Bugün Hayatınızın Son Günü Olsaydı…
Bakın şöyle bir yakın çevrenize, sonra da kendinize. Ne kadar çok kişi yaptığı işten mutsuz. Ne kadar çok kişi şikayetçi…
Kendimizden çok sanki başkalarının hayatını yaşıyoruz. Onların düşüncelerine göre şekillendirdiğimiz hayat denen elimizdeki en değerli varlığımız da eriyip gidiyor kendi elimizden.
Ölüm ise bizi bu derin uykudan uyandıran belki de en sert tokat.
Sevdiğimiz bir yakınımızın cenazesinde yanımızdakilerden duymaz mıyız hep, hatta bazen de söyleyen biz olmaz mıyız “değer mi bunca strese, üzüntüye… Artık daha az izin vereceğim başkalarının beni üzmesine, dert etmeyeceğim hiçbir şeyi… Mutlu olduğum insanlarla daha fazla vakit geçireceğim, keyif aldığım işlere daha fazla odaklanacağım. Yarın ben de bu tabutun içinde olabilirim.”
Bir uyanış adeta. Ne yazık ki günün koşturmacasına girene kadar süren, kısacık ömürlü bir tokat… Oysa hayatımızın akışını değiştirecek radikal kararlar vermek için kocaman bir fırsat olabilir bu tokat.
Tıpkı Steve Jobs’ın dediği gibi;
“Her şey, tüm dış beklentiler, gururlar, küçük düşme ya da başarısızlık korkuları – tüm bunlar ölüm karşısında değerlerini yitirir. Kaybedecek bir şeyler olduğu (tuzak) düşünceyi yok etmenin en iyi yolu insanın öleceğini hatırlamasıdır. Zaten çıplak ve savunmasızsın.
Her gününü, hayatının son günüymüş gibi yaşarsan, günün birinde haklı çıkarsın.
Gerekirse dünyanın sana sunduklarından vazgeç, hatta okula bile gitmeyebilirsin ancak asla maceracı ruhundan taviz verme. Yüreğinin ve sezgilerinin sesini dinle; onlar seni yanıltmaz. Neyi sevdiğini bul. Aşık olacağın, büyük bir tutkuyla inanacağın işin sana zaten istediğin başarıları getirecek. Yılma. Tüm gönül meseleleri gibi, onu bulduğunuz zaman anlayacaksın. Ve her büyük ilişki gibi, seneler geçtikçe daha da güzelleşecek.”
Bir şeyleri değiştirmemiz gerektiğini anlamak için de bir yakınımızın ölmesini veya bizim ölümle burun buruna gelmemize gerek yok. Steve’in kendine sorduğu soruyu büyük puntolarla yazıp asamaz mıyız aynamıza; hatırlatsın bize her sabah:
“Eğer bugün hayatımın son günü olsaydı, bugün (normalde) yapacağım şeyleri yapmak ister miydim?”
Ne kadar çok şey için “hayır” dediğinize bakın daha sonra, şaşıracaksınız. Ve sizden başka kimse de azaltamaz o “hayır”ların sayısını. Sadece kendimiz…
Ben uzunca bir süredir azaltıyorum bunların sayısını. Hem de yerine tutkuyla inandığım şeyleri koyarak…
Fikir Atölyesi‘nde sizlerle buluşmak, konuşmak, paylaşmak buna harika bir örnek benim için. Her yeni yazımı yazarken, her gelen yorumu okurken inanın kalp atışlarım artıyor. Tıpkı aşık olduğunuz birini görmek gibi bu. Sizler benim tutkumsunuz.
Başka bir tanesi yaratıcılık sevdam. Somut olarak da son yıllarda ürün tasarımı beni çok heyacanlandırmaya başladı. Mimar bir arkadaşım sevdi tarzımı; planladığı yeni galerisinde bana bir köşe verecek. Hayali bile şimdiden uykularımı kaçırıyor.
Gazetecilik bir diğeri. Fikir Atölyesi’ndeki yazılar ve sizlerden gelen yorumlar dergi ve gazetelerin ilgisini çekmeye başladı. Burada henüz somut bir adım atmadım, şimdilik düşünme sürecinin keyfi dahi yetiyor. Ulusal bir gazetenin Pazar ekinde bir köşem olsa veya 20 Soruluk Söyleşiler‘i televizyonda canlı konuklarla yapsam… İlginç olmaz mı sizce de?
Şu an geçimimi sağladığım eğitimci, danışman sıfatlarım var olmaya devam etsinler, seviyorum onları. Bu sayede tanıştığım yeni insanlar ve sağlanan katma değerin hazı büyük bende.
Daha büyük aşkım ise kişisel koçluk. Birlikte çalıştığım kişilerin hikayelerini anlamak, kendi farkındalıklarının artmasına destek olmak… Yaşamın her anından mutlu olma adına (kendilerine koydukları) başarı hedeflerine ulaşmalarında bir nebze olsun katkı sağlayabilmek… Muhteşem bir adrenalin.
Bunlar Tunç’u Tunç yapanlar…
Peki bugün sizin hayatınızın son günü olsaydı, bugün (normalde) yapacağınız şeyleri yapmak ister miydiniz?
Yılmadan arayıp bulacağına inandığınız işiniz veya tutkunuz için kalbiniz ve sezgileriniz ne diyor?


Dediğiniz gibi bu konuyu bir yakının ölümü veya böyle bir yazıya denk gelmeden pek aklımıza getiremiyoruz. Çevresel koşullar bunda önemli bir etken. Büyük değişimler için gerekli cesareti edinmek de zor geliyor. Yaptığımız işi her zaman bir çırpıda silemeyebiliyoruz.
Benim hayatımın son günü olsaydı bugün yaptığım şeyleri yapmak istemezdim.
Yüksek lisansı bir aksilik olmazsa yazın bitireceğim. Şu anda günlerimi mezun olmak için çalışarak harcıyorum. Ama teorik çalışmaların bana aradığım heyecanı, tutkuyu vermediğini net şekilde biliyorum (başlangıçta hedefim akademik araştırma ortamıydı). Büyük kısmını tamamlayıp bu kadar emek vermişken de bırakmak akıllıca gelmiyor. Bir engel de tabii ki askerlik. Askerlik sorununu çözmeden de yeni arayışlara girmek, iş hayatında rahat davranmak mümkün olmuyor.
Anlayacağınız, tutkum olacak işi bulabilmek için daha epey uğraşmam gerek.
Dilerim bugün son günüm değildir :)
06/02/07, 21:35Her gece oturup ajandama ertesi gün için, ondan sonraki için, bir hafta sonrası için, bir ay yada daha sonrası için hatırlatmalar yazıyorum… Neden? O zaman geldiğinde o iş yapılacak diye planlıyorum kendimi. Evet, ya o gün gelmezse? Ya yarın talihsiz bir kaza olursa ve ölürsem? Hiç mi hiç gelmez aklıma planları yaparken, düşünsenize hepimiz öyle değil miyiz?
Belli bir yerden sonra işte üniversite kaygısı, derken iş kaygısı, yetmedi kariyer kaygısı, sonra çocukların geleceği, şu bu derken bir de bakacağız ki yaş 70 iş bitmiş! Tabi o kadar yaşarsak o da…
Uğruna zaman harcadığım çoğu şeyi seviyorum aslında; pazarlama de, yaratıcılık de, yeni de, akan sular durur bende… Ama bazen diyorum kendi kendime acaba ben başka biri miyim? Gerçekten istediğim bu mu ki benim? İlk bakışta bu evet, ama bilmediğim o kadar çok şey var ki kendi hakkımda?
Bunları hepimiz düşünürüz aslında ama derine insek bir kimbilir neler var orada? İş-güç yoğunluk der fırlatırız bir köşeye bu düşünülmesi gereken asıl şeyleri…
Bugün benim son günüm olsaydı ve saat 00:00′da öleceğimi bilseydimi ki saat şu an 22:00, söylemek isteyip de söyleyemediklerime üzülürdüm heralde, daha doğrusu çekinip açıkça söylemediğim normal şeyler… Örneğin sonucu ne olursa olsun hiç olmayacak birine aşık olduğunuzu söylemek yada patronunuza sen ahmağın tekisin, bütün işleri ben yapıyorum ama parayı kazanan sensin gibi… Daha bir sürüsü…
Carpe diem, carpe diem diyoruz her başarısızlığımızda, yada bir sevdiğimizi kaybettiğimizde. Bundan sonra da diyeceğiz, bizden sonra da diyecekler, emin olduğum şey işte bu!
Çok klasik ama yaşadığımız ülke, kurallar veya tabular, en önemlisi aldığımız eğitim, bunların en büyük engeli malesef…
Yarın 7 Şubat 2007 ve malesef ben hala plan yapmaktayım…
Son olarak Tunç; son günüm olsaydı eğer, seni de mutlaka arardım teşekkür için…
“Farklı olanı değil, kendimizi yaşamak dileğiyle.“
06/02/07, 22:07İnsan bir şeyleri seçince diğerlerinden vazgeçmek zorunda hissediyor kendini; öyle olmak zorunda olmadığının en güzel kanıtı..
Belki de herkes tüm sevdiği şeyleri iç içe yaşayabileceği açılımlara sahip olabilir.. Bunlara sahip olabilmek için araştırma, ve cesaretle beraber, bir miktar da şansa ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum..
Sevgiler.
06/02/07, 23:33Yoksa Fight Club’tan Tyler Durden’in dedikleri mi daha anlamlı?;
?İşçi tulumlarımızın ve beyaz yakalarımızın kölesiyiz, nefret ettiğimiz işlerde çalışıyoruz, hiç ihtiyacımız olmayan ıvır zıvırlar satın alıyoruz, televizyon ve reklamlar bize bir gün hepimizin zengin birer rock yıldızı ya da film yıldızı olabileceğimizi söylüyor, ama olamayacağız, gerçeği yavaş yavaş öğreniyoruz.?
07/02/07, 00:36Farkındalık değil midir yaşamın ta kendisi?
Şunu çok iyi biliyorum: Tanrı beni, çevremdekileri mutlu etmem ve mutluluklarından iki kat mutlu olmam için gönderdi ve yüreğim yettiğince mutluluk aşısı yapıyorum dünyaya. Aşı tutuyor çoğunlukla. Ben ciğerlerimi mutlulukla doldurdukça hayat beni kovalayacak ama görev bitmeden asla gülümsemem eksilmeyecek yüreğimden…
07/02/07, 01:00Şimdi düşündüm ben de… Hayatımın son günü olsa…
Böyle düşününce yığınla pişmanlık kapladı benim içimi.. Korktum ölümden sonra olacaklardan.. Beynim galiba ilk tepkiyi böyle verdi..
Şimdi ise (bir yandan düşünüp, bir yandan yazıyorum) yapabileceğim birkaç şey geliyor aklıma.. Herkese, onlara olan sevgimi anlatırdım hemen.. Çünkü sevgisiz bir kalple ölmek istemezdim.. Yapamadığım hiçbir şey yok galiba hayatımda, şiirlerimi ve kitaplarımı yayımlamak dışında…
Her günüm güzel ve son günümsü geçiyor.. Bunun rahatlığını yaşıyorum şimdi de… Ne güzelmiş!
Ama gelelim o kalp kırmalara, günahlara ve kötülüklere… Onlar ne olacak? Bir günde telafi edebilir miyim? Gerçekten başarabilir miyim??
Al sana bir de korku sarıldı şimdi başıma!! Nereden çıktı bu konu? Ben ne güzel korkularımın üzerine bir perde çekip yaşıyorum öyle paldır küldür.. Oldu mu şimdi??
Eminim çoğu arkadaşım (benim gibi düşünen) bunları yaşadı.. Yapmam gereken tek şeyin şu olduğuna inanıyorum: Her adımda düşünmek… Bu çok gerekli..
Bana bunları düşündürenlere sonsuz teşekkürler..
07/02/07, 07:57Yaşamımın son günü olsa muhtemelen işe gelmezdim, okula gitmez, lanet olası sınavlara çalışmaz, şu an yan masamda oturan ve havasından geçilmeyen havalı hatunun çenesini çekmezdim. Son günüm olsa hiç birşey yapamazdım heralde çünkü daha birçok amacıma ulaşamadım ve bütün gün aynı durağanlıkda yaptığım bu işlere sırf amaçlarım için katlanıyorum.
Aslında özgürlüğü anlatan ufak bir hikayeyi de hatırlamamız lazım belki; Tiziano Terzani’nin “Atlıkarıncada Bir Tur Daha” adlı kitabında okuduğum bu küçük öykü yıllardır tartışılan “özgürlük” kavramı üzerinde bir kez daha düşünmememizi sağlar belki;
Adamın biri, bilge bir kral olmakla ün salmış kralın yanına gider. Krala şunu sorar “Efendim söyleyin bana hayatta özgürlük var mıdır?” Kral “Elbette” der. “Kaç bacağın var senin?” Adam soruya şaşırarak “İki efendim” der. Kral “Pekala, tek bacağının üstünde durabilir misin?” “Elbette” diye cevap verir adam. Kral “O halde hangi bacağın üstünde duracağına karar ver”. Adam biraz düşünür ve sol bacağı üstünde durmaya karar verir. “Tamam” der kral “şimdi de öteki bacağını da kaldır.” Adam şaşırır “Bu imkansız kralım” der. “Gördün mü?” der kral “Özgürlük budur. Sadece ilk kararı almakta özgürsün. Ondan sonrasında değil.”
Biraz düşünüp, biraz da karşılaştırma yaptığımda görüyorum ki gerçekten hayat böyle. İşe gitmeyi tercih edersen iş yerindeki lanet insanara katlanmalısın. Okula gitmeyi tercih edersen, saçma sapan bir ton dersle uğraşırsın. Yok ben deniz kenarında ufak bir kulübede yaşayacağım, portakal ağaçlarından portakalımı toplayıp denizden balık tutacağım gibi romantik bir adamsan, ya o portakal ağaçlarından portakal toplamak için bel ağrıların, ya balık tutmak için ıslanmaya ya da bunların birçoğunu yapamayacağın için açlığa mahkum kalıcaksın. Hee eğer derseniz önce birikim yaparım öyle kulübede yaşarım. O zaman yine işyerindeki lanet insanlar sizi bekliyor. Hem de uzun bir süre…
Bir şeyleri değiştirmemiz için yakınlarımızın ölmesi gerekmiyor tabi ki fakat bazen de yakınlarımızın ölmesi bir şeyleri değiştirmeye yetmiyor. Kartvizitinde profesyonel levazımatçı yazacak kadar çok ölüm yaşadım. Morgundan camisinden, kilisesine mezarlıktaki işlemlere kadar herşeyi yaptım. Ne değişti? Sadece farkındalık. Siz ne derseniz diyin maalesef günümüzde yaşam bu kadar masum, bu kadar kolay ve bu kadar romantik değil.
Hayat öyle basite alınacak bir oyun değil maalesef. Oyunun kurallarını bilmen ve ona göre oynaman gerekiyor. Ama çoğu zaman oyunun kurallarını bilmek yetmiyor. Çok daha önemli olan başka bir şey var. Kendini bilmek… Ne istediğini, neyin seni mutlu edeceğini ve kim olduğunu, neler yapabileceğini bilmek zorundayız kesinlikle. Ancak o zaman doğru kararlar veriyor ve mutlu bir hayata sahip oluyorsun.
Ve kararlar birer kibrit… Ya kendini yakıyorsun ya da kendini ısıtıyorsun…
07/02/07, 10:07Ölüm.. O kadar yakın ki.. Yarın başımıza ne gelebileceğini kim bilebilir… Bugün şakalar yapıp gülücükler dağıttığın hatta sinirlenip de farkında olmadan kırdığın bir arkadaşını, yakınını, sevdiğini yarın sapasağlam karşında görebileceğini kim garanti edebilir.. Ya da sen.. Bir daha sapasağlam durabilecek misin sevdiklerinin karşısında..
Vadesi dolduğunda hiç ummadığımız anda kaybederiz çok sevdiklerimizi.. Ya da uçup gideriz şu fani dünyadan.. Hayattayken kıymetini bilemediklerimiz…
Önemli olan şu dakikalar değil mi ki.. Kalp kırmadan, incitmeden nefes alabilmek… Hayattayken sevgimizi, saygımızı gösterebilmek.. Hayattayken “seni çok seviyorum” diyebilmek..
