluyorum. Bu basit olanı, bence denemeden karar veriyorsunuz, düşüncelerim var ve çok iyi bir tasavvur içindeyim ve zaman geldiginde tekrar sizinle konuşalım.
26/09/07, 11:50Nitelikli eleştiri getirenlere sözüm yok ama, konuyu bilmeden ve kitabı okumadan ay evet iğrenç diyenler şapkalarını önlerine koyup düşünmeliler bence. (Sevgili Uğur Mumcu’nun dediği gibi) Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak konusundaki bu acelecilik niye?
Madem kitap bildiğimiz bir şeyi söylüyor, neden insanlar bu kitabı okudular ve eyleme geçmeye karar verdiler. Neden kitleler biz bunu zaten biliyoruz deyip geçmediler. Bunda şaşıracak pek bir şey yok. Bu kitap başarılı bir satış gerçekleştirdi ve söylemek istediğini sokaktaki adamın en kolay anlayacağı hale getirerek söyledi. Uzun felsefi teorilere işin arkasındaki mantığa filan girmedi. Bunun iyiliği ve kötülüğü tartışılır.
Secret kitabına sinir olmakla, içindeki maddesel boşluğa sinirlenmekle, çekim yasası saçmalıktır demek arasında bir fark olmalı.
26/09/07, 17:40Secret iyi hoş da uygulaması biraz zor. Olumlu düşünmeyi sürekli hale getirebilmek için en iyi yöntem kişisel gelişim mp3′leri dinlemektir. Bu konuda sizlere hayatimdegisti.com sitesindeki mp3′leri öneririm.
06/10/07, 01:25mp3 sitesi için teşşekürler. deneyeceğim :)
11/10/07, 15:01“Kardeşim sen düşünceden ibaretsin.
Geriye kalan et ve kemiksin.
Gül düşünürsün, gülistan olursun.
Diken düşünürsün, dikenlik olursun.”
Bunu Mevlana söylemiş, demek ki o da bu sırrı biliyormuş ve açıklamış, ne demiş mutluluk için, huzur için;
”gel yine gel yine gel” demiş!
Nereye gel demiş peki bu adam, faniliğe mi, geçiciliğe mi çağırmış bizleri? Bu kitabın görmediği olgu da bu işte!
Ne demek herşey sana bağlı, sen istersen olur? Ben dünyaya maddi olarak sahip olmak istiyorum, en büyük ben olmak istiyorum olur mu olmaz, çünkü herkesin istediği olsaydı düzen diye bir şey olur muydu? Herkes zengin herkesin her istediği özgürce kirletebilirim bu dünyayı (ki alasını yapıyoruz) nasılsa daha sonra temizleyebilirim…
Nasıl bir düşünce ki bu dengeyi kabul etmiyor, bu düzenin kendisinin kontrol edebileceği kadar basit olduğunu söylüyor, yanlış düşünüyor!
İnsanoğlunun elindeki bir şeyi elindeyken kaybedeceği aklına bile gelmiyor değil mi, hepimiz yaşamışızdır bunu. Peki ya hayat? Onu nasıl elimizde tutacağız, hani istediğimiz herşey elimizde ya!! Elbet bitecek ve tanrının varlığını da kabul etmiyorsun ne oldu o maddi güce?
Herşey bizim elimizde değil, işte bunu sağlayacak güç belli zaten ama maddi olarak göremiyoruz! Herşey maddiyat değil ki. O istemeyince olmuyor işte, sen ne kadar istersen iste belli sınırların vardır ancak o kadar elde edebilirsin, ancak belli bir kısmı senin elindedir, daha ötesi olmaz. Sen ne kadar istesen de Mevlana da bunu görmüştür işte iyi düşünün ya!
Mutluluk bu çekim yasasında değil bu sadece belli bir yere kadar geçerli, ötesi de YARATANIN TAKDİRİDİR.
Saygılarımla.
14/10/07, 09:53Bence insanı hayata karşı cesaretlendiren bir kitap. Bu kitabı ne zaman canım sıkılsa, ne zaman kendimi kötü hissetsem o zaman okudum. Daimi okuyup hemen bitirmedim. Ve ne zaman bu kitabı okusam istediğim şeyler oldu.
GÜZEL BİR KİTAP, HAYATA BAKIŞ AÇISINI DEĞİŞTİRİYOR İNSANIN.
17/10/07, 10:54Kitabı okumadım, ortada dolaşan “secret” hurafeleri de ilgimi çekmedi doğrusu. Ancak bir şekilde “secret dvd’si” elime geçti, izledim.
İnsanın inanası geliyor ki gayet normal, insanların en doğal ve ihtiraslı isteklerini “yeter ki iste” düsturuyla çok basit bir şekilde elde edilebileceğini söylemeleri etkili oluyor.
Ancak Tunç Bey’in de başta dediği gibi ortada çok politik noktalar var. Enerjinin gücünü belirli bir inanç sahibi olmayanlara, enerjinin benzer özellikleri ise Tanrı figürüyle özdeşleştirilip inanan insanlara yutturulmaya çalışılıyor. Her iki kolu kazanma çabası yani.