Söyleyemeyenler…
Kaybettiğimizde, ruhu yaradan’a kavuşan sevdiğimizin ardından gözyaşı dökmek neye yarar ki.. “Seni seviyorum canım arkadaşım” diyemedikten sonra…
Son pişmanlık neye yarar ki.. Bir daha aynı masada yemek yiyemeyeceğiz.. Yine bakmayacaksın gözlerime.. Yine şakalar yapmayacaksın.. Masanda çok sevdiğin müzik artık çalmayacak.. Ve ben artık isminle seslenemeyeceğim sana..
Yoksun artık.. Ağlamak ne fayda…
Sensiz bırakarak ansızın çıktığın bu yolculukta
Ağlasak da
Yüreğimiz yansa da
Bu gidişi sana hiç yakıştıramasak da
Varlığın hep yanımızda..
Gülen yüzün hep karşımızda
Yaptığın iyilikler hafızalarımızda..
Lokmanı hep paylaştın arkadaşlarınla?
Gözün yoktu başkasının hakkında..
Sevgi dolu yüreğinle, eksik etmediğin saygınla
Örnek oldun ardında bıraktıklarına..
Acısı ile tatlısı ile ne yaşadıysak fani dünyada
Hakkımız helal olsun sana?
Cennet olsun mekanın da?
Canım arkadaşım. Seni çok seviyorum. Hep özleyeceğim?
.. canım yanıyor.. yazmak, paylaşmak istedim sizlerle..
07/02/07, 11:36Benzer ruh halleri içinde bocaladığım şu günlerde böyle bir yazıyla karşıma çıkmanın asla bir tesadüf olmadığını düşünüyorum. Çok teşekkürler, biraz moralim yükseldi..
07/02/07, 12:06Çok güzel bir yazı olmuş ve o kadar benzer düşünceler paylaşıyorum ki sizinle.
Yarın ölecek olsaydım… Heralde bugün yine aynı yerde olurdum. Aynı şeyleri yapardım. Yine şeffaf olurdum insanlara karşı, söylemedik bir şey bırakmazdım arkamda, eminim tamamlanmamış işlerim olurdu, zamana bıraktıklarımı iyiki de bırakmışım derdim, ya daha iyisini ararken zamana bırakmayıpta silseydim onları, o zaman üzülürdüm işte…
İyiki derdim yaşamışım, iyiki söylemişim, iyiki görmüşüm derdim.
‘Hayat bir gün, o da bugün’ derler ya, işte derdim hayat dündü. Bugün ise verilmiş bir ödül daha. Umarım daha çok yarınlar ödül olur hepimize…
07/02/07, 17:12Kendimce; Hayatın sonunda tek gerçek var; “ölüm bütün canlılar için.”
Hayatımızın son günü olsaydı, eminim yapamadıklarımız için üzülürdük. Hepimizin geleceğe dair hedef ve beklentileri vardır ama traji komik olan bugünü kaçırdığımız… Gerçek olansa zaman kavramını gelecek olarak görmemiz…
Gerçek; adı üstünde “sebepsiz ve sonuçsuz, bir nedene bağlı olmaksızın var olan bir oluş hali” ise zamanda yaşadığımız bu andır.
Ölüm aklıma geldiğinde ise bütün beklentilerim, korkularım yada başarısızlıklarım anlamsızlaşıyor. Ölümün gerçeği bütün bu saçmalıkları silip süpürüyor. İşte o an “yaşamımın anlamı” ne diye soruyorum kendime. Çok derin düşünüyorum ama yüzeyde yaşamak istiyorum. Basit ama anlamlı bir yaşam beni daha çok mutlu edecek, biliyorum.
Yaşamda bütün canlılar ölene kadar sürekli bir gelişim içinde değil mi? Ben de kendi yaşamımda kendi gelişimimi sürdüreceğim diyorum. Ya da bu düşüncem koca bir saçmalık ve as olan “gerçek mi” diye de düşünüyorum :)
Her neyse; bazı kelimeler ağır derdim hep, galiba en ağırı da bu; “ölüm.”
Yine de üzerine pek düşünmediğim bu gerçek beni yaşama bağlıyor. Çünkü ölüm gibi gerçek olan bir diğer olgu da “yaşam.”
Gerçekler üzerine doğru ya da yanlış diye yorumlar yapmam, gerçek benim için var olandır. Yaşamlarımız gibi… Ama geçmiş zaman geri gelmediğine göre kendimiz için birşeyler yapmaya şimdi başlamalıyız. Kendimiz için yaşamın sorumlulukları ile elimizden geleni yapabildiğimiz sürece öncelikle yaşadığımız anın huzur ve mutluluğunu yakalarız. Beraberinde de geleceğe ertelemiş olduğumuz beklentilerimize de ulaşmış oluruz.
Tıpkı Tunç ve burada yazan benim gibi diğer arkadaşlar da kendimiz için birşeyler yapıyoruz; yazıyoruz, sizler de okuyorsunuz.
Aklımız “yapamam ya da bugün olmaz” derken “yüreğimiz elbette olur” diyorsa ve günlük koşturmalar içindeyken yüreğimizin sesini duyamıyorsak, ölümü düşünelim zaman zaman… İyi geliyor :)
07/02/07, 18:22Hayatımız boyunca o kadar çok yönlendiriliyoruz ki… Yaptığımız birçok şeyi arkamıza dönüp baktığımızda “ben bunu neden yaptım?” diyebiliyoruz.
Hayat boyunca, sadece doğru olduğuna kendileri inandıkları için bize müdahale eden kişiler. Ailemiz, hocalarımız, patronumuz, devlet, sevgilimiz’in söylediklerini yapıyoruz ve hayır diyemiyoruz. Şu anda bu kişilere karşı çıkarak kendi doğrularımızı bulmak çok zor, en azından bu yaşta. Ama ileride, senin de yaptığın gibi, yavaş yavaş ‘hayır’ların azalacağına inanıyorum. Steve Jobs da bugün 52 yaşında ve bunu söylediğinde sanmıyorum ki 35 yaşından küçük olsun.
Eğer bugün hayatımın son günü olsa, sanırım yaptığım tüm işleri bırakır hayatım boyunca içimde kalan ve yapmayı çok istediğim şeyleri yapardım. (Sevdiğim fakat söylemeyi beceremediğim herkese onları sevdiğimi söylerdim ilk başta.)
Ben bugüne kadar hiç “büyüyünce doktor ya da öğretmen olacağım” demedim. Ben işimin temellerini 8 yıl önce attım ve şu anda da sağından solundan yontarak şekillendiriyorum, gelecek için en iyi görüntüyü vermeye çalışıyorum.
Ne olursa olsun yaptığım herşeyde farklı olmayı, insanları ve iletişimi çok seviyorum.
07/02/07, 20:40Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85′indeyim ve biliyorum…
Ölüyorum….
“Anlar” Arjantin-1985
Jorge Luis Borges
İşte böyle… hep birilerinin bize anlatması mı gerekiyor ölümü..
Bir gün Buscalgia öğrencilerini toplar ve onlara sorar; ?Yarın ölecek olsanız bugün ne yapardınız?”
En genç olan öğrenci “sanırım annemle barışırdım” der, “onunla üç aydır konuşmuyoruz.” Bir diğeri “Karıma seni seviyorum derdim çünkü onunla evlendiğimizden beri ona hiç söylemedim” der.
Buscalgia öğrencilerine döner ve şöyle der; “Peki bütün bunları yapmak için niye ölmeyi bekliyorsunuz?”
Ya siz?.
Bu hikayeyi okuduğumda ana fikrinin yüzüme taş gibi çarptığını hissettim. Kendime sordum. Ben ne yapardım? İnanın öyle bir liste çıktı ki…
Hadi siz de yapın listenizi.
08/02/07, 08:53Sevdiğimiz bir yakınımızın cenazesinde yanımızdakilerden duymaz mıyız hep, hatta bazen de söyleyen biz olmaz mıyız ?değer mi bunca strese, üzüntüye? Artık daha az izin vereceğim başkalarının beni üzmesine, dert etmeyeceğim hiçbir şeyi? Mutlu olduğum insanlarla daha fazla vakit geçireceğim, keyif aldığım işlere daha fazla odaklanacağım. Yarın ben de bu tabutun içinde olabilirim.?
İşte bu sözler arkadaşlar herşeyi anlatıyor.
08/02/07, 12:19Başka lafa ne hacet bence…
Kimileri bu hayatta yasarken oluyor; her kim bildigini zannediyorsa baskalarinin hayatini, yaniliyor.
O kadar cok terazi var ki su narin bedenlerde, bazen sigmiyor disarilara tasiyor, olculer ve degerlendirmeler baskalarinin gozu onunde oluyor, sonu gelmez zaman harcamalar, care olmuyor dislanmis bellegine, hepimiz ahkam kesiyoruz yasamadiklarimiza; yasatacaklarimiza, saniyoruz ki dunya bizim etrafimizda donuyor; o sen olmasan da donuyor ve baskalari da dondurmuyor onu bilesin.
Arkadasini dogru secmek, kilavuzuna inanmak ve nihayetinde amacindan sapmamak dogru olanlar.. Amacin? Ne ki o, sordun mu ki onceleri kendine? Nasil sorularina cevap aradin ve buldugunu zannettiklerini hic neden sorusu ile eslestirdin mi? Emin ol cok farkli cikacak cevaplar.
Tunc’u tanidigim kadari ile bunlari ona yazdiracak bir nedenin oldugunu biliyorum. Kalbini derinden acma seanslarindan birini daha gerceklestirmis. Kac kisi, bu seanslari, hayatinda bir elin parmaklarindan daha fazla gerceklestiriyor?
Olmek diye adlandirilan aslinda hergun bitmeden baslanilan kabuslar ve nefes alislar mi gercekten.. Tahmin edilenin cok otesinde yanina bile yaklasmaya korktugumuz, mevzusu gectiginde suratlarimizi burusturdugumuz, 1 dakikalik saygi durusu da degil olum..
Olum; samimiyetsizligi ilelebet var etmek, sukur etmemek; kiymet bilmemek; kotu ettigini bulmak; kin tutmak;acimasizi oynamak, maskeyi cikarmamak, bir hos seda ile bakamamak, kalbin aynasina Tunc gibi isik tutamamak, herseyin ustundeki yaratanin gerceklerini red etmek demek…
Dunyada yasarken olmek ile ilgili o kadar farkli filmler ve senaryolar var ki, sigmaz sayfalara ama kazinir kucuk beyinlere. Fakat o da degil olum, unutulmayan ve son nefesine kadar seninle gidecek iyi ya da kotu tum yaptiklarin, olumun baslangici ve yolun dogru, dilenmen yaratana, sefkatin karsiliksiz, zihnin deterjan degmeden nefes aliyorsan iste sen ilelebet yasamaya mecbursun en guzeliyle…
Bir açlar ordusu, ekmek kırıntılarının yanında,
2 yalnızın sunumunda ortaya konulacak.
Neler oluşturacak bütünü, sağı solu,
Biraz keder, biraz elem; yüreğine de acı değdiyse
İşte tamamdır yemek, harcanmıştır onca emek.
Bocalama soğan yerine onca kötü sözleri,
08/02/07, 17:31Üstüne ilave su misali daha da beter davranma;
Ne de olsa sonunda gariban bir sevgi mahkumu doyacak.
Yediklerinin vahadaki su, idare edenin bir kırıntı olacağı,
Nihayetinde yürek çorbası bu, sevabın da bedelini düşünme,
Elbet onun da çıkar alıcısı…
Vengo! Hayat’ımın her anı o kadar ilginç; bazen neşeli, süper geyik, sevgi dolu, aşk dolu.. Bazen de o kadar sancılı yapamadıklarımı yapmak, eksik hissettiğim şeyleri tamamlamak, hüzünlü, melankolik…
Hepimiz birer kaptanız aslında. Daha gözümü açtığım ilk andan beri sonsuz maviliğin içinde rotamı bulmaya çalışıyorum. Biliyorum ne bu deniz fırtınasız yaşar, ne ben :=)
Hayatımın geri kalan kısmında yaptığım hiç birşeyden pişman olmadım diyebilirim (ufak tefek şeyler hariç).. Şunu da şöyle yapsaydım dediğim olmadı, öyle programlar yaparak ya da yapmam gerekli dediğim şeyler bana hakim olmadı. Zevk aldım hayattan, üzüldüm, son günümde de üzülüceğim ama alışkanlıklarım kadar onları kazanmakta hayatın bana, ellerime verdiği bir güzellik…
Pazarlamacı olmak istiyorum, bir şirkette de çalışıyorum. Yarın da orada olacağım bunu biliyorum, çünkü insanlar uzun vadeli planlar yaparak hayatlarına şekil verir. Önemli olan “plancıklar”dır! Patrona gıcık olabilirsin, ev arkadaşına ya da sevgiline.. Ama paylaşımların senin elinde.. Sen istersen yaparsın!
Tunç sana kim diretti pazarlamacı ol da on bilmem kaç sene didin çalış.. O günler olmasaydı bu forumu oluşturabilir miydin? “Sıfırın Altında Marketing” organizasyonundaki anketlerin sonucunda (spss ile yapılan analizler ışığında) en güzel sunumlardan birisi de sana aitti. Peki; hayatının son günü olsaydı, yine bizimle o salonda duygularını paylaşmak istermiydin? :=)
Ben hayatımı huzurlu ve sürpizlerle dolu yaşamak için kısa vadeli ama uzun vadede rahatlayacağım plancıklar yapıyorum.. Kimi zaman alıyorum sırt çantamı, canım ogün nereye gitmek isterse.. Ya da kitabım elimde esas oğlan oluyorum :=) Hayallere dalıyorum… Rahatlıyorum son günümmüş gibi.. Hani öyle anlar vardır ya en olmadık, en zor zamanlarda kalbiniz bir kuş kadar hafifler…
Hayalleri seviyorum; beni zinde tutuyor, yaşama bağlıyor hem de son günümmüş gibi….
08/02/07, 21:54Bugün hayatimin son günü olsaydi hiç geçmişle hesaplaşmazdim; istemeden geldim, istemeden gidiyorum durumu zaten.
En sevdiğim şarabi alir keyifle demlenirdim, tanriya da bu arada teessüf ederdim. Hayata benim gibi doyanlari değil de, doyamayanlari öldürdüğü için, gençleri çocuklari bebekleri ve nicelerini aslinda narsistliği için ona yuh çekerdim.
Şerefime de içerdim, buyursun gelsin ölüm bana da derdim.
09/02/07, 06:38Bir kere bu yazıyı okumazdım. Fikir Atölyesi’nin web sitesine girecek zamanım da olmazdı sanırım…
Mailime girer ve herkese mail atardım. Artık ben yokum. Ama siz bunu dert etmeyin, maillerinizi bekliyorum…
Her günü son gün gibi yaşayabilmek erteleme yap olgusunu o kadar güçlendiriyor ki… Sürekli erteliyoruz. Hep yarın, öbürgün… Kurgularımız hep öteleniyor. Hayallerimiz de… Bazıları hiç olmayacak ama gerçekleşecek hayallerimin peşinden gitmeye devam edeceğim.
09/02/07, 09:36Merhaba, gerçekten insanlar kendileri için en önemli şeyleri kaybedince bazı şeylerin değerini daha iyi anlıyor.
Ben annemi kaybedene kadar herşey laylaylomdu. Ama şimdi benim için o kötü günü düşününce kendi kendime; Yeşim bugününün değerini bil, ne yapmak istiyosan onu yap diyorum. Ve şimdi okulumu bitirmek istiyorum.
09/02/07, 16:04‘Bugün ölecekmiş gibi ibadet et, sonsuza kadar yaşayacakmış gibi çalış’ demiş atalar.
10/02/07, 00:48Olumden sonra bile surecegine inanacak kadar cok sevmeliyiz hayati. Ki bu da insanin kendi kapilarini kendine acip yuzlesmelerle, cozumlemelerle, acilarla; ancak sonunda yasanilacak huzurla mumkun olur. Pek de kolay degil yani :)
10/02/07, 01:29Daha ne duruyorsunuz ki anı yaşayın, hep yapmak isteyipte istemediğiniz şeyleri yapmak için son fırsatınız belki de şu an…
10/02/07, 17:56Zamanında iş arkadaşlığı yaptığım, o dönemde fazlasıyla çalışmaktan ve sohbetinden keyif aldığım Tunç, ermişsin sen artık.
Dediklerine herkes gibi bende katılıyor ve defalarca “bundan sonra daha özgür, stressiz ve gamsız yaşayacağım” dedim ama uygulayamadım tabi ki koşuşturmaya girince.
Tam 1.5 sene önce hayatımda koşuşturmaca ve kariyer sebebiyle ertelediğim vatani görev, bebek ve kendi işimin başında olma arzularımı gerçekleştirmek için kurumsal kariyerime noktayı koydum. Koyduğum 3 hedefi yerine getirdim; vatani görevimizi bitirdik, kızım 1 yaşına giriyor bu ay ve tabi ki 1 senedir de kendi işimin başındayım.
Daha başarılı olmak için, fikirlerini paylaştığım ve kıymet verdiğim sevgili arkadaşım Tunç’dan danışmanlık alacağım anlaşıldı.
Artık helva yapma zamanıdır diyorum son olarak.
Herkese sevgiler, saygılar.
10/02/07, 20:29Bugün hayatımın son günü olsaydı, bilgisayarımın başına geçip yazılarına aşık olduğum Tunç abimim fikiratolyesi.com’da tüm arşivini tek tek okurdum…
Dikkat: Fikir Atölyesi aşırı dozda alışkanlık yapar!
10/02/07, 22:03Yazdıkların çok mantıklı ve gerçek. Bunlara her insan gibi ben de katılıyorum.
Bunu, yani stressiz gamsız kedersiz yaşamayı, her insan gibi ben de yaşamayı çok isterim ama ve her akşam başımı yastığa koyduğumda, yarın yine güneş doğacak (umut), yarın yine hayat devam edecek diyerek kendimi hep mutlu ederdim; her ne kadar o günüm kötü geçse de. Ama yarın sabah olupta kalktığımda yine hep aynı şeyler…
İnsanlar öyle bir sistemin içine girmiş ki hep aynı rayın üzerinde gidip geliyorlar, kimse o rayın dışına çıkmak istemiyor. Çünkü korkuyorlar kaybolursam diye…
Bugün hayatımın son günü olsa; dünyanın en yüksek binasının üzerine çıkıp insanları seyretmek isterdim, son nefesimi verene kadar…
11/02/07, 16:07Her ölümde yaşamı hatırlamak, hepimizin yaptığı bir şey. Etrafınızdaki ölümler arttıkça ya da ölüme dair yazılar öyle bir hal alıyor ki her yeni yılda yapılan planlar, her pazartesi başlanan rejimler gibi birşey oluyor ‘yaşamaya karar vermek.’ Sanırım bunu hatırlamamız gereken zaman sevmediğimiz bir işi yaparken geçirdiğimiz zaman olmalı.
Yani bir şeyi yaparken (ister iş güç olsun, ister başka bir şey) derinden bir offf çektiğimizde ‘ben şimdi bunu neden yapıyorum?’ diye soruyorsak ve aldığımız cevap bizi tatmin etmediğinde ‘yaa bırakıyorum ben bunu’ diyebiliyorsak ve dahası bırakabiliyorsak gerçekten, işte o an yaşama dönebiliyoruz demektir. Tabi zorunluluk ve sorumlulukların farkında olmak gerekir o ayrı. Ama bir telaş içinde koşuştururken adımları yavaşlatmayı hatırlatalım kendimize. Ya da bir yorgunluk kahvesini hakkettiğimizde hakkını verelim o kahvenin; buna değer bence ;)
Son olarak soruya cevap; şu an yapmak istemeyip de yaptığım bir şey yok, korkum yapmak istemeyip yapacağım şeylerin bilincinde olmaktan kaynaklanıyor…
11/02/07, 17:09Sevgili Tunç,
Hepimiz büyük bir makinanın parçalarıyız. Ama kolay kolay yerlerimiz değişmez. Dünyaya gelirken hepimizin görevi belli. Kimi, makinanın dişlisi olur. Kimileri de makinanın diğer parçalarını oluşturur. Bozuk olanlarsa makinadan çıkartılır.
11/02/07, 20:34Hep koşuşturmayla geçiyor hayatımız ve standarta bağlı biraz da; bugün ne yiyeceğimiz, nereye gideceğimiz, 1 saat sonra ne yapacağımız vs. vs. uzar gider… Bu kadar rutin şeyleri son 1 günüm olsa yapmazdım asla..
45 dakika uçakla gider, o beni anlayan malum kişiyi bulur, bütün gün onunla Kız Kulesi’ni seyrederek, akşam yemeğini boğazda yiyerek, onu izleyerek, onunla vakit geçirerek geçmesini isterdim..
17/02/07, 01:09Yaşlanan bir gün bugün, bavulu topluyor..
20/02/07, 01:11Ve son vedası tıpkı dün gibi..
Yarın kapıda bekliyor, son veda zamanı…
Eğer o son gün bugün ise…
Sevdiklerime onları gerçekten sevdiğimi söyler ve ölümü beklerdim… Sıcacık yatağımın içinde… Pişmalıklarım olmadı… Anın getirdiğini yaşadım sadece…
Huzurlu bir ölüm olsa gerek benimki de… :)
25/02/07, 17:21Eğer bugün benim için sonun başlangıcı olsaydı, önce ingilizce çalışmayı bırakır sonra bol bol çikolata yerdim….
26/02/07, 19:04Hayatta hiç yapmadığım, hatta uğraşmadığım bir işi yapar kalıcı bir eser bırakırdım. Çünkü artık son gün yeryüzünden siliniceksin, dünya sen hiç olmamışsın gibi dönmeye devam edecek ama eğer kalıcı bir şeyler bırakırsam, hayat beni silse bile insanlar yeniden çizecek…
27/02/07, 20:23Elinize sağlık Tunç Bey, az önce bir site de ölüm anı üzerine bir yazı okumuştum. Şimdi de bu. Hayatımızı nası yaşadığımız adına ölümü düşünmek, son günümüzü yaşadığımızı varsaymak ne kadar büyük bir şuur. Vesselam…
04/03/07, 15:30Ölüm bize birçok şey yaptırabiliyor. Eğer olmasaydık herhalde bu kadar üretken olamazdık. Geriye bir iz bırakma, dünyada bir değişikli yaratma isteğinin temelinde hep ölecek olamamız var.
Tebrik ediyorum. Çok güzel bir yazıydı..
06/03/07, 17:16Herkes başka bir boyutunu almış eline konunun. Kimi dalmış gitmiş o anda yaşayacağı hafiflemenin hazzına, kimi ise sorgulamış dibine kadar bu hafiflemeyi.
Ben de diyorum ki hiç kolay değil bu şekilde değişmek, ancak belli yüzdelerde iyileştirmeler sağlanabilir belki azimli bünyelerde. Bir test yapsak bu konuda hiç kontrol etmeden insan beyni bu konuyu ne kadar süre düşünüyor ve ne zaman normal hayatına geri dönmeye başlıyor, aslında bu cevabı verir bence. Yine de bence ufak kazanımlardır kumbara misali birikince ilerleme olmasını sağlayan.
Dolayısıyla çok teşekkürler Sevgili Tunç bu platformda bize sorgulamak ve gelişmek için bir fırsat sunduğun için.
08/03/07, 23:09Ölüm: hayatın ta kendisi….
Ölüm lafı geçtiğinde, birçoğumuz bundan hoşlanmaz. Az çok islamı bilen bir insan, öldüğü vakit, kabirde karşılanacağını ve ilk hesabının burada başlayacağını bilir. Bu hesap verme duygusu maalesef bizleri rahatsız ettiği için, çoğunlukla ölüm ve ahiret ile ilgili şeyleri düşünmek istemeyiz. Çünkü birgün, yaptığımız iyi veya kötü herşeyin hesabını vereceğimizi ve bunun neticesinde ceza veya mükafat alacağımızı bilmek hep rahatsız eder bizi. Peki bu ne kadar sağlıklı ve gerçek bir yaklaşım?
Aslında lafı uzatmaya gerek yok. Peygamberimiz (a.s.m) konuyu mükemmel bir şekilde özetlemiş. Tabi o bir gün gibi kısa zamanlarla değil de ömür dediğimiz genelde uzun olan zaman dilimini kastetmiş: hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışınız.
Sonuçta insan sonsuza mübteladır. Sonsuzluk için yaratılmıştır. Bu dünya gayet geniş olan insan his ve fikirlerini tatmin edecek düzeyde değildir. İşte bu ve benzeri nedenlerle ölüm ve ahiret güzel olaylardır. Ölüm insana hayatın değerini ve güzelliğini gösterirken, bir yandan da ALLAH’a olan ihtiyacını hatırlamasına ve ona yönelmesine olanak verir.
Gelelim sorumuza: bugün hayatınızın son günü olsa ne yapardınız?
El cevap: eğer hayatınızı inancınızla süsleyip güzelleştirmediyseniz, bence hiçbir şey yapmanıza gerek yok. Sadece azrail (a.s)’i bekleyin yeter… hz.ömer bu noktaya parmak basmıştır: inandığınız gibi yaşamıyorsanız, yaşadığınız gibi inanırsınız… bundan ötesi var mı?
10/03/07, 16:24Son günüm olsaydı, çocukluğuma dönmek ve son günümü çocukluğumda olduğu gibi dizleri kanayıncaya kadar oyun oynayan, kocaman gülümsemesi ile inatçı, simsiyah kıvırcık saçlı kız çocuğuna dönmek isterdim.
Sevdiğim insanların canımı hep bu kadar yakarak arkalarına bakmadan gideceklerini bilseydim, büyümek için bu kadar acele etmezdim.
Çalıştığım alış-veriş merkezinin yemek yenilen bölümüne akşam yemeğimi yemek için indiğimde dikkatimi oturduğum masanın yakınına gelmek üzere olan bir baba, oniki yaşlarında çok bilmiş bakışlı kız çocuğu ve altı yaşlarında ben zekiyim diye parlayan gözlerle bakan oğlan çocuğu, almış oldukları yiyeceklerle yakınımdaki masaya oturdular.
Oğlan çocuğu aceleyle elindeki içeceği içmek isteyince masaya döktü. Babası ve ablası kızınca ufaklık “ama ben küçüğüm” dedi. Bu kelime herşeyi o kadar güzel özetlemişti ki, çünkü o daha çocuktu ve bu onun affedilmesi için yeterliydi. Yanlış yapabilirdi, caddelerde sebepsiz yere koşup bir yandan da önüne gelene küfür edebirdi, bağıra çağıra şarkı söyleyebilir, kızdığı kişiye yerden bir taş alıp kafasına bile atabilirdi veya bütün insanların iğrenme bakışlarına aldırmadan burnunu karıştırabilirdi, çünkü o daha küçüktü.
Birzamanlar bizlerin de olduğu gibi…
15/03/07, 03:04Eğer ki günün birinde bana geriye dönmek gibi bir şans verseler, hiç dönmem.
Eğer ki bugün benim son günüm olsaydı ki öyle sadece şunu yapmak isterdim; babamın ve annemim boyunlarına sarılıp onlara doyasıya sarılmak ve özür dilemek isterdim.
Herşey için özür dilerim.
17/03/07, 22:41ÖLÜM ve YAŞAM ikisinin de bir nedeni yoktur. İnsanlar doğar çünkü anneler bebek ister ya da tanrı safında savaşaçak askerlere ihtiyaç vardır. Ölürüz çünkü çok fazla kırmızı et yeriz ya da sigara içeriz, değil mi görüyorsun ki dostum ikisininde bir nedeni yok … Skit / BGP – Sagopa Kajmer
Bugün hayatımın son günü olsaydı eğer, bunu bilmemek için elimden geleni yapardım, evet evet bilmemeye çalışırdım. İnançları olan biriyim, birşeyin bitiş nedeni başka birşeyin başlangıc sebebi pekala olabilir. Bu islami öğretiler ve ucuz Hollywood filmleri replikleri tarafından sabittir. Ancak bu kadar kesin, bu kadar basit, bu kadar kusursuz ve istisansız bir düzenin varlığı insanları neden hep ürkütmüştür.
Ne der üstad Nuri Bilge Ceylan; ”insanlar çok basit bir nedenden ötürü doğar ve çok basit bir nedenden ötürü de ölür, tıpkı çok basit bir nedenden ötürü mutlu olup, çok basit bir nedenden ötürü de üzülmek gibi.” Ben bu durumu basitlikler silsilesi olarak tanımlıyorum…
Pekala tamam, bugün hayatımın son günü olsaydı ne yapardım, BİLMEM!
17/03/07, 23:57Eğer son günüm olsaydı ogün sevdiğim kişilerin yanından hiç ayrılmazdım (başta ailemin). Düşünüyorum da gerçekten bir gün hepimiz ölücez ve bu kaçınılmaz bir son.
Hala başkalarına göre yaşıyoruz, bu çok acı ama böle. Belki de bulundugumuz çevre yüzünden. Aslında yapmamız gereken sadece bu günü yaşamak ve DUYGULARIMIZI HİÇBİR ŞEY İÇİN ERTELEMEMEK. Ben öyle yapıyorum. :)
21/03/07, 17:38Yanımda olmanı isterdim Esra…
31/03/07, 17:48Anamız aşk babamız aşk bizim!
Aşktan olduk aşkız biz…
MEVLANA
Aşk ölmez… Birgün ruhumuz eder bedenimizden firar. Kalır çürük olan beden bahtiyar.. Ölüm var ama sadece bedene doğuştan itibaren değil mi zaten o beden olmasa da özürlü olma adayı her an ve ölümlü olma adayı yine her an ölüm beklenenin gelmesi, korkuların bitmesidir.
Önemli olan ölümü korkak yaşayarak beklememek! Sizce de öyle değil mi?
03/04/07, 12:04Hayat bilinenden bilinmeyene bir yolculuk…. Ve doğan her gün hem hayatımız hem yok oluşumuz…
Sadece gerçekten yapmak isteyipte yaptıklarımız pişmanlık getirmek bize… İnsanoğlu her sabahı sevdikleriyle büyük mutluklar paylaşabileceği bir hazine saymalı, ona göre yaşamalı… Ancak bunu yaptığımızda huzur buluruz çünkü…
Bu yüzden bugün hayatımın son günü olsaydı her zaman yaptığım gibi yüreklerine aşık olduğum herkese “SENİ SEVİYORUM” derdim…
05/04/07, 12:14Evet güzel bir yazı, kalp atış ritmini hızlandıran, kendi hayatınızı sorgulatan, insanları, yaşamı herşeyi ama herşeyi bir kez daha düşündüren…
Ama ben okuduğumda yine kendimi yılmış buldum. Bu yaşıma kadar bu tarz o kadar çok yazı okudum ki ve özlü sözler var tabiki, bunlar sadece anlık gazlar, okursunuz bir ateş basar yapacaklarınızdan mutlu olursunuz ama ertesi gün çalışmanız gerektiği aklınıza geldiği zaman ve sevmediğiniz bir işi yapmanız gerekiyorsa, her gün ruhunuzu dirhem dirhem kemiren ve her biri hayatı kendi içinde ayrı rutinde yaşayan insanlar arasında günden güne tükenirken…
Ne yapabilirim çalışmam gerek! Yarın yaşamak istediğim hayatı yaşarsam cebime yaşamımı idame ettirmemi sağlayan keğıtları kim koyacak, yapmak istediğim işi yapmam giderek imkansızlaşıyor, meğer hayalimde ki iş sadece filmlerde kısa sürelide olsa yaşanır cinstenmiş.
Ben bir tasarımcıyım, olmaması gereken yerde olan ve günden güne yaratıcılığını tükeneceğini bilsede bir kaç kuruşa satan.
09/04/07, 21:25Gerçekten ölüm bizler için neyin ne kadar önemli olduğunu sorgulamamıza yarayan, şöyle bir silkinip olayları daha net görmemizi sağlayan çok önemli bir araç.
Yorumları okurken de Yeşim’in yazdığı şeyler benim de sürekli beynimin içerisinde dolaşıp duruyor. Gerçekten biz programlandık mı? Biz biz değil miyiz? Ne alıyoruz ne giyiyoruz ne yiyoruz? Bunların hepsini kendimiz için mi yapıyoruz yoksa daha çok başkaları yapıyor diye mi tekrarlıyoruz?
İşte tüketimin bizi ağına aldığı ve sürekli başka renkler ve dokulara bizi sonsuz bir uykuya yönelttiği gerçeğini anlamaya başlıyoruz bunları kendimize sordukça…
Son zamanların gözde laflarından biriyle ölüm ve yaşamın amacı hakkındaki düşüncelerimi bitirmek istiyorum… Ölümü düşünmeyin çünkü “Sonunu düşünen kahraman olamaz.” :)
15/04/07, 10:00Bu bizim son bugünümüz zaten. Hayatımızda bir kez daha yaşayamayacağımız bir gün bugün. Hiç bir günün tekrarı yok, ya da telafisi.