Bir de midemi bulandıran “kendi hayatınızın yaratıcısı olun” cümlesi tekrar tekrar söyleniyor ki burada politika unutulmuş gibi!
Son olarak şunu eklemek istiyorum: Benim de başıma çok istediğim şeyler bir anda geldi ya da inanın doktorları çok şaşırtan başarılarım oldu ama bunlar olurken ne bu kitap vardı hayatımda, ne de cd. Sadece boynum bükük, kalbim kırık Allah’tan hayırlısını istedim.
İnsanlar düşer, tekrar kalkar, yollarına devam ederler, bu güç bize Allah tarafından verildi. O istemese yaprağın kımıldamayacağı şu dünyada kendime güvenip bunun üstünde çalışmak yerine benden çok daha büyük bir varlığa güvenmeyi çok daha mantıklı buluyorum.
17/10/07, 19:53Bu bizim ne kadar kritik ve umutsuz olduğumuzu gösteriyor, bize emek harcamadan sadece düşünerek parayı kazanmayı, daha doğrusu bulmayı empoze ediyor.
Unutmayalım ki bizim gibi ülkelerde bilinç altımıza devamlı kolay para kazanma, meşhur olma, lüks hayat nameleri ve görselleri pompalanıyor. Daha nekadar yiyecegiz bunu bilmiyorum, diğer ülkeri çok iyi bilmem ama ülkemizde boş hayat hayalleri kuran milyonlarca genç insan var.
Merak etmeyin sadece bu sıkriit muhabbeti değil, tv’lerdeki bu lüks manyağı yapan izleyenleri ve aldatmacanın binbir türlü yolunu gösteren, ailelerin izlemek için kavga ettikleri dizileri de aynı etkidedir. Çünkü ülkeme eğitimi dayamadan lüks yaşam formlarını dayamaya başladılar da ondan, trafikte insanlar birbirlerine tahammül edemiyor saygı göstermeyip ”hadi be sen kimsin” edaları, ben daha hızlıyım polemikleri bunların normal reel hayatımıza yansımalarıdır.
Birinci sırada ne var biliyor musunuz; üretici olamamamız, tüketim toplumu haline geldik. Bu yüzden üretmeyen toplume yedirilecek yeni taktik ve şekiller yaratılır. Üreten insanlar zaten kolay kazanma ve kazandığını hiç bir anlamı olamayan lüks tüketim maddelerine yatırmaz çünkü emek ile kazanılmıştır, harcarken kırk kere tartar biçer.
Dikkat edin en lüks tüketim maddeleri en başta cep telefonu ötv yüksek, kullanımı pahalı ama ençok bizim ülkemizde kullanılmakta, ilkokul öğrencisinde bile cep telefonu mevcut. Bunu biz mi üretiyoruz, hayır yani paralar ülke dışına akıyor. Unutmayın bu ülkede insanlar üstünden Marlboro sigarası çıkıyor diye tutuklanıyordu döviz kıtlığından dolayı.
Anlayacağımız bu secret gibi olayları bize dayarlar, biz de birilerine dayanarak kolay paranın, lüks yaşamın jeep’lerin, villaların hayali ile gelecek nesillerimize içi boşalmış bir ülke bırakırız. Bunun peşine düşemeyiz sadece pozitif olsun diye bir şey üretmeden takılırız, bu çark böyle devam eder gider.
Mevzu uzadı ama gerçekler bu, buna karşı gelenler de olacaktır ne ilgisi var bu konuların diye. Ben şunu söylüyorum şimdi; o zaman sen yap bakalım AİRBUS A380 de görelim. Ya da gir Almanya’ya bak bakalım Münih’de kaç tane Porcshe jeep say gel, İstanbul’da nekadar var, anlayalım benzinin fiyatı ne kadarmış 2.910 yani 2.45$ buyrun, genç nesil düşünmeli ve Atatürk’ün okularımızda asılı ama sadece asılı nutkunu okuyalım. Yazıyor zaten bu olanlar.
Selamlarımla.
19/10/07, 18:49Şunu da unutmadan içimdeki zehri kusmadan edemeyeceğim.
İnsanlar ülkelerindeki değerleri ki bizim değerlerimiz kadar köklü ve derin değil, mevlan gibi taptuk emre gici hacı bayramı veli gibi..
Gelip ülkemizde showlar sahneleniyor. Biz unesco mevlana yılı kabul etmiş diyiyor seviniyoruz. Bakın ülkemizde çok önemli sanat adamları var, özel görsel ve sanatsal showlar hazırlıyorlar yabancıların bir kere izleyince ağzının suyu akıyor, gelgör ki bu tanıtımları yapacak bütçe ve sponsorluklar bulunamıyor. Abuk sabuk şeylere sponsorluklar veriliyor ve milyon dolarlar akıtılıyor.
Tabii ki biz kendimizi ülkelere ve insanlara anlatamayız onlar da gelir bizim ülkemize kendi ideolojilerini dayatırlar, biz aaa ne güzelmiş deriz ama bilmeyiz ki biz de daha güzelleri var..