Dün, yaşanmışlığın
Yarın, yaşama ihtimalin
Bugünse yaşadığın hayatın kendisi.
Bu günler dünün yarını değil mi zaten?
Önce ertelediğimiz, sonra pişman olduğumuz bir günler yığını.
Hep ertelediğimiz ama hep ertelediğimiz…
Veya aslında ertelediğimiz değil ama vazgeçtiğimiz yaşam.
Kimse on sene sonra otuz beş yaşını bir kere daha yaşamayacak
O halde ertelemek değil bu. Otuz beş yaşından vazgeçmek…
Otuz beş yaşını, otuz üç yaşını yirmi iki yaşını yaşamamak.
Şu üç günlük dünya…
Üç gün hiç bitmeyecek kadar uzun
Değil, kısa oysa…
Keşke her günün başka bir adı olsaydı.
Baş harfi büyük yazılan günler yaşardık o zaman.
Belki bozuk para umarsızlığında harcamazdık
Çarşambaları, perşembeleri ve pazarları.
Bu bizim son bugünümüz,
24/04/07, 17:16yirmidört nisan ikibinyedi’yi bir kere daha yaşamayacağız.
Bugün hayatımın son günü olsa günlük yaşantımdan hiçbir değişiklik yapmazdım çünkü ben hayatımı hep sonmuş gibi dolu dolu yaşıyorum. Belki bir gün bile kalmamıştır, ne dersiniz?
14/05/07, 21:02Bugün hayatımın son günü olsa;
kızımla çok istediği halde;
bir türlü fırsat bulamadığım :)
lunaparka giderdim, dondurma yerdim, oyuncak satan yerleri gezerdim, parka giderdim, ona kitaptan masallar okurdum, yanına uzanıp uyumasını beklerdim.
bir de;
çok katı ve duygusuz sandığım babama;
yaşlanıp ve baba olduktan sonra;
onu çok iyi anladığımı, onu çok sevdiğimi ama ona söyleyemediğimi anlatırdım.
ama;
kızım, şimdi 20 yaşında ve babam 2-3 sene önce ölmeseydi…
17/05/07, 14:19Hepimizin farkındalıkla birlikte yaşamı ertelemeye eğilimli olması insanoğlunun doğası hakkında bildiğim en trajik şeylerden biridir.
Hepimiz bugün penceremizin önünde açan gülün tadına varmak yerine, ufkun ötesindeki sihirli gül bahçesinin hayalini kuruyoruz (Carnegie). Oysa gerçekten sahip olduğumuz “bugün” degil mi? Umarım bir gün kendimizi ‘artık çok geç’ diyebileceğimiz günde bulmayız.
Sevgiler…
22/05/07, 14:02Bugün o son gün olsaydi sanirim;
24/05/07, 16:08UFAK ŞEYLERİ DERT ETMEZDİM…
Bugün benim son günüm olsaydi, ucaktan parasütle atlar bulutlari hissederdim, denize oksijen tüpü olmadan en derinlere dalar göremedigim baliklarla dans ederdim, tirmanamadigim en yüksek daga tirmanir kendimi asiri mutlu hisederdim, motorsiklet ile en son hiz limitine kadar hizlanirdim ve kanimdaki adrenalin oranini yükseltirdim :) (daha yapamadigim en büyük arzularim-> insallah bir kacini bu yaz gerceklestirecegim :)))
Türkiye’deki hastanede olan personel hasta iliskisini daha güclendirmek icin saglik bakanligina mektup yazar olurdum su an. Flayer atardim, her insani insan olmaya davet icin :) Kadinlara esit davranmayan erkek ve kadinlara!
Politikacilara mektuplar yagdirirdim, artik dini ve irki siyasete alet etmeyip islerini yapsinlar diye :)
En son olarak en iyi bildigim hastaneye gider organlarimi almalari icin hazirlik yapmalarini söylerdim. Cesedimi de Türkiye’ye götürülüp köyümüze gömülmesini isterdim. Özel olarak sevdiklerime mektup birakir, benim mezarimda sarkilar söylemelerini ve bol bol eglenmelerini isterdim. Mutlu bir sekilde bu dünyadan baska dünyaya gecis yaptigim icin!
Bu siteyi okuyan sevgili arkadalarima, etrafinizdaki insanlara, dogaya sevgi enerjisi dagitin, fazlasiyla alacaksiniz ;)
24/05/07, 18:12Sürekli anlamaya çalışıp da bir türlü anlaşılamayan hayata dair bu yazıyı görünce okumadan geçemedim.
Hayat… Ne sandığımız kadar karışık ve zor, ne de istediğimiz kadar basit, ölüm hayatın tek gerçeği aslında. Ne kaçılacak kadar korkunç bir şey, ne de hayatın sonu, şüphesiz yeni bir başlangıç. İnsan ölümü düşünerek yaşadımı hayatının son gününü ne başkalarından özür dilemekle, ne anlamsız şeylerle uğraşmakla, ne de sevgisini dile getirmekle geçirir. Çünkü bunları zaten yapmış olacaktır. Her günü son gün gibi yaşamak güzel ama hayat böylesine rahat yaşanacak kadar da ucuz değil.
Ben bu günü gerektiği gibi yaşayarak kurtarmaktan yanayım. Bu günü kurtarırsam yarın kendiliğinden kurtarılmış olarak gelecektir bana ta ki ahirete kadar…
11/06/07, 23:00Selam Tunç…
Bugun benim doğum günüm ve her ne kadar ölüm hayatın tek gerçeği olsa da bugün hayatımın son günü olsun istemem…
Eğer son gun ise bu, şu an planımda olan hiç bir şeyi yapmam ve bugüne kadar yapamadığım ve birçok kişinin de yapamadığını yapar, son günümü saniyesine kadar kendim için yaşarım. (Robin Saharma hayranıyım, tüm kitaplarını severek okudum.)
Bu arada siteni ilk kez ziyaret ettim. Güzel bir site, paylaşımların için teşekkürler. Yüreğine sağlık Tunç…
23/06/07, 00:31Iyi güzel diyorsun da Tunç ölüm geldiğinde olay farklı oluyor.. Aynı futbol maçına başlamadan atıp tutarsın, maça başlayınca tüm stratejiler gider. Karşı taraf nasıl oynarsa ona göre oynarsın, onun gibi.. çünkü azrailin stratejisini bilmiyoruz ince nokta bu!
Hakikaten biz de öleceğiz degil mi? Derinlemesine düşününce tuhaf geliyor…
28/06/07, 12:10Bundan yaklaşık bir ay önce iş yerimize biri geldi yaklaşık kırkbeş yaşlarında sohbet etmeye başladık ve adresi lazım oldu. Nerede oturdunu sordugumda tam mezarlıgın karşısında dedi. Güldüm, her zaman mezarlarımı izliyorsun dedim. Soguk bir espiri ile evet dedi, bilerek oraya ev yaptım dedi. Neden diye sordugumda ölümü hiç unutmamak ve böylece her iki taraftada daha mutlu olabilmek için dedi.
Günlerdir ne kadar boş şeylere üzüldümü kızdımı anladım, bir de sizin yazınız okuyunca bunu paylaşmak istedim. Gercekten son nefesimizi verdimizde tüm makam para şöhret herşey kalacak sadece yaptıgımız iyilik ve kötülükler anılacak. Umarım bir gün bunu hepimiz fark ederiz o gün gelmeden…
25/07/07, 18:21Tam da ben de aynı düşünceleri içimden geçirirken bu tip yazı ve mesajların karşıma çıkması bugünlerde beni şaşırtıyor. Şimdi bu çekim yasası değil de ne? :)
20/08/07, 16:19“Hayat bir gündür o da bugundür” belki klasik, belki sıradan bir söz ama bu aralar hayata bakışımı en iyi ifade eden söz.
Ya bugün hayatımın son günü olsaydı ya da olmayacağı ne malum. Ya biz kendimiz için bir şeyler yaparız ya da birilerinin bizim için düşündüklerini yaşarız.
Sayfanızı çok beğendim atelyenizde bir çekiçte ben tutmak isterim, düşüncelerin kesiştiği yerde buluşmak üzere…
28/08/07, 18:18Bugün de yarın, dün olacak.. İşte hayat böyle akıp geçiyor ve bizler birçok hayalimizi beklentimizi söylemek istediklerimizi gerçekleştirmeden veya dillendirmeden yaşıyoruz günlerimizi. Sonra durup arkamıza baktığımızda ben neleri kaçırmışım ya da ben neler yapmışım diye baka kalıyoruz. Gördüklerimiz çoğumuzu tatmin etmiyor.
Ben hayatın içinde sürekli durarak arkama bakanlardanım. İyi mi yoksa kötü mü yapıyorum bilmiyorum ama böyle düşündüğüm için, yapmak istediklerimi yapmaya çalıştığım için çoğu zaman hayal kırıklığına da uğradım (belki de yapamadım yaptım sandım, anlatamadım anlattım sandım.)
Hayat zor, insanları anlamak zor ama n’olursa olsun insan yaptıklarından pişman olmamalı, yapamadıklarına pişman olmalı.
Bugün benim son günüm olsaydı koşulsuz sevdiklerime koşardım ,uzakta da olsalar, karşılıksız da olsalar onlara koşardım. Ama soru şu işte neden bunu son gün yapıyoruz?, hergün yapabilmek varken..?
08/09/07, 22:07Slm ilk önce ;)
Valla ne güzel bir blog bu yaw :)) takipcin olacağım galiba…
Bu arada “bugün son gününüz olsa neler yapmak isterdiniz” demişsin. Ben bunu yaklaşık 4 senedir uyguluyorum kendime. Bazen ölümü düşünüyorum. Yapamadıklarımı, yaptıklarmı, falan filan işte. Kendime gelmemi sağlıyor bu düşünce. Fani işler bunlar diyorum :)
Ama hiçbir zaman bugün son günüm ben istediğimi yapayım içimde bir sey kalmasın diye de ortalıkda gezmedım. Bu saçma olurdu cünkü. Hem zaten ölümü düşünüce aslında “istediğini” yapmak da boş oluyor..
Neyse çok uzattım galiba:)) Bugün son günüm olsaydı gider bütün aburcuburları miğdeme doldururdum :P (şaka şaka)
Kolay gelsın:)
14/09/07, 11:47Bugün hayatımın son günü olsaydı, yapmak istediğim şeyi yapmak için yeterli vaktim ve daha pek çok şeyim daha olmadığı için gözlerimi kapayıp hayaliyle yetinmek zorunda kalırdım… Son gün biraz sığ şeylerle geçiştiriliyor sanırım. Son bir hafta ya da son bir ay… Son bir sene? Yetmiyor…
Küçüklüğümde kendimi pencerenin önünde yağmuru seyrederken hatırlıyorum. Düşünmeye itiyordu beni yağmur. Favori konularımdan biri tanrı diğeri ölümdü.
Nasıl yaşayacağımı ve ne zaman öleceğimi bilsem ne yapardım? Öleceğimi bilerek nasıl yaşarım? Neler düşündüğümü hatırlayamıyorum ama ölümü bir türlü kavrayamazdım (aslında tanrıyı da.) O yağmur seanslarımın sonucunda şu cümle yerleşmiş sanırım dilime. “Yarın uyanacağımızın garantisini kimse veremiyor, bu durumda… hadi yapalım.”
Sınırlı bir alanda, sınırlı bir zaman için olsa da..
24/09/07, 00:19Eğer bir gün son günüm olacaksa, bilmemeyi tercih ederim..
Eğer bu gün son günüm olacaksa, burada okuyup yazarken mutluyum…
Bu yazı da diğerleri gibi güzel.
Çok güzel bir site… Teşekkür ederim kendi adıma.
24/09/07, 15:56Eğer son günüm olsaydı tek istediğim şey kendim ve ailem Allah’ın rızasını kazanmaktan başka bir isteğim olmazdı.
Aslında bir şeylerin farkındayız ama kalplerimiz mühürlü. Ne kadar uyanmak istesekte haram işleye işleye kalplerimiz kararmış. O yüzden hiç bir şeyin farkında olamıyoruz.
Bu hayatı hiç bir zaman anlayamayacağım. Korktuğum tek şey var o da o daracık, karanlık mezarda tek başıma kalmak.
30/09/07, 01:57merhabalar, öyle bir ruh halindeyken karşıma çıktı ki siteniz ve bu yazı…
dün hayatımın en kötü günlerinden birini yaşadım.
bilmem sizin de başınıza gelir mi…
öyle anlar vardır ki biri size birşey der ya da birşey yapar
siz öylece kalıverirsiniz rüya gibidir o an biri beni çimdiklesin yaa
ayaklarım yere basıyor mu gerçekten yaa ne kadar da uzun sürdü bu rüya biri beni uyandırsın… dersin dakikalarca içinden.
dün yaşadıklarımın şokuyla bunları düşündüm sadece…
sonra hayır hepsi gerçek kızım diyebildim ve o an ölmek istedim…
yere göğe koyamadığınız o yüce insan sizi öyle bir yerin dibine sokmuştur ki…
işte bu ölüm olmalı diyorum şimdi…
dün hayatımın son günüydü…
bitmek bilmeyen uzadıkça uzayan acıttıkça acıtan…
yaralayan tuzla buz eden bir gündü…
ÖLÜMDÜ…
bugün…
bugün nefes alıyorum evet etrafımda birileri yaşam belirtisi gösteriyor…
ben hala yas tutuyorum… kendi yasımı…
acılar da bizim için ölüm de bizler için biliyorum…
evet çoğumuz bugün hayatımızın son günü olsaydı ne yapardık sorusuna sevdiklerimi arardım onlara sıkıca sarılırdım gibi cevaplar veririz…
ama öyle anlar olurki sevdiklerimiz hiç tereddüt etmeden bizi öldüren oluverir…
hemde göz açıp kapayıncaya kadar…
sevgi bir yap boz gibidir…
yapmak zaman alır bozmaksa bir o kadar kolay…
çok mu karamsar oldu bu yorumum :)
15/10/07, 15:36Eğer bugün son günüm olsaydı…
Önce hiç uçuramadığım uçurtmanın tadını çıkartırdım. Annemi doya doya öper, sarılır kucağında ölümü beklerdim…
15/10/07, 22:04Kitap almak isterdim, bir şiir kitabı ve şimdi bunu yapmaya gidiyorum…
Bu siteyle bugün tanıştım ama geç olduğu için pişman olmak yerine daha da geç olmadığı için şükür ediyorum…
Tunç seni tanıdığıma çook sevindim :))
19/10/07, 16:34Oyun bitince şah da, piyon da aynı kutuya konur…
Babamın anlatmayı sevdiği fıkra vardır; doktor hastasına bir hafta ömrünüz kaldığını söylesem ne yapardınız der… Adam anneme daha sevgiyle sarılırdım, kızımı eleştirmekten vazgeçerdim, teknemle denize açılırdım, karımdan boşanırdım, oğluma hayatını yaşa derdim diye saymaya başlar…
Doktor peki ne duruyorsun, şimdi yap der…
22/10/07, 20:38Bugün son günüm olsaydı kimsenin beni bulamayacağı bir yere giderdim, tek başıma kalmak ve orada huzur içinde ölmek, o kadar.
26/10/07, 22:23Hayırlı günler herkese. Yaratılmamızın gayesi hangimizin daha iyi iş yapacağı olduğu için şu an yaptıklarımı yapardım. Yani hatalarıma dönmemek üzere tevbe ve rabbin emirlerine itaat ve ona inanmak ve ona dayanmak ondan gayrisi boş.
Tanışmak dileğimle, Elektronik Mühendisi Muhammet Zülfikar Erol, 43 yaşındayım.
27/10/07, 06:26bugün son günüm olsaydı,henüz başlamamış olan hayatımın bitiyor olmasına çok üzülürdüm.çünkü hala kendimi bulmuş değilim.düşünüyorum başkaları için yaşamış kendi hayatımı unutmuşum.
28/10/07, 23:57Bugün hayatımın son günü olsaydı, çıkardım dışarı şöyle Şile’ye doğru yol alır ve bir çifliğe girer hayvanlarla vakit geçirirdim. Doyasıya eğlenir, yerli yersiz konuşur insanlara sataşır, açılın yoldan ben gelıyorum diye bağırırdım. Arabamla hız yapıp nasıl olsa birkaç saat sonra öleceğim deyip basabildiğim kadar basardım gaza ve hayatımın son noktasını kendi ellerimle verirdim…
29/10/07, 11:45Bugün hayatımın son günü olsaydı, itiraf etmek isteyip de edemediklerimi ederdim birilerine… Sonra Portofino’ya gider şarap içerdim… Belli mi olur, belki ölüm orada yakalar! Tabi günü orada bitirirsem…
01/11/07, 12:47Bu soruyu sorduktan sonra harekete geçip hayatında istediğin şeyleri yapmak, hayallerini gerçekleştirmek, yola çıkmak; özgür bir ruh ve büyük bir sorumluluk gerektirir bana göre.
Bu soruyu kendime defalarca sordum ama geçen ay harekete geçtim ve işimden ayrıldım. Buna karar vermek gerçekten çok zor oldu, dediğim gibi bu sorumluluk ister..
Sevgiler.
03/11/07, 13:17ölmeyecekmiş gibi dünya için çalış
07/11/07, 15:30yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış
islamiyet bunu göstermiş zaten
İnsan herzaman ölümü aklından çıkarmamalıdır. Ve ona göre hareket etmelidir diye düşünüyorum.
10/11/07, 00:05Güzel bir yazı; çarpıcı…
Lakin hayatımızda gerçekler ve hayaller gibi iki yol ayrımımız var.
Birini kalbimiz, birini beynimiz yönetmekte. Bugün ölecek olsaydım dediğimizde duygularımız devreye giriyor ve duygusal gereksinmelerimize dönüyoruz. Peki mantığımız bugün ölmediğine göre, yarın ne yapacaksın diye sorarsa?
İşte o zaman hemen sorunlarımız ve yaşamsal ihtiyaçlarımız devreye girip, bedenimizi sabah kaldırıp sıkıcı da, sevdiğimiz de olsa işimize yönlendiriyor.
Onun için bugün ölecek olsam yarın ölmeyecek arkadaşlara onların ölmeyeceklerini söyleyip hayatını ve işlerini daha verimli kullanmalarını tavsiye ederdim…
Bir de ölmemeleri için dikkatli olmalarını :)
Ayrıca iyi ki bugün ölmedim de bu güzel blogda düşüncelerimi yazabildim…
10/11/07, 03:06Bu hep tartışılan, üzerine yazılar yazılan bir mevzudur; kendin için yaşa başkaları için değil. Senin yazını kastetmiyorum tabi ama tamamen kendini düşünmek üzerine veriliyor bazen mesajlar. İnsanların çoğu da yanlış noktaya yöneliyor bence.
Ben, bu hayatta sadece kendimizi düşünemeyeceğimiz gerçeği vardır diyorum. Hayatta sadece biz yokuz. Sevelim ya da sevmeyelim hayat bize mecburi (!) sorumluluklar veriyor. Sorumluluktan kaçanlar ve kaçmayanlar olarak görüyorum ben bu durumu yani. Bu demek değil ki her şeyi çevrendekileri mutlu etmek için yap. Ama sadece kendini düşünmek bencilliktir. Özellikle Amerika’lı kişilerden çok gelir kendin için yaşa öğütleri nedense..
Ben etrafımdakileri üzmek pahasına mutlu olamam ki. Burada bir orta yol bulmak lazım. Her zaman hayatta istediğimizi yapamayacağımızı bilip, hayatı böyle kabul etmek asıl başarı bence.
Hayatta doğuştan gelen bir şans faktörü var mesela. Bazı kişiler bu nedenle daha rahat istediğini yaşabiliyorken, başkasının hiç bir zaman bu seçeneği olmayabileceğini unutmamak lazım. Doğuştan şanslı olanların bu gerçekleri fark edemediğini ve dışarıdan gazel okumanın kolay olduğunu söylemeliyim :)
Evet kendine inanmak, cesaret gerekir ama şans da çok önemli bir faktördür bunu da unutmamalı..
Hayatın herkese istediği gibi yaşayabilme şansını vermesini umarım. Buna rağmen huzurlu ve mutlu değilseniz sizde başka bir sorun var demektir.
En azından kendinize karşı dürüst olup be istediğinizi tekrar düşünün derim..
14/11/07, 13:13Bugün geriye kalan hayatımızın ilk günü olduğu gibi son günü de olabilir. Ölüm bu ne kadar ürpertici ve soğuk olsa da her canlı bir gün ölücek.
Bazen düşünüyorum da bugün benim son günüm olsa diye neler yapardım.. Neler yapmazdım ki son dakikama kadar bir çok şeyi sığdırmak isterdim yaşamıma…
21/11/07, 15:56Her gün zaten hayatımızın son günü.
dün sondu,
bugün son,
yarın da son.
Bir an önce hissettiklerimizi bir an sonra hissetmiyoruz.
Her şey hayatımızdan siliniyor gibi gözüküyor. Fotoğraf kareleri gibi.
Çok şey var ve her şeyden çok var.
Sürekli yenileniyoruz her an her gün.
Yaşadığımız andır belki de son döneceğimiz yerin bilincidir ancak ve ancak bize yetecek ve mukim olan tevekkül. Hayy diri olandan çağrıya kulak vermektir ve bu gün hayatımın son günü olsaydı diyebilmektir erdem.
21/11/07, 16:56Şimdi yaptığım gibi son anımda da tekrar edebilmek için şahadet getirirdim, Allah’ı hiç unutmadan ölmek isterdim.
22/11/07, 08:21Bugün hayatımın son günü olsaydı… Düşünmek bile kendi sonuna üzülmek gibi trajikomik:):):) Herhalde ben de o masala inanıp prensin yanına koşardım, öptüğünde tekrar hayata dönebilme ümidiyle:):) Gerçi bu biraz daha öldürücü olabilir, neyse o da konumuzla alakasız bir mevzu:):):)
Gerçekten en sevdiğim kişinin yanında geçirmek isterdim… Keşke böyle bir imkan olsa, yani ne zaman son günümüz onu bilebilsek, son 1 ay kala en sevdiğim kişinin yanına taşınırdım herhalde ya vedalaşamadan ölürsek:D
Evet her günü bugün sonmuş gibi yaşamalı; en iyisi bu kimseyi kırmadan, sevdiklerini ihmal etmeden…
29/11/07, 00:51Gelen bir yorumda dikkatimi şu cümle çok çekti ve tekrara da yarar gördüm:
“evet hergünü bugün sonmuş gibi yaşamalı en iyisi bu kimseyi kırmadan” cümle bu.
İlave olarak şunu söylemek istiyorum, bu bana şunu hatırlattı:
Kıldığın namazı sanki son namazın gibi düşün ve özenerek allah’tan başka bir şey düşünmeden tam hakkıyla namaz kıl.
Ben şu an 43 yaşındayım bu ana nasıl geldik sanki 1 anda…
Düşünüyorum da bu son gün konusuyla ilgili olarak…
Evet o gün geleck ve biz o zaman diyeceğiz ki ben ne zaman yaşadım ki?
Pişman olmanın fayda vermeyeceği günden sakının. Bir de son olarak FM frekansı 97.4 ü dinleyin, son güne hazırlık başlasın artık.
Selam ve sevgilerle.
30/11/07, 15:29Selam, bugun son günüm olsaydıııı ne yapardım?? Bunu duyduğumda ne yapcamı düşündüm.
Evet bana Behçet Hastasısın 6 yıldır dediler. Çok rahat söyledi doktor, koptum o an hayattan. Göz yaşlarım durmadan akıyor. Ayakta duracak halim yoktu. (oturuyordum hiç halim bile olmadan)
Ailemden ayrı uzakta yaşamak buna daha da etki yaptı. Doktor kaleme sarıldı. ilaçlar yazmaya başladı bir taraftan “ya genç yaşı” diyor öbür doktor. Bir yandan beni inceliyorlar, bir yandan sağlık karnemi karıştırıyorlar.
Telefona sarılıp göz muayenesi yapılacak acil deniyor, ben atlıyorum %100 gözlerim falan diyorum. Muayene başlıyor, ağlıyorum halen. Doktor ne zaman duracak ağlaman deyip devam etmek istiyor, ses yok ben 5 dk diyorum işaretle.
Ne yapacağımı bilmeden ayrılıyorum hasteneden…
Düşünüyorum her an kör olup, felç geçirebilirim. Konuşma güçlüğü çekebilirim (bunu iyi yanı çok hızlı konuştuğum için insanlar beni anlayamazdı, artık onların istediği olacak yavaş konuşacağım). Sabahlara kadar bütün hastalık sitelerine bakıyorum sabah işe git ağla dur. Geleceğime ağlıyorum.
2 hafta sonra topladım kendimi, ben ölmeyeceğim. Kör de olmayacağım. Yeneceğim bunu. Ne yapmak istiyorsam onu yapacağım. Aileme söylemiyorum bu arada 2 ay boyunca.
Karar aldım. Benim hayatımda Behçet diye biri var, benliğime kadar hissediyorum. Hayatımın aşkı diyorum, ayrılmak istemiyor benden.
Sonra çıkan sonuçlarda beyin ve göz damarlarına vurmayacak hastalık deniyor. Mutluyum. İlaçların bazıları kesiliyor, kortizonlar var tabi, alırsın 10 kilo normalde. Kiloyu takan ben, boşver salla dedim, napım ona da mı üzüleceğim. İstemesem de aldık.
Neden hayatımın son günü olsun istediğim gibi yaşamak, haketmeyen insanlar ve olaylar için üzülmem gerekiyor. Bunu anladım biraz geç oldu.
Normal yaşama devam Behçetciğimle…
06/12/07, 22:36Öncelikle site harika olmuş, tebrik ederim.
Aslında hayat bayat ekmek arkadaşlar, onun için sahip olduğunuz herşeyin kıymetini bilelim, her zaman yanında olmayabilirler. Son gün yapacak fazla bir şeyim olmazdı sanırım, çünkü 24 saat diliminde insan neler yapabilir, hep kısıtlıdır öyle değil mi?
Onun için her geçen an bizim için bir kayıp demektir, her anı güzel yaşayalım, ne gerek var kötülüklere:)
06/12/07, 22:38Arkadaşlar, asıl önemli olan soru şu: Peki öldükten sonra ne olacak?
Ben birçok arkadaşın dediği gibi ölümün insanın sonu değil, asıl başlangıcı olduğuna inanıyorum. İşte asıl soru burada kafamıza takılmalı.
PEKİ ÖLDÜKTEN SONRA NE OLACAK?
11/12/07, 17:35Görüyorum ki! herkes aslında çok inançlı, hadi o zaman hep birlikte Ölüm sonrası için yatırım yapmaya, tabii ki bu dünya ile birlikte dengeli bir şekilde. Ne demişler; “Hiç ölmeyecek gibi bu dünya için yarın ölecek gibi ahiret için çalış.”
Sağlık kuralı ise şöyle:
Az ye,
Az uyu,
Az Konuş.
Ben de diyorum bunları da yapalım ama çok düşünelim. Hiç bir ticaretin olmadığı, hiç bir ödemenin kabul edilmediği,
Babanın evlada, Evladın babaya fayda veremeyeceği o gün geriye dönüşte nasıl dönelim ta uzak olana dünyaya… Rabbin ve yaptıklarınla başbaşasın, Rabbim affetsin…
97.4 Radyo feza’da kuran türkçe meali var lütfen dinleyin ve bana buradan yorumlarınızı iletin. Selam ve sevgilerimle, tüm insanlar hepinizi seviyorum.
14/12/07, 07:48bana göre bir günlük hayat, dilek hanım gibi yuh çekmektense gidecegim yere hazırlık yapmayı denerdim…
16/12/07, 14:33bugün benim son günüm, yarını yok bugünün. bütün gün sokaklarda dolaştım, insanlara gülümsedim, kuşlara yem attım, parka gittim ufak bir kız çocuğu ile arkadaş oldum, salıncakta sallandık, kumlarda yuvarlandık ve sımsıkı sarılıp kocaman öpücüklere boğdum onu, tanımadığım bir sürü sokaklar gezdim ve bir sürü insan gördüm, görmediklerimide hayal ettim, ekmek arası köfte yedim, arkasından türk kahvesi ve çikolata. uçurtma yapmak için malzemeler aldım, birkaç balık, biraz roka,fesleğen falan filan. eve geldim küçük bir masada biraz rakı, şarap, peynir, en güzel elbisemi giydim, saçlarımı açtım, sonra kapı çaldı, dostlarım arkadaşlarım geldi birbir, hepsini ben karşıladım ve hepsine kadeh kaldırdım, iyiki varsın dedim içlerinden birisine, o birisi de bana. hep birlikte kadehlerimizi kaldırdık gülümseyerek. herkesle tek tek konuştum, onu neden sevdiğimi, hayatımda neden yeri olduğunu, bana verdiklerini ve benden aldıklarını anlattım onlara. ağlamadım hiç, sarıldım onlara ve son kez kadehimi kaldırıp onlar için sessizce çıktım oradan. en güvenli, en huzurlu yere bıraktım kendimi, yatağıma uzandım, üzerimde en güzel elbisem ve saçlarım açık, başucumda resimler, notlar, mektuplar ve uçurtmam.
30/12/07, 02:39Yazıların çoğunu okumadım. Artık ilk birkaç satırdan sonra beynim uyuşuyor. Sonrası ile ilgili merakım ve ilgim sıkıcı bir yolculuğa dönüşüyor. Saygısızlık etmek istemem ama bu benim hatam olamaz. Oysa bunu kimse kabul etmeyecektir.
Hayatımızın son gününü bilmek ile ilgili yazılabilecek ne olabilir ki… Teşbih olarak ise neden bu kadar dolanbaçlı bir yol seçiyoruz… İlginç, anlaşılır ve hatta etkileyici olsun diye mi… Günlerin aynı olması, rutin tekrarların hızla artması ve bunun farkında olamamak neden sorun oluyorsa aynı nedenden ötürü de sanat üretiliyor… siz hiç “burda sanat yapmak yasaktır” tabelası gördünüz mü ?
Özel sebepler dışında her gece uyumaya itirazı olmayan bir toplumda yaşayıp onun rutinlerine karşı durmak sadece gece klüplerinin stratejisi olabilir.
Büyükannelerimizin iğne oyasının inceliklerini yonga levhaların mikro yapıları aldıktan sonra sanat sivil hayat için yeterince seyrelmeye razı olmadı.
Saygılar
02/01/08, 11:43peygamber efendimizin şöyle bir hadis -i var birazdan kıyamet kopacağını bilsende ağaç fidanı dik. yani ömründeki son gün bile olsa hayır yapmaktan geri durma.
14/01/08, 16:00Bugünün benim için son gün olduğunu öğrensem heralde olayın şokundan hiçbir şey yapamam. :) Heralde son bir depresif yaşarım. :)
Dediğiniz gibi insanlar genelde başkaları için yaşıyor. Kimse kendi mutluluğunu düşünmüyor. Bunla kalsa iyiydi. Bazen biz kendimiz için de yaşasak başkaları karışır oluyor ve hayatı anlayamadan göçmek zorunda oluyoruz. Sonra da karşılaştığımız engellerde hayatı suçluyoruz.
İkincisi: Yorumları okurken hissettiklerinizi anlatmışsınız. Sizi anlayabiliyorum ben de yazıyorum ve yorum alınca insanın içinde tarif edilemeyecek kıpırdaşmalar oluyor. Gerçekten çok güzel bir duygu. Tutkularınızı anlayabiliyorum… Yazmayı bırakmayın.
25/01/08, 00:29Zaten bu cümleyi her an düşünebilsek ve yaşam felsefemiz yapsak,
- Savaş yapma gereksinimi duymazdık (savaşanlar herhalde son günleri olduğunu biliyorlar)
- Bilgisayar virüsleri icat etmezdik (başkalarının canını yakarak kendi egolarını tatmin etmek veya ceplerini doldurmak – tek kelime ile iğrenç -)
- Aşırı tükettirmezdik (Ben en iyi reklamcıyım çünküüü yaptığım kampanya çok tuttu ürün o kadar çok sattı ki! mutluluktan uçuyorum… – Ama insanlar gereksiz olan o kadar çok şeyi alıyorlar ve kullanmıyorlar ki!…- Sen birinci olma onlar da o kadar tüketmesin!)
- Aşırı tüketmez biraz daha paylaşımcı olurduk (Satın alabilme gücünün tüketmek olmadığını anlar, en azından satın alamayanlara yardımcı olabilirdik…- Bir ekmek bana bir ekmek sepete yardımlaşması – Nefis bir yardımlaşma!)