Biz bu kafa ile Mevlana’yı da kaptırırız yabancılara tamam oluruz… Ne kadar kişi okudu acaba mesnevi’yi?
Dünya karşısında bu toprağın insanları donanımlı olamak zorunda, bizim büyük ödevlerimiz var, herşey para ve lüks değil secret’deki gibi yoksa ülke dışında vize kontrolünde afrika-asya bankosunda 5 saat beklersin, alman geçip giderken petrick sana niye geldin diye sorgu yapar passport kontrolunda, biz de tatile gideyim derken moralini bozarsın kendi paranla.
19/10/07, 19:04Bence yine herzaman ki gibi bir çoğunuz saplantılar içerisinde olayları değerlendiriyorsunuz…
24/10/07, 15:10Siz çok güzel yazıyorsunuz, tebrik ediyorum ve devamını bekliyorum.
24/10/07, 16:52Sitenize ilk girişim, çok etkileyici ve devamlı girmek isterim.
24/10/07, 16:57Bu tür kişisel gelişim kitapları tür olarak adında anlaşılacağı gibi insanın gelişimine katkı sağlamaktır. Ancak bu kitapların yazarlarına baktığınızda birçok problem görürsünüz. Kimi intihar etmiştir, kimi hapislere düşmüştür. Ama insan oğlu kolay olanı istediğinden hep bu tür kitaplara ihtiyaç duymuştur ve duyacaktır da..
Gerçek sır ölümden sonradır. İnananlar Tanrının olmadığını gördüklerinde ne yapacaklar, ya inanmayanlar Tanrıyı gördüklerinde…
Sır kitabı insana kısa bir ruhsal motivasyon sağlıyor ama kitap tamamen fasa fiso. Bence sır kitabının doğru sayılabilecek bir saptaması var. Hepimiz bir enerjiyiz ve evrende sonsuz bir enerji.
Ben de insanın bir enerji olduğunu düşünüyorum. Ölüm, bu enerjinin kaynağına gitmesiyle yolculuk tamamlanacak.
Peki kaynak ne? İşte asıl sır bu…
27/10/07, 22:56Ben kitabı okudum, basit yazılmış ve bazı yerlerini komik bulabileceğiniz bir kitap.. Fakat bu tip kitapların olumsuz çok fazla eleştirilmemesinden yanayım, bir kitabı okuduğunuzda ondan neleri almak istediğiniz size bağlı sonuçta..
Bu kitap pozitif düşünce ile hayatınızı yönetebilmek konusunda bir destekten başka bir şey değil bana göre ..
Sevgiler.
03/11/07, 12:41Secret’ı ve kuantum fiziğine bakarken bu güzel siteyi buldum. Baştan sona kadar da dikkatlice okudum.
Şunu görmem çok canımı sıktı ama neden tüm dünya bu kitaptan yararlanma yoluna giderken biz bu kadar ön yargılıyız. Bu kadar kendi doğrularımıza sığınmışız. Ya sır gerçekse diyen hiç yok. Nedenleri diyeyim; Dinlediğimiz müzikler, yetiştirilme tarzlarımız, yaşamdan korkutulmamız, herşeyin değişmez olduguna inandırılmamız.
Ben inandım demedim, yanlış anlaşılmasın ama kesinlikle denemeden, yaşamadan yalan diyemem hiç bir fikire, benim için kendi doğrularımdan değerli şeyler de var.
Saygılar.
05/11/07, 10:12Ya ben de bu kitabı okudum, 16 yaşındayım ama ne biliyim sır filan hikaye bence ama ne kadar inanmasanız da etkisinde kalıyosunuz ben 68inci sayfadan sonra biraz araştırma yapayım dedim ve araştırma yaptıktan sonra kitabı kütüpanemin tozlu raflarına yerleştirdim, daha okuyacağımı da sanmıyorum.
Neymiş efendim Ali, Veli bir gün kafasında kuş tüyü canlandırmış, üstüne de bir kaç sembol yerleştirmiş kafasında (tüye) sonra bir gün kafasında canlandırdıgı o kuş tüyünü yolda görmüş herşeyi aynıymışta sonra buna inanmış, denemesi bedava diyor ben kahveyi denedim açıkçası akşama kadar, bana kahve veren ya da ısmarliyan olmadı :D:D çok saçma bi kitap bence insanı hayal dünyalarına götürüyor, olmadık şeyler vaat ediyor ;
Yani bence bunlar Sır ismi altında köşeyi dönüyolar, adamlar zengin oluyor biz de sır sır diye yırtınıyoruz, yakında bunun Sır 2’si de çıkar, bunlar yine köşey dönerler :D:D
05/11/07, 21:04Sistematik, yerli yerinde ve çok isabetli bir eleştiri olmuş.. Bunu takdir edecek merci ben değilim tabii ki ama hakikaten yazıdan etkilendiğimi söylemek istedim sadece…
Henüz tanıştım sitenizle, elinize sağlık..
07/11/07, 09:54