- Sevgiyi bir araç değil bir amaç olarak görürdük (Sevilmeyen hangi varlık mutlu olabilir ki?…Bencilliklerimizi biraz kenara koyar hakedilen sevgiyi karşımızdakilerden – anne- baba – kardeş – sevgili – çiçek – hayvan vb…- esirgemezdik. Egolarımızın esiri olmazdık. Kaybettiğimiz zaman kıymete bindirmezdik. Ölünce “ah karagözlüm” diye sevmezdik)
- Ünlü olacağız diye insanların kafasını karıştırmaya çalışmazdık (Kısacık hayatımızda hep en üstte olma yarışı savaşı veriyoruz. Çıplakken erkeğin erkekten kadının kadından farkı yokken, giyinikken takıp takıştırırken ya da okumuşken ya da bir şey olmuşken şu -izm bu -izm diye bir şeyler icat etmeye çabalayıp benden sonra tufan deyip yeni yeni şeyler icat etmezdik – Atom bombası, dinamit – Nobel ödül vererek şimdi kendini aklıyor, kemikleri sızlasın – marksizim, komunizm, faşizm vb. akımlar ve dogmalar…) -
-Diğer ulusları ve renkleri aşağılamazdık (“Sen Siyahsın sen Sarısın sen Kırmızı Derilisin sen Esmersin vb… sanki o insanlar markete gitmiş şu renk deri bana yakışır şöyle yoksul bir coğrafya da yaşayayım diye dünyanın en kötü topraklarını seçmiş, sanki medeniyet giyinmekmiş gibi giyinmeyince ya da biraz farklı olunca aşağılanmayı kendi seçmiş gibi… İnanamıyorum!… Hayat bize isteğimiz dışında istemediğimiz şartlarda verildi ve yine aynı şekilde bir anda alınacak… Bence güzel olan da ne zaman öleceğini bilmeden yaşamak… Farklılıklara saygı lütfen!)
- Bilgimizle insanları aldatmazdık (Biraz fazla bildik mi pusulayı şaşırıyoruz. Sanki dünyayı biz yarattık. Kolesterol kötüdür, aman dikkat artmasın… Ya kolestrolü kim yapıyor? Vücudumuz… Çünkü damar geçirgenliği ve sağlamlığıyla alakalı… Ama sen ürettiğin saçma sapan ürünleri satmak için insanlara kolestrolü kötü gösteriyorsun. Şunu yeme bunu yeme bak bunu “?” al kolestrolden kurtul. yok ya! Senin kolestrolün kaç acaba? “Her şeyin fazlası zarar” Bir de şu selülit sorunu… Allah’ım! En iyi pazarlama kadınlara ve çocuklara yapılır. Çünkü çocuklar daima büyürler, kadınların da muayyen günleri vardır. Selülit de kadınların bu muayyen günlerin de artar diğer günlerde azalır. Ama hiç bir zaman yok olmaz. Sporcular hariç belki… Zaman zaman azalır zaman zaman çoğalır. Ya bu kadar ürün kime satılacak. Uydur bir hikaye sat malını… birkaç da uzman! anlatsın hikayeyi… gelsin paracıklar… oh! Ohhhh! iyi ki varlar!)
- Din ile insanları korkutmazdık “Allah’ın gazabından korkun!” (Ya sanki Allah insanları yaratmış onlara kin besliyor. Sonra onları yakacak cayır cayır… Yok öyle şey… Allah sevgi doludur. Esirger ve bağışlar… Herzaman…”Eğer benden dünyada ve ahirette ümidinizi kestiyseniz yukarıya bir ip atında kendinizi nefretinizle boğun” Böyle söyleyen yaratıcıyı kimse korkunç göstermeye hakkı yoktur.)
- Biribirimizi, ben senden daha dindarım sen dinsizsin, az inanıyorsun veya sen benden farklısın diye eleştirmez, ya da aşağılamazdık… ” Sen kimseyi müslüman yapmak için gönderilmedin. Ben isteseydim her yarattığımı islamla şereflendirirdim. Sen yalnızca tebliğcisin. Senin başka görevin yoktur. Bunun için üzülme” diyor yaratan peygamberine…
“Sakın ola ben islamım diye başkalarına üstünlük sağlamaya veya onları aşağılamaya çalışma. Bu Allah indinde en büyük günahlardandır… Senin dinin sana benim dinim bana diyen bir yarartan var… (o yüzden inanan lütfen daha saygılı olsun da diğer insanlarla hesabı Allah’a ve yarattığı kuluna bıraksın. O ne isterse o olur. Sen ne istersen değil. Sen inan ve şartlarını yerine getir. Kıl, tut örtün… Bil ki bunlar seni diğerlerinden üstün kılmıyor. Yalnızca seninle Yaradan’ın arasında… Örnek davranış sergile… Alırsa alır… Ne demek baskı… Allah istememiş ki sen isteyesin. Sizleri Allah’a havale ediyorum. Kraldan çok kralcı tabiri tam da size göre…
- Hayatı sıkıcı hale getirmezdik… Off ben sıkıldım!… (Biz kimiz ki birbirimize hayatı bu kadar zehir edip yaşanmaz hale getiriyoruz. Kan davası güdüyoruz, kin ve nefretle birbirimizin gözünü oymaya çalışıyoruz. Vuruyor, kırıyor, öldürüyor, zehirliyoruz…)
- Son gün olduğunu iyi ki bilmiyoruz. (Yoksa kesin nükleer savaşı başlatır, füzeleri ateşlerdik… Benden sonra dünya diye bir yer kalmasın diye…)
İyi ki son gün olduğunu bilmiyoruz….
14/02/08, 22:42Yazı güzel olmuş fakat yanlış bir tarafı var. Yasalara uymayanlara yasa uygulanır, uyanlara yasa yokmuş gibi olur zaten. Ahmet Kaya’nın yazısına binaen yazıyorum, uzun yazmayı pek sevmem. Hoşçakalın.
14/02/08, 23:35Ölümden neden korkarız ki? Ben varken o yoktur, o gelince ben olmayacağım…
Ama hayatımın son günü olsaydı: biraz bencilce oluyor belki ama tüm sevdiklerime gidip hazırlanmalarını ve benimle gelmelerini isterdim. Sonra zamanım dolana kadar ONUNLA islamey müziğinin eşliğinde solo yapmak isterdimmm:(
İsteklerimizi ölüme 1 kala sondefa yapmak, hatta yapamamak ne acı dimiii…
20/02/08, 19:23zaten dünyada bir misafirhanede kalır gibi yaşıyorum ben. mesela 2 gün kalacağınız bir odanın duvarında bir çatlak olsa onu tamir etmek için gayret gösterir misiniz, oradan ayrılırken mal sahibine belki söylersiniz.
25/02/08, 23:59Ölüm, birçok insanın tanıdığı ama sadece yolda gördüğünde selam verdiği bir dostu sanki. Fazla düşünmek istemez kimse bu kötü arkadaşı. Ancak farkında değil ki, o aslında en iyi dostu. Kurtuluş bana göre. Ama neyden kurtuluş? Hala anlam veremediğim yaşamdan mı acaba.
İnsanoğlu ölümü, yaşamı düşündüğü kadar düşünseydi eğer bugün ne savaş, ne zenginlik, ne de fakirlik diye bi sorun olurdu. Ancak bizler aklımızdaki en zor sorunun cevabını, bize öğretilen gerek din, gerek kültür gibi konulardan dolayı sorgulayamaz olduk. Çünkü dinden çıkarsın. Hiç girmedim ki diyemezsin. Çünkü komşular ne der. Tanımıyorum ki ben onları.
Saçmalamayı geçelim (göreceli) uzatılacak konu aslında ancak ne zamanın ne de sabrın dayanması beklenemez sonuna kadar.
Benim bugün son günüm olsaydı ki her gece son, her sabah başlangıç benim için. Aynı bugün gibi olurdu. Ne dün ne yarın, sadece bugün.
Ölüm canı istediği zaman ziyarete gelebilir. İstesek de istemesek de…
06/03/08, 21:25Bugün hayatımın son günü olsaydı bunu düşünmek bile korkunç bişey ama bildiğim bir şey var ki haberim olmadan gelecek er geç.
Çok fazla inanan bir insan olmamama rağmen dini bir söz hoşuma gidiyor. Hiç ölmeyecek gibi çalış, yarın ölecekmiş gibi ibadet et nasıl ibadet edeceğin sana bağlı.
Eskiler çalış çalış çalış demiş şimdi biz ise buna sistemler yorumlar deyimler getirdik nasıl daha iyi oluruma. Aslında çok da abartamaya değmez hayatın maşakkati derdi sitresi boşvere gene mutlu olmanın yollarını buldun mu gerisi boş.
Kısaca ben diyorumki 3 hafta sonra unutacağım belki de aklıma bile gelmeyecek herhangi bir şey için şimdi şu anda neden üzüleyim boş verrrr.
Saygılar herkese dostlar.
21/03/08, 15:21bugün yaşamımın son günü olsaydı eğer aklımda ki herşeyi yapmayı isterdim ama cesareti olmayan bir insan (ben) gerçekten yaşamımın sona ereceğini bilsem de yapamam son anımda bile doğrularımdan insanlara doğruları göstermekten vazgeçemem çünkü kendimi hayatın son anında YENİLMİŞ hissederim ve yenilmeyi büyük acizlik sayarım.
iyigünler
30/03/08, 18:23çelişki-analiz orpen der ki;
hayatın son günü yaşansaydı normal şartlarda herkesin ilk endişesi kendisinden sonra ailesi ile ilgili gelişmeler olurdu. Çünkü eğer sorumluluğunuz altında bulunan insanlar varsa onları es geçip kendi egolarınızı tatmine yönelik değerlendirmelerde bulunmak bencilce bir davranış olurdu.
Ayrıca normal şartlarda hayatımızı evrensel insani değerler ve pozitiflik üzerine kurgulamak ve her günümüzü son günümüz gibi düşünerek bu değerlerden taviz vermemek doğru olanı ancak gelecek endişesi ile yaşarken ülkemizde bunun uygulanabilirliği çok sınırlı.
Maceracı ruhunu köreltme, hayatını kurallarla düzenleme sezgilerini dinle iç huzurunu sağla gibi yaşam koçluğu kapsamında değerlendireceğimiz kalıplaşmış direktiflerin belki Amerika gibi ülkelerde bir nebze uygulanabilme ve başarıya ulaşma şansı olsa bile, bizim ülkemizde insanların böyle tavsiyeleri dikkate alarak yaşamlarını düzenleme ve gelecek endişesi adına kendi rutinlerinden taviz verme lüksleri bulunmamaktadır.
30/03/08, 21:09yaşadın mı tam yaşayacaksın azizizim. İçin de ”ah keşke, şu ara şu olsaydı elimde ne olurdu?” mırıldanmaları geçmeyecek sevmek bile alttan almanın altında ezilip kalacaksa, yaptığın işte zamanın da çalışsaydım istediğim şu yerde olurdum vs… i ve türevinden gelip geçecekse bir gün ömürden bedava tükendi sayılacak.
yarınların hesabını tutarken bugunü öldüreceksek, bugunün kişileştirip sordursak yarından çıkarım ne diye selzenişte bulunsa yeridir. kaygılar düşünceler ve hey içimde ki ben bu aralar en çok seni seviyorum.
ben o son günü 1 yıl önce baktım. Şimdi o koca sürüden ayrıyım.
iyikilerim; keşkelerimi dövmeye başlayalı çok olmadı ama pişman değilim bugün bahsi geçen gün olsa belki en çok haybeye kırdığım köşe taşlarımı kırdığıma üzülürdüm.
25/05/08, 02:05hayat acımasız cogu zaman. suan son anım olasydı… onun yanına gıderdım belkı de. aklımdan gectıgı gıbı olmak ıstedıgım gıbı yasardım sanırım.. ınsan cogu zaman yasayamadıklarının hayalını kurar ve onun hayalıyle gecer belkı de gunlerı..
31/05/08, 18:17Yarın hayatımın son günü olsaydı sevdiğim bütün insanları köydeki evin bahçesine çağırır, sevdiğim bütün müzikleri çalar, hepsine teker teker sarılır danseder, çakırkeyif olacak kadar şarap içer ve güzel bir uykuya dalardım.
23/06/08, 23:23Merhaba, bu yazınız İNANILMAZ DENİLCEK ŞEKİLDE HARİKAYDI.
çok uzun zamandan beri hep başkaları için yaşaıdımı düşünyodum. ve öyleydi sürekli çevremdeki insanların sorunlarını diniyip onlara yardımcı olmaktan benim bi hayatım olduğunu nerdeyse unutmuştum. Sanki onların sorunları beğinimiş gibi ama baktıım ‘ki bu böyle gitmiyo artık herşeyi kendim için yapıyorum ve aldım bi kararın bana nedenli zarar getirceni biliyorum ve kendim için yaşıyorum.
tek başıma sinamaya gidyorum tek başıma kahvaltı yapabilyorum sanki hep birileri hep hayatıma yön vermeye çalışyo ve onların diycekleri olacak ama insanlara nerde evet nerde hayır diycemi bilyorum. kendi sınırlarımı koydum ve sınırlarıma hiç kimseyi sokmuyorum ve bi karar alırken daha çok düşünyorum çünkü bu hayat benim ve kendi mutlu olabilcem şeyleri yapıyorum ve böylece iş hayatında da aşk da kazanıyorum.
bu durumdan il başta ailem mutlu degildi arkadaşlarım ilk zamanlar çok tepkilydi ama alıştılar gözlerimi kapatımda keşke şunuda yapsaydım diycek bi cümle kurmuyorum kendime.
çok güzel yazılar yazıyosunuz ve ben en içten dileklerimle bu güzel yazıların devamını bekliyorum, insan ruhunu çok iyi anıyosunuz ve bence çok başarlı içten doğal birisiniz.
14/07/08, 22:57..elimdeki tüm parayla etrafımdaki yoksul çocuklara oyuncak alırdım.. cenneti yüzlerinde gördüğüm onlarca çocuğa rastlıyorum her gün.. hepsi ne kadar da masum, içten, neşeli, kaygısız, mutlu görünüyorlar gözüme.. çoğu zaman tek dertlerinin oyunları, oyuncakları olduğunu farkediyorum ve içimden ah bende sizinle olabilseydim diyorum..
başlarını okşamakla yetinebiliyorum sadece.. hepsine ama hepsine hediyeler vermek istiyorum.. yetmeyeceğini bildiğimden, biri bile alamadığında o hediyeyi, gözlerinde oluşacak hüznü, mutsuzluğu önceden yaşadığım için vazgeçiyorum..
ama işte yarın son günü olsaydı hayatımın tüm paramla oyuncak alırdım hepsine.. yeteceğini bilirdim, kimse kalmazdı gözlerinde hediye almanın sevincini yaşamayan.. hepsi ama hepsi çavdar tarlasındaki çocuklar olarak kalsın isterdim.. ve ben o çavdar tarlasının hemen yanıbaşındaki uçurumun kenarında onlar oyunlarını oynarken, onları seyredeyim ve olur ya eşiğine geldiklerinde uçurumun, el uzatıp yakalamak isterdim.. J.Salinger’in romanındaki kahraman gibi..
03/08/08, 02:53gerçekten yazılarınız kaliteli ve akıcı, başarılarınızın devamını dilerim, saygılar.
06/08/08, 00:54The bucket list filmini izleyip akabinde bu yazı karşıma rastgele çıkarsa…Bu geceden sonra yapacağım hiçbirşeyden sorumlu olmadığımı söylemeyi kendime borç bilirim:))
08/08/08, 01:03günahlarıma tövbe edip ebedi yaşam için hazırlık yapardım:D
10/10/08, 11:26Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85′indeyim ve biliyorum…
Ölüyorum….
“Anlar” Arjantin-1985
Jorge Luis Borges
Sanırım her şeyi anlatıyor …
11/10/08, 19:46Evet tamamiyle katılıyorum söylediklerinize. Ben her gün ölecekmiş gibi, ama yarın yaşayacakmış gibi hayata devam eden yaşam tarzı bu olan biriydim. Taki erkek arkadaşımın hayatıma girmesine kadar.
Şimdi sadece onun hayatını, onun istediği hayatı yaşıyorum. Seviyorum onu, hep yanımda olması için mutlu olmak için yapıyorum bunu. Ama düşünüyorum ne kadar doğru bu?
Bakıyorum ben önceden istediğimi yapan, istediğim gibi giyinen, sadece kendini umursayan biriyken mutluluğun en büyüğünü yaşarken, şimdi belki de hiç tahmin dahi etmediğim bir yaşantının ortasındayım.
Ve adım gibi eminim ki bugün yaşadıklarımı son günümde yaşamak istemezdim. Tabiki hayat bir anlamda bakış açısıyla da önemli, bazıları vardır ki yanlız olmak tek başına günü bitirmek, ya da buna benzer şeyler onları o kadar mutlu ediyordur ki. Ama ben hayatı bir anlamda doluca yaşamayı sevdiğim için belki de bıkkınlığım ve bu sitemim ondandır. Bilemiyorum.
Gerçekten çok güzel bir çalışmanız var başarılarınızın devamını diliyorum. Ve bazen yüzleşmemiz gereken düşünceleri bizlere hatırlattığınız için teşekkür ediyorum. Hoşçakalın…
13/10/08, 20:17Kayınpederimlere bayram ziyaretine gittik. Her ikisi de seksen yaş dolayındalar. Ellerini öptükten sonra, “Allah tekrarını nasip etsin” dediler ve bunu içtenlikle söylediler. Oysa kendimi onların yerine koyarak düşündüğümde, değil bayramın tekrarını yeni doğacak günü dahi görmek istemeyeceğime eminim. Çünkü, başkalarının desteği olmadan yaşamlarını sürdüremeyecek kadar düşkün durumdalar.
Hepimiz canlı olmanın doğal sonucu olarak bir gün öleceğimizi elbette biliriz. Ancak dünya yaşamak üzerine kurulmuştur. Bir arkadaşımızla yeniden görüşmek üzere vedalaşırız, alışveriş yaptığımızda üç beş günlük ihtiyacımızı alırız. Aslında hiçbirimiz öleceğimiz gerçeğinden hareket ederek yaşamıyoruz ve de yaşayamayız. Öyle olsa geleceğe yönelik umutlarımız ve kaygılarımız, beklentilerimiz olmazdı.
14/10/08, 09:26Merhaba. 112 kişi yazdığı yorumlarda, bugün hayatlarının son günü olsaydı, şunları yapacaklarını söylemişler:
sevdiklerine onları sevdiğini söylemek, günlerin akışı içinde hayatın ve ölümün farkına varmak, sevip de yapamadığı şeyleri yapmak, başkalarının kendisini üzmesine izin vermemek, sırt çantasını alıp yola vurmak, şarap alıp demlenmek, hayallerini ertelememek, kalıcı bir eser bırakmak, uçaktan paraşütle atlamak, sevdikleriyle bir arada olmak, kitap almak, uçurtma uçurmak, çiftliğe gitmek, hayatı son bir doyasıya yaşamak, Portofino’da şarap içmek, hayatı başkaları için değil de kendisi için yaşamak, yoksul çocuklara oyuncak almak, vb. Yorum yazanların %10 civarı şu ya da bu şekilde din unsuruna değinmiş.
Geçenlerde televizyon haberlerinde “Ölmeden Önce Yapılması Gereken 100 Şey” isimli bir kitabı haber olarak kullanıyorlardı. Yok uçaktan atla, bungie jumping yap filan. Yukarıdaki yorumlar ile o kadar örtüşüyor ki, aynı haberi izleyen bir çok kişinin “ay,evet yaa” demesi gözümde canlandı.
Dini sahiplenen kişilerin, dini anlamsızlaştırdığı ve saçmalıkları ile boğduğu bir ortamda, plazalarda, ofislerde daha sık rastlanan “modern” insanın dinden soğumasını ve uzaklaşmasını, aralarında bir kişi olarak çok net anlayabiliyorum. Yine de bu “kendini, onlar ile özdeşleştirmeme” yaklaşımı, kişiyi din öğesini toptan yadsımaya itmemeli.
Bir saat sonra öleceğini düşünmek, henüz yapamadığı çılgınlıklar ve eğlenceler nedeni ile insanda huzursuzluk yaratıyor ise, orada bir hata var demektir. Kişi, ölümden sonraki hayata inanıyor ise, asıl hazır olması gereken, yapacaklarını ertelememesini gerektiren şey budur.
23/10/08, 14:45bugün hayatımın son günü olsaydı, tunç kılınç ile röportaj yapıyor oluyordum, onun çalışmalarını, başarılarını, neyi nasıl yaptığını inceliyor olurdum, sorularıımn cevaplarını da öğrenmek için çaba sarf ediyor olurdum…
hayatımın son gününün her anında fotoğraf çektiriyor olurdum, hayatımda en çok karşılaşmak ve konuşmak istediğim her kişinin (tunç kılınç, tolga çevik, engün günaydın, okan bayülgen…vs. vs. kişilerle) resmini çizer, isimsiz olarak da evlerine gönderirdim, isterlerse çöpe atsınlar, kendileri bilir… sonra da gelecek hakkındaki hayallerimi bu hayallerimi gelecek neslin nasıl gerçekleştireceği hakkındaki fikirlerimi (vasiyetimi yazar gibi oldu :) ) istanbul’un göbeğinde bir yere (ben biliyorum o duvarı) asardım…
yaşadığım hayatımın ve yaşamak istediğim hayatın resmini yapardım ve herkesten yaşanılmış ve yaşanılmamış hayat arasındaki 7 farkı bulmasını isterdim… ve “türk gençliği hitabesi” nin hatırlatılması için tüm genç arkadaşlarımın ülkemizde olanlara karşı böyle duyarsız kalmaması ve ayağa kalkması için bir çağrı yapardım kamuoyuna, sesimi duyurmak için… tüm fikirlerimi, planlarımı sunardım sunulması gerektiğini düşündüğüm yerlere… azrail in ölmeden önce son bir isteğin var mı diye sorunca (acaba sorar mııı? :) ), evet var ölmemek istiyorum demek isterdim… VS. VS. VS. diyeee gidiyor işte…. hiç bitmez yani hayatımın son gününün olduğunu düşünüp de o son günümde yapmak istediklerim…
28/10/08, 23:35‘Bugün hayatımın son günü olsaydı’ diye düşünmeden hayatımını sonlandırmak istedim bir yıl önce bugün. Geçen bir yılda bunun ne büyük bir hata olduğunu anladım. Yeni yeni hayatımı, kendimi yenilemeye başladım ki bu yazıyı okuduktan sonra daha çok eksiğim olduğunu anladım.
Şimdi düşünüyorum 6 Kasım 2007 hayatımın son günü olsa ne yapardım?
Ne yapmazdım demek daha mı doğru olur bilemiyorum. Gün başlamadan yok olmak istemezdim. Günümün hastanede bitmesini istemezdim. 24 saatimi uyuyarak geçirmek isterdim ki o günü yaşamak ismezdim.
Acaba hayatının son gününü hiç bir şey yapmadan geçirmek isteyebilir mi insan?
06/11/08, 22:41Bugün hayatımın son günü olsaydı, herkese sarılırdım ama şimdi neden yapmadığımı bilmiyorum.
Hep erteliyoruz sonsuza dek yaşayacakmışız gibi. Neden birinden hoşlandığımızda yarın söylerim diyoruz ya da doğru zamanı bekliyorum falan diyoruz, neden dünyanın son günüymüş gibi söylemiyoruz, en azından rahatlarız.
Ben son günümde olsaydım herkese onu sevdiğimi söylerdim (tabi o kargaşada onları bulabilirsem).
30/11/08, 23:38bir gun cok az degil mi Cin’e bile gidemem bu kadar az zamanda. Cin cunku oraya gitmek isterdim neyse o zaman sunu yapardim:
bir dus alirdim makyaj yapar ve guzel giyinirdim once cenazemin nasil yapilmasini istedigim bir mektup yazardim sonra uzaktaki sevdiklerimi arar konusurdum… onlara hala vakitleri varken hayallerinden vazgecmemelerini ve cevresindekiler ne derse desin kendi hayatlarini baskasinin yonlendirmesine izin vermemelerini anlatirdim… bir gun sonra olum haberimi alacaklari icin bu sozlerim onlar icin cok degerli olacaktir ve hic unutmayacaklardir…
yani insanlarin yureklerindeki belki de terkedilmis o butun hayallerin farkindaligina varmalarini saglayabilirsem ya da onlara tekrar yola cikma cesaretini kazandirirsam olumum bu dunyada yaptigim en iyi sey olur… tabi sonra da en iyi dostlarimla bir bara gider yer icer ve dans ederdim kerkesin beni guzel hayat dolu ve genc hatirlamasi ne guzel olurdu…
ne yazik ki ne zaman olecegimizi bilemiyoruz ve sonsuza dek yasayacakmisiz gibi mutluluklari hep erteliyoruz…
02/12/08, 07:14yarın ölecekmiş gibi yaşamak. ben çok düşündüm bu konuyu ve işin içinden çıkamadım. söylemde kolay oluyor ama gerçek hayat çok acımasız ve vahşi ayrıca gerçek, somut, gözle görülür, elle dokunalabilir.
kişisel gelişimle ilgili de çok şey okudum. hayatımda da tatbik ettim ve çevremde sanırım benim kadar tırmalayan bir şeyler yapmak için girişimlerde bulunan pek kimseye rastlamadım. ama inanın bir gerçek var, olmayınca olmuyor.
bir güç var ve siz ne yaparsanız yapın ne kadar denetlerseniz denetleyin, vay efendim adım adım başarı basamaklarını çıkmak lazım deyin, ne derseniz deyin olmayınca olmuyor. çevremde çok fikir üretmeyip çok iyi yaşamı olan insanlar var. tanıdığım insanlarla da bu konuyu tartışıyorum. onlar da onaylıyorlar.
bazı insanlar diğerlerine göre daha şanslı, başarı denen şey bence yaratıcının verdiği bir ödül ya da ceza, çünkü bazen verilen iyi görünse de başa bela da olabiliyor. hayatım boyunca kariyer için çabaladım. iyi bir eğitim aldım. 12 yıl Türkiye’de kendi alanında en büyük kurumsal firmalarda çalıştım. sonuç 0.
başarmak için tüm hayatınızı koyarsınız ortaya, eşiniz ve çocuklarınız bile daha sonra gelir o totem yaptığınız işinden. işinizi kaybetmekten korkarsınız, bazen iş arkadaşlarınızla bile ters düşersiniz. ölümüne bir savaştır. akşam eve geldiğinizde tüm enerjiniz tükenmiş, yaralar almış gladyatör gibi atarsınız kanepeye kendinizi. bu mücadele o kadar çetindir ki ve başarmak başarısız olmamak o kadar önemlidir ki, sonunda kendi hayatınıza son verecek kadar… evet yanlış duymadınız kendi hayatınıza son verecek kadar.
iş arkadaşım intihar etti. sonunda savaşmaktan yoruldu. savaşa son verdi.
savaşamayın, mukavemet göstermeyin hayata ve insanlara karşı aldırış etmeyin, sadece yaşayın. yaratıcı hepinize ne verdiyse ona şükredin. mutluluk, başarı bir yerlerde değil; içimizde, kendimizde, sahip olduklarımızda; sahip olmak istediklerimizde değil….
12/12/08, 13:01önsözde yazarın bahsettiği steve jobs ve bir çok yazarın kendini geliştirmekle ilgili yazılarını okumuştum. bundan 10 yıl önce erkek kardeşim (benden 7 yaş küçük) tüm derslerinde başarısız ve devamsızlıktan dolayı okuldan atılmıştı. iş seyahatinden dönmüştüm. annem ben konuşuyorum dinlemiyor, seni dinler konuş onunla dedi.
odasına girdiğimde karşımda bir enkaz vardı. daha hayatın başında pes etmiş boşvermiş tv izliyordu. olaya el koydum ağabey güdüsüyle. tv yi kapadım acil konuşmamız gerektiğini durumun vehametini ortaya koydum. böyle devam ederse gelecekte olacakları anlattım. korktu ve dinlemeye başladı. bir kağıt alıp gelmesini söyledim. bir öğrenci edasıyla beni dinliyordu.
kağıdın en sütüne başlık atmasını istedim hayatta yapmak istediklerim diye büyük puntalı bir başlık attı. ona hayattan tüm beklentilerini isteklerini ama her nolursa yapmak istediklerini yazdırdım. daha sonra yazarın da önsözde bahsettiği gibi 6 ay ömrün kalsaydı neler yapardın diye başka bir başlık attırdım. iki sayfayı da doldurmuştu. kendisine yaptığım kahveyi yudumlarken artık gözleri başka türlü bakıyor meraklı ve heyecanlıydı.
kardeşim beni örnek seçmişti. sonra neden bilinmez yapamayacağı kaygısına düşüp pes etmişti. bu konuşmaya ona hayat öpücüğü gibi gelmişti, hayata geri döndü. yaptığı iki listeden vazgeçemeyeceklerini seçmesi için ona zaman verdim. sonucu çok merak ediyordu. bu merakın onu canlı tutacağını farkedip ona zaman verdim. işten geldiğimde beni bekliyordu.” abi listemi yaptım” dedi.
birinci liste hayatta yapmak istedikleri, ikinci liste 6 ay ömrü kalsa yapacaklarıydı. iki liste birleştiğinde ortaya onun hayatı çıktı. işte bu senin hayatın dedim. listedeki başlıkları programlamaya başladık. okulu nasıl bitireceğinden varın da nasıl evleneceğine ve nasıl kariyer yapacağına kadar bunu yazıya döktü. çok heyecanlıydı. hayata yeniden sarılmıştı.
artık hayatla nasıl mücadele edeceğini gösteren taaruz planı önündeydi. onu dolabına yapıştırmasını istedim. ayrıca büyük başlıklarla TEK UMUDUM KENDİMDE terentius i.ö. 312 yazmasını istedim.
aradan 10 yıl geçti. kardeşim istediği herşeye sahip oldu. 27 yaşında çok iyi bir kariyer sahibi evli 2 dairesi var. çok güzel bir yaşamı var, geçenlerde eşine araba bile aldı. bir gün beni yemeğe davet etti. eşlerimizle yemek yiyip sohbet ediyorduk. ayağa kalktı ve “beni var eden adama içmek istiyorum” dedi. herşeyi anlattı. çok gururlanmıştım. ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.
ama bu çok uzun sürmedi. kardeşim sahip olduklarının değil, daha fazla olmak istediklerinin peşine düştü. aileden kimseyle görüşmüyor. kazanma hırsı hastalığına yakalandı. bu arada beni de unuttu. aramıyor bile bayram olmasına rağmen.
onun için çok üzülüyorum. inşallah bu hırs intihar eden iş arkadaşım gibi kardeşimi de öldürmez. buradan haykırıyorum kardeşime; uyaaaan. sahip olduklarımızda mutluluk. herşeyi kaybetmeden vazgeç bu hırstan. sahip olmak istediklerinin ardından koşarak herkesi ve herşeyi silip atma, uyannnnnnnnnn.
12/12/08, 14:00Biliyor musunuz daha 22 yaşındayım. 16 yaşında lise bitti. bir sene ara vermek zorunda kaldım. Kazanamıyordum ve çünkü bir kızı çoookk seviyordum, platoniktim. Biliyorum saçma geliyordu insanlar’a ama benim hoşuma gidiyordu. Heyecanlanıyordum. Tabiki böyle devam ederken. Dershane yolları sabah bulanık. Akşamları evi bulamama, balkonda sabahlamalar (walidenin ewe almaması) bir ton sorunlardan sonra 17 yaşında sınavsız geçişle bir üniversiteye başladım.
Gün geldi içime dert olmaya başladı. Burdur’dan kalkıp İstanbul’a gidip Koç Üniversitesi yollarında o bölümün takıldığı yerlerde dört dönüp bir kere bile görmek istiyordum. Olmadı göremedim. 1 sene geçti göremedim.
“Bir gün dedim ki kendi kendime + Sen Nasıl unutursun memet?
Cevap Hazır Ancak Ölüm unutturur o da gönlüm rahat olacak diye.. ”
Biliyorum bu yaşananlar uzun soluklu ve belki de boş gelecek şeyler ama ben tam 4 sene bunu içimde yaşadım. O sorunun cevabı hoşuma gitti. Aldım elime şarabı içtim içtim içtim. Sonra gittim bi yere ağladım sabah’a kadar o öldü dedim. O öldü. O artık hayatta değil.
Ve en sonunda kendimi inandırdım. Ben bunu inandırana kadar 2 sene de öylesine geçivermişti okul sıralarında. MYO bu başka bir şeye benzemez. Bir ton ders kaldığını ikinci sınıfın sonunda gördüğüm transkripte farkettim. Ama içim rahattı artık sadece okulumu düşünüyordum. 17 ders ): Veremessin dediler veririm dedim. Veremessin dediler veririm ben bu dersleri dedim. 17 dersi de 3 sınıfta verdim. 1 sene de bir sene kayıpla bitirdim. Şimdi üstünden 2 sene daha geçti memleketimdeyim İzmir’de.
Şimdi 5- 6 sene önce o sarhoş pervane şekilde dolasan ben, onu tekrar karşımda tekrar görünce. Ne kadar vahim ve ne kadar büyük bir kötülük yaptığımı hissettim kendime.
Belki iyi yaptım belki kötü yaptım ama onun yüzünden şimdiki çalışmalarımda büyük sorunlar yaşıyorum. Herkes para diler, uzun soluklu aşk ister, ben bir saat bir günlük sevgi istiyorum. Elini tutmak gözlerinin içine en derine bakmak istiyorum. Kordon’da körfezi izlemek. Beraber kumru yemek… Onun yokluğunda beni esir alan sigara’yı onunla bırakmak istiyorum. Ben sadece bir gün istiyorum.
Son 24 Saatim Olsa ben o son 24 saati onunla beraber geçirmek istiyorum.
14/12/08, 01:55sevgili tunç !!!!!!!!
yine yaptın!!!!!!!
bu her gece kendime uykuya dalmadan önce sorduğum bir soru… ( ya!!!! ya yarın uyanamazsam neyi eksik yaptım ya da neyi yapmak istemeden yaptım bugün???)
herşey zorunluluklardan çıkıyor ve utançlardan, ya ben bunu yapmazsam kabul görürmüyümü sormaktan çıkıyor… hala birçok şeyi yapmak istemiyorum ama yapıyorum bunu itiraf etmeliyim. sadce yapmak istediklerimi bol bol yapmaya başladım bunun yanında sanırım yapmak istemediklerimin sayısı sabit kalsa da yapmak istediklerimin oranını çoğalttım ama gene de mutlu olamıyorum…
mutlu olmak değil mi en başta en çok hayatımıza eklemek istediğimiz huzurlu olmak ya da kalp ağrısı çekmeden bir günü daha çıkarmak hayatımızdan…. günlerimız azaldıkça mı hatırlıyoruz neler yapmaktan neler uğruna vazgeçiyoruz ve neler uğruna mutlak mutluluğu ıskalıyoruz…
bilemiyorum bunları bilemiyorum ama her gün aynı monoton hayata uyanıyorum tek elle tutulur sey, istese kalbimi söküp vereceğim yiğenim BARIŞ… her fırsatta öğle yemeklerinde ona kaçışım mesela mutlu olmak için hayatıma eklediğim en önemli sey. işim?? işimi de çok seviyorum ama genede bir sahil kasabasında günleri devirmek çok daha huzurlu geliyor kulağıma ne biliyim offffffff çözemiyorum o kadar çok şey var ki yapmak istediğim neresinden başlamalı bulamıyorum bulamıyorum bulamıyorum…
mesela dünyayı dolaşmak istiyorum ama çocuk sahibi olup onun hergün değişimini seyretmekte yani anne olmakta. benim yaşlarımda bir insanın dünyayı dolaşması kaç yılını alır ve bu yıllar geri donduğumde hayatımdan ne kadar almış olur ya da katmış olur diğer istedklerime geç kalmış olur muyum bilemiyorum !!! acaba ufak isteklerimi mi eklemeliyim hayatıma yavaş yavaş ve sırayla gene bilemiyorummm….
bu çözümsüzlük beni neye çevirir acaba uzun vadede? (geceleri çok mu düşünüyorum acaba :))
14/12/08, 23:50Bugun hayatimin son gunu olsaydi….??? Dusunemiyorum, cok korkuyorum olumden. Oturup aglardim yine… Ah benden adam olmaz.. Ilk ucakla canim annemin omuzlarinda aglamak icin Turkiye’ye donerdim… Lutfen benim hayatimin son gunu olmasin, huzun yazmayin..
28/12/08, 05:38okudum okudum okudum arada atladıklarım oldu. yine okudum okudum. ama bir tane sevişmek isteyene rastlamadım. İNANAMIYORUM.
Gerçekten son günüm O gün olsa (zaten şimdiye kadar insanlara hep istediğim gibi davrandım. onlara sevdiğimi de söyledim, sevmediğim yönlerini de. hep kalpten hep içten konuştum. uzatamayacağım daha fazla… kendimi tanıyor ve çooook seviyorum vs vs vs..)
Beni sevdiğine beni inandırmış hissettirmiş ve benim sevdiğim tutkulu bir adam O gün varolmuşsa eğer başta yazdığım şekilde o günü geçirmek isterdim…
20/02/09, 15:5019 şubat gecesi saat 10:30′da teyzemi kaybettim. Ne kadar acı bir duyguymuş insanın çok sevdiği birini toprağın altına göndermesi… İnanılmaz içim sızladı, sızlıyor.. Gözümün önünden gitmiyor o görüntü. İnsanoğlu ne kadar çaresiz aslında. İnsan kendisinin bunu hiç yaşamayacağını düşünüyor. Daha doğrusu sanırım böyle düşünmek istiyor.
Keşke ona sevdiğimi söyleyebilseydim dedim, tüm bu satırları okurken. Çünkü teyzemi çok sevdiğimi onu toprağın altına yerleştirirlerken söyledim:( İnsan o gün hiç gelmeyecek sanıyormuş… Benim teyzem çok özel bir insandı. Çok zor olsa da dolu dolu çok güzel bir hayat yaşadı. Kimse bilmiyor değil mi sevdiği insanlardan başka. Onlar da bir süre sonra unutuyor olacak. Hayatın doğal süreci böyle galiba…
Tüm yazıları okurken şöyle hissettim:
Hepimiz korkuyoruz. Ölümden, başarızılıktan, sevilmemekten, parasızlıktan.. vs bir sürü korku. Korkularını yenen sivriliyor hayatta bence de.. Ancak çok kritik bir nokta da var diye düşünüyorum. Tanrıdan doğru istediyse almak istediğini ve verecekse tanrı ona, yürüyor insanoğlu. Doğru isteyelim ve dileyelim ki tanrı gönlümüze versin, gönülümüz büyüklüğünde isteklerimizi.
Bugün son günüm olsaydı diye düşününce korkuyorum çünkü kendi bedenimde hapsolmuş korkularımla yaşıyorum. Pek çok başarı, güzel şey var ama bir de kocaman bir eksik.. Dilerdim ki tanrıdan korkularımdan kurtulayım. O zaman biliyorum ki hayat istediklerini veriyor insana…
Sevgilerimle.
23/02/09, 00:49Başkalarının istediği hayatları yaşıyoruz malesef. ya da yaşam olmasını gerektirdiği (ama senin gönlünde olmayan) şekle bürüyor sen farkında olmadan.
Aslında yazında sorduğun bu soruyu kendime zaman zaman soruyorum. ve düşünmeye başlayınca türlü türlü sebepler geliyor aklıma ve düşünmeyi bırakıyorum. yapacak bişey yok. arada kalmış hissediyorum kendimi sıkışmış.. birçok insan böyle yaşıyor. mecbur oldukları yaşıyor..
sanırım ucu biraz da para kazanma mecburiyetine dayanıyor diye düşünüyorum. insanların yaşamak için para kazanma gereksimleri onların başka şeyler yapmasına engel oluyor ve bir yere sabitliyiveriyor. hareket etme düşünme özgüelüğünü alıyor senden. yani en azından benim için öyle. eğer para denen şey olmasaydı hayatta. ya da beim para kazanmak için istemediğim işlerde ve konumlarada olmak zorunda olmasaydım ne yapardım diye kendime sorduğumda hayalgücüm filizleniyor. birçok şey üşüşüveriyor aklıma..
bir düşünsenize para denen illet olmasaydı. onun peşinde koşmasaydık neyin peşinde koşardık. hangi hayallerimizin peşinde olurduk, neler yapardık kimbilir?
06/03/09, 16:51en büyük ideallerinizden biri demek ki kişisel koçluk…. tam da benim ihtiyacım olduğu dönemde sayfanızı keşfettim ve okudukça okudum… kah ağlayarak, kah gülümseyerek ama çok çok mutlu olarak okudum…
Takdirlerin en büyüğü benden size nacizane…
26/03/09, 18:27Bazen insan düşünmüyo da değil “öldükten sonra ne olacak”diye. Benden size bir tavsiye bir saat sonra ölecekseniz bile o bir saatinizin tadını çıkarın, önünüzde koca bir ömür varmışçasına. Hayatınızın tadını çıkarın ne olursa olsun önünüze bakın, sakın “Hatamı yaptım “diyip arkanıza bakıp durmayın, yürüyün. Su gibi akıp geçiyo hayat.
Ne olursa olsun dimdik yürüyün sanki hayata kafa tutarcasına. Bunu aklınızdan çıkarmayın ne olursa olsun öleceğiz. Ne olur benim için yaşayın, ne olur sevdikleriniz için yaşayın, ne olur kendiniz için yaşayın hayatı doyasıya. Ben beceremedim bu genç yaşımda mutlu olmayı siz mutlu olun. Takmayın kafanıza hiç bir sorunu. Zevk alarak içtiğiniz bir şarap gibi için hayatı. Çocuklarınızın çocuklarını görün hatta onların çocuklarını. Ama pişmanlıklarla dolu bir hayatı geride bırakarak değil.
Her anını zevk alarak yaşadığınız bir hayatı geride bırakarak ” Bir daha yaşasaydim yine aynı zevkle, aynı hatalarla, aynı aşklarla yaşardım hayatımı”diyerek gözlerinizi yumun bu kısacık ama tatlı hayata.
Unutmayın hayat sandığımızdan da kısa…
28/03/09, 16:49param varmış gibi davranıp küçük bir ofis açıp, yazar, çizer, okur üreten, yaratan, gülen, güldüren arkadaşlarımı ofise toplar, gönlümce istediğim şeyleri üreterek mutlulukla çalışırdım. sonra tayland’a gider birami kapıp hamakta keyif yapardım müzik eşliğinde :)
31/03/09, 00:01son 2 aydir bunu daha fazla dusunmustum,
ve bir gun cocuklarimi emanet edecegim kimseyi dusunmedigim aklima geldi, maddi olarak degil bir sekilde buyurler, meslek edinirler annesiz babasiz ama, gecmisleri, anneleriyle ilgili bir sey ogrenmek istedikleri zaman onlara kim yardimci olacakti, ya da kim manevi olarak yanlarinda bulunacakti, bunun icin kafamda birbirinden farkli benim kisiligimden farkli ama beni taniyan 3 kisi sectim, onlara e-posta ile ilgili bilgi ve sorumluluk atadim. onlar da bana arkadas sozu verdiler.. once sasirdilar sanki intehar edecegimi falan dusunduler ama ben nedenini soyledim..
bu herhalde hayatimda yaptigim en mantikli isti, sonra icim rahatladi, bu dusunce beni mutsuz ya da huzursuz hissettirmedi cunku emanet icin sectigim kisiler gercekten cocuklarimla manevi olarak ilgilenebilecek kisilerdi..
yarin olsem, donup oyle boyle gene de iyi yasamisim derim :) ve bundan sonra da yasadigim her gunun degerini bilirim.. daha yaratici, paylasimci olmaya calisirim:)
31/03/09, 04:09bugün, o gün olsaydı, o an gelene kadar djembe çalardım. en keyifli ritimleri ve hiç durmaksızın. en sıkıntılı anımda çıktınız karşıma, neden görmemişim bilmem. hoşuma gitti. keyifle kalın
22/05/09, 13:03abi ufkunu ve kendını asmıs harıka bırı oldugunu dusundugumu belırtmeden gecmek ıstemedım. gecenlerde cok canım sıkıldı kigem dıye bı sıte var orada basarı hıkayelerını okurken hayat hıkayemı yazasım geldı. bılgısayarıma yazdım. senınle de paylasmak ısterım. yazdıklarını okuyunca soyle bı dusundum. benden cok ıyı bır sunucu olurdu sanıyorum, dıksıyonum ve konusma becerım cok ıyı. kendımı yaratıcılıgımı gelıstırmeyı ben de cok ısterdım ama kırsehırde yasıyorum ve burada kendını ıspat edıcek veya yetıstırecek bıseyler yok veya ımkanlar cok kısıtlı. hikayemı senınle paylasmak ısterım ılgını cekerse. basarı dolu bı hayat yolculugun olmus zannımca ve bu paylasımlarından dolayı senı tebrık edıyorum. mutlu kal arada bı zıyaret edıcem senı.. kahve ıcmeyıde cok ısterdım.
01/08/09, 01:09ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim
olur ya kalp durur akıl unutur
ben dostlarımı ruhumla severim
o ne durur ne unutur
son günümü dostlarımla geçiririm. belkide gidişimi görmemeleri için onlardan kaçarak geçiririm ama sonuçta dostlarımdır aklımda olan tek şey ayrılıktır…
25/09/09, 14:42sevgiler
hiç ölmeyecek gibi dünyaya çalışmak, yarın ölecekmiş gibi ahire için çalışmak. bir terazinin iki kefesine bunları koyup bu teraziyi dengede tutabilmek… denge her zaman huzurdur.
son günüm olacak günde terazimin kefelerinde bu değerlerin olmasını ve o kefeleri dengede görmeyi isterdim. bugün son günüm olsa diye düşündüğümde ise terazinin dengede olmadığını hissediyorum.
isteyen herkesin o dengeyi tutturabilmesi dileğiyle..
27/09/09, 00:10Bugün hayatımın son günü olsa heralde, herşeyi boşverip, kimseyi takmayıp, Trabzon’a, benim için aşırı derecede önemli olan bir insanın kollarında ölmeye giderdim! Bunca zaman bunu, ölmeyecek olsamda, neden yapmadığımı düşünüyorum şu an :( Ve en kısa zamanda Tranbona gideceğim, söz verdim kendime :)
15/11/09, 13:45hergün böyle düşnürsen içinde hiç bir şey kalmaz yapmak isteyip de yapamadığın bir şey olmaz çünkü :))
mesela sevip de söylemeye cesaret edemediğin biri varsa söylersin sonucu iyi ya da kötü bunu düşünmeden.. çok gitmek istediğin bir yer var ama ailen izin vermiyor, bunu da düşünmezsin gidersin istediğin yere, görürsün tüm gitmek istediğin yerleri yaşarsın istediğin gibi, istediğin kişiyle:))..
bunu düşünmek bile insanın içine bir huzur veriyor.. almak istediğin bir şey var paran yok, bir şekilde bulursun çalarsın borç alırsın sonucunun ne olacağını düşünmezsin bunu yaparken, sadece anın tadını çıkarırsın, anın tadını çıkarmalısın da zaten..
”neyi yaşamak istiyorsan onu yaşa” nietzche
05/01/10, 20:22[...] Atölyesi’nde Tunç Kılınç bahsetmiş Bugün Hayatımızın Son Günü Olsaydı diyerekten, hayatın kısa ve o kısalığına rağmen hayatı nasıl farkında olmadan [...]
[...] Atölyesi’nde Tunç Kılınç bahsetmiş Bugün Hayatımızın Son Günü Olsaydı diyerekten, hayatın kısa ve o kısalığına rağmen hayatı nasıl farkında olmadan [...]
[...] Bugünü son günümüzmüş gibi yaşarsak ufak şeyler dert olmaz. Bir yıl sonra bunlar bize zaten önemsiz gelecek. [...]
[...] Blogları elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum; bu sıralar Türkçe bloglarda okuduğum en anlamlı yazılardan biri, Fikir Atölyesi’nden Tunç Kılınç’a ait: Bugün Hayatınızın Son Günü Olsaydı… [...]
[...] Bu listeyi yaparken bile heyecan duydum, zorlansam da zaman zaman… Kaç tanesi bakalım gerçek olabilecek. Eksik kalacağı kesin ama sorun değil. Önemli olan yaşadığımız anın kıymetini bilmek değil mi?
Siz de paylaşmak isterseniz eğer “nefes kesecek anlarınızın” neler olmasını istediğinizi, buyrun. [...]
[...] Bugün Hayatınızın Son Günü Olsaydı… | Fikir Atölyesi. Gazetecilik bir diğeri. Fikir Atölyesi’ndeki yazılar ve sizlerden gelen. Çok güzel bir yazı olmuş ve o kadar benzer düşünceler paylaşıyorum ki sizinle. [...]
[...] Kaç tanesi bakalım gerçek olabilecek. Eksik kalacağı kesin ama sorun değil. Önemli olan yaşadığımız anın kıymetini bilmek değil [...]
[...] için Fikir Atölyesi’ni de saatlerce inceledim. Anlamlı olduğu kadar düşündürücü bir yazıda buldum ve hemen paylaşmak istedim: Bakın şöyle bir yakın çevrenize, sonra da kendinize. Ne [...